• İstanbul 26 °C
  • Ankara 25 °C

‘Kadın ve erkek, daha kanaatkar bir dünya kurabilirdik’

‘Kadın ve erkek, daha kanaatkar bir dünya kurabilirdik’
TYB Kırklar Meclisi’nin 10. Programında Cihan Aktaş; kadın erkek ilişkileri, İran, edebiyat, mimari, sinema üzerine önemli görüşler aktardı

Türkiye Yazarlar Birliği'nin (TYB) kuruluşunun 40. yılı etkinlikleri kapsamında başlatılan “Kırklar Meclisi”nde, TYB tarafından 1995'te yılın hikâyecisi, 2002'de yılın romancısı seçilen gazeteci, yazar Cihan Aktaş okurlarıyla buluştu. TYB Mehmet Akif Divanı'nda gerçekleşen edebiyat ve hayat söyleşisini hikâyeci-eleştirmen Necip Tosun yönetti.

Necip Tosun; ‘ Ankara’da yeterince kültürel etkinlik olmuyor. Biz buna bir katkı sağlamak için başlattık bu söyleşileri.’ dedikten sonra Kırklar Meclisi’ne bundan sonra sırasıyla Sevinç Çokum, Yıldız Ramazanoğlu, Turan Koç, Mustafa Özel, Sevim Kaplanoğlu ile devam edeceklerini belirtti.

Cihan Aktaş’ın Romanlarında Yeni Dindar Kadın alt başlığı ve ‘ Metin İle Hayat Arasında Sancılı Bilinçler’ ismiyle Grafiker Yayınları arasında kitabı yeni çıkan Münire Kevser Baş da kürsüye davet edildi, kitabının daha bu hafta yayınlandığını, bu toplantıya denk gelmesinin de güzel bir tesadüf olduğunu  belirtti ve kitabını Cihan Aktaş’a takdim etti.

Cihan Aktaş ilk olarak okuma ve yazma serüveninden, çocukluğundan bahsetti. Çocukluk yaşından itibaren okumayı çok sevdiğini belirten Aktaş, “Kitap dolu bir ortamda yetiştiğimi her zaman anlatıyorum. Çocukluğumu geçirdiğim Refahiye kasabasında, evimizdeki kütüphane bir yana, ayrıca bir de babamın kitap-kırtasiye dükkânı vardı. Kitap-kırtasiye dükkânının vitrinini düzenlemek için kitaplar seçmeyi iş edindiğim olurdu. Kitaplar hayatın merkezinde o kadar çok görünüyorlardı ki benim için en önemli insanlar yazarlardı.” diye konuştu.

Beşikdüzü Öğretmen Lisesi'ni sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Fakültesi'ni bitirdiğini ve okul hayatının her döneminde kitaplarla iç içe bir hayat yaşadığını ifade eden Cihan Aktaş, “İlk okuduğum kitap galiba babamın Köy Enstitüsü öğrenciliği yıllarına ait sayfaları sararmış ya da gerçekten de sarı kâğıttan bir edebiyat kitabıydı ve o kitapta çeşitli dönemlerin edebiyat anlayışını temsil eden romanlar özet halinde anlatılıyordu. “Finten, Araba Sevdası, Makber, Mai ve Siyah, İntibah” gibi başlıklarıyla beni çeken o kitabı elimden düşürmezdi.” dedi.

Yazı hayatına 1984 yılında, Hz. Fatıma ve Hz. Zeynep üzerine yaptığı biyografi çalışmaları ile başlayan ve biyografiden hikayeye; toplum, sinema üzerine araştırma ve incelemelerden romana kadar yazının çeşitli alanlarında eserler kaleme alan Aktaş,  başörtülü bir kadın olarak her yönden gelen itiraz ve ön yargıları aşmaya çalıştığını ifade ederek şunları kaydetti: “Okuyucuyu sıkmaya tekrarlara boğmaya hakkımız yok. Ancak sadece hoşça zaman geçirmek için de okunmamalıdır. Bir eksiğin varlığının bilinciyle, o eksiği başka bir açıdan görmek ve göstermek için yol alıyor edebiyat. Çünkü yılgınlığa kapılma lüksümüz yok. Bildiklerimiz itibarıyla doğru anlamaya, hatırlamaya, iyiliğe çağırmaya ve rıza arayışına yükümlüyüz.”

Söyleşinin geri kalan kısmında kadın-erkek, feminizm, sinema, mimarlık, roman ve hikaye gibi geniş bir yelpazede konulara değinen Aktaş, kadın erkek ilişkileri, feminizm hakkında özetle şunları dile getirdi: ‘Feminizm de yararlanılacak bir sistem diye düşünüyorum, tartışmaları dinlemek lazım, o kadınlar neye isyan ediyorlar, bunları dinlemeliyiz. Biz Müslümanlar olarak ahlaki sorumluluklardan kendimizi muaf sayıyor, bu şekilde davranıyoruz. Modern dünyada her şey değişirken kadının değişmeyeceğini düşünüyoruz. Kadın ve erkek daha kanaatkar bir dünya kurabilirdik. Sadece para kazanmak için çalışmak olmaz. Çeşitli sosyal, kültürel faaliyetler de bir kadın için ihtiyaç.’

Hayatının 80’li 90’lı yıllarının sürekli koşuşturmaca ve ev taşımalarla geçtiği için o dönemde romanla ilgilenemediğini, ama romanın daima aklında olduğunu söyleyen Aktaş, ‘ Bir romandan sonra hiçbir şey aynı kalmaz dedi.

Aynı zamanda mimar olan Aktaş, güncel mimari problemlere de değindi söyleşisinde: ‘ İmar affında haram ve helale pek de riayet edilmediğini görüyorum. Bir ömür boyu çalışıp ancak ev alabilen insanlara karşılık, imar affıyla haksızlıklar yapıldığını görüyoruz. Esenler otogarına çok karışılıyor, Marmaray’da bazı şeyler daha iyi olabilirdi’ diye düşünüyorum. Tabiatımıza uygun planlamalar yapmalıyız.’

Söyleşide son olarak sinema konusu konuşuldu.  Aktaş, sinema konusunda şu konuları vurguladı: ‘ Bizde Ayşe Şasa’nın, Turgut Cansever’in felsefesinin yeterince kavrandığını düşünmüyorum.

İran’da sinema ve tiyatroya ilgi çok büyük. Örneğin, helaldir diyerek insanlar bir anda tiyatro sahnesine dalabiliyorlar. Sinemayı propaganda aracı olarak görmediklerini söylüyorlar ki bu önemlidir.  Bizde ise mesela bir Mesut Uçakan, çekinerek filmler yaptı belli bir dönem.’

Belli bir dönem İran’da yaşadığını vurgulayan Cihan Aktaş, bu ülkeyi edebiyat üzerinden değil, sinema üzerinden değerlendirmeye ve anlamaya çalıştığını söyledi.

Mesut Uçakan konusu açıldığında söz alan Necip Tosun; Mesut Uçakan’la bir sinema kitabı yayınladıklarını, ama bunun biyografisine girmediğini belirtti.

Soru-cevap, ödül takdimi ve fotoğraf çekimiyle Kırklar Meclisi’nin onuncu programı sona erdi. Etkinlikler, iki hafta sonra Sevinç Çokum’un katılımıyla devam edecek.

Yusuf Alparslan Özdemir

Bu haber toplam 231 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim