Mehmet Âkif Ersoy´dan mektup var!

Mehmet Âkif Ersoy´dan mektup var!
Âkif’in Ispartalı Hakkı’ya yazdığı mektuplardan yalnızca bir tanesi ‘şimdilik’ kaydıyla yeni harflerde.

Müteferrika Sahaf’ın müdavimleri için Lütfü Bey’in yeni aldığı belge-kitap karışımı metrukeden çıkacak havadisin önemi büyük oluyor. Öyle ya, belki de yeni alınan ‘kitap partisi’ içinde meşhur isimlerin imzalı eserleri, birbirinden ilginç mektupları, henüz yayımlanmamış makaleleri zuhur edebilir ve yıllardır peşine düşülen kayıp parçalara ansızın ulaşılabilir…

Söyleyeceğim odur ki, Lütfü Seymen geçtiğimiz aylarda böyle bir terekenin alımını gerçekleştirince, sahaf müdavimlerini heyecanlandıracak bir rivayet yayıldı ortalığa. Güya, bu evrak-ı metruke içinden Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936)’un hiç yayımlanmamış mektupları zuhur etmiş. Ispartalı Hakkı (1867-1923) namıyla bilinen zatın birçok kalem erbabıyla hukuku olduğundan terekesi içinden daha bilmem kaç yüz adet eski harfli mektup, kitap ve belge tasnif edilerek ziyaretçilerine arz ediliyormuş.

Lütfü Bey’in sözünde hilaf olmaz. İyi bir sahaf olmanın yanında, yazıya ve yayına verdiği emek de takdire şayandır. Bakınız, Müteferrika’nın hangi gaye-i hayal için var olduğunu nasıl da incelikli atıflarla anlatıyor bir yazısında: “Biz Türkler, kitaba sövmenin hoş karşılanmadığı bir ulus olmanın yanı sıra, kitaptan en çok korkan uluslardan biriyiz. Lafı geldi mi hepimiz kitapseveriz. Hâlbuki kitapseverlik biraz da kitaba ‘uşaklık’ etmek demektir. Bu yüzden kitapseverler ve kitapbilirler kulaktan kulağa menkıbeleri söylenegelen, yaptıkları hizmetler hep iyilikle yâd edilen Ali Emiri Efendi, Halis Efendi, İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Muallim Cevdet, M. Seyfettin Özege, Raif Yelkenci gibi eski ‘muhibban-ı kütüb’den söz ederken çok dikkatli ve saygılıdırlar. Hemen hepsi onların gerçek değerinin farkındadır. Eskilerin kitap dünyasına yaptıkları hizmet, yenilerde ‘çıraklık’ ve ‘yol arkadaşlığı’ duygusunu uyandırır sadece.”

Biraz da bu okuduğum satırların etkisinden olsa gerek, yeni gelen ve usulünce tasnif edilen tereke için aldığım daveti hiç tereddütsüz kabul ettim ve binbir telaş içinde o muhtelif evrak; mektup, mecmua ve kitap deryasında uzun bir seyahate daldım. El yazısı okumak bizim gibi matbu okurları için pek mümkün olmuyor. Elbette, mektuplarda yazılanları göz yordamıyla okuyabilmek imkânımız var ama künhüne vâkıf olmak ne mümkün.

Heyecanla başladığımız Ispartalı Hakkı’ya gönderilen mektupların okunması bahsi, Mehmet Âkif’in mektuplarının satır satır incelenmesiyle son buldu. Mektupların tamamını sıkı bir pazarlık sonunda alabildim. Doğrusu keyfe keder bir taksit imkânı da sağlanmıştı. Bir de Lütfü Seymen’in özel bir ricasını yerine getirmem gerekiyordu. Biraz da bu kendiliğinden olan bir istekti. Lütfü Bey’le yaptığımız söyleşilerde; Mehmet Âkif’in ülkesinden uzakta, çoğu zaman hastalıkların pençesinde ve dünyaya sesini duyuracak şiirler yazarak yaşadığını, bu inanmış adamın davasından asla geri durmadığını tefekkür ediyorduk. Bugün ülkemizde aynı hususiyetlerin bir başka yazarımız için de hükmünü icra ettiğini söylemekten kendimizi alamadık.

Bir de millet meclisi kürsüsünden okuduğu şiirlerle insanlarımızın yüreklerini coşturan bir isim daha vardı ki, bu iki zat için birer Âkif mektubu armağan etmek pek mühim bir kadirşinaslık timsali oluşturacaktı. Öyle de oldu. Mehmet Âkif’in Ispartalı Hakkı’ya 1900’lerin başında yazdığı mektuplardan biri Ülkemizin Başbakanına, diğeri ise uzak bir kıtada ülkesini ve sevdiklerini özleyen bir yazarımıza selam ve saygı dilekleriyle gönderildi.

Diğer mektuplar da zaman içinde okurlarıyla buluşacaktı şüphesiz. Dedim ya, el yazısı okumaktan aciz olmanın verdiği tereddütle, 8-10 parçalık bu mektup koleksiyonunun bir kopyasını, yeni yazıya aktarması himmeti için İsmail Kara Bey’e emanet etmek külfetinde bulundum. O ne zaman diler ve isterse, işte o zaman Âkif’in Safahat’ındaki şiirlerin ilk hâllerinden bazılarını ve Ispartalı Hakkı’ya yazdığı muhabbetli satırları okuma imkânımız olacak.

Bildiğimiz kadarıyla İsmail Bey, Mehmet Âkif’in vefatından (27 Aralık 1936) sonra, dört yıllık bir zaman içinde yazılanları bir araya getirmek çabasıyla bir yıldır talebeleriyle birlikte tarama ve notlandırma faaliyetlerini titizlikle sürdürüyor. Rivayet odur ki, bu eserin ilk basımı da kallavi bir formatta ve mühim bir kurumun maddi destekleriyle gerçekleştirilecekmiş.

“Her kitabın bir kaderi vardır.” sözünü, çeşitli vesilelerle dillendiren bu kitap muhibbi araştırmacımızın, Âkif’in vefatı vesilesiyle kaleme alınan haber, yorum, röportaj ve makaleleri bir araya getiren bu muazzam çalışmasını iki kapak arasında, kitap cesametinde görmek heyecanına şimdiden düştüğümü itiraf etmeliyim. İhtimaldir ki, bu çalışmanın yayını için Aralık ayı beklenecek, yani Âkif’in vefatının 72. yılı…

Sayılı günlerin çabuk geçtiğini söylememe müsaade ediniz. Bu arada bilinmelidir ki, Mehmet Âkif’in özellikle aile hayatını anlatan ve ömrünün safahatını gözler önüne seren bir çalışmaya hava gibi, su gibi muhtacız. Zira, daha şunun şurasında iki-üç yıl önce duyurabildik Âkif’in torunları diyerek bilinen meşhur fotoğraflardaki çocukların; oğulları, Emin ve Tahir olduğunu.

Ne diyelim, yıllardır bu hatanın yayılmasına göz yuman Âkif uzmanları utansınlar vesselam…


“İKİ GÖZÜM HAKKI”

Mehmet Âkif’in Ispartalı Hakkı’ya yazdığı mektuplardan yalnızca bir tanesi ‘Şimdilik...’ kaydıyla yeni harflere aktarıldı. Bu mektubun ve mektupta zikredilen eşhasın uzun hikâyesini, bir başka zamanda ve bir başka mecmuada yine İsmail Kara Bey’in kaleminden okuma imkânımız olacak. İşte ilk mektubun yeni harflere aktarılmış hâli:

“İki gözüm Hakkı,

Dün sabah Darülfünûn’a gittim. İsmail Hakkı Bey’den işi anladım: Benim dediğim gibi imiş. Münhal olan muallimlik benim geçen sene okuttuğum derstir ki ona iki hafta evveli bizim Ferid [Kam] beyi intihab etmiş idik. Ancak henüz Nezaret’ce tevcih olunmamış. Bu Pazar günü Encümen-i Muallimîn tekrar toplanacak. Tabiidir ki karar-ı sâbıkında ısrar ile yine Ferid’i intihab edecek. Artık nasip değilmiş diyerek başka bir işe bakmalıyız. Hem ben senin mebus olacağını kavi surette tahmin ediyorum. Olmasan bile senin için iş çoktur: Zift gibi malın olsun Erzincan’dan kel çeker!!

Sana dokuz tane kürsü gönderiyorum. On idi, birini bizim Nezaret muavini aldı. Bunları erbabına ver. Üç beş tane daha hediye ederim. Bâki dua ke’n-nücûmi fî eshâr.

Sebilürreşad’ın hem müfessir hem şairbaşısı Mehmed Akif, 6 Eylül [1]328 Kürsülerin biri senindir. Takdimesini 8 yazdım.”

Kaynak: AKSİYON / Yusuf Çağlar - y.caglar@aksiyon.com.tr - Sayı: 699 - 28.04.2008

 

Bu haber toplam 692 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim