Medeniyetimizin Yeniden Dirilişi İçin Çalışmalıyız

Medeniyetimizin Yeniden Dirilişi İçin Çalışmalıyız
Diriliş Ertuğrul Dizisinin yapımcılarından Türkiye Üstün Zekalı ve Dahi Çocuklar Vakfı Başkanı 25. Dönem Ak Parti Milletvekili DR Kemal Tekden ile eğitim ve kültür meselelerimiz üzerine konuştuk.RÖPORTAJ: FATMA GÜLŞEN KOÇAK

Milli Manevi değerlere sahip insanlar sinemada neden yok? Sinemada nasıl var olabiliriz?

Sinema, ilk çıktığı yıllardan itibaren biraz bizim kültür ve değerlerimize ters gibi göründüğü için nedense toplum olarak uzak kalmışız. Ama ürünlerinden de kaçınmamışız yani sinemaya gitmişiz, seyretmişiz. Sonra kucağımıza televizyon geldi. Televizyon büyük bir merak ve büyük bir cazibe oluşturduğu için seyrettik ve seyretmeye devam ediyoruz. Ama o başındaki muhafazakâr insanın sinemadan tiyatrodan daha sonra da televizyondan uzak kalması o alanda bizim milli düşüncemizin yer almasının gecikmesine sebep oldu. Daha sonra baktık ki sinema veya tiyatro veya televizyonun tesiri ile çocuklarımızı kaybediyoruz. Önemini çok geç anladık. Mesela biz sinemaya girdiğimizde Türkiye’de çok az sayıda muhafazakâr diyebileceğimiz insanın sinemanın içerisinde yer aldığını gördük. Hatta ve hatta mesela bizim yaptığımız dizilerde niçin bize göre ve bizim zihniyetimizde insanları oynatmıyorsunuz. Bazı tenkitler yapılıyor. Bu tenkitler de haklı olabilir ama neticede, mesela gezi eylemlerine gitmeyen bir sanatçı aforoz ediliyordu, yakın zamanlara kadar. Ama şimdi milli düşünce içerisindeki insanların da kaliteli bir şeyler yaptığı ortaya çıkınca sanatçılara da yönetmenlere de farklı alanlarda çalışanlara da bir cesaret geldi. ama devlet politikası olarak bunun desteklenmesi ve milli sinemanın ortaya çıkarılması gerekir. Bu bizim en büyük ihtiyaçlarımızdan birisidir. Çocukların eğitimlerine baktığımızda, okullardaki aldıkları eğitim onların gerçek hayattaki eğitimleri açısından yüzde kaçlık bir yer kaplıyor diye düşündüğümüz zaman yüzde otuz beşleri geçmiyor.

 

 Diriliş Ertuğrul dizisi halk tarafından niye kabul gördü ve niye çok sevildi?

Aynı sebepler diyebilirim. Bizim toplumun yıllarca dizilerle, kendi tarihlerinin aşağılanmasından dolayı dizileri seyretsek bile rahatsız seyrediyorduk. Toplumdaki birçok insana sorduğumuzda, reyting yapan diziler vardı geçtiğimiz yıllarda, Kanuni’yi maalesef Bizans sarayı gibi anlatan. Hem seyrediliyordu hem de arkasından küfrediliyordu. “Böyle de olmaz” gibi tenkitler ediliyordu. Şimdi Diriliş bunun yerine gerçek tarihi ortaya koyan gönlümüzdekine hitap eden bir çalışma yaptı. Bunu kaliteli şekilde yaptı. Hatta Türkiye’deki dizi-film sektörüne baktığımızda çıtayı hepsinin üzerine çıkararak bir çalışma yaptı. Senaryosuyla, çekimiyle, bütün görsel sanatlarıyla ve konusuyla bizim toplumumuzun içerisindeki o kahramanı ortaya çıkarma çabası içerisinde oldu. Bu başarıyı getiren de budur. Toplum bu kadar ezilmişlik karşısında böyle bir önünün açılması ile karşı karşıya geldi ve Dirilişe sahip çıktı. Orada kendi içerisindeki küllenmiş kahramanlığı, kendi içerisindeki idealleri gördü ve bunu adeta kendi de onun içerisinde yaşayarak hissetti. Tarihimizdeki büyük şahsiyetler, Osmanlı’yı kuran felsefe Diriliş’te yer alıyordu ve hala da alıyor. O felsefe gönlümüzdekine hitap ettiği için bu kadar başarılı oldu. Ama gerek kalite ve gerekse senaryonun güçlü olması başka ülkelerde de bunun beğenilmesine ve tutulmasına sebep oldu.

Diriliş Ertuğrul ya da buna benzer yapımların artması için ne yapılmalıdır?

Tabi bu sadece devlet desteği ile olmuyor. Ama devlet desteği de çok önemlidir. Devletin teşvik edici bir takım çalışmalar yapması gerekir. Mesela Kültür Bakanlığımız bu yıl sinemaya 30 milyon TL ayırdığını söyledi. Bence 2023'ü hedefleyip Büyük Türkiye hedefi içerisinde olan bir Türkiye için 30 milyon TL çok çok komik bir rakamdır. Dünya çapında bir film yapmak isterseniz ve bunu o bir filme verseniz bile az gelir. Ayrıca dünya çapında çalışmaların da olması gerekir. Bugün Türk sineması oldukça iyi bir noktada diyebiliriz. Her şey yapabilecek bir güçteyiz. Dünya çapında filmler çekilmesi gerekiyor. Bu filmlerin çekilebilmesi için çok daha yüksek desteklere ihtiyaç var. Tamam, her şey devletten mi beklenecek, ama başlangıcını yani arabanın hareketini devlet sağlayacak. Sermayedarlar buna destek olacak. Aslında Türkiye’de en büyük sıkıntılardan birisi güçlü sermaye sahiplerinin, bunu ister muhafazakâr olarak değerlendirin ister milli sermaye diyelim, kültürel çalışmaları yeterince değer vermemeleri diye düşünüyorum. Özellikle sinema, yani bir filmi çok rahat bir şekilde finanse edebilecek nice işverenlerimiz var. Sinema sektörü, eğer iyi iş yaparsanız, dünya çapında güçlü senaryo ile güçlü filmler çekerseniz çok getiri olan bir sektördür. Ama dünyaya açıldığınız zaman bu geçerlidir. Fakat bunu bırakın, kendi ideallerinize hizmet açısından bundan izzet beklemeden, kâr beklemeden de yapmanız gerekir. Başka şeylerden kar edin. İlle sinemadan, ille kendi değerlerimize hizmetten kar edeceğiz diye bir şey yok ki. İnsanlar cami yaptırıyor. Niye cami yaptırıyorsunuz, ben karşıyım. İçini doldurmadıktan sonra, camide namaz kılacak insan yokken cami yaptırmayı bir gereksizlik olarak düşünüyorum. Burada, gençlerimizin beyni, vücudu, her şeyi iğfal ediliyor. Gençlerimize çocuklarımıza sahip çıkmamız gereken bir dönemdeyiz. Onlara nasıl sahip çıkarız. Onlara para vererek veya “gel sana şeker alayım, sinemaya götüreyim demekle olmaz. O çocukların frekansına girerek, bu frekansa da ancak sinemayla sosyal medyayla veya onları eğitecek kurumlar vasıtasıyla veya çok daha milli vakıflar vasıtasıyla gençlerimize hizmet ederiz. Buna ister milliyetçilik deyin, ister Müslümanlık deyin, ister millilik isterseniz de vatanseverlik deyin, ne derseniz deyin bu böyle olması gerekir. Çocukların önüne alternatifler koyacaksınız. Bugün tenkit ettiğimiz şeylerin alternatiflerini koyacaksınız. Biz öyle yaptık. ben ortağımla, Mehmet Bozdağ ile beraber şikayet edeceğine karşısına alternatif bir şey koy diye düşünerek sinema sektörüne girdik. Muhteşem Yüzyıldan şikayet edeceğimize ondan daha güçlüsünü koyduk ve Muhteşem Yüzyıl yerlerde süründü, reyting alamadığı için de bırakmak zorunda kaldılar. Her alanda bunun böyle olması gerekir. Çok daha güçlü, çok daha mükemmel projelerle ortaya çıkmak, gençlerimizin de bu yönde etkilenebileceği bir çalışma yapmak gerekiyor.

 Siz aynı zamanda eğitim alanında da önemli işlere imza atıyorsunuz. Türkiye’nin en önemli eğitim problemi sizce nedir?

Türkiye’nin en önemli eğitim problemi, tabi ki b konu çok geniş bir konu ama şunu söyleyeyim, çocuklarımızı standardize eden bir anlayış söz konusu. Bizim de uğraşı sahamız. Bakınız, 80 IQ bir çocukla, 150 IQ çocuğu aynı sınıfta eğitmeye çalışıyorsunuz ve bunları ortada buluşturmaya çalışıyorsunuz. 80 IQ çocukta 150 IQ çocukta bizim çocuğumuz, onlar bizim cevherimiz, onları mücevher haline getirmek çabası içerisinde olmamız gerekir. Ama bunları birlikte okuttuğunuz zaman ikisine de zarar veriyorsunuz. Mesela birisi leb demeden leblebiyi anlıyor, diğeri üç seferde anlıyor. Bunları nerede buluşturacaksınız, atalarımızın tam tersini yaptığı bir durumdan biz bugüne gelmişiz ve yeniden medeniyetimizin dirilişi peşindeyiz. Ama bunu hep ihmal ediyoruz. Bunu ihmal ettiğimiz sürece çocukları standardize etmeye çalıştığımız sürece aynı kalıba soktuğumuz sürece farklılıklar çıkma, yeni medeniyetler oluşmaz. Hatta mucitler çıkmaz, dâhiler çıkmaz. Niçin dâhilerin hepsi Kanuni devrine toplanmışta bu devirde çok nadir, işte bu sebepten dolayıdır. Biz 400 yıl evvel adeta bir dâhiler zirvesi, bir devlet veya millet halindeyken bugün parmakla gösterilir noktaya girmişiz. Çünkü o zaman eğitimde bu alanda zirve oluşturmuşuz. Aykırı düşünebilen insanın, sorgulayabilen insanın önünü açmışız. Şimdi biz sorgulamayı yasaklayan bir toplum haline geldik maalesef. Kapalı gruplar halinde yaşıyoruz, o kapalı gruplar insanların farklı düşünmesini veya aklını ön plana çıkarmasını, sorgulamasını engelleyen bir durumdadır. Bunu hangi grup diye düşünürseniz düşünün. Burada sosyolojik bütün gruplardan bahsediyorum, partisinden cemaatine vesaire. Doğrunun çevresinde olmak şartıyla, Mevlana’nın o pergel metaforundaki gibi, “Bir ayağım inancımda diğer ayağımla 72 milleti dolaşıyorum”. Sizin temeliniz sağlam olsun, ama istediğiniz gibi hareket edin. Önemlim olan pergelin o sabit ucudur. İşte biz de gençlerimizi bu şekilde yetiştirmemiz gerekir. Onlara doğruyu gösterip o doğrunun etrafında istediği gibi hür bir şekilde düşünebilmelerini, kendi yeteneklerini ortaya koyabilecek bir anlayışı sergilemelerini teşvik etmeliyiz. Eğitim anlayışımız bu olmalı, onun merkezinde bu yer almalı. Ama maalesef böyle pansuman tedbirlerle bir yere varmamız mümkün değildir.

Üstün zekâlı çocuklarla alakalı yaptığınız projelerinizden bahseder misiniz?

Aslında bir taraftan baktığımızda biz bütün çocukların üstün yetenekli olduklarını düşünüyoruz. Herkesin farklı bir yetenek cephesi vardır. Allah herkesi farklılıklarla yaratmış. Bakıyorsunuz ki, zekâsı normal olabiliyor ama bir alanda müthiş bir yeteneğe sahip olabiliyor. Biz vakıf olarak öncelikle çocukların keşfedilmesini istiyoruz. Çocuğun hangi yeteneğe, hangi mizaca sahip olduğunu bulup ondan sonra buna göre inkişaf ettirilmesi düşüncesindeyiz. Çocuğu keşfetmeden inkişaf ettiremezsiniz. Çocuğun ruhundan anlayan özellikle üstün yetenekli veya deha çaplı çocuklar çok aykırı tiplerdir. Bunlar geri zekâlı damgası yiyebilirler, cin çarpmış diyebilirler, bu çocuk kafayı yemiş diye dışlanabiliyor, maalesef. Bu çocukları eğer biz anlamazsak veya o çocuklara sevgi ve muhabbet ile onların sorularına cevap verebilecek tarzda onlara yaklaşmıyorsak bu çocuklar ya içine kapanıyor, ya akıl hastası oluyor, ya isyankâr oluyor, terörist oluyor başımıza belalar çıkarabiliyor. Mesela hacker olabiliyor, bazı hackerların yaptığını normal düşünen veya bir bilgisayar mühendisi yapamaz. Bir de yabancı istihbarat kuruluşlarının kucaklarına düşen çocuklar var, adeta onlar avlıyor. Bu dünya çapında böyledir. Dünya çapında bu çocukları takip eden istihbarat kuruluşları var. Bizde de çocukları takip ediyorlar, sahip çıkıyorlar. Onların kaçırması böyle silah dayayıp kaçırma şeklinde değil. Ailesine para teklif ediyorlar, istediklerini veriyorlar, onların arzu ettikleri sistemi önlerine koyuyorlar. Cazip şeyler sunarak o çocukları alıyorlar ve gayri milli yetiştiriyorlar. Sonuçta bir bakıyorsunuz, sadece kaporta bize ait kalmış. Beyni, ruhu, gönlü her şeyi yabancılaşmış insanlar ortaya çıkıyor. Biz de şaşırıp kalıyoruz. Yabancılar bizim çocuklarımızı devşirmiş oluyor.

Kendi çocuklarımızın farkına varıp onları bu ülkeye ait insanlar olarak bütün değerleriyle tam bir şekilde yetiştirmek zorundayız. Ama onları dünya çapında evrensel bakış açısı olan insanlar olarak ta yetiştirmeliyiz. Önce milli yapacağız sonra evrensel yapacağız. Milli olamadan evrensel olunmaz, milli olunmadan dahi olunmaz. Dünyadaki bütün dâhilere de baktığımız zaman öyledir. Mesela dünya klasiklerinin yazarlarına baktığımızda hepsinde kendi milli özelliklerini ve dini özelliklerinin etkilerini eserlerinde görebiliriz.

Türkiye nasıl bir kültür politikası izlemelidir?

Dünyada bir güç olma çabamız var. Bu güç olma çabası her şeyden evvel sizin kültürünüzle alakalıdır. Bu insanın şahsiyetine benzer. Sizin şahsiyetinizi kendi şahsi kültürünüz veya hayata bakışınız etkiler. Ama bizim kendi değerlerimizden uzaklaşmamız, kültür bugün milletimizi birleştiren bir olaydı. Tarih nasıl geçmişte milleti birleştiriyorsa kültür de geçmişten asırlar içerisinden süzülerek bugüne gelen milli değerlerimiz ve milli ürünlerimizdir. Bunu inkâr edemeyiz. Bunu göz ardı edemeyiz. Buradan aldığımız anlayışla geleceğe dair bir takım ülkülerimiz olması gerekiyor. Tarihimiz, bugünkü kültürümüz ve ideallerimiz veya ülkülerimiz birbirine uygun olmadığı sürece geleceğe dair büyük hedefler beslememiz mümkün değildir. 2023, 2053, 2071 gibi politikalar veya hedefler oluşturuyorsak burada kültürümüz mutlaka güçlü tutmamız gerekir. Aksi takdirde şahsiyetinizi kaybettikten sonra 2053 olsa ne yazar 2090 olsa ne yazar.

Devlet ne yapmalı?

Devlet burada başta eğitim kurumlarında mutlaka kendi milli kültür politikasını çok net bir şekilde işlemelidir. Kendi değerlerine çocuklarının nasıl sahip çıkacağını, bunu da yaşayarak, yaşatarak ve hissederek vermelidir. Çocuklar için önemli olan bunu cazip hale sokmak. Diriliş Ertuğrul’da olduğu gibi onlarca farklı Diriliş dizileri yaparsanız, arkasından sinema filmleri yaparsanız, sosyal medyaya hâkim bir devlet oluşursa ki, sosyal medyaya devletin milyar dolarlar harcaması gerekir. Çocuklarımız, 4-5 yaşlarındaki çocuklarımız hangi çizgi filmleri izliyor ve neler alıyor. Mesela batının vermek istediği Noel Baba anlayışının karşısına siz nasıl çocuklarınızı güçlü çıkaracaksınız? Alternatifiniz nedir? Bunları ortaya koyabilecek çalışmalar yapmadığınız sürece Noel Babaya yenilirsiniz. Bu da kültür alanında müthiş bir mağlubiyet olur ki oluyor da.

Bu haber toplam 184 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim