• İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C

İzmir Şubesi’nde “ÇOCUK EDEBİYATI” üzerine bir söyleşi

İzmir Şubesi’nde “ÇOCUK EDEBİYATI” üzerine bir söyleşi

Türkiye Yazarlar Birliği İzmir Şubesi’nde Geleneksel Cumartesi Kültür Sohbetleri çerçevesinde 28 Ekim 2017 Cumartesi Günü Şair Muhammet TANĞ takdimiyle İlhan SOYTÜRK “ÇOCUK EDEBİYATI” üzerine bir söyleşide bulundu.

Çocuk Edebiyatında “Dil ve Üslup” konusuna ağırlık veren eğitimci yazar İlhan SOYTÜRK özetle şöyle konuştu:

“Çocuk Edebiyatı kavramı ortaya çıktığı günden bu yana tartışılır. Çocuk edebiyatı çocuklara çocuğu, çocukluğu anlatan bir edebiyat değildir. Çocuk okuduğu kitapta ya da yazardan kendisini çocukluktan çıkarmasını, kendi dünyasını görmesini ister. Dolayısıyla çocuk edebiyatında çocuk; bilgisi, kültürü, duyarlılıkları keşfetmeyi bekler. Çocuğu çocuğa anlatan, onu küçümseyen edebiyat olamaz. Çocuk edebiyatı; dili, anlatımı, biçimi ve incelikliyle edebiyatın içinde yeni bir türdür. Dil ve anlatım çocuk edebiyatında çocuğa göreliğin derecesini belirlediğini söyleyebiliriz.

Yazar terazinin kefesine sözcükleri öyle hassas yerleştirmeli ki denge bozulmamalı ve okuyucuya keyif vermeli. Okuyanı yaşama hazırlamalı, korkularıyla yüzleştirip onlardan arındırarak yeni düşlere, heyecanlara yelken açtırmalı...  Her sözcük, çocuğun gelişimine, kişiliğine, olgunlaşmasına, kendini tanımasına katkı koyabilmeli.

Bir yazarın edebiyat anlayışı, siyasi (politik) görüşü, yaşı, cinsiyeti, kişisel psikolojik yapısı, mizacı, karakteri, eğitim ve öğretimi, dilinin bağlı olduğu dil grubunun özelliği, yabancı dillerle ilgisi,  cümle kuruşu yazarın üslubunun oluşmasını sağlar. Aritoteles’e göre yazar sayısı kadar üslup çeşidi vardır. Diğer bir söylemle üslup, stil, deyiş, özanlatı’dır.

Üslup, “tarz, yol,” dur. Yazarın yazım tekniği,  özgünlüğü, kelime seçimindeki ve cümle kuruluşundaki görüş ve anlatış özelliğidir. Üslubu, dili kullanma biçimini ve anlatım şeklini oluşturur. Cümlelerinin uzunluğu, kısalığı; sözcük seçimi, yalın ya da adalı anlatımı üslûp ile ilgilidir. Üslup kişiye özgüdür; yazardan yazara değişir. Bir nevi yazarın parmak izidir.

Her çocuğun ruhsal gereksinimi, zevki ve ilgisi farklıdır. Çocuğa yönelik kitap hazırlarken karakter, dil, anlatım ve içerik bakımından ele alınıp değerlendirilmeli. Konunun akışı, inandırıcılığı, anlatımın pürüzsüzlüğü çocuğun anlama düzeyine ve resimlerin konuya uygunluğu, kitabın albeniliği,  puntosu, gözü yormayan kâğıt kalitesi göz ardı edilmemelidir. Küçük çocuklar için kullanılan kağıtlar gözü yormayacak  renkte ve kalınlıkta olmalıdır. Edebi eserdeki resimler  konunun içeriğiyle ya da  çocuğun anlayamayacağı, içinde  çocuğun kendini bulamayacağı resimler olmamalıdır. Zaman zaman  böyle sorumsuzluk örnekleri karşımıza çıkmaktadır.

Anlatıma uyumlu dil, çocuğun  okunandan tat almasını sağlar ve çocuk onu zevkle okur. Yazar çocuk duyarlılığını ne kadar yakalarsa yakalasın, anlatımda kullandığı dil çocuğun yaş grubuna, diline, algısal, duyusal, zihinsel gelişimine  uygun değilse, o eser çocuk için bir şey ifade etmeyecektir. Anlatım ve resimle hitap ettiğiniz yaş grubunun seviyesini yakalayamadığınız için de o eser  havada kalır, okuyucusuyla buluşsa da okunmaz. Dil ve anlatım çocukların yaş gruplarına göre değişkenlik gösteren “dilsel, mantıksal, müziksel, vücut kinestetiği, sosyal, içe dönük, kişiler arası” zekâ türlerine göre olmalıdır.

Onlara  güven duyma, duyarlılık, yardımseverlik, dayanışma ve paylaşma, iyimserlik, toplumsal temel ilkeleri benimseme, görgü kuralları, sorumluluk, iş birliği, başarısızlığı kabullenme, sevilme, sevme, başarılı olma, bir gruba kabul edilme, liderlik; anne-baba, kardeş, arkadaş, doğa ve hayvan sevgisi kazandırma, çalışmanın önemini kavratma, çocuğun yaratıcılığını ortaya çıkarma, algılama ve yorumlama yeteneğini geliştirme gibi değerlere ve duygulara yer verilmeli. Bu değerler dikte edilmeden, didaktizmden kaçınıp yazılan metine yedirilmelidir. Önemli olan yedirilen değerlerin metin içinde sırıtıp okuyucunun midesini bulandırmaması, çocuğu kitaptan soğutmamasıdır. Hiç bir zaman unutulmamalı ki çocuklar da büyükler de olduğu gibi emir almayı ve nasihati  sevmez, karşılaşacağı bu türlü davranışlardan uzaklaşırlar. 

Çocuk düşçüdür, oyun sevdalısıdır her şeyden önce. Dıştan gelecek etkilerle var olmak yerine, kendi düşleriyle, kendi gerçekleriyle yüzleşerek büyümek ve davranışlarıyla bu dünyada yetişkinler arasında var olduğunu kanıtlamak ister.

Çocukların da yorum yapabilen, özgürce düşünen, başkalarına gereksinim duymadan kendi gerçeğini ifade edebilen bir fert olduğunu göz ardı etmemek gerekir.  Günlük yaşamda fazla kullanmadığı ya da duymadığı sözcük ve deyimler onları sıkabilir. Uzun paragraflar, gereksiz tasvirlerden hoşlanmaz bazen o bölümleri okumayabilirler. Çocuğun okuduğu kitap kurgusuyla, diliyle, çocuğu  içine çekmeli. Seçilen konular onları düşünmeye itmeli, birtakım beceri ve alışkanlıklar kazandırmalıdır.

Çocukla iletişimimiz(üslup)nasıl olmalıdır sorusunu zaman zaman kendimize sorarız, ama bu sorunun yanıtını çoğu zaman bilmeyiz. Doğru bildiğimiz yanlışları yapmaktan da kendimizi alıkoymayız. Çocukla iki yolla iletişim kurarız. Çocuğu yanımıza  çağırarak, çocuğun yanına giderek. Bunlardan biri doğru, çocuğun yanına gitmek mi yanımıza çağırmak mı?

Çocuğu yanımıza çağırmakla ya da onunla konuşurken boyu bizden küçük olduğu için onunla yukarıdan konuşmak; farkında olmadan her şeyi baştan kopardınız demektir. İstemeden de olsa anne babaların ve öğretmenlerin çoğu bu yanlışın içindedir. Çocuğu çağırmakla, ayağımıza getirmek ya da getirtmekle iletişimsiz  bir resmiyettin başlangıcına adım atıyoruz. Bu durumda çocuk söyleyeceğini de söylemeyip kendini kapatabilir. Suçu varsa ve onu yanımıza çağırıp konuşmaya çalıştığımız zaman çocuk, ulaşılamaz olan bu noktada her türlü iletişime kapatabilir; bir de ceza unsurunu sezmişse kendini koruma kalkanıyla savunur. Onu açmamız çok zor, olanaksız olabilir. Doğru olanı onu ayağımıza çağırmak yerine onun yanına gitmek, onun boyu hizasına kadar eğilmek, diğer bir söylemle  çocuksu çizgiye inmek gerekir. Çocukla iletişime geçmek için doğru olan yoldur.

Hangi kültürde, uygarlıkta, kılanda, kabilede olursa olsun “Çocuk ve Çocukluk” kavramı belli bir gelişme dönemini kapsayan önemli bir süreçtir. Bu süreçte bireyin, ilerde üretken bir zekâya sahip olabilmesi için geniş bir hayal gücüyle beslenmeli ve donatılmalıdır. Çocuklar sanıldığı gibi güçsüz ve etkisiz elaman hiçbir zaman olmamıştır. Toplumlarda her ana baba çocuklarının çocukluk döneminde yasal ve ekonomik olarak onlara söz geçirme yetkisine sahiptir, çocuklar da bedensel ve ekonomik olarak bağımlı; ama çocuklar da yetişkinlerin isteklerine karşı bireysel tepkilerle onların davranış ve yaşayışlarını etkileyip kendi farklılıklarını ortaya koyma iradesinde olduğu unutulmamalıdır.”

Söyleşinin hitamında hatıra fotoğrafları çekildi, konuşmacıya “Katılım Belgesi” takdim edildi. Muhabbet  çayları eşliğinde sohbet ayak üstü bir müddet daha devam etti.

ilhan-002.jpg

Bu haber toplam 233 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim