• İstanbul 28 °C
  • Ankara 32 °C

Kahvehane’den Kafe’ye Kıraathane arakesiti

Namık Açıkgöz

Kahve’nin kitabını yazmış biri olarak (Kahvenâme, Eski Türk Edebiyatında Kahve, Akçağ Yayınları, Ankara 1999) topa girmemek olmazdı.

Tayyip Bey “Millet Bahçeleri” projesinden sonra, geçen hafta Hatay’da bu defa “Millet Kıraathaneleri”nden söz etti.

“Millet Kıraathaneleri” uygulanabilir olması bir tarafa, elbette bir iyi niyet göstergesi.  Okumayı teşvik eden ve geleneği de hatırlatan bir proje olarak sempatik gelenler var ama hayatlarını gelenek ve mevcut iktidara muhalefetle geçirmiş olanlar, gene burun kıvırıyorlar.

Tayyip Bey’inki bir nostalji; yani gelenekten bir şey hatırlatmak ve bunu sürekli hâle getirmek. Okumaktan ziyade seyretmenin yaygın olduğu bir devirdeyiz artık. Seyretmenin de arka planını oluşturan yazma ve okuma eylemlerinin önemini hatırlatacak bir proje gibi mi bakmalıyız “Millet Kıraathaneleri”ne?

Ortak sivil bilgilenme mekanları

İnsanları beraberce kitap okudukları çağlar var. Ekseriyetin okuma bilmediği çağlarda, okuma bilen biri bir şeyleri okurmuş, diğerleri de dinlermiş. İlle yazılı metin olmasına gerek yok bunların, çeşitli hikâyeler de anlatılırmış. “Râviyân-ı ahbâr, nâkilân-ı âsâr şöyle rivayet ederler kim…” diye başlayan cümlelerin arkasından gelen hikâyeler, hep toplu okuma mekânlarının hikâyeleridir.  Bazen bir köy odası, bazen bir konak, bazen bir Pınarbaşı, bazen bir çınar altı olmuş toplu okuma ve dinleme mekânları.

Sonra semâî kahveleri…  Söze sazın eşlik ettiği mekânlar… 150 yıl falan etkili olmuş mekânlardır semâî kahveleri. Bu arada Doğu Anadolu’da âşık kahveleri…

Bunlar güzel şeyler ama günümüzün insanı için ne ifade ediyor? Bir âşık, gümünüzde ne kadar cazip? Bir halk hikâyesi anlatıcısı, günümüz insanının hangi psikolojik, sosyolojik ve bireysel doygunluğunu sağlayabilir?... Bunların hepsi yeni anlatma tekniği olan “sinema” ile hallediliyor ve ekranlara yansıtılıyor. Artık internet de devreye girdi.

Geçen yüzyılda etkili olan Meserret Kıraathanesi ve Asmalı Mescit artık câzip değil.  Sivas’ta Çerkez’in Kahve de artık şiirlerde, yazılarda kaldı. Eskilerin bizlere Murat Sertoğlu’ndan pehlivan hikâyeleri okuttuğu 1970’li yıllar da çoook gerilerde kaldı.

Olabilirliği

Ammaaaaa!

Bütün bunların devrinin geçmesi, “sosyalleşme mekânları”  konusunda “cafe”lere teslim olmamıza mı yol açmalı?

Kahvehaneler, kıraathaneler ve kafeler birer sosyalleşme mekânları olarak görülmelidir. Hiç kahvehane alışkanlığı olmayan biri olarak, buraların her mahallede, mahalleyi oluşturan ruhun mayalandığı yer olarak görülmesi lazım. Elbette bu mayalanma mahalleye göre değişir.  Şu mahallede babaların, amcaların dayıların geldiği bir mekân olur, şu mahallede entel-dantellerin uğrak yeri olur. (Tabii Mehmet Akif’in eleştirdiği izbe mahalle kahvelerini de göz önünde bulundurmak lazım.)

1551 yılında “Kahvehâne, mahall-i eğlence (H.959) düşürülen tarih mısrasında, bir eğlence mekânı olarak görülen kahvehaneler, 19. Yüzyılın ikinci yarısında gazetelerin okunduğu mekân olmasından dolayı “kıraathane” adını alınca, basit bir eğlence mekânı olmaktan çıkmıştır. Günümüzde kafeler, sadece basit bir sosyalleşme mekânı ve gençlerin sömürüldüğü yerlerdir. Kahvehane ve kıraathanelere sadece erkekler gidebiliyordu, kafelere gidişte cinsiyetin önemi yok; herkes gidebilir.

Okuma ve sohbet kültüründen gelen bizim kuşaklara için “Millet Kıraathaneleri” güzel bir tekliftir. Şayet mesele sadece mekân açma değil, bir zihniyet değişimi ise, desteklemek boynumuzun borcudur.

Bu mekânlar sadece kitap okuma yeri değil, okuma ve okunan üzerinden yeniden üretme mekânları olmalıdır. Şiir, hikâye, roman, hatırat, deneme, bilimsel çalışma gibi metinlerin sosyal hayata dokunması için aracı kurumlar olmalıdır.

Bekleyen tehlike

Bizim kuşaklar, kütüphane kullanan kuşaklardır. Yeni kuşaklarda maalesef kütüphane sıcaklığı ve romantizmi yok. Bugünkü kütüphanelerin büyük bir kısmı ne yazık ki “KPSS çalışma merkezi” gibi çalışıyor. (Kütüphanelerdeki okuma yerlerini rezerve edenleri gördüm.) O da olsun ama bu mekânlar daha çok okuma ve analiz edip tartışma ve yeniden üretme mekânları olmalı.  

Örnek yok mu?

Bunun başarıldığı yerler yok mu?

Var!

İzmir, İstanbul ve Ankara’da bazı kitap-kafeler bu işi çok güzel yapıyorlar. Eskişehir’de sadece kitap merkezli bir mekân örneğini gördük. Kahramanmaraş’taki bir grup okur-yazar da “Kıraathane Söyleşileri” adı altında okuma mekânları oluşturmuşlardı. Biz de Muğla’da Kötekli Gençlik Merkezi’nde böyle bir faaliyete başlamıştık ve ben 4 ayrı günde 4 saat Küçük Prens okuması yapmıştım; 40-50 kişi de katılmıştı sohbetime. Alaattin Karaca da aynı mekânda okumalar yaptı; onun okumaları da cazipti.

Ama ne olur, Millet Kıraathanelerinde cinsiyet ayrımı yapılmasın!... Ekamete uğrayan “Okuma Halkaları” projesinde öyle bir garabet yaşanmıştı da…

Bu yazı toplam 172 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim