• İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C

İsmail Kıllıoğlu: Ucuz kan

İsmail Kıllıoğlu: Ucuz kan
Bugün dünyaya bakıldığında savaşların, katliamların, iç çatışmaların, toplumsal huzursuzlukların, gelir dağılımı adaletsizliklerinin, genel yoksulluklar ile aşırı israf ve lüksün karşıtlık içinde yarıştığı yer olarak İslam ülkeleri ilk sırada gelmektedir.

Birkaç on yıl öncesine kadar Afrika’da bazı ülkeler hatırı sayılır düzeyde ilk akla gelirdi. Latin Amerika’nın belli birkaç ülkesi gerilla savaşları yanında askeri darbeler ile dünya kamuoyunun gündemini işgal ederlerdi. Tarihe mal olmuş “Doğu Despotluğu” deyimini boşa çıkarmamak için bir iki ülkede örnekleri sergilenirdi. Bir ideolojik örnek olarak sunulmaya çalışılsa da Kuzey Kore, bir anlamda “Doğu Despotluğu”nun canlı örneği şeklinde görülebilir.

Nedenleri farklı olsa da, bugün, İslam ülkeleri dışında, dünya kamuoyunun gündemini savaşlarıyla, darbeleriyle, iç çatışmalarıyla, genel gelir dağılımı adaletsizlikleriyle ve yoksulluklarıyla işgal eden ülke nerdeyse yok denecek kadar azalmıştır. Kuşkusuz dünyamızda gelir seviyeleri çok yüksek olanlar da dâhil olmak üzere, küresel kapitalizmin nerdeyse seçeneksiz hale geldiği ya da getirildiği bir ortam söz konusudur ve bunun dışında başka seçeneklerin olabileceği ihtimali de bir hayli cılız görülmektedir. Sosyalizme belli noktalarda aşılanan kapitalist unsurlarla oluşturulan “sosyal politikalar”, birtakım sorunların üstesinden gelir gibi gözükse de, insan ve toplum düzeyinde sağlıklı bir dünyanın kurulabileceği umudunu tam olarak yerleştirmiş sayılamaz. Bununla birlikte, en azından savaşlara, darbelere, iç ve dış çatışmalara yol açan nedenleri tam olarak ortadan kaldırmasa bile, bir süreliğine öteleyebilmiştir, denebilir. Ancak, başat özelliği kimliksizliğe bürünmede ortaya çıkan kapitalizm, kendi istemlerine şimdilik ulaşabildiği ölçüde durumun devam etmesine desteğini esirgememektedir.

İslam ülkelerinin iç ve dış sorunlarla yakıcı bir şekilde boğuşmak durumunda kalması, nispi de olsa bir huzur ve güven ortamına kavuşamaması, kendine özgü olma konumundan çok, aksine bu konumun doğru dürüst işletilememesinden kaynaklanmaktadır, denebilir. Bunun birçok nedeni vardır. Sözgelimi dinin yorumunda dayanılan bilgi ve yöntem anlayışı, kendi içinde yenilenme imkânı bulamadığı için, ortaya çıkan zorunlu sorunları kavrama ve çözmede istenilen düzeyde gerçekleşememiştir. Bilgi ve yöntemdeki bu tür tıkanıklıklar, bir süre sonra bizzat kendisi sorun haline gelmiş, dinin ilkelerini de adeta sınırlandırmıştır. Giderek bunları tarihsel bir kimlik ve niteliğe büründürmüştür. Bir açıdan ortaya çıkışı, mahiyeti gereği doğal sayılması gereken “iktidar mücadelesi”, bilgi ve yöntem uyumsuzluğu sonucunda dinin özüne atfedilmek suretiyle çözümlenmeye çalışılmış, tarihi birtakım olaylar da taraf olmanın gerekçesi haline getirilmiştir. Mesela, Muaviye uygulamalarıyla başlayan süreç Yezid’in yönetim ve kimliğinde İslam öncesi anlayışın hâkimiyet ve etkinlik kurulmasına yol açmıştır. Kerbela Olayı bunun dönüm noktasını oluşturmuştur. Gerçi sonraki dönemlerde bu gelişmelerin daha yıkıcı hale gelmesi nispeten önlenmiş görünmekle birlikte, açılan rahne sürüp gitmiştir.

Devamı: https://www.milligazete.com.tr/makale/3152290/ismail-killioglu/ucuz-kan

Bu haber toplam 68 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim