• İstanbul 14 °C
  • Ankara -1 °C

İstanbul'u Ankara fethetti

İstanbul'u Ankara fethetti
Ankaralı arkadaşımız K. Bahaeddin Carda, D. Mehmet Doğan ile yozlaşan Ankara kültürünü ve yeni kitabı Ömrüm Ankara’yı konuştu.

K. BAHAEDDİN CARDA / ANKARA  

ANKARA’YA yapılan haksızlığı telafi etmek, Ankara’nın ihmal edilmiş öneminin altını çizmek için Ömrüm Ankara’yı kaleme aldığını ifade eden D. Mehmet Doğan’dan çarpıcı tespit: “İstanbul’un fethi Ankara merkezli bir düşüncenin ürünüdür. Genç sultan Mehmed’i ve halkı İstanbul’un fethine hazırlayan Ankara merkezli Bayramiliktir.”

Ankara’ya nasıl haksızlık edildiğini, 'mabetsiz şehir' projesini, modernleşme ve şehir ekseninde Ankara kültürünü ve son kitabı 'Ömrüm Ankara’yı Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı ve yazarımız D. Mehmet Doğan ile konuştuk:

EN BÜYÜK HAKSIZLIK ANKARA’YA

Yeni kitabınızın adı neden Ömrüm Ankara? Ömrüm Ankara’dan kasıt nedir?

Ankaralıyım ve Ömrüm Ankara’da geçti... Ankara ile ilgili yaşanmışlıktan kaynaklanan bilgilere, hassasiyetlere sahibim. Kale dibindeki Ulus İlkokulu’nda, daha sonra Cebeci Ortaokulu’nda ve Gazi Lisesi’nde okudum. Bütün bu mektepler eski Ankara sınırları içindedir. Ankara kültürünü teneffüs ederek büyüdüm ve bu konuda araştırmalarım oldu; bir hayli yazı yayınladım. Bunları bir araya getirip yeni yazılarla Ankara’ya yapılan haksızlığı telafi etmek istedim.

 Nasıl bir haksızlık?

Şehirler içinde en büyük haksızlık Ankara’ya yapılmıştır. 1920’lerde Ankara’nın 30-40 bin nüfuslu önemsiz bir şehir, küçük bir kasaba olduğu iddia edilmiştir. Halbuki 1920 yılında İstanbul istisna olmak kaydıyla Türkiye’de kaç tane 40 bin nüfuslu şehir vardı, bu hesaba katılmıyor. İzmir ve Bursa dışında bu nüfusa sahip şehir bulmak zor. Ankara’nın ihmal edilmiş bir önemi var. Bu önemin altını çizmek için Ömrüm Ankara’yı yayınladım.

MABETSİZ BAŞKENT PROJESİ

 Bu önem neden görmezden gelindi?

Çünkü Cumhuriyetçiler kendi büyüklüklerini anlatmak için Ankara’yı kullandılar, Ankara’yı küçülttüler, hatta yok saydılar. Ankara’yı başkent yaptılar fakat başkentin gerçek Ankara olmasını istemediler. “Gerçek Ankara bir kenarda dursun, biz kendi başkentimizi kuralım” dediler. Milli Mücadele’nin maneviyatlı Ankara'sını bir kenara ittiler. Yani gerçek Ankara kültürünün olmadığı, mabetsiz bir başkent istediler. Bizim itirazımız bu kitapla kamuoyuna sunuluyor.

 Ankara kültürünün yok ediliş süreci nasıl başladı?

Aslında Ankara’nın derin ve zengin bir  kültürü var. Çünkü Ankara Anadolu’nun ortasında, bütün ulaşım noktalarının kesiştiği, kendine has ekonomisi olan bir şehirdi. Bütün dünyada “Angora” denilen tiftik keçisinin yününden elde edilen ürünlerle ayakta duran bir şehir. Ankara Romalılar döneminde Anadolu’nun yönetim merkezi, Selçuklular zamanında şehzadelerin oturduğu şehir, Osmanlı döneminde Anadolu Beylerbeyilik merkezi, Cumhuriyet’e yakın dönemde Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Çorum ve Sivrihisar sancaklarını bünyesinde barındıran Orta Anadolu’nun geniş bir vilayeti idi.

‘YOKTAN VAR EDİLEN ŞEHİR’

- Milli Mücadele için merkez olarak Ankara seçiliyor. Daha sonra Milli Mücadele’nin fikir zemini ile Cumhuriyet’in fikir zemini arasındaki farklılıktan dolayı Ankara başkent seçildikten sonra yeni bir Ankara kuruluyor. Yeni Ankara’yı kuranlar eski Ankara’yı adeta saf dışı ediyorlar. Eski Ankara kültüründen hiçbir şeyi yeni Ankara’ya taşımak istemiyorlar. O zaman Ankara için ‘yoktan var edilen şehir’ deniliyor.

Ankara Ankara güzel Ankara /Senden yardım umar her düşen dara

Bu mısra işte o marşta geçiyor: Yoktan var edilen ilk şehir sensin!

YENİ ANKARA’DA TEK BİR CAMİ İSTEMİYORLAR

- Eski Ankara’da yüzden fazla cami var, fakat yeni Ankara’ya bir tane bile cami yapmak istemiyorlar ve yapmıyorlar. (Vatikan elçiliği olduğu için kilise var!) Bu yüzden Ankara ‘mabetsiz şehir’ olarak biliniyor. Dolayısıyla Ankara kültürü reddediliyor, önemsizleştiriliyor ve unutuluyor. Ayrıca Ankara çok göç alan bir şehir olduğu için yeni gelenler kendi kültürüyle geliyor ve Ankara kültürü arka plana itiliyor.

OYUNLARINI HERKES OYNAYAMAZ

 Ankara’yı medyada yansıtıldığı gibi oyun havalarıyla seviyesizliğin, yozlaşmanın başkenti olarak göstermek doğru mu?

Aslında Ankara’nın kendine has zengin bir edebiyatı, musikisi, folkloru var. Bir Ankara havası dinlediğiniz zaman bunun tarih içinden süzülmüş klasik bir musiki parçası olduğunu düşünürsünüz. Bir Ankara oyunu seyrettiğiniz zaman bunun hoplama, zıplama şeklinde olmayan ağır, oturaklı ve büyüklerin önünde icra edilen silsile içinde devam ede gelmiş bir kültürün ürünü olduğunu hissedersiniz. Ankara havalarını herkes çalamaz, oyunlarını herkes oynayamaz. Folklor ekiplerinin hiçbirinde Ankara bölümü yoktur. Şu an piyasada dolaştırılan Ankara havaları ve oyunları ile bu söylediklerimizin de alakası yoktur.

 Peki, bu nereden çıktı? Ankara’nın suçu ne?

Ankara kültürünü yalan yanlış öğrenenler oyunlarını daha hızlı, hareketli hale getirdiler; süfli bir cinsellik kattılar. Zaten derinlemesine bilgi edinilecek kaynaklar da yok. Dolayısıyla kulaktan kapma bir Ankara kültürü ve müziği icat ettiler. Bu, bugünkü dönemin delikanlılık havalarından oluşmuş, gerçek Ankara kültürü ile alakası olmayan, Ankara ile irtibatı sadece isimden kaynaklanan, cismen ve ruh olarak Ankara kültürü ile irtibatsız bir müzik ve daha ötesi yoz bir anlayıştır.

 Yerel yönetimlerin Ankara kültürüne bir katkısı var mı? Yoksa zararı mı var?

İstisnalar olmakla birlikte başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere Ankara belediyelerinin kültürel alakaları çok zayıf. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin uydur kaydır şeyler dışında ciddiye alınacak şekilde kültür ile bir alakası yok. Belediyeler Ankara kültürü, müziği, oyunları ile ilgili bir merkez oluştursa çok faydalı olurdu, fakat böyle bir düşünce zemini yok. Ankara’da Ankara kültürü ile ilgili bir kaç vakıf, dernek var. Bunların bir kısmı CHP zihniyetine yakın ve Cumhuriyet ideolojisiyle Ankara’yı iç içe geçirmişler.

25 YIL ÖNCE PROJELER HAZIRLADIK

 Hacı Bayram ve Hacettepe civarında yapılan restorasyon çalışmaları doğru ve yeterli mi?

Ankara şehir restorasyonunda en geç kalmış şehirdir. Geçmişte kale içi ve civarı ile içinde İstiklal Marşı’nın yazıldığı Taceddin Dergahı’nın bulunduğu Hacettepe için biz büyük mücadele verdik. 25 yıl önce bölgedeki tarihi yapılar onarılsın ve kültür kuruluşlarına verilsin, burası bir kültür muhiti haline gelsin diye projeler hazırlayıp zamanın yöneticilerine verdik. Fakat ancak 10 yıl önce bu konuda adımlar atılmaya başlandı, yapıların bir kısmı aslına yakın restore edilerek, benzer yapılar ilave edilerek bölgede bir hava oluşturuldu. Yani Taceddin Dergâhı, Mehmet Âkif sayesinde o bölge kurtarıldı.

BİR TEŞEKKÜR BİLE ETMEDİ

Bunun projesi bizim, parası devletin, namı ise şu andaki Belediye Başkanı'nın! Belediye Başkanı bunun için bize bir kuru teşekkür bile etmedi.  Göğsünü gere gere ‘Bu benim projemdir’ diyebiliyorsa gidip alnından öpeceğim. O öğrenci iken, kaymakamlıklarda dolaşırken, bu proje ortaya konulmuştu. Bunu bilen biliyor. Belediye, bilinen bilinmeyen, var olan olmayan bir sürü kuruluşa orada binalar bahşetti. Ama Yazarlar Birliği’nin hiç adı geçmez. En önce Yazarlar Birliği’ne bir yer vermesi lazımdı. Bu başkanın aklından dahi geçmedi.

YETERLİ DEĞİL

Melih Gökçek ise daha geç kaldı. Ben Hacı Bayram ile ilgili ‘Mahzun Hacı Bayram’ diye bir yazı yazmak zorunda kaldım. Çünkü Hacı Bayram ve etrafı çökertilmiş, mezbeleliğe dönüşmüş, esrarkeşlerin, ayyaşların mekânı olmuştu. Hacı Bayram'a gitmeye utanıyordum. İşte o yazıdan beş altı ay sonra Hacı Bayram ile ilgili projeyi uygulamaya koymak zorunda kaldılar. Bu şekilde Hacı Bayram civarı iyi kötü toparlandı fakat o da yeterli değil. Yine adı sanı duyulmamış “sivil” kuruluşlara, çoğu boş duran binalar tahsis edildi!

İSTANBUL, ANKARA ELİYLE FETHEDİLDİ

 Hacı Bayram’ın tarihimiz ve Ankara için önemini biraz daha açar mısınız?

Hacı Bayram Orta Anadolu’da ortaya çıkmış, zor zamanlarda, Fetret devrinde, halkın maneviyatını tahkim etmiş tarihimiz açısından çok önemli bir şahsiyettir. Aslında İstanbul’un fethine giden süreci Hacı Bayram oluşturuyor. Diyebiliriz ki, İstanbul’un fethi Ankara merkezli bir düşüncenin ürünüdür. Çünkü İstanbul’un manevi fatihi olarak bilinen Akşemseddin, Hacı Bayram’ın müridi, halifesidir. Başka hiçbir yerde “manevi fatih” diye bir kavram geçmez, sadece İstanbul’un Fethi söz konosu olduğunda “manevi fatih” vardır, onun sebebi de budur. Bu Hacı Bayram’ın tasarladığı, halifesine emanet ettiği, onun da fetih hocalığı yaptığı bir harekettir. İstanbul’un fethi düşüncesi Ankara’da pişirildi, İstanbul’da yürürlüğe konuldu. İstanbul’un fethinde Ankara’nın ihmal edilmiş büyük rolü vardır. Fatih sadece Bayramileri İstanbul’un fethine çağırmıştır. 60 ila 80 bin civarındaki ordunun 20 binini Bayramiler oluşturuyordu. Bunların bir kısmı fiilen savaştılar bir kısmı da askerin maneviyatını güçlendirdi. Bu yüzden “İstanbul, Ankara eliyle fethedildi” desek yanlış olmaz.

İDEOLOJİNİN BAŞKENTİNİ ÇÖKERTECEĞİZ

Toparlayacak olursak son olarak Ankara ve Ömrüm Ankara hakkında neler söylersiniz?

Ankara konusu bana göre Türkiye’nin kilit konusu. Şu anda Türkiye’yi yönetmek için artık resmi ideoloji kimseye malzeme vermiyor, dayanak olmuyor, ama Ankara’ya geldiğimiz zaman hâlâ o ideolojinin bir parçası olan Ankara konuşuluyor. Son ideolojik kale Ankara ile ilgili olandır. Biz bu kitap ile bu kaleyi de çökertmek istiyoruz. Daha önce ideolojinin diğer alanlarıyla uğraşmıştık, şimdi başkentiyle uğraşıyoruz. İnşaallah onu da çökerteceğiz.

ANKARA YANLIŞ MODERNLEŞME ÖRNEĞİ 

Kale ve civarında yapılan çalışmalar Ankara Kalesi’nin ruhuna uygun mu?

Tarihi alanda insanlar içinde yaşayacak şekilde düzenlemeler yapmak lazım. Orada evler çöküyor, çökünce durumu iyi olanlar çekip gidiyor ve yerine daha garibanlar geliyor. Mesela kale içi Malatya’nın bir köyünden gelenlerle dolmuştu. Şimdi oralar onarıldıkça o binalar turistik amaçlı kullanım için tahsis ediliyor. Yani oradaki Alaaddin Camii’nin etrafında sabah namazına gelecek cemaat kalmayacak. Bunun doğrusu, orada insanların oturabileceği tarzda uygulamalar yapmak ve halkı orada oturmaya özendirmektir. Yoksa oralar boşalıyor ve turistlerin girip çıktığı, içkili mekanlar haline geliyor. Mesela Alaaddin Camii’nin bitişiğinde bir şarap firmasının vakfının içkili bir mekânı var. Bu tarihe haksızlık olduğu kadar Alaaddin Camii'ne saygısızlıktır.

Hülasa, Türkiye’de yanlış modernleşmeyi görmek isteyen Ankara’ya gelsin. Aslında modernleşme kendi köklerimiz üzerinde olmalıydı. Eski Ankara’nın kültürel muhtevası yeni Ankara’da da sürmeliydi. Bütün Türkiye’deki problem de bu değil mi? İşte bu yapılamadığı için köksüzlük var. Ankara’da bu çok bariz görülüyor.

KAPILAR HOLİVUD DEKORUDUR, İSRAFTIR

 Ankara’nın girişine yapılan kapılar ve şehrin değişik yerlerindeki saatleri şehir estetiği açısından nasıl değerlendirirsiniz?

Bugün Büyükşehir Belediyesi’nin uydurma amblemi ve şehrin girişlerine yaptırdığı beş kapı dahi Ankara kültürünü temsil etmiyor. Eğer bir surunuz, hisarınız yoksa kapınız da olmaz. İstanbul surlarının güvenlik için yapılan tarihi kapılarının bazılara hâlâ ayakta. Şimdi bu devri geride bıraktık ve surlarımız kalmadı. Hisarın dışındayız. Eski Ankara’nın da İstanbul kapısı, Çankırı kapısı Kayseri kapısı gibi kapıları vardı. Çankırı kapısı o, tarihten yadigâr kaldı. Kapı yok, semt var. Fakat bunlar gerçek sur kapısıydı. Şimdi başkan, büyük paralar harcayarak, kaynakları israf ederek Holivudvari kapılar yaptırdı. Bu kapılar Holivud dekorudur ve bizim kültürümüzü asla temsil etmez, fonksiyonsuzdur. Ayrıca bu kapılar şehrin dışında da değildir. O kapıdan girmeden önce de girdikten sonra da Ankara'dasınız. Hele Büyükşehir'in sınırları genişledikten sonra hiç anlamı kalmadı bu ucubelerin!

Abuk sabuk, estetikten yoksun bir sürü saat “kule”lerinin sağa sola kondurulması da israf. Bugün memlekette cep hatta kol saati taşıyan  kalmadığı halde ne akla, ya da kimin kârına hizmetse böyle işler yapılıyor. Önümüzdeki belediye seçimlerinin birinci meselelerinden biri Ankara şehrine verilen estetik zararların giderilmesi olacaktır. Öyle sanıyorum ki bu Holivud dekorları ve dandik saatler törenle yıkılacaktır.

Bu haber toplam 1642 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim