İzmir’in İşgalini Bağlama Yerleştirmek: İngiliz ve Yunan Kaynaklarına Göre Dünya Savaşı Sonrası Bir Çarpışma Olarak Milli Mücadele

İzmir’in İşgalini Bağlama Yerleştirmek: İngiliz ve Yunan Kaynaklarına Göre Dünya Savaşı Sonrası Bir Çarpışma Olarak Milli Mücadele
Dr. Öğretim Üyesi Ümit Eser, TYB Akademi 27, Millî Mücadele, Eylül 2019

            Sanayi Devrimiyle birlikte dünya çapında yayılan ürünlerin bolluğu ve çeşitliliği ile Avrupa tarihinde gergin ancak savaşsız geçen bir kırk yıllık süreye işaret eden XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başını kapsayan Belle Epoque döneminde, İngiltere dünya ekonomisinde oldukça önemli bir rol oynamaktaydı. Dünyanın ilk sanayileşen ülkesi ve güçlü bir deniz filosuna sahip olan İngiltere, daha XIX. yüzyılın başından itibaren Avrupa devletleri arasında sömürgelerden oluşan en büyük deniz aşırı imparatorluğa sahipti. Sınaî üretkenliğinin yüksekliği, üretilen malların seri üretim yoluyla ucuza mal edilip dağıtım ağının kurulması, İngiliz mallarının sadece Britanya İmparatorluğu’nda değil, diğer Avrupa ülkelerinde ve onlara bağlı sömürgelerde de rahatça pazar bulmasını sağlamaktaydı. Fransız, Belçika ve Alman ürünleri dünya pazarında İngiliz tekstil ve makine sanayinin ürünleriyle rekabet edememekteydi. Bu sebeple, İngiltere XIX. yüzyıl boyunca liberalizmden ve serbest ticaretten yana bir dış politika izleyecekti. Bir yandan, kendi imparatorluğunun sınırları içerisinde, karşısında rakip olmadığından dolayı İngiliz devlet adamları, gümrük duvarları çekmeye ihtiyaç duymuyordu. Fakat, öte yandan, başka devletlerin gümrük koruması uygulaması, İngiliz ticaretini zor durumda bırakabilirdi.

            Ancak XIX. yüzyılın ortalarından itibaren gelişen Fransız, Belçika ve Alman sanayi kendi iç pazarlarını doyuracak düzeye geldikten sonra, İngiliz mallarının ithalatına karşı kendi pazarlarını gümrük duvarlarıyla koruma yoluna gitmişti. Bu özellikle, Belle Epoque döneminin şekillenmeye başladığı 1870’lerden sonra belirginleşecekti. O tarihten itibaren bütün Avrupa ülkelerine yayılan ve giderek hızlanan sınaî gelişme, yeni sanayileşen devletleri de denizaşırı pazarlar aramaya itti[1].

            XIX. yüzyıl sömürgeciliğinin daha önceki dönemlerden farklı bir özelliği de, Avrupa devletleri tarafından azgelişmiş ülkelere mal ihracatının yanı sıra sermayenin de ihraç edilmesiydi. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda, Avrupa devletleri ile dünyanın diğer bölgeleri arasındaki ilişki, esas olarak ticarete dayanmaktaydı. Avrupa devletleri azgelişmiş ülkelere kendi mallarını satıyor, bu ülkelerden de altın, gümüş gibi değerli madenler, tarımsal ürünler ve köleler satın alıyordu. XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Londra, Paris ve Amsterdam başta olmak üzere, Avrupa’nın finans merkezlerinden, azgelişmiş ülkelere sermaye ihracı da başladı. Bu transfer, ya devletlere verilen borçlar şeklinde (örneğin, Osmanlı Devleti ve Mısır Hıdivliğinin yöneticileri, İngiltere ve Fransa’dan büyük miktarlarda borçlar almışlardı) oluyor, ya da azgelişmiş ülkelerin tarım, madencilik, ulaşım ve kısmen de sanayi sektörlerine yapılan doğrudan yatırımlar biçimini almaktaydı.

            Bu dönemde gerek sermaye ihracını, gerekse de sömürgeci yayılmacılığı hızlandıran bir başka etken de gelişen Avrupa sanayisinin hammadde ihtiyacıydı. Afrika ve Asya ülkeleri, Avrupa’daki sanayi bölgelerinde bulunan fabrikaların ihtiyaç duyduğu pamuk, ipek, bitkisel yağ, petrol gibi ürünlere ve altın gibi değerli madenlere sahipti[2].

            Bütün bu etkenler, 1870 ile 1914 arasında, Büyük Güçler’i dünyayı sömürge ve nüfuz bölgeleri halinde paylaşmaya yöneltti. Kendi endüstriyel girişimcilerinin, tüccarlarının ve bankacılarının isteklerine cevap veren Avrupalı devlet adamları uluslararası alanda gittikçe daha himayeci, daha müdahaleci, daha milliyetçi ve neticede daha saldırgan bir politika izlemeye başladılar.

XX. Yüzyıl Başında Avrupa Diplomasisinde Güçler Dengesi

            Temelde yatan ekonomik ve siyasi faktörlerin karşılıklı etkileşimi içinde, 1870-1914 arasında gerçekleşen belirli siyasî ve diplomatik krizler, I. Dünya Savaşı’nı kaçınılmaz hale getirmişti. Biriken çelişki ve gerilimler sonucunda, Avrupa kamuoyu şu ya da bu ölçekte bir savaşa karşı konulmaz bir kader gözüyle bakmaktaydı. Geçmişte, 1870’den önce Avrupa’da dört büyük güç vardı: İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan ve Rusya. Bunların son ikisi, 20. yüzyılın başından itibaren Osmanlı Devleti’nin parça parça terk etmek zorunda kalacağı Balkan topraklarında yeni kurulan devletler üzerindeki nüfuz mücadelesi sebebiyle, birbirleriyle sürekli bir gerilim ve çatışma içerisindeydiler. İngiltere ile Fransa ise, daha önce, XIX. yüzyıl başındaki Napoleon Savaşları ile doruğa çıkmış bir rekabetin taraflarıydılar. 1860’larda Avrupa siyasi sahnesinde beşinci bir güç ortaya çıktı: 1866 yılında Sadowa’da Avusturya birliklerini ve 1870’te de Sedan’da Fransız ordusunu bozguna uğratarak -Avusturya-Macaristan hariç- tüm Alman prensliklerini tek bir siyasî çatı altında toplayan Prusya[3].

            Almanya’nın Avrupa’nın ortasında kısa süre içerisinde İngiltere’ye rakip bir büyük güç haline gelmesi, kıtadaki siyasî dengeleri temelinden değiştirmişti. XX. yüzyılın ilk on yılında Avrupa’daki iki siyasî kamp olan Üçlü İtilaf ve Üçlü İttifak’ın temel hatları belirginleşirken, iki önemli devletler-arası çatışma alanı, bütün diğer diplomatik sorunları gölgelemekteydi: Bunların ilki, İngiltere ile Almanya arasındaki sömürgeler, ticaret ve deniz filoları konularındaki amansız rekabet, ikincisiyse Avusturya-Macaristan’ın bürokratik seçkinleri ile Sırp milliyetçiliğinin yayılmacı programı olan Načertanije’yi benimsemiş Sırp devlet adamları arasındaki çekişmeydi. Bu iki büyük çatışmaya, daha eski iki sorun da eklenmekteydi: İngiliz-Alman çekişmesi, köklü Fransız-Alman çekişmesiyle daha da alevleniyordu; Almanya’nın güçlenmesi demek, Fransa’nın 1871’de Almanya’ya terk ettiği Alsace-Lorraine bölgesi ile ilgili son umutlarını da yitirmesi anlamına gelecekti.

            Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasındaki çekişme ise 1878 yılında Osmanlı Devleti’nden tam bağımsızlığını kazanan Sırbistan’ın, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içindeki Sırplar’ı ve diğer Slavlar’ı bir Güney Slav/Yugoslav devleti içinde birleştirmeye çabalamasından kaynaklanmaktaydı. Bu ihtimalin gerçekleşmesi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun sonu olurdu. Bu çok güncel çekişme, Avusturya-Macaristan ile Rusya arasında Balkan devletleri ve Osmanlı toprakları üzerindeki nüfuz çatışmasıyla birleştiğinde, daha da içinden çıkılmaz bir hale gelmişti. Uluslararası kamplaşma, bu sorunların müzakere yoluyla uzlaştırılması olanağını büsbütün ortadan kaldırmıştı. Böylece, Avrupa, Saraybosna suikastı gibi bir kıvılcımı beklemekteydi.[4]

            Avrupa’da dört buçuk yıl sürecek topyekûn savaşın sebep olduğu nüfus kayıpları ve ekonomik yıkım muazzam boyutlarda olmuştu. Sekiz milyon dolayında asker savaş sırasında ölmüş, yedi milyon sakat kalmış ve 15 milyon kişi de “hafif ya da ciddi olarak yaralanmıştı”. Bunlara ek olarak, Avrupa devletleri –Rusya hesaba katılmadan- “savaştan kaynaklanan sebepler” olarak nitelendirilen sebeplerle beş milyonluk bir sivil nüfusu da kaybetmişti. Bu “savaştan kaynaklanan sebepler” askerî çatışmalar kadar hastalık, kıtlık ve yoksulluktu.

            Avrupa’da savaştan önceki 14 para birimi yerine, 27 ayrı para birimi vardı ve fazladan 20.000 kilometre uzunluğunda yeni sınırlar oluşturulmuştu; sınırların çoğu, fabrikaları hammaddelerinden, demir fabrikalarını kömür alanlarından ve çiftlikleri pazarlarından ayrı düşürmüştü. Devletler arasındaki herhangi bir siyasî ya da iktisadî anlaşmazlığın Cenevre’de merkezi teşkilata sahip olan Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) tarafından çözüme kavuşturulması Paris Barış Konferansı sırasında kararlaştırılmıştı. Bu, 1919’da gayet makul görülen bir varsayımdı ama katı gerçeklikle karşılaştığında çökecekti. Amerika Birleşik Devletleri, Milletler Cemiyeti’ne katılmazken, Sovyetler Birliği cemiyetten dışlanacaktı[5]. 1919’da kıtada silahların susmasına rağmen, Avrupa’nın kuzeydoğu ve güneydoğu kanatlarında iki önemli çatışma halen devam etmekteydi: Sovyetlerin Çarlık yanlıları ve onların müttefiklerine karşı çarpıştığı Rus İç Savaşı ve İttihat-Terakki teşkilatlarının etrafında kümelenen Türk milliyetçilerinin Osmanlı topraklarını işgal eden İtilaf Devletleri’ne karşı direnişi örgütlediği Millî Mücadele.

Savaş Sonrası Çatışmaların Doğu Akdeniz’de İlk Sahnesi: İzmir’in İşgali

            15 Mayıs 1919’da şafak vakti, binlerce kişi İzmir rıhtımında heyecanla bekliyordu. Bütün şehir, İtilaf Devletlerinin bayraklarıyla süslenmişti. Patris yolcu gemisi kornalarını çalarak limana girdiğinde, denizciler kıyıda bekleyen insanlara el salladılar. Bu arada Yunan istihbarat bürosu, bazı Müslüman Giritlilerin olası çıkarma noktalarından biri olan Karantina mahallesinde aktif direnişi örgütlediği konusunda bilgilendirilmişti. Böylece, bu noktada bir Yunan çıkarma planından vazgeçildi[6]. Karantina mahallesi yerine, 1/38 Evzon Alayı, bugün Kordon olarak bilinen İzmir rıhtımının ortasında karaya ayak bastı. Bu nedenle, liman boyunca güneye doğru ilerlemek ve Hükümet Konağının da bulunduğu Konak Meydanı’na doğru yürüyüşe devam etmek zorunda kaldı.

            Kargaşa, yarım saat içinde –Evzon birlikleri, vilâyetteki Osmanlı ordusunun ana karargâhı olan Sarı Kışla’ya varmak üzereyken- patlak verdi. Konak Meydanı’na yakın bir yerde bir el silah ateşlendi. Bu tek el patlayan silah, tüm gün boyunca sürecek silahlı çatışmaların katalizörü olacaktı. Yunan birliklerinin üzerine açılan ateş, hapishane, askeri kışla ve jandarma okulunun üzerinden devam etti. Bu olayı takiben, Yunan birlikleri küçük bir Osmanlı taburunun bulunduğu Sarı Kışla’ya hücum etti. Yirmi dakikalık bir çatışmanın sonunda, Vali Ahmet İzzet Bey de dâhil olmak üzere Osmanlı askerî ve idarî makamları tutuklandı. Osmanlı askerleri esir alındı ve olaya tanıklık eden, bir İngiliz Levanten tüccar olan Donald Whittall’e göre, “sınır tanımayan bir küçük düşürmeye maruz kaldılar ve epey yerlerde tartaklandılar.”[7] Patris gemisine hapsedilmeden önce birçok Osmanlı subayı, “Zito o Venizelos!” (Çok yaşa Venizelos!) diye bağırmaya zorlandı[8].

            Silahlı çatışmalar nedeniyle İzmir şehir merkezinde kamu düzeni tamamen çökmüştü. Farklı etnik-dinî topluluklar arasında, sokak çatışmaları başlamıştı. Ekseriyetle yerel Rum sivillerden oluşmuş çeteler, bu durumu Müslümanlara ait dükkânları yağmalamak için bir fırsat olarak değerlendirdiler. Bununla birlikte, etnik şiddet İzmir şehir merkeziyle sınırlı değildi. Bornova’da on beş Müslüman öldürüldü ve kasabanın çevresindeki çiftlik evleri yağmalandı. Amerikan Koleji’nin bulunduğu Paradiso’da (bugünkü Şirinyer semti), ayak takımından oluşan kalabalıklar bir silah deposunu yağmaladı ve üç Müslüman’ı öldürdü[9].

            Yunan çıkarması, İzmir bölgesindeki farklı toplumsal gruplar arasındaki güç ilişkilerini temelden değiştirecekti. Yunanistan’ın Anadolu’da işgal ettiği bölgelerin yönetilmesinde Yunan milliyetçi ideolojisi Megali Idea iyice araçsallaştırılmıştır. Onun için, 1919-1922 yılları arasında Yunan idaresinin dinamiklerini ve İzmir’e Yunan Yüksek Komiseri olarak atanmış olan Aristides Stergiades ile bölgedeki diğer gruplar arasındaki çatışmalı ilişkilerin Yüksek Komisyonun yetersiz yapısının oluşmasındaki rolünü ortaya koymak gerekmektedir. Zaten Stergiades'in Yüksek Komiser olarak rolü, Yunan akademisyenler arasında tartışılan halen hassas bir konudur. Bu yüzden Yunan yönetiminin İzmir ve çevresinde, 1919-1922 arasındaki çok belirsiz ve tanımlanamayan karakteri ortaya çıkarılacaktır. Makalede, Rigas Velestinlis’in fikirlerinden ilham alan Yunan milliyetçi projesinin barışçı varyantının kısa bir değerlendirmesi yapılmaya çalışılacaktır.

Megali Idea’nın Bir Varyantı: Ion Dragoumis ve Çalışmaları

            XX. yüzyılın başlarında, I Kath’imas Anatoli (Bizim Doğumuz/ Bizim Anadolumuz) türünde Küçük Asya/Anadolu hakkında bilgi, Yunan başkentinde, bakanlıklarda ve üniversitede kurumsallaşmış bir uzmanlık haline gelmişti. Bu uzmanlık popüler yazılara, gazetelere, konsolosluk raporlarına, gezginlerin yazılarına, seyahatnamelere ve hatıralara yansıdı. Balkan Savaşları arifesinde, bu anlayış İstanbul'da diplomat olarak görev yapan, milliyetçi yazar Ion Dragoumis'in eserlerinde de işlendi.

            Yunanca konuşan Ortodoks Hıristiyan toplulukları, Yunanistan Krallığı'nın sınırları içine dâhil etmek amacıyla bölgesel genişleme projesi olarak tasarlanan Megali Idea, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Yunan toplumun tüm kesimlerine nüfuz etmişti. Yunanistan Krallığı'nda yalnızca baskın bir ideoloji değil, krallıkta uygulamada olan yegâne ideoloji idi[10]. Yunan yayılmacı ideolojisinin klasik tanımı ve formülasyonu, Ocak 1844’te Yunanistan Ulusal Meclisi’nde yapılan bir tartışma sırasında -İngiliz ve Rus partileriyle birlikte krallığın kuruluş döneminde Yunan siyasetine hâkim olan üç gayrı resmi partiden biri olan- Fransız Partisinin lideri Ioannis Kolettis tarafından ilan edildi:

Yunanistan, yalnızca Yunanistan Krallığı değildir. [Yunanistan] yalnızca bir bölümünü oluşturur: en küçük ve en fakir kısmını. Bir Yunan, yalnızca Krallık sınırları içinde yaşayan kişi değildir; Yanya'da, Selanik'te, Serez'de, Edirne'de, İstanbul'da, İzmir'de, Trabzon'da, Girit'te, Samos'ta ve Yunan tarihi veya Yunan ırkı ile ilişkili olan herhangi bir toprakta yaşayan kişidir ... Helenizm’in iki ana merkezi vardır: Yunan krallığının başkenti Atina, [ve] tüm Yunanlıların hayali ve umudu olan 'Şehir' [İstanbul].[11]

Aşağıda görüleceği gibi, XX. yüzyılın başlarında, pek çok Yunan milliyetçisi, Bizans İmparatorluğu'nun görkemli imgelerinden ilham almış ve Konstantinopolis'i “kâfir Türklerden” kurtarmak için mukaddes bir günün geleceğini hayal etmişlerdi.

            Yunan milliyetçi projesi Megali Idea'nın içinde bir damar, emperyal bir anlayışa sahipti[12]. XVIII. yüzyılda yaşamış bir siyasî düşünür olan Rigas Velestinlis (1757-1798)[13], bir Balkan Ortodoks İmparatorluğu kurma projesini tahayyül etmişti. Teselya'nın küçük bir kasabası olan Velestino'da doğan Rigas, İstanbul'da yabancı diller üzerine tahsil gördü ve İstanbul ile Tuna prenslikleri Eflak ve Boğdan'ın önde gelen Ortodoks aileleri olan Fenerlilerin yörüngesine girdi. Daha sonra, Avrupa başkentleri ile Bükreş arasındaki siyasî ve ekonomik bağlar sayesinde Fransız philosophelarının eserleri ile tanışacağı imtiyazlı bir Osmanlı eyâleti olan Eflak'a[14] yerleşti. 1798 yılında Belgrad'da idamına kadar temel amacı, Balkan Yarımadası ve Anadolu'nun batısında yeni bir siyasî birlik oluşturmak idi.

            Velestinlis’in yaşadığı dönem Megali Idea'nın milliyetçi bir proje olarak icat edildiği dönemden neredeyse bir asır kadar önce olmasına rağmen Velestinlis, yazılarında bu projenin arketipsel versiyonlarından birini benimsemiştir. Velestinlis, Tuna Prenslikleri'ndeki Fenerli seçkin ailelere hizmet etmiş ve yarımadanın geleceği için bir Balkan birliği fikrini önermiştir. Monarşik kurumlardan ziyade cumhuriyetçi kurumlara sahip restore edilmiş bir Bizans İmparatorluğu modeli olmasına rağmen, bu siyasi yapıya, Elliniki Dimokratia (Yunan Demokrasisi) adını verdi[15]. “Din ve dil farkı gözetmeksizin” (chōris exairesin thrēskeias kai glōssēs) bu ülkenin tüm sakinlerini, Yunan halkı (O Ellinikē Laos) olarak tanımladı.[16] Eserlerinin birinde -Nea Politikē Dioikēsē tōn Katoikōn tēs Roumelēs, tēs Mikras Asias, tōn Mesogeiōn Nēsōn kai tēs Vlachobogdanias (Rumeli, Küçük Asya, Akdeniz Adaları ve [Tuna] Prenslikleri'nin Yeni Siyasî İdaresi)- bu yeniden canlandırılması öngörülen Doğu İmparatorluğu'nun yönetimi için oldukça ayrıntılı bir taslak hazırladı. Bu metinde din özgürlüğünün güvence altına alınması gerektiğini ve tüm dinlerin [Hıristiyanlık (Christianismou), İslam (Tourkismou), Yahudilik (Ioudaïsmou) ve diğerlerinin (kai ta loipa)] bu idare altında kısıtlanmaması gerektiğini savundu (Madde 7)[17].

            Eserlerinin en çarpıcı özelliklerinden biri, coğrafi olarak Anadolu'ya kadar uzanmasını istediği yeni kurulacak imparatorluğun, Ortodoks Hıristiyanların yanı sıra Müslümanlar ve Yahudiler gibi diğer dinî grupların haklarını da güvence altına alacağını öngörmesiydi. Çalışmalarının bir diğer önemli noktası ise, bu yeni siyasî yapının sakinlerini kategorilere ayırmak için Osmanlı millet sisteminin yörüngesini benimsemesiydi. Örneklemek gerekirse, Velestinlis tarafından yazılmış epik bir şiir olan Thoureios'da (Uyandırıcı Şarkı) ‘Yunan’ veya ‘Helen’ kelimelerinden söz edilmez; ancak, Yunanca konuşan tüm Ortodoks Hıristiyanlar ‘Rōmioi’ (Rumlar) olarak anılmaktaydı.

            1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nın sonunda, Eylül 1829'da imzalanan Edirne Antlaşması, Mora’da özerk bir Yunan devletinin kurulmasını sağlamıştı. Şubat 1830’da İngiltere, Fransa ve Rusya’nın tam yetkili elçileri, Yunanistan'ın bağımsızlığını ilan eden Londra Protokolü'nü imzaladılar. Bu protokol, Arta ve Volos körfezlerinin güneyindeki topraklarda bağımsız bir Yunan devletinin kurulması anlamına geliyordu. 1832'de yapılan Londra Sözleşmesi uyarınca Yunanistan'ın ilk kralı olarak bu üç devlet tarafından seçilen Bavyera Prensi Otto, modern bir devlet kurmayı hedefledi ve bu devlet yapısı içerisinde birçok bilim adamı, bürokrat ve memur istihdam etti. Otto'nun saltanat dönemi, yeni kurulan krallıkta XX. yüzyılın ikinci çeyreğine kadar sürecek olan ulus-inşası döneminin başlangıcıydı. Devletin resmi tarihçileri, bu dönemde Yunan milliyetçi projesi Megali Idea'nın oluşumunda merkezi bir rol oynadılar. 1843'te Adalet Bakanlığı'nda memur olarak görev yapan Konstantinos Paparrigopoulos, Megali Idea'nın entelektüel temelini şekillendiren ilk araştırmasını, Peri tēs epoikēseōs slavikōn tinōn phylōn eis tēn Peloponnēson (Slav Kabileleri Tarafından Mora'nın Kolonizasyonu Üzerine)'u yayımladı. Daha sonra Paparrigopoulos, Atina Üniversitesi'nde tarih profesörü olacaktı. Modern Helenlerin, Slavların ve Arnavutların torunları olduğunu iddia eden Bavyeralı tarihçi Jakob Fallmerayer'in görüşlerinin aksine, Paparrigopoulos eserlerinde günümüz Yunanlıların antik Yunanlıların torunları olduğunu ve Yunan devamlılığının dilsel ve kültürel olduğunu iddia etti[18]. Bu kültürel sürekliliğin altını çizmek için, çalışmalarında Bizans'ın önemini vurguladı[19].

            Velestinlis'in fikirlerinden ilham alan Greko-Osmanlıcılık (Greco-Ottomanism) ideali, reformlarla yeniden düzenlenmiş bir Osmanlı İmparatorluğu'nda Ortodoks Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında müşterek hâkimiyet oluşturmak için tasarlanmıştı. Bu hareket, 1853-1856 Kırım Savaşı’nın ardından nispeten barışçıl bir dönemde şekillenmeye başladı. Megali Idea'nın bu “barışçıl” türü, XIX. yüzyıl boyunca Yunan milliyetçiliği içinde gelişti ve XX. yüzyılda somut askerî varyanta bir alternatif olarak ortaya çıktı. Megali Idea'nın ruhu, XIX. yüzyıl boyunca birçok değişiklik geçirdiğinden, Helen uygarlığı, etnik kökenle ilgili bir kavram değil, kültürel bir kavram olarak inşa edildi. Helen uygarlığının bu kültürel yorumuna, çok uluslu fakat Helenleşmiş bir Doğu İmparatorluğu kurulması fikri eşlik etti. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'ndan 1912-1913 Balkan Savaşları'na kadar geçen dönem içerisinde, Yunan entelijansiyası içindeki bir hizip, Balkan Yarımadası ve Anadolu'daki halkların koalisyonu fikrini, Osmanlı İmparatorluğu'nun Büyük Güçler tarafından işgal edilmesini durdurmak için onayladı. Balkan Savaşları arifesinde, İstanbul'da görev yapan etkin bir grup Yunan diplomat, Megali Idea'nın barışçıl varyantının gerçekleştirilmesi amacıyla Osmanlı devlet cihazına kademeli şekilde Yunan unsurların sızmasını tahayyül etti. Manastır ve Dedeağaç gibi Osmanlı Devleti’nin Balkan kentlerindeki Yunan konsolosluklarında konsolos yardımcısı olarak görev yapmış, üretken bir milliyetçi yazar olan Ion Dragoumis[20] bu diplomatlardan biriydi. Dragoumis, İstanbul'a atanmadan önce Makedonya Sorunu’nun kritik yılları olan 1902 -1907 arasındaki dönemde birçok Bulgar kentinde de görev yapmıştı. Vangelis Kechriotis’in işaret ettiği gibi, Dragoumis'in “Hellenizm” kavramı modern, Avrupa tipi bir ulus kavramıyla uyuşmuyordu[21]. Dragoumis, XX. yüzyılın başında şöyle diyordu:

Roma devleti örneğinde, tüm halklara eşit haklar sağlandığında, Yunanlılar kademeli olarak İmparatorluğun doğu kısmını bir Yunan devletine dönüştürmeyi başardılar ... Türk devletinde de böyle olacak ... Şimdi bu haklar eşit şekilde tüm halklara veriliyor, Yunanlılar siyasî gücü devralacaklar ... Kendimizi kurtarmanın tek yolu budur. İdeal, bütün ulusları kapsayan bir Doğu İmparatorluğudur ...[22]

            Dragoumis'in temel işbirlikçisi, İstanbul'da ikamet ettiği yıllar boyunca Makedonya Sorunu konusunda gizli milliyetçi derneğin kurulmasında çok aktif rol alan Athanasios Souliotis-Nikolaïdis idi. Dragoumis ve Souliotis'in çabalarıyla kurulan ve Panhellenik Derneğin bir alt kolu olan Konstantinopolis Derneği (Organōsis Kōnstantinoupoleōs) Müslüman nüfusunun güvenini ve sempatisini kazanarak bu sızmayı sürdürmeyi tasarlıyordu. Asıl amacı, Ermeni ve Arnavut siyasî partileriyle birlikte Pan-Slav tehdidine karşı bir ittifak oluşturmak, Yunanca'yı Babıâli'ye ikinci bir resmî dil olarak kabul ettirmek ve Osmanlı meclisine mümkün olduğunca fazla sayıda Rum vekil seçtirmekti[23]. Bu dernek, özellikle Osmanlı başkentindeki Rum Ortodoks cemaatinin seçkinleri arasında güçlüydü. 1908 yılında, Meclis-i Mebusân'daki yirmi üç Rum vekilden on beşi derneğin üyesiydiler[24]. Dragoumis, eserlerinde ‘Helenler’in kaderinin Osmanlı İmparatorluğu'nun içindeki diğer milletlerin kaderine ve aralarındaki bir arada yaşama çabasına bağlı olduğunu savundu. Dragoumis’in 1911’de yayımlanan Osoi Zōntanoi (Hayatta Kalanlar) adlı romanında öngördüğü üzere, müstakbel Doğu İmparatorluğu, “tüm milletlerden oluşacak ve Yunanlıların elleriyle kontrol edilecek”ti[25].

            1912-1913 arasındaki Balkan Savaşları, Yunanistan'ın demografik karakterini ve onun Müslüman azınlıklar ile olan ilişkilerini önemli ölçüde değiştirdi. 1913’te Ege Makedonyası ve Epir’in ele geçirilmesinden sonra Yunanistan, Vodina, Kaylar (Kaϊlaria), Kavala, Drama ve Yanya gibi kuzey bölgelerinde azımsanmayacak sayıdaki Müslüman topluluklarla uğraşmak zorunda kaldı[26]. Balkan Savaşları'ndan sonra Yunan devletinin istatistiklerine göre, yaklaşık 400.000 Müslüman, Ege Makedonyası’nda yaşamaya devam etti. Bu büyük topluluğun yanı sıra, Epir, Girit, Ege adaları ve Tesalya'da daha ufak Müslüman gruplar da mevcuttu. Balkan Savaşları sırasındaki vahşete rağmen, Hıristiyan ve Müslüman topluluklar arasındaki ilişkiler, Balkan Savaşları'ndan sonra “Yeni Topraklar” adı verilen bu bölgede büyük ölçüde normalleştirildi[27]. 1913 Atina Antlaşması, Müslüman toplulukların yalnızca yaşam hakkını, mallarını ve dini özerkliğini garanti etmekle kalmıyordu, aynı zamanda Müslüman toplulukların Makedonya ve Epir'deki eğitim haklarını da koruyordu. Şeriat hukuku uygulamasına mülkiyet ve dinî meselelerde izin verilmesine rağmen, şeriat mahkemeleri kaldırılmış ve görevleri dinî makamlar olarak müftülere devredilmişti. Etnik ve dinî yapısı homojen olmayan bu yeni bölgelerin Yunanistan'a dâhil edilmesi ve bu bölgelerdeki sosyo-politik reformlar, Yunan makamları için Megali Idea milliyetçi projesinin daha sonraki hedefini oluşturan -etnik açıdan heterojen bir bölge olan- İzmir ve havalisinde de Yunan yönetiminin kurulmasından önce büyük bir toplumsal laboratuvar deneyim olarak işlev gösterecekti.

            1910'dan Şubat 1915'e kadar süren ilk başbakanlık döneminde, Elefterios Venizelos, yeni siyasi seçkinlerin bir temsilcisi olarak, kurumsal modernizasyon girişimlerini yayılmacı bir dış politikayla birleştirmeye çalışmış ve 1910'lardan itibaren Yunan siyasetine hâkim olmaya başlamıştı. “Büyük Savaş”ın sona ermesinin ardından Venizelos, resmî olarak kendisini Megali Idea projesini yenilemeye adadı. Bu bağlamda, Paris Barış Konferansı'nda Yunanistan ile ilgili bölgesel soruların incelenmesi, kurulmuş olan ve diğer İtilaf Devletleri'nin de temsil edildiği Yunan İşleri Komitesinin (The Committee on Greek Affairs) ilk toplantılarında, Venizelos, Kuzey Epir, İstanbul'un kapılarına kadar tüm Trakya, İzmir'in çevresindeki bölge ve Osmanlı hâkimiyetinde kalan son iki Ege adası olan İmroz/Gökçeada ve Tenedos/Bozcaada üzerinde Yunanistan adına hak iddia eden bir konuşma yaptı. Ayrıca, On İki Adaları da Yunanistan'a hediye etmek için İtalya'nın inisiyatif alabileceği konusunda umudunu dile getirdi. Büyük güçlerin, uzun zamandır göz koymuş olduğu İstanbul üzerinde hak iddia etmedi. Kanaati, şehrin Milletler Cemiyeti'nin himayesinde uluslararası bir devlete dönüştürülmesi gerektiğiydi. İzmir'in çevresinde talep ettiği bölge, kuzeyde Bandırma'dan güneyde İtalyan yönetimi altındaki On İki Adalar'a dek uzanmaktaydı[28]. Talep ettiği bu arazi, Aydın Vilâyeti'nden daha büyüktü ve Osmanlı Devleti’nin en verimli bölgelerini içeriyordu. Venizelos'un Paris Barış Konferansı'nda sunduğu bu talepler, açıkça görülebileceği gibi Yunan milliyetçi projesi Megali Idea'dan ilham almaktaydı.

            Neticede, Mayıs 1919'da İzmir'in Yunan birlikleri tarafından işgalini, görevi Yunan işgali altındaki bölgede Osmanlı idaresini denetlemek olan İzmir Yüksek Komisyonu'nun kurulması izlemiştir. Yunan ordusunun Anadolu'da ilerlemeye başladığı 1920 yazına kadar, Yüksek Komisyon, hemen hemen İzmir Sancağı'yla aynı sınırlara sahip olan bir bölgede fiilî egemenlik haklarını yürüttü. Yunan idaresi, bölgedeki eski yönetimi kasten ortadan kaldırmadığından, hem Osmanlı kurumları hem de Yüksek Komisyon ile ilişkili olan kurumlar aynı alanlarda birlikte çalışmaya devam etmek durumundaydılar.

KAYNAKÇA

Birincil Kaynaklar (Arşiv Belgeleri ve Hatıratlar)

TNA. (The National Archives) FO. (Foreign Office) 608/104.

Ion Dragoumis, Osoi Zontanoi [Hayatta Kalanlar], (Atina: Nea Zoi, 1926).

Rigas Velestinlis, Revolutionary Scripts, (çev.) Vassilis K. Zervoulakos, (Atina: Scientific Society of Studies Pheres-Velestino-Rhigas, 2008).

İkincil Kaynaklar (Monografiler ve Makaleler)

Boura, Catherine, “The Greek Millet in Turkish Politics: Greeks in the Ottoman Parliament (1908- 1918)”, Ottoman Greeks in the Age of Nationalism, (der.) Dimitri Gondicas and Charles Issawi, (Princeton: The Darwin Press, 1999), ss. 193-206.

Breuilly, John, Austria, Prussia, and the Making of Modern Germany, 1806-1871, (Londra: Longman, 2002).

Carras, Costa, “Greek Identity: A Long View”, Balkan Identities: Nation and Memory, (der.) Maria Todorova, (New York: New York University Press, 2004), ss. 294-326.

Clogg, Richard, “The Greek Millet in the Ottoman Empire”, Christians and Jews in the Ottoman Empire: The Functioning of a Plural Society, (der.) Benjamin Braude ve Bernard Lewis, c. I, (Londra: Holmes & Meier, 1982), ss. 185-207.

Clogg, Richard, “The Byzantine Legacy in the Modern Greek World: The Megali Idea”, The Byzantine Legacy in Eastern Europe, (der.) Lowell Clucas, (New York: Columbia University Press/ East European Monographs, 1988), ss. 253-281.

Daskalakēs, Apostolos V., To politeuma tou Rēga Velestinlē [Rigas Velestinlis’in Hükumet Şekli], (Atina: Vagionakēs, 1976).

Gillen, Paul ve Devleena Ghosh, Colonialism and Modernity, (Sydney: University of New South Wales Press, 2007).

Glavinas, Ioannis, “In Search of a New Balance: The Symbiosis between Christian and Muslim Inhabitants of the Greek State, 1912-1923”, Balkan Nationalism(s) and the Ottoman Empire, c. I: National Movements and Representations, (der.) Dimitris Stamatopoulos, (İstanbul: Isis Press, 2015), ss. 159-178.

Glenny, Misha, The Balkans: Nationalism, War, and the Great Powers, 1804-2012, (Toronto: Anansi Press, 2012).

Katsikas, Stefanos, “Millet Legacies in a National Environment: Political Elites and Muslim Communities in Greece (1830s-1923)”, State-Nationalisms in the Ottoman Empire, Greece, and Turkey: Orthodox and Muslims, 1830-1945, (der.) Benjamin C. Fortna vd., (Londra: Routledge, 2013), ss. 47-72.

Kechriotis, Vangelis, “Greek Orthodox, Ottoman Greeks or just Greeks? Theories of Coexistence in the Aftermath of the Young Turk Revolution”, Etudes Balkaniques, c. 1, 2005, ss. 51-72.

Kennedy, Paul, The Rise and Fall of the Great Powers: Economic Change and Military Conflict from 1500 to 2000, (New York: Vintage Books, 1989).

Llewellyn Smith, Michael, Ionian Vision: Greece in Asia Minor, 1919-22, (New York: Columbia University Press, 1998).

Massie, Robert K., Dreadnought: Britain, Germany, and the Coming of the Great War, (New York: Ballantine Books, 1992).

Stouraiti, Anastasia ve Alexander Kazamias, “The Imaginary Topographies of the Megali Idea: National Terrory as Utopia”, Spatial Conceptions of the Nation: Modernizing Geographies in Greece and Turkey, (der.) Nikiforos Diamandouros, Thalia Dragonas, and Çağlar Keyder, (Londra: I. B. Tauris, 2010), ss. 11-34.

Stratēgos, Xenophon, Ē Ellada stē Mikra Asia [Küçük Asya’da Yunanistan], (Atina: Ekdoseis Dimiourgia, 1999).

Vranousēs, Leandros, “Ē sēmaia, to ethnosēmo kai ē sphragida tēs “Ellēnikēs Dēmokratias” tou Rēga” [Rigas’ın “Yunan Demokrasisi”nin Bayrağı, Renkleri ve Kalkanı], Eraldikēs kai Genealogikēs Etaireias Ellados, c. 8, (Atina: Deltiou, 1991), pp. 347-388, and Apostolos V. Daskalakēs, To politeuma tou Rēga Velestinlē, (Atina: Vagionakēs, 1976).

Woodhouse, C. M., Rhigas Velestinlis: The Proto-Martyr of the Greek Revolution, (Limni Evias: Denise Harvey, 1995).

Xanalatos, Diogenis, “The Greeks and the Turks on the Eve of the Balkan Wars: A Frustrated Plan”, Balkan Studies, c. 3, (1962), ss. 277-296.

Xydis, Stephen G., “Modern Greek Nationalism”, Nationalism in Eastern Europe, (der.) Peter F. Sugar and Ivo J. Lederer, (Seattle: University of Washington Press, 1969), ss. 207-258.

Basılmamış Doktora Tezleri

Katsikas, Michalis, “Dragoumis, Macedonia, and the Ottoman Empire (1903-1913): The Great Idea, Nationalism, and Greek Ottomanism”, Centre for Byzantine, Ottoman and Modern Greek Studies, University of Birmingham (basılmamış Doktora Tezi), 2008.

Solomonides, Victoria, “Greece in Asia Minor: The Greek Administration of the Vilayet of Aidin, 1919-1922”, King’s College, University of London, (basılmamış Doktora Tezi), 1984.

FOTOĞRAFLAR:

foto1.jpg

Fotoğraf 1: 15 Mayıs 1919’da İzmir rıhtımına çıktıktan sonra Hükumet Konağı’na doğru yürüyüşe geçen Yunan birlikleri.

 

 

foto2-001.jpg

Fotoğraf 2: Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinin hemen ardından, İngiliz Kraliyet Donanması’nda görevli bölge vaizi Hugh J. Embling, Yunan birliklerinin Osmanlı asker ve memurlarını kapattığı hapishaneyi ziyaret ediyor. (Kaynak: Imperial War Museum (Londra), The Greco-Turkish War, 1919-1922, Q 14099).

 

foto3-001.jpg

Fotoğraf 3: 20. yüzyılın başında Yunan milliyetçi projesi Megali Idea’nın “barışçıl” varyantına şekil veren ve bir dönem İstanbul’daki Yunan elçiliğinde çalışan diplomat Ion Dragoumis.

 

 

 

 

[1] Robert K. Massie, Dreadnought: Britain, Germany, and the Coming of the Great War, (New York: Ballantine Books, 1992), ss. 142-201.

[2] Paul Gillen ve Devleena Ghosh, Colonialism and Modernity, (Sydney: University of New South Wales Press, 2007), ss. 8-24.

[3] John Breuilly, Austria, Prussia, and the Making of Modern Germany, 1806-1871, (Londra: Longman, 2002), ss. 81-86.

[4] Misha Glenny, The Balkans: Nationalism, War, and the Great Powers, 1804-2012, (Toronto: Anansi Press, 2012), ss. 303-306.

[5] Paul Kennedy, The Rise and Fall of the Great Powers: Economic Change and Military Conflict from 1500 to 2000, (New York: Vintage Books, 1989), ss. 582-608.

[6] Victoria Solomonides, “Greece in Asia Minor: The Greek Administration of the Vilayet of Aidin, 1919-1922”, King’s College, University of London, (Basılmamış Doktora Tezi), 1984, ss. 53-54.

[7] Michael Llewellyn Smith, Ionian Vision: Greece in Asia Minor, 1919-22, (New York: Columbia University Press, 1998), ss. 89-90.

[8] Bu olaylar, Yunan genelkurmay başkan yardımcısı Xenophon Stratigos'un anılarında da doğrulanmaktadır: "Yunan kuvvetleri askerî karargaha [Sarı Kışla] yaklaştığında, birileri onlara ateş açtı. Böylece genel bir çatışma yaşandı, kargaşa ve yağma faaliyetleri gerçekleşti. 47'si Yunan subayı ve askeri olan 163 asker ve sivil ya öldürüldü ya da yaralandı." Bkz. Xenophon Stratēgos, Ē Ellada stē Mikra Asia, (Atina: Ekdoseis Dimiourgia, 1999), ss. 50-53.

[9] The National Archives (TNA),  Foreign Office (FO) 608/104, 20 Mayıs 1919, İzmir'deki İngiliz Yüksek Komiser Temsilcisi James Morgan'dan İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe'a. Bazı istisnai yerlerde, etnik şiddet patlak vermedi. Şehrin dışındaki Buca kasabasındaki Rum Ortodoks cemaatinin önde gelenleri yağmalamayı yasaklamış ve burada gözlemlenen birkaç yağma olayı da engellenmiştir.

[10] Richard Clogg, “The Byzantine Legacy in the Modern Greek World: The Megali Idea”, The Byzantine Legacy in Eastern Europe, (der.) Lowell Clucas, (New York: Columbia University Press/ East European Monographs, 1988), ss. 253-254.

[11] Richard Clogg, “The Greek Millet in the Ottoman Empire”, Christians and Jews in the Ottoman Empire: The Functioning of a Plural Society, (der.) Benjamin Braude ve Bernard Lewis, c. I, (Londra: Holmes & Meier, 1982), s. 193.

[12] Stouraiti ve Kazamias, “çok-karşılıklı bir kavram” oluşturan Megali Idea'nın dört vazgeçilmez bileşeni barındıran bir başarı olduğunu iddia etmektedir: irredantist bir ideoloji, Batılı bir “medenileştirme misyonu”, etnik-dinî yurttaşlık kavramı ve Bizans İmparatorluğu'nun canlandırılmasına yönelik emperyalist bir proje. Bkz. Anastasia Stouraiti ve Alexander Kazamias, “The Imaginary Topographies of the Megali Idea: National Terrory as Utopia”, Spatial Conceptions of the Nation: Modernizing Geographies in Greece and Turkey, (der.) Nikiforos Diamandouros, Thalia Dragonas, and Çağlar Keyder, (Londra: I. B. Tauris, 2010), ss. 11-34. Bu dört farklı bileşeni Megali Idea'nın değişmez ve sabit bir yorumunda sunmak yerine, benim düşünceme göre, Yunan siyasetinin farklı anlarında alternatif görünüşlerle, bilinçli veya bilinçsiz olarak, öne sürülen bir Megali Idea anlayışı daha açıklayıcıdır.

[13] Rigas'ın hayatı ve eserleri hakkında, bkz. Leandros Vranousēs, “Ē sēmaia, to ethnosēmo kai ē sphragida tēs ‘’Ellēnikēs Dēmokratias’’ tou Rēga”, Eraldikēs kai Genealogikēs Etaireias Ellados, c. 8, (Atina: Deltiou, 1991), pp. 347-388, and Apostolos V. Daskalakēs, To politeuma tou Rēga Velestinlē, (Atina: Vagionakēs, 1976). Velestinlis'in İngilizce biyografisi için bkz. C. M. Woodhouse, Rhigas Velestinlis: The Proto-Martyr of the Greek Revolution, (Limni Evias: Denise Harvey, 1995).

[14] 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Osmanlı başkentindeki Rum Ortodoks cemaatinin Fenerliler olarak adlandırılan seçkinleri, Osmanlı padişahları tarafından Eflak ve Boğdan'ın hospodarları olarak atanırlardı ve bu prensliklerin haraç ödeyen yöneticileri olarak kabul edilmekteydiler.

[15] Richard Clogg, “The Greek Millet”, s. 188. Bu siyasal yapı, modern devletlerin ideolojisine benzer şekilde, vatandaşlarının hukuk önünde eşitliği, basın hürriyeti, güvenliği, mülkiyet hakkı ve köleliğin yürürlükten kaldırılması açılarından aynı prensipleri paylaşıyordu.

[16] Rigas Velestinlis, Revolutionary Scripts, (çev.) Vassilis K. Zervoulakos, (Atina: Scientific Society of Studies Pheres-Velestino-Rhigas, 2008), s. 99.

[17] a. g. e. , s. 79.

[18] Stephen G. Xydis, “Modern Greek Nationalism”, Nationalism in Eastern Europe, (der.) Peter F. Sugar and Ivo J. Lederer, (Seattle: University of Washington Press, 1969), ss. 238-240.

[19] Costa Carras, “Greek Identity: A Long View”, Balkan Identities: Nation and Memory, (der.) Maria Todorova, (New York: New York University Press, 2004), s. 318.

[20] Ion Dragoumis, 1878 yılında Atina'da doğdu. Babası Stefanos Dragoumis, Venizelos iktidarı devralmadan önce Ocak-Ekim 1910 arasında Yunanistan Başbakanı olarak görev yapmıştı.

[21] Vangelis Kechriotis, “Greek Orthodox, Ottoman Greeks or just Greeks? Theories of Coexistence in the Aftermath of the Young Turk Revolution”, Etudes Balkaniques, c. 1, 2005, ss. 60-64.

[22] Diogenis Xanalatos, “The Greeks and the Turks on the Eve of the Balkan Wars: A Frustrated Plan”, Balkan Studies, c. 3, (1962), s. 282.

[23] Michalis Katsikas, “Dragoumis, Macedonia, and the Ottoman Empire (1903-1913): The Great Idea, Nationalism, and Greek Ottomanism”, Centre for Byzantine, Ottoman and Modern Greek Studies, University of Birmingham (basılmamış Doktora Tezi), 2008, ss. 162-163.

[24] Bununla beraber, bu dernek 1912 seçimlerinde Osmanlı Rum toplulukları üzerindeki etkisini yitirmişti. Rum delegelerinin çoğu İttihat ve Terakki ile işbirliği yaparak seçildi. Bkz. Catherine Boura, “The Greek Millet in Turkish Politics: Greeks in the Ottoman Parliament (1908- 1918)”, Ottoman Greeks in the Age of Nationalism, (der.) Dimitri Gondicas and Charles Issawi, (Princeton: The Darwin Press, 1999), ss. 198-199.

[25] Ion Dragoumis, Osoi Zontanoi, (Atina: Nea Zoi, 1926), s. 128.

[26] Stefanos Katsikas, “Millet Legacies in a National Environment: Political Elites and Muslim Communities in Greece (1830s-1923)”, State-Nationalisms in the Ottoman Empire, Greece, and Turkey: Orthodox and Muslims, 1830-1945, (der.) Benjamin C. Fortna vd., (Londra: Routledge, 2013), s. 50.

[27] Ioannis Glavinas, “In Search of a New Balance: The Symbiosis between Christian and Muslim Inhabitants of the Greek State, 1912-1923”, Balkan Nationalism(s) and the Ottoman Empire, c. I: National Movements and Representations, (der.) Dimitris Stamatopoulos, (İstanbul: Isis Press, 2015), ss. 159-164. “Yeni Topraklar”, 1912-1913'te Balkan Savaşları'ndan sonra Yunanistan'a dâhil olan, yani Makedonya, Epirus, Girit ve diğer Ege adalarından oluşan bölgelerdir.

[28] 30 Aralık 1918'te Venizelos, Yunan İşleri Komitesi'ne bir memorandum/tezkere sunmuştu. Bu memoranduma göre, Yunan iddiaları, nüfusun münhasıran Müslüman olduğu Denizli Sancağı hariç Aydın Vilâyeti'nin tamamını ve ayrıca Karesi Sancağı'nı içeriyordu. Yunanistan'ın toprak gayeleri, Paris’te gündeme alınır alınmaz İtalyan delegelerinin ve kamuoyunun tepkisine yol açtı. Bu reaksiyon aslına bakılırsa sebepsiz değildi. Bkz. Paul C. Helmreich, From Paris to Sévres: The Partition of the Ottoman Empire at the Peace Conference of 1919-1920, (Columbus: Ohio State University Press, 1974), p. 40.

Bu haber toplam 185 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim