• İstanbul 17 °C
  • Ankara 16 °C

İTO’nun patronu Şekib Avdagiç: Artık 2001’deki Türkiye değiliz

İTO’nun patronu Şekib Avdagiç: Artık 2001’deki Türkiye değiliz
Dijital Çağın gücünü elinde bulunduran ABD’nin fütursuzca sağa sola saldırdığını belirten İTO Başkanı Şekip Avdagiç,
“Bir papaz bahanesiyle bölgemizde kaybetmenin acısını Türkiye’den çıkarmak istiyorlar. Ancak bu saldırıyla Türkiye’yi dize getireceğini sananların unuttuğu bir gerçek var: Türkiye artık 2001’deki Türkiye değil; devletiyle, tüccarıyla, halkıyla, yek vücut, yıldızı parlayan 80 milyonluk bir ülke” ifadelerini kullandı.
Evde, işte, sokakta, köyde, kentte her yerde ekonomik durum konuşuluyor. Halkın ana gündemi haline gelmiş durumda ekonomi. Biz de bu hafta İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç ile ekonomik saldırıları ve gelişmeleri konuştuk. Sayın Başkan’dan bir ticaret adamının ötesinde entelektüel cevaplar aldık. Kendisine teşekkür ediyor sizi bu güzel röportajla baş başa bırakıyoruz efendim. Hayırlı haftalar…
 
Ülkemize karşı yürütülen ekonomik saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bu sorunuza Köroğlu’nun 17. yüzyılın arifesinde değişen dünya şartlarına karşı feryadının simgesiyle cevap vermek istiyorum, “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu!” Böylece Yeniçağın habercisi olan düşünsel gelişimin sonucu olan teknolojik değişmenin geleneksel silahlarla savaşan insanoğlunu nasıl haince alt ettiğine dikkat çekiyor. O vakte kadar insanlar, er meydanında salladıkları kılıçla mertçe rakiplerini alt ederlerdi. Tüfek icat olunca, artık rakibinizi alt etmeniz için iyi kılıç kullanmanıza, maharetli olmanıza gerek kalmamıştı.
 
ABD’NİN KUYRUK ACISI NE?
 
Digital Çağı bütün boyutlarıyla hissettiğimiz ve yaşadığımız 21. yüzyılın ilk çeyreğinde de değişen bir şey yok. Yeniçağın üstünlüklerini elinde tutanlar, adalet ve hakkaniyet gibi ilkeleri gözetmeksizin her şeyi kendileri belirlemek istiyorlar. Çünkü Digital Çağda her ülke, merkezî ve küresel finans sisteminin bir parçası haline geldi. Şimdi gücü elinde tutan, dünyanın en büyük askerî ve siyasî gücü olmanın yanı sıra en büyük ekonomik gücü de olan ABD, her şeyi fütursuzca belirlemek istiyor. İşte Türkiye’nin maruz kaldığı son ekonomik saldırı, bunun somut bir örneğidir. ABD’nin yeni yönetimi, Türkiye’ye karşı Rahip Brunson gibi bazı gelişmeleri bahane ederek, yaptırımlar uygulamaya başladı, hedefi Türkiye’ye diz çöktürmek. Aslında bunun birçok nedeni var. Sözgelimi Türkiye’nin Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında kayıtsız kalmaması, bu coğrafyada yapmak istedikleri her değişikliğe sessizce onay vermemesi de bu nedenler arasındadır. Ancak bu saldırıyla Türkiye’yi dize getireceğini sananların unuttuğu bir gerçek var: Türkiye artık 2001’deki Türkiye değil. Türk halkı ve iş dünyası şuna inanıyor: ABD’nin stratejik müttefikliğe yakışmayan bu tutumu karşısında, Türkiye’nin bağımsız ve onurlu bir ülkeye yaraşan tavrı, her türlü ekonomik kayıptan daha üstündür. Kaybedilen ekonomik değerler tekrar kazanılabilir, ama kaybedilen bir onur asla tekrar kazanılamaz.
 
HER ŞERDE BİR HAYIR VAR
 
Bu ekonomik saldırılara karşı tüccarlarımız, sanayicilerimiz nasıl bir duruş sergilemeli?
 
Sorunuzun yüklemini, müsaadenizle, “sergilemeli” yerine “sergiliyor” diye düzelteyim. Çünkü Türk iş dünyası, başta bizim temsil ettiğimiz İstanbul iş dünyası olmak üzere, sağlam ve kararlı bir şekilde devletimizin ve hükümetimizin yanında yer almış durumdadır. Neden? Çünkü biz onursuz bir kârdan, şereften yoksun bir üretimden yana değiliz. Ben kısa bir dönem de olsa Almanya’da bulundum. Ülkelerinin her şehri yerle bir edilen, tüm fabrikaları bombalanan, tabir-i caizse taş taş üstünde bırakılmayan Almanların nasıl çok kısa bir süre içinde toparlandığını biliyorum. Bunun temel sebebi, Almanlar büyük ideallerinden, Niçe’nin ifade ettiği onurdan, Kant’ın şekillendirdiği fikirden, Rilke’nin naifliğiyle ördüğü yüksek ideallerinden vaz geçmediler, onları el üstünde tutmayı başardılar. Dolayısıyla maddî kalkınma da her türlü engellemeye rağmen kısa süre içinde geldi.
 
Bu durum, Türk iş dünyası için de aynen geçerlidir. Kurlar üzerinden yapılan ekonomik saldırıyı göğüsleyecek güçteyiz. Türk halkı ve iş dünyamız, bu saldırılar karşısında yeni çıkış yolları bulabilecek yetenektedir. Ben ekonomik saldırının aynı zamanda bizim için hayırlı neticeler de doğuracağına inanıyorum. Bu sürecin orta vadede ülkemiz için bir fırsata dönüşeceğini, yatırım çekmemizin kolaylaşacağını ve ihracatımızı artıracağını düşünüyorum.
 
BİZ ÇANAKKALE TÜCCARIYIZ
 
Yerli ve milli üretimin öneminin tekraren idrak edilmesi bu bakımdan önemlidir. Milletimizin ekonomik varlığını, dolayısıyla siyasî varlığını ve bütünlüğünü hedef alan bu saldırılara göğsümüzü siper etmiş vaziyetteyiz. Dün Çanakkale’de düşmana karşı bedenini siper edip geçit vermeyerek bu ülkenin istiklaline giden yolu açan Türk Milletinin bağrından çıkmış tüccarlarımız bugün aynı hassasiyeti ekonomik saldırılar karşısında göstermektedir. İş dünyası olarak temel görüşümüz, bu ekonomik saldırının, kendi öz kaynaklarımızla üretime dönüşümüz için, kendi teknolojimizi üretmemiz için, kendi ayağımız üzerinde durmamız için son derece önemli bir fırsatı da beraberinde getirdiğidir. Türk tüccarı ve işadamı ne kadar sağlam ve kararlı durursa, Türkiye de o denli büyük ve güçlü bir ülke olarak varlığını sürdürecektir.
 
ÜRETTİĞİMİZ HER MAL YERLİDİR
 
Her alanda yerli ve milli bir üretim için kendi markalarımızı oluşturmak için neler yapmalıyız?
 
Öncelikle şunun altını çizmek isterim: Bu topraklar üzerinde imal edilen her ürün yerli üründür. Bizim insanımızın, bizim şirketlerimizin tasarlayıp geliştirip küresel üretim anlayışının bir gereği olarak dünyanın farklı ülkelerindeki işgücünü kullanarak ürettikleri ürünler ise milli ürünlerdir. Burada bir noktaya dikkatinizi çekerim, bizim Osmanlı İmparatorluğundan günümüze yerli ürün tanımımızda bir değişiklik yoktur. Yani dün olduğu gibi bugün de bu topraklarda üretilen her ürün yerli üründür; bu konuda dar ve dışlayıcı bir bakış açısına sahip değiliz. ‘Neler yapmalıyız?’ kısmına gelince; bana göre yapmamız gereken ilk eylem, “unuttuklarımızı hatırlamaktır.” Özümüzde zaten mevcut olan girişimcilik ruhunu, üretim yeteneğini, yenilikçilik anlayışını, velhasıl iş ve üretim adına unuttuğumuz her şeyi tekrar hatırlamalıyız. Bu rüzgârı yakaladıktan sonra, gerisi teferruattır.
 
Şöyle bir eleştiri var; “Yoksul halk, devletin yanında. Lakin aynı duyarlılığı sermaye sahipleri göstermiyor” katılıyor musunuz?
 
Elbette katılmıyorum. Çünkü bütün varlığıyla ülkesi için mücadele eden Türk halkının içinde Türk iş dünyası da vardır. İş dünyasını halkımızdan soyutlayamayız. Tıpkı 15 Temmuz olduğu gibi. Böyle bir ayırımı doğru bulmuyorum. İTO’nun üyeleri arasında sizin nitelediğiniz özelliklere sahip sermaye sahiplerinin olduğunu düşünmüyorum.
 
DÖVİZ RİSKİ SÜRÜYOR MU?
 
Oluşabilecek yeni risklere karşı reel sektöre ne önerirsiniz?
 
Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi ekonomik saldırı savuşturuldu ama etkilerini bir süre daha hissedeceğiz. Yani oluşabilecek yeni riskler olabilir. Hem ekonomi yönetimi, hem de iş dünyası çok iyi biliyor ki bu süreç bir stres testi sürecidir. Dolayısıyla bunu yönetmek çok önemlidir. Çünkü bu dönem riski yönetme dönemidir. Nasıl yöneticilerimiz için bu gerçek geçerliyse, işletme sahipleri için de bu geçerlidir. Dolayısıyla biz de bu süreci dikkatle takip etmeli, sermaye yeterliliğimizi iyi yönetip, likiditemizi iyi düzenlemeliyiz. Böylece panik havası oluşturmak isteyenlere prim vermeyeceğiz.
 
BORÇLARI UZUN VADEYE YAYIN
 
Peki, bu nasıl yapılacak? Her şeyden evvel şirket sahipleri, gelir ve giderlerini aynı para cinsinden yapacaklar. Mümkün mertebe, TL kredi kullanıp risklerini azaltacaklar. Borçlarını daha uzun vadeye yaymak için gayret sarf edecekler. Yatırımlarını da anlık kâr anlayışıyla değil, uzun vadeli yapacaklar. Elbette bu süreçte bankalara da önemli görevler düşüyor. Bankalar, piyasaları tedirgin edici adımlar yerine işletmeleri olumlu etkileyecek adımlar atmalıdır. Firmalarla aynı gemide bulunduklarını unutmamalılar. Reel sektörün kredi kanallarını daima açık tutmaya özen göstermeliler. Çünkü reel sektörün üretim yapamadığı yerde, onların da nefes alması mümkün olmayacaktır.
 
BAŞKAN ERDOĞAN FETRET DEVRİNİ BİTİRDİ
 
Emperyalistlerin Erdoğan antipatisinin sizce sebepleri nelerdir?
 
Bunun tek bir sebebi var; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de fetret döneminin bitiren liderdir. Suskun ve maruz kalan bir Türkiye yerine, emelleri için sonuna kadar mücadele eden, milletinin refahını önceleyen bir Türkiye’yi oluşturmuştur. Ülkemizi 80 milyonluk nüfusuyla kendi ürünlerini satacakları büyük bir pazar olarak görenlere Türkiye’nin tüketen değil üreten bir ülke olacağını göstermiştir. 20. yüzyıla girerken dünyanın en büyük 17. ekonomisi olan Türkiye’yi, 21. yüzyılda da dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapma iradesini göstermiştir. Türkiye’ye ihtiyacı olduğu şeyi, kendine güveni ve vizyonu getirmiştir. Onun ortaya koyduğu vizyonla “21. Yüzyıl, Türkiye’nin ve Türklerin yüzyılı olacaktır” ilkesi, bir retorik olmaktan çıkmış, yerine getirilecek güçlü bir hedefe dönüşmüştür. Gazze’den Myanmar’a, Afrika’dan dünyanın bir başka köşesine kadar nerede bir adaletsizlik ve zulüm varsa, Türkiye onların savunucusu ve hamisi olmuştur. Daha da önemlisi, dünyayı kendi aralarında nüfuz bölgelerine ayırıp sömürenlere, “Dünya 5’ten büyüktür’ diye karşı durmuş, bunu gözlerinin içine bakarak haykırmıştır. Tüm bunlar kendi halklarının mutluluklarını başkalarının sömürülmesi ve mutsuzlukları üzerine kuranların hoşuna gidecek şeyler değildir. Erdoğan düşmanlığının ardında bir milleti ve ülkeyi sömürememenin kini vardır.
Fatma Gülşen Koçak- Yeni Akit
Bu haber toplam 237 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim