• İstanbul 16 °C
  • Ankara 16 °C

Leylâ Erbil’in Üç Başlı Ejderha Novellasında Estetik ve Biçim

Leylâ Erbil’in Üç Başlı Ejderha Novellasında Estetik ve Biçim
Sefa Çelikörs* / TYB Akademi 23 / Estetik / Mayıs 2018

Estetik

Estetik, sanat kavramının ortaya çıkışından bu yana irdelenen bir konudur. Bu kavram, sanat üzerine felsefi düşünceden oluşmaktadır. Estetik kavramının ortaya çıkardığı ve düşünmeye yönelttiği en büyük unsur “güzellik” anlayışıdır. Buna göre estetik hem sanatı hem de doğadaki güzelliği, güzelin içsel yaşanışını ve bu içsel durumla sanat eserinin yapılışını inceler.[1]  Sanat, doğadaki güzelliği de konu edinir. Estetik denilince akla gelen isimlerden birisi olan Kant da düşüncelerinde doğaya büyük önem verir.

Estetiğin geçmişten günümüze akla gelen ilk unsuru güzelliktir. Sanat, yalnızca güzel olanla değil, hoş, yüce ve soylu olanla da ilgilenir. Estetik, Platon’dan Aristo’ya kadar birçok felsefeci tarafından irdelenmiş ve ortak görüş kavramı “güzellik” olmuştur. Estetiğin kelime anlamı ve kökeni ise şöyledir: “Estetik, güzelin ve güzel sanatların doğasını inceler. Grekçe, ‘aisthesis’ sözcüğü duyum, duyulur algı, aisthanesthai sözcüğü de duyu ile algılamak anlamına gelir. Sözcüğün kökeninde bulunan duygusallık, estetik dediğimiz bilimin dışında da kelimenin kullanmasına dikkat çeker.”[2] Estetik,  içerik ve yapı bakımından kurgusal anlamlar kazanır.

Edebî Eserlerde Estetik

Sanat eserinin irdelenmesi konusunda birçok kavram ortaya çıkar:  Güzellik, beğeni, estetik duygu, estetik özne, estetik nesne, estetik yaşantı, estetik yargı ve hayal gücü .[3]  Estetik, genel bir tabirle hoş veya zevk veren şeylerin incelenmesi gibi görüşlerde birleşir. Özellikle bazı edebî eserlerde bu zevki alabilmek mümkündür. Flaubert’in Madam Bovary adlı romanı, dünya edebiyatında çok ayrı bir yere sahiptir. Özellikle roman içerisinde betimlemeler, kahramanların psikolojik çözümlemeleri ve duygu yoğunluğunun ön planda olması, estetik açısından eseri çok farklı kılar. Örneğin bir cenaze olayının sayfalarca anlatılıp okura âdeta yaşatılması, aldatma duygusunun psikolojik olarak derinlemesine irdelenmesi, eserin döneminde Türk edebiyatı başta olmak üzere, dünya edebiyatından da birçok yazarı etkilemiştir. Bunun sebebi, yazarın eserini estetik bir kaygıyla kaleme alıp kendine has bir biçim oluşturmasıdır.

20. yüzyılın ortalarından itibaren edebî eserlerde estetik, postmodern edebiyat kavramıyla farklı bir yapıya dönüşür. Avrupa’da edebî anlamda 1960’lı yıllarda temeli atılan postmodern edebiyat, Türk edebiyatında 1970’li yıllarda başlamakla birlikte, en sağlam örneklerini 1980’li yıllarda verir. Postmodern eserler bir bakıma “baş kaldırıdır”. Bu kavram, modern olan şeye karşı olarak doğar, tek kutuplu bir bakış açısı yerine “çok sesli” bir metin oluşturmak ister. Özellikle sürekli kural koyucu olarak bilinen, katı kurallı olarak tanımlanan “Tanrı” kavramı, yani “yazar”, postmodern edebiyatta artık “ölüdür.” Esere hâkim bakış açısı, klasik metot incelemeleri yerine, çok merkezli bir metin anlayışı gelişmeye başlar.

Postmodern edebiyatta, kahramanların metin içerisinde okura kendilerini anlatan yazardan söz etmeleri, bununla birlikte yazarın buyruklarına uymamaları, yazarın romanın başlangıcından sonra bir kahraman gibi olayın içine girip vakanın seyrine yön vermesi gibi durumlar görülebilir.[4] Bazı eserlerde anlatının dışında bir dünya ve bir ses, aniden metnin içerisinde yer edinebilir. Bu durum normal olarak bilinen romanlara göre, üst kurmaca tekniğiyle farklı anlatışlara yönelen bir tarzdır.

Üç Başlı Ejderha’da Estetik ve Mitoloji

Leylâ Erbil, 1960 sonrası Türk edebiyatında, özellikle postmodern edebiyatta ve şiir-nesir karışımı anlatımını, eserlerinde ustaca kullanan en önemli isimlerdendir. Erbil, edebiyatta bir başkaldırıcı, put kırıcı, geleneğe çizik atıp kendi edebiyatını ve üslubunu oluşturan farklı yazarlardan birisidir:

 “Leylâ Erbil, Türk öykücülüğünde yenilikçi biçimsel arayışlar dendiğinde ilk akla gelebilecek üç-beş isimden biridir. Erbil, 1950 kuşağının yenilikçi ikliminde dilde, biçimde özgünlük arayışı içerisinde olmuş, öykücülüğümüze enteklektüel bir düzey, felsefi bir derinlik kazandırmıştır. Kadın sorunlarını cüretkâr bir tutumla ele alırken, biçimsel anlamda da geleneksel öykü anlayışının tümüyle dışında bir biçim yeniliği peşinde olmuştur.”[5]

Leylâ Erbil, Üç Başlı Ejderha adlı novellasını ilk olarak 2005 yılında yayımlar. Novella kısa roman, uzun hikâye anlamına gelir. Leylâ Erbil’in Üç Başlı Ejderha adlı eseri, Türk edebiyatında farklı bir anlatım tarzına sahiptir. Eser, içerisinde barındırdığı postmodern unsurlarla birlikte estetik olarak da önemli bir oluşum içerisindedir. Eserdeki başkişinin kendi benliğine yoğunlaşması, bilinç akımı şeklinde sayıklamaları, anlatıda kurulan cümlelerdeki şiirsel üslup, kahramanın ruh hâlinin derinlemesine betimlemeler ve psikolojik çözümlemelerle estet bir şekilde anlatılması dikkat çeker. Eserin kurgusuyla anlatımı oldukça zor ve dikkat gerektiren bir metindir. Eserde üç kişinin öyküsü anlatılır. İlki, anlatıcı olan kadının hayatıdır. Kadın anlatımını adeta sayıklama hâlinde dile getirir. Özellikle ölen oğlunun anısı aklından hiç çıkmamaktadır. Diğer anlatılan ise başkişi olan kadının öldürülen oğlunun arkadaşının hayatıdır. Üçüncüsü ise üst anlatıcı olan kişinin kurguladığı Burmalı Sütundur. Ayrıca bu üç anlatıdan uzak, bir gazete haberi olan Leyla Ünver’in polise vermiş olduğu ifade parça parça anlatı içerisinde yer alır.  İlk iki yaşam başkişi olan kadının ağzından aktarılır. Bir sayıklama halinde olan kadın, yaşadıklarını bir rüya halinde anlatır:

“bir gün diyorsun,,, bir gün belki de belli mi,,, intihar ederim atlarım Üç Başlı Ejderha’yı çeviren demirlerden aşağıya,,, bir gün,,, neden orayı seçtim bilmiyorum,,, Burmalı Sütun’u neden,,, bir bilebilsem,,, aslında bir mızıldanma benimkisi,,, bir telaş oğlumu unutmanın,,, ihanetimin sürüklediği,,,”(s.11).

Üst anlatıcının kurguladığı Burmalı Sütun’un tarihsel anlatımı, diğer olaylara göre okura daha gerçekçi gelir:

Üç Başlı Ejderha İstanbul’daki en

Eski Yunan sütunudur.

Sütun 3 yıldan birbirine dolanma-

Sından oluşmuş bir sarmaldır. Adla-

rından biri de Burmalı Sütun olan bu

sütun Sultanahmet Meydanı’ndaki

bugünkü yerine taşınmadan önce

Delfi Tapınağı’ndaydı.” (s.11).

Burmalı Sütun’un tarihsel anlatımı metin içerisinde de aynı şekilde biçimsel olarak şiir şeklinde verilir. Anlatının içeriği nesir, biçimi şiirdir. Kahramanın eserde anlatmaya çalıştığı kişi öldürülen oğlunun arkadaşıdır. Kadın, oğlunun arkadaşını küçüklüğünden beri gittiği “Yaşasın İşçi Sınıfı Öncülüğünde Tüm Hakların Mücadelesi” ve “Tek Yol Devrim” gibi mitinglerden tanır.

Başkişi küçük Ayasofya sokakta bir evde yalnız başına oturur. Günlerinin büyük bir bölümünü Pera’da en eski apartmanlardan birinin eşiğinde geçirir. Başkişi zaman zaman Sultan Ahmet Meydanı’ndaki Burmalı Sütun’un çevresinde dolaşan, halkın meczup dediği türden, ama asla deli diye tanımlanmaması gereken, belirtisel özellikleri olan bir kadındır.[6] Eserin bazı yerlerinde: “başımda aklım,,, ama bir türlü rahat rahat deliremedim.” (s.26). Sözlerini kullanır. Kadın, oğlunun öldürülüşünü aradan geçen yıllara rağmen unutamamakta ve aynı acıyla yaşamaktadır.

Kahramanın kurduğu bazı cümleler, sayıklamadan oluşan birer bozukluktur: “Galatsaray Sultanisi önünde kesişirdik,,, o delirirken ben diderdim,,, ben diderken o delirdi.” (s.39). Onun bu ruh hali tutarsızlık gösterir.

Anlatının içerisindeki kadını ziyaret eden kişi, ölen oğlunun arkadaşıdır. O, arkadaşının öldürülmesinden sonra Almanya’ya kaçıp orada büyür. Gittiği yeni ülkede Yunanlı bir kadınla evlenir. Bir zamanlar sevdiği kız ise cezaevinde öldürülür. Öldürülen arkadaşlarının acısıyla hapisten çıktıktan sonra burada yaşayamayacağını anlar.

Erbil, eserde acı çeken kadını şiirsel bir dille anlatır. Burmalı Sütun olayını ise tarihsel bir üslup ve biçim olarak şiir şeklinde gösterir. Bir başka gazete haberi olan Leyla Ünver’in ifadesini de halk ağzıyla okura aktarır. Eserde biçim ve içerik karmaşası fazla olsa da, Leylâ Erbil bütün bu karmaşayı tek metinde çok sesli bir dile çevirir. Üç Başlı Ejderha’da üst anlatıcının araya girerek Burmalı Sütun hakkında bilgiler vermesi anlatılmak isteneni bulanıklaştırır. Burmalı Sütun Osmanlı, Bizans, dolayısıyla İslam, Hıristiyan kıyaslamasına vesile olduğu için, öyküsel, anlamsal düzlemde belirsizleşmeye gider. [7]

Eserde üst anlatıcının ve başkişinin anlattıkları arasında çok farklılık vardır. Birisi sayıklamalarda ve acının hengâmesindeyken diğeri bilimsel bir anlatımın içerisindedir.

            “kimin acısının daha derin olduğunu bilemiyor ki insan,,, oyuncaklarını sokak ortasında unutmuş gelmişin sanki,,, yüzüme bakakaldı,,, kalsın,,, o da bazı şeyleri “abis”ine atmayı öğrensin,,,

                           “fetihten sonra Ayasofya’ya at

                   üstünde girerek, yerlerde serili olan

                 cesetleri çiğneyerek mihrabın bulun-

                duğu yere kadar gelip orada, orada

               henüz daha kanlı olan elini bir direğe

              resmetmiştir ve o iz bugün de aynı

            yerde görünür.” Denilen padişahların

            torunları bunlar”  (s.23)

Eser içerisinde bazı mitolojik kavramlara da değinilir. Bunlardan birisi Tanrı Apollondur.  Apollon müziğin, sanatın, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısıdır. Ayrıca kâhindir de. Sarışın ve çok yakışıklı olarak bilinen Apollon, Anadolu kökenlidir.[8] Diğer bir kavram ise “abis”tir.  Eserde her şeyden ve bütün kalabalıklardan uzak, ama kendi içerisinde büyük bir karmaşa yaşayan kadının “dipsiz” bir dünyası vardır. Okur anlatıdaki dünyayı bu yarı meczup kadının dipsiz kuyusundan izler. Eserde geçen abis ise okyanusların 2000 metre altındaki yaşama verilen isimdir. Diğer bir adının dipsiz olduğu bilinir. Karanlıkta yaşayan varlıkların yeridir abis. Metinde ki öznede bu karanlıkta yaşayan ve gün yüzüne çıkamayan birisidir. Kadının yaşamıyla abis adeta bir bütünlük kazanır. Yazar, abis sözcüğünü ustaca düşünüp metin içerisinde kullanarak merak uyandırır:

           Abis, bastırılan, dışlanan, yüzleşmeye cesaret bulunamayan, travmasını bir yere koyamadığımız yaşantıların atıldığı yer anlamında kullanılıyor. Abis, mitolojide tiranların, canavarların, bazı kovulmuş tanrıların Zeus tarafından atıldığı zifiri karanlık bölgedir. Yazara göre, tarih ve ortak bilinçdışımız bir abis alanı, bir unutma bölgesidir. Birbirini doğuran nedenler, sonuçlar; kıyımlar; yas ve kin, keder ve hınç abis bölgesinde kaynaşır. Üç Başlı Ejderha'da “bireyin de aklı” böyledir.[9] 

Eserde abis, en dibi yaşayan kadının çıkamadığı dünyadır. Özellikle başkişi, çıkamadığı abise gördüklerini ve düşündüklerini de götürmek ister: 

“karşı kaldırımdaki iriyarı kara kadını da attım içine,,, bana çarpan ve göremeyen  beni,,, oğlumu da,,, attım abis’e,,, “abis”i bulur sonunda,,, dibi,,,” (s. 17).

Burmalı Sütun, İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda yer alan ve çok eski dönemlerden kalan, üç başlı yılandan oluşan bir sütundur. Lakin günümüze kırık bir şekilde ulaşmış, üç başlı yılandan da eksik kalmıştır. Başkişi sürekli Sultanahmet Meydanı’na gidip Burmalı Sütun etrafında döner, hatta kendini orada öldürmek isteyip yok olma arzusundadır. Özne, Burmalı Sütun’la özdeşleşip rüyalarında yılanlar doğurduğunu görür:

         “Sabaha karşı,,, saray benim,,, sarayımın kapısında bekleyen saçları yılandan üç tanrıça, genç dostumun gözetiminde doğurtuyor beni,,, yaşlıyım,,, gözlerimi yitirmek üzereyim  ama doğuruyordum gene de,,, kendime diyordum ki ayıp sana,,, olamaz bu,,, utanmalısın,,, herhalde düş görüyorsun kötü bir düş,,, ama sevinçle sürdürüyordum doğurmayı; en derin okyanusundan kadınlığın uzun upuzun ve ince oğullarımı doğurmaktayım,,, sancısız,,, küçüğümü bağıra bağıra getirirken dünyaya duyduğum acılarla yok ilgisi bu doğumun,,, kendi kendilerini incelterek,,, uzatarak bir ırmak gibi akarak çıktılar dünya yüzüne oğullarım; üç yılan doğurmuştum,,,” (s .41-42).

Sürekli rüya gören kadın, metinlerarasılık yöntemiyle, İslam inancına doğrudan gönderme yapar. Metinlerarasılık, eserlerin içerisinde Tanrı konumunda bulunan yazarların başka bir eserden bir olaya, bir yargıya, Julia Kristeva’nın bir sözüyle “Bir göstergeler dizgesinin başka bir dizgeye geçişi” olarak bilinir. Diğer bir deyişle metinlerarası ilişki, farklı eserlerdeki ortak paydanın alınması, doğrudan kullanılması ya da kahramanları değiştirilerek aynı olayın, başka karakterler üzerinden yaşatılmasına dayalı bir kuramdır. [10]

  Başkişi, yeryüzüne son din olarak inen İslam’ın buyruklarının kaynağı Kur’an’a gönderme yapar. Allah’ın emirlerini ve Hz. Muhammed’in sözlerini alıntılayarak kendini Tanrı ve peygamber ilan eder:

“Romalılar, ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım,,, o yok olduğunda bu topraklar altınızdan kayar sulara sürükler sizi, gökten buzlu kayalar “salar, “ hava ateş tozlarıyla yakar kömüre çevirir her bedeni,,,” (s .43).

“Benim bildiğimi siz bilseydiniz çok ağlardınız,,, dağlara ve sahralara çıkarak göğsünüzü döver ve elaman yarabbim diye bağırırdınız,,, Romalılar, benim ahlakım ile ahlaklanacaksınız çünkü ben alemlere rahmet olarak gönderildim,,,” (s. 44).

Görüldüğü gibi metinlerarasılıktaki “alıntılama” yöntemiyle Allah ve Hz. Peygambere göndermeler yapılır. Bu durum “kendinden geçme” olarak da görülebilir. Özellikle bazı halk şairleri ve tasavvuf büyükleri zikir halindeyken kendilerinden geçip benzer ifadelerle cümleler kurarlar. Leylâ Erbil, eserini oldukça titiz bir karmaşa içerisinde birçok şeye gönderme yaparak oluşturur.

 Başkişi ayrıca eser içerisinde bir gazete haberi olan, ailesi düşmanlarınca basılıp birçok yakını öldürülen Leyla Ünver’in ifadesiyle de bütünleşir. Kurgu içerisinde öznenin sayıklamaları, Üst anlatıcının araya girip bilgi vermesi ve Leyla Ünver’in ifadesinden bölümlerle karnaval havası taşıyan bir metin sunulur:

“Sami ağbinle Suzan ablan sayesinde,,, koynundaki ezberinde,,, başlıyor şöyle:

Gelinim çay yapıyordu. ‘Evi basıyorlar’ diye bağırdı. Komşumuz Pakize, ‘Bize gelin’ dedi.” (s. 20).

            Başkişi kendi benliğinde konuşurken, araya gazetede yer alan cümlelerde girer. Böylelikle kahraman okuduğu gazete yazısı, gördüğü Burma Sütun ve geçmişiyle tarih arasında bütünleşip çok sesli bir kişi olur.

             

Üç Başlı Ejderha’da Üslup

Üç Başlı Ejderha’nın başkişisi, oğlu öldürülen ve sürekli sayıklama halinde olan bir kadındır. Eserin içerisinde karmaşa bir üslup göze çarpar. Özne kişi dışında yer alan sesler: Bilimsel bir dil olan Burmalı Sütün ve halk ağzıyla konuşan Leylan Ünver’dir. Öznenin kullandığı üslup ise “gerçeküstücü” üsluba yakındır. Bu üslup türü, her ne kadar şiirde kullanılsa da, Leylâ Erbil’in anlatıda oluşturduğu cümleleri önemli şairlerden esinlenerek yazılmıştır. O yüzden gerçeküstücü üslubun tanımı ve içeriği, başkişinin üslubuna yakındır. Gerçeküstücü üslup, Sigmund Freud’un düşüncelerinden beslenerek oluşturulur. Freud, bilinçaltında toplum ve geleneğin yasaklarının olduğunu ve kişinin bir takım bastırmış olduğu duygularının yer aldığını söyler. Özellikle kişinin asıl benliğinin, bilinçaltında yatan benliği olduğunu vurgular.

İnsanın benliğinde gerçekleştirmek istediği birtakım duygu ve talepleri vardır. Bu isteklerin tam anlamıyla gerçekleşmesinin önünde dış dünyada kanunlar, ahlak, din, gelenek, mülkiyet, siyaset gibi sosyal değer ve kurumlardan oluşan bir takım engeller vardır.[11] Üç Başlı Ejderha’da yer alan başkişi, ömrü boyunca sol görüşe ait miting ve toplantılarda yer alır. Bu mitinglerden birisinde de oğlunu kaybeder. Başkişi eserde, siyasi olarak o dönem aynı görüşte olan kişilerin çektiği acıları ve zorlukları dile getirir. Kahramanın gençliğinde önem verdiği en büyük şey, sol görüşün miting, toplantı ve düşünceleridir. Ama otoritenin bu duruma engel olduğu gibi, o mitinglerden birisinde de oğlunu kaybeder. Hatta oğlunun arkadaşının sevdiği kızda hapishanede öldürülür. Kadın yaşanan bu durumları ömrü boyunca aklından çıkaramamaktadır.  İnsanın bilinçaltına ittiği istekleri dış dünya gerçekleri ve onlara göre çalışan bilinç tarafından aşırı şekilde bastırılırsa bu istekler rüya, hayal, sanrı, kâbus, delilik gibi şekillerle bilinç yüzeyine yansır.[12] Eserde geçen kadının sözlerinden kısa bir örnek verilirse:

o delirirken ben diderdim,,, ben diderken o delirdi.” (s.39). gibi sözler, gerçeküstücü üsluba oldukça yakındır. Gerçeküstücüler bilinçaltlarında bastırılmış haldeki bütün duygu, düşünce ve isteklerini aklın ve mantığın ve bunların ürünü olan kuralların hiçbir kontrolü olmadan olduğu gibi aktarmayı amaçladılar.[13] Başkişinin anlatıda dile getirdiği bir rüya, okurunun aklı ve mantığını oldukça zorlar: “…doğurmaktayım,,, sancısız,,, küçüğümü bağıra bağıra getirirken dünyaya duyduğum acılarla yok ilgisi bu doğumun,,, kendi kendilerini incelterek,,, uzatarak bir ırmak gibi akarak çıktılar dünya yüzüne oğullarım; üç yılan doğurmuştum,,,” (s.42). Başkişi karşısında duran Burmalı Sütün’a dalıp gittiğinden rüyasında yılanlar doğurduğunu görür.

Gerçeküstücü üslup esere âdeta bilinçaltı karmaşası olarak yansır. Başkişi, gazete yer alan Leyla Ünver’in ifadesi de dâhil olmak üzere bütün gördükleriyle bütünleşmeye ve bütünleşirken sürekli kaybettiği oğlunu ve gittikleri mitinglerde acı çekenleri anlatmaya çalışır. Bir bakıma gördüğü şeyler, bilinçaltındaki karmaşayı çıkarmaya zemin hazırlar. Eserde en çok göze çarpan delilik ve sayıklama halidir. Bu durum:  Dış etkilerden, törelerden, estetik kaygılardan ve kendi aklının kontrolünden uzak bir şekilde tamamıyla kendi doğal akışı içinde düşünce ve duygularını sayıklama biçiminde ifade etmesi gerçeküstücü üsluptur.[14] Gerçeküstücülükte önemli olan, kurallar, gerçek hayattaki gelenek ve görenekler değil, bilinçaltının istekleridir. Üç Başlı Ejderha’da da bilinçaltının istekleri açık bir şekilde ortaya çıkarılır. Özellikle başkişinin üslubu kapalı, bulanık ve oldukça karmaşık bir ruh haline sahiptir.

Üç Başlı Ejderha’da Biçim ve İçerik İlişkisi

            Leylâ Erbil, Üç Başlı Ejderha adlı eserinde şiir-nesir karışımı bir anlatım sergileyerek yine farklı bir tarz ortaya koymayı başarır. Türk edebiyatında bilinen ilk şiir-nesir örneği “Dede Korkut Hikâyeleri”dir. Postmodernizmin öncülüğünü yapan Leylâ Erbil de eserinde yeni bir tarz ortaya koyarak bilinçli bir şekilde nazım örneklerine yer verir:

             “Bu parçada esinlendirici dizeler ya da dizecikler Ahmet Haşim, Nazım Hikmet, Sait Faik, İlhan Berk, Ahmet Arif, Mahmut Temizyürekten alınmıştır.” (s. 50).     

Görüldüğü gibi yazar, açık bir şekilde kurgusunun bazı kısımlarını şairlerin dizeleriyle zenginleştirip şiirsel bir anlatım yapar. Şiir yapısında “giz”in önemli bir yeri vardır. Kısa sözle çok şey anlatma, şiirin en önemli özelliğidir. O yüzden genel anlamda istisnalar dışında şiir söylemlerinde derin ve kapalı anlamlar yatar. Erbil, şiir tekniğini postmodern bir anlatı kalıbıyla kullandığı için okuru zorlama konusunda oldukça yetkindir.

            Yapıt, biçim olarak bir  baş kaldırı niteliğindedir. Örneğin Erbil, imla kurallarını kendi kurgu dünyasında farklı bir üslupla yeniden oluşturur. Eser içerisinde biçimsel düzenlemelerde başkişinin konuştuğu yerlerde büyük harf kullanılmaz, başkişi hep küçük harflerle konuşturulur. Bunun yanında yine başkişinin olduğu bölümlerde nokta, soru işareti, ünlem gibi sıkça kullanılan noktalama işaretlerinin yerine, üç virgül vardır. Bu durum da Türk edebiyatında bir başka yenilik, bir başka kırılmadır. Bu biçim, olayın sonlanmadığını gösterir. Çünkü okur eserin sonunda kahramanlara ne olduğunu bilmemektedir. O yüzden üç virgül sonsuz bir şekilde yol alıp gider:

“eşiğe oturmuş bekliyordu beni,,, zeytin ekmek almıştım,,, çay yaptım,,, ilk kez görmüş gibi yedi yuttu zeytinleri,,, zavallı yavrum,,, Alamayan’da yok mu zeytin,,, kapılara sığmayan koca bir adam oldu şimdi,,, en küçüğümle eşti,,,” (s. 3).

Eserde üst anlatıcı tarafından ifade edilen bölümlerde tüm noktalama işaretleri kullanılır ve cümleler noktayla sonlandırılır. Yazarın böyle bir şeye kalkışmasının başlıca sebeplerden birisi içerikte yer alan tutarsızlığın, biçimsel olarak da gösterilmeye çalışılmasıdır. Anlatının biçimi de tıpkı içerik gibi birbirinden farklılık gösterir. Nesir şeklinde hayatı verilen başkişi sadece virgüllerle konuşur. O konuşurken nokta ya da diğer işaretlere yer verilmez. Kadın meczup olmasa da sürekli sayıklama şeklinde bir deli gibi konuşmakta, tutarsızca bir cümleyi diğerine bağlamaktadır: 

Üç Başlı Ejderha’yı çeviren demirlerden aşağıya,,, bir gün,,, neden orayı seçtim bilmiyorum,,, Burmalı Sütun’u neden,,, bir bilebilsem,,, (s. 11).

 Burmalı Sütun ise en tutarlı kısımdır ve bilimsel bir anlatıma sahiptir. Yazar buna dikkat çekmek için Burmalı Sütun ile ilgili bilgileri biçim olarak şiir gibi, içerik olarak ise nesir şeklinde verir:

Sütun 3 yıldan birbirine dolanma-

Sından oluşmuş bir sarmaldır. Adla-

rından biri de Burmalı Sütun olan bu

sütun Sultanahmet Meydanı’ndaki

bugünkü yerine taşınmadan önce

Delfi Tapınağı’ndaydı.” (s. 11).

 Leyla Ünver ise anlatı içerisinde dikkat çekmek için siyah, koyu harflerle yazılmış bir şekilde yer alır. Erbil, içerikteki karmaşayı biçimsel olarak da ustaca verir:

‘Evi basıyorlar’ diye bağırdı. Komşumuz Pakize, ‘Bize gelin’ dedi.” (s. 20).

Leylâ Erbil, geleneksel anlamda tutarlı bir olaylar zinciri kullanmaz. Anlatımı önemseyen, anlatılması imkânsız olan şeyleri eserlerinde dile getiren bir yazardır. Onun eserlerinde dikkat çeken en önemli husus “İmkânsızı dillendirmektir.”  Erbil, Üç Başlı Ejderha’da meczuba benzer bir kadını anlatırken, aslında o kadının kalabalıklar içerisindeki yalnızlığına dem vurur.  Böylelikle eserlerinde sivri bir dille toplumu, çevreyi ve otoriteyi en ağır biçimde eleştirir.[15]

Sonuç

Edebî eserlerde estetik, belirli biçim ve kaygıların, yazar tarafından birtakım üslup ve farklı bakış açılarıyla ortaya çıkardığı anlatımlardır. Estetik, Leylâ Erbil’in Üç Başlı Ejderha adlı eserinde içsel, anlamsal ve yapısal olarak bir bütünlük kazanır. Leylâ Erbil Türk edebiyatında ortaya koyduğu eserlerinde hem içsel hem de biçimsel anlamda isyancıdır. Eserinde görüldüğü gibi mutsuz bir insanı konu edinir. Özellikle olumsuz, hayattan ümidini kesmiş insanı, farklı bir üslupla sorgular. Sorguladığı eserinde, alışılmışın dışında olan postmodern bir yapı, mitolojik unsurlar ve şiirsel bir biçimle farklı bir estetik yapı oluşturur. Özellikle eser, üslup açısından da bir bilinç karmaşasının inşasıdır.  Yapıt, mutsuz bir insanın karmaşık ruh halini en uç şekilde anlatırken başkaldırı niteliğinde de bir yöntem izler.

KAYNAKÇA

Erbil, Leylâ (2015), Üç Başlı Ejderha, Türkiye İş Bankası Yay., İstanbul.

Grımal, Pıerre (1997), Mitoloji Sözlüğü Yunan ve Roma, Sosyal Yay., İstanbul.

Oğuzertem, Süha (2007), Leyla Erbil’de Etik ve Estetik, Kanat Yay., İstanbul.

Tosun, Necip (2013), Öykümüzün Kırk Kapısı, Hece Yay., Ankara.

Kolcu, Ali İhsan(2013), Türk Romanı El kitabı, Salkımsöğüt Yay., Erzurum.

Albayrak, Mevlüt (2012), Estetik’in Serüveni, Akçağ Yay., Ankara.

Ünal, Arif (1996), Nuvelci Yönüyle Heınrıch Von Klıeıst, Ecdad Yay., Ankara.

Aktulum, Kubilay (2000), Metinlearası İlişkiler, Öteki Yay., İstanbul.

Şahin, Elmas (2015), Leyla Erbil Kitabı, Yitik Ülke Yay., İstanbul.

Çetin, Nurullah (2006), Şiir Çözümleme Yöntemi, Öncü Kitap, Ankara.

http://dipnotkitap.net/OYKU_ve_NOVELLA/Uc_Basli_Ejderha.htm (Erişim Tarihi 01.01.2018)

Prof. Dr. Şahmurat Arık, Edebiyat Teorileri Ders Notları 2013.

 

* Ahi Evran Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi, sefacelikors@gmail.com

[1] Mevlüt Albayrak, Estetik’in Serüveni, Akçağ Yay, Ankara, 2012, s.48.

[2] A.g.e., s.48.

[3] A.g.e., s.54.

[4] Prof. Dr. Şahmurat Arık, Edebiyat Teorileri Dersi, 2013.

[5] Necip Tosun, Öykümüzün Kırk Kapısı, Hece Yay., Ankara, 2013, s. 197.

[6] Süha Oğuzertem, Leyla Erbil’de Etik ve Estetik, Kanat Yay., İstanbul, 2007, s.180.

[7]Süha Oğuzertem, Leyla Erbil’de Etik ve Estetik, Kanat Yay., İstanbul, 2007, s.181.

[8] Pierre Grimal, Mitoloji Sözlüğü Yunan ve Roma, Sosyal Yay., İstanbul, 1997, s.79.

[9] http://dipnotkitap.net/OYKU_ve_NOVELLA/Uc_Basli_Ejderha.htm.  (E. T: 01. 02. 2018)  

[10] Kubilay Aktulum, , Metinlearası İlişkiler, Öteki Yay., İstanbul, 2000, s.32.

[11] Nurullah Çetin, Şiir Çözümleme Yöntemi, Öncü Kitap, Ankara, 2006, s. 198-199.

[12] A.g.e., s. 199.

[13] A.g.e., s. 199.

[14] Nurullah Çetin, Şiir Çözümleme Yöntemi, Öncü Kitap, Ankara, 2006, s. 199.

[15] Necip Tosun, Öykümüzün Kırk Kapısı, Hece Yay., Ankara. 2013, s. 197.

Bu haber toplam 362 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim