Mehmet Doğan ve Eserleri

Mehmet Doğan ve  Eserleri
Göztepe\'den Kadıköy\'e indim. Vakit epeyi geçmiş. Eminönü vapurunu kaçırınca Karaköy\'e binmek zorunda kaldım.   Göztepe'den Kadıköy'e indim. Vakit epeyi geçmiş. Eminönü vapurunu kaçırınca Karaköy'e binmek zorunda kaldım.


Gözlerim Süleymaniye, Yeni Cami, Topkapı Sarayı siluetleri arasında seyirde köklerinden gıda emen tomurcuk hazzı yaşarken, birden Galata Köprüsü'nü yarılamış buldum kendimi.


(Tramvay da kaçmıştı. Doğru Eminönü'ne...)


Fark edişimin asırlara bedel keyfini süremeden Ergenekon meselesi takıldı kafama. Bir sinek alameti gibi kaçırdı keyfimi. Zaten fark etmek keyiften çok keyif kaçırmaya yarar.


Nereden nereye diyeceksiniz.


Divan şiirinin bu asude şehrini o günleriyle hayal etmeye günün realitesi hiç müsaade etmedi ki.


Ergenekon meselesi gündeme düştüğünden beri Mehmet Doğan'ın "Batılılaşma İhaneti" ve "Darbeler Müdahaleler ve Siyasi Sistem" kitapları hafızamın uzak bir yıldızı gibi fersiz fersiz parlayıp duruyor.


Birer yakın siyasi tarih irdelemesi olan bu eserler, farklı amaçlar uğruna yapılanmaların kökü ve kaynağı hakkında fikir veren ufuk açan ciddi bir araştırma ve ciddi bir zihinsel faaliyetin ürünleri. Türkiye'nin 19. yüzyıldan bu yana yaşadıklarının anlaşılmasında, çözülmesinde ele geçmez bir kaynak.


Hele gündemin başköşesini Ergenekon tutmuşken Mehmet Doğan kesinlikle tekrar okunmalı.


Ben hafızamın ısrarlı yıldızına uyarak bu iki eseri de tekrar okudum.


Gerçekten ülkemizde kafa karıştıran olaylar yaşanmıştır. Zanlı olarak gösterilen kesimle ilgili ‘neden, niçin, nasıl' sorularını sorduğunuzda çoğu zaman, zanlı olarak lanse edilen kesimin masum olduğu kanaati her akl-ı selimde oluşmaktadır.


Yakın tarihimiz faili meçhullerle dolu. Gizemli cinayetler, ilişkiler vs.


Mehmet Doğan Türkiye'de etkili olan bürokratik bir iktidarın varlığı ve faaliyetlerinin oluşturduğu derin bir gücü uzun uzun delilleriyle anlatıyor.


Mehmet Doğan bahsettiği bu gücü Mustafa Reşit Paşa'ya dayandırıyor. M.Reşit Paşa İngiliz hayranı, İngilizlerin amaçlarına hizmet ederek itibar ve makam elde eden biri. II. Mahmut'un da sadrazamı. Padişah, Paşa'nın güvensiz ilişkilerinden ve icraatlarından rahatsız olsa gerek, Paşa'yı azlediyor. Fakat İngiliz elçisinin baskısıyla tekrar görevine iade ediliyor. Padişah bu derece sırtı kuvvetli bu adamdan bir türlü kurtulamıyor.


Reşit Paşa Tanzimat Fermanı'nın da banisidir. Paşa'ya göre "Türkiye'yi Avrupa'da tutmak için Avrupa'yı Türkiye'de tatmin etmek" gerekmektedir.


Paşa'nın bundan başka hünerleri de var: Yeni Osmanlı Bürokrasisi... batılı bir eğitimden geçen yeni bürokratlarla Osmanlı bürokrasi geleneğini değiştiriyor. Bunlar zihniyet olarak devlet için en iyi olanın ancak kendileri tarafından başarılacağına inanmış, halkı ve geleneği küçümseyen bunun yerine Batılı zihniyet ve yaşam tarzını benimseyen, hâkim kılmak isteyen kimseler. Daha sonra ortaya çıkacak olan Jön Türkler de devletin sonunu getiren, hezimetlerini dahi başarı hanelerine ekleyen İttihatçılar da bunların hüneri ve devamı. Ahmet Altan'ın ifadesiyle "devlet için cinayet işlemeyi kutsal sayma geleneği" bunlarla başlar. İttihat ve Terakki devri faili meçhullerle doludur. "Yeni Osmanlı bürokratları, kendi varlıklarını devletin varlığıyla özdeşleştirmişler ve ona şekil verme/kurtarma hak ve yetkisini yalnız kendilerinde görmüşlerdir. Bu yüzden Sultan Abdülhamid'in kendinden öncekilerle kıyaslanamayacak ıslahat ve modernleşme hareketlerini dahi ‘irticai' ve müstebidâne faaliyetler olarak nitelemekten kaçınmamışlardır."(darbeler...20)


Burada şunu hatırlatmak istiyorum: Bu bürokratların etkisini II. Abdülhamit kırabilmiştir ancak.  Daha sonrasını biliyorsunuz, İttihatçılar da Abdulhamid'i düşürmüşlerdir.


Yazara göre Osmanlı'nın dağılışıyla bunların da dağıldığını düşünmemizi gerektiren hiçbir işaret yoktur. Neticede Osmanlı'nın kurumları büyük ölçüde Cumhuriyet'te de yaşamaya devam etmiştir. Bazı kanunların yüz bilmem kaç yıllık olduğunu düşünürsek...


Bu günlerde yeni yeni Ergenekon-İtthatçı benzerliğinden bahsediliyor. M. Doğan'ı okudukça M. Reşit Paşa'ya dayandırmak gerektiği fikri doğuyor. Türkiye Tarihi'nin önemli bir kırılma noktası o dönem çünkü.


Ülke Avrupa'nın sömürüsüne açık bir zemin haline getiriliyor. "Tanzimat bürokratları, Avrupa'nın garantisi için Osmanlı ülkesinde iktisadi çıkarlarının bulunmasını da gerekli görürler. Onlar için iktisaden sömürülmek fazla bir anlam taşımaz."(darbeler... 21)


1838'de İngilizlerle imzalanan ve emperyalist amaçlara hizmet eden Balta Limanı Ticaret Anlaşması'nı imzalamaktan çekinmezler. Hatta olayların akışı dikkate alınırsa böyle bir anlaşmaya zemin hazırladıklarını bile rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu anlaşmanın hemen ardından "İngiltere'nin Osmanlı ülkesine ihracatı büyük bir artış gösterir. İngiliz malları sağlanan kolaylıklardan ötürü, milli ve mahalli sanayi kuruluşlarını yok ederek ülkenin her tarafına yayıldı. Dokumacılıkta ileri olan Bursa, Ankara, Üsküdar gibi yerlerde tezgâhlar durdu. İngiliz tüccarları Anadolu'nun limanlarına ve büyük şehirlerine yerleşmeye başladılar. Osmanlı iktisadı iğneden ipliğe yabancıların kontrolüne geçti. Böylece yabancıların işbirlikçisi olan azınlıkların ve Batı bağlısı bürokratların refahı artarken, Müslümanların iş sahaları tamamen kapanıyor, gittikçe fakirleşiyorlardı." (batılılaşma ihaneti,28)


Peki bunlar birden bire mi oluyordu, yoksa önceden hazırlanmış bir zemin üzerinde mi gelişiyordu?


Sözkonusu anlaşmaya göre "İngiliz malları nereden gelirse gelsin ve ülkenin neresine nakledilirse nakledilsin %3 gümrük vergisinden başka %2 resim ödeneceği hükmü yer alıyordu. Hâlbuki yerli tüccarlar bir malı ilden ile naklederken iç gümrük öderlerdi. Böylece İngilizler yerli tüccarlardan avantajlı duruma geçiyorlardı. Aynı zamanda memleketin bir yerinde elde edilen mahsul başka bir yerine nakledilirken iç gümrükten ötürü fiyatı artarken, dışardan gelen malların fiyatı sabit kalacak, dolayısıyla yerli mallardan ucuz olacaktır." (batılılaşma ihaneti,27)


Biz bu tür ekonomik krizleri çok yakın dönemlerden hatırlıyoruz. O günden bu güne kaç defa yaşandı. Holdingler battı, bankalar battı, enflasyon fırladı, zamların ardı arkası kesilmedi. Ekonomik buhrana dayalı intiharlar yaşandı. Zamanın hükümeti IMF kapısına dayandı. Biz bu borçları Tanzimat'tan bu yana hep bir dümenle alıyoruz. İlk borç 1854'de Kırım Savaşı sırasında "yeni Osmanlı bürokrasisi, batılılaşma yolunda teminat mesabesinde gördüklerinden borçlanmayı, Padişaha ve geleneklik tarzı devam ettiren devlet erkânına kabul ettirmekte güçlük çektiler. Bu yüzden ilk borç anlaşması padişahın tasvibi alınmadan, batı eğilimli yeni bürokrasi tarafından yapıldı. Savaşın zoru altında sonradan padişaha da kabul ettirildi." (Darbeler müdahaleler,109)


Faili meçhuller işlendi. Halkın kafası karıştırıldı. Ardından kamplaşmalar derinleşti. Siyasette açmazlar yaşandı.


Loş odasında, kocaman koltuğunda arkası dönük oturan purolu şişman adam, kendisini destekleyenler kadar öfkeyle eleştirenlerden de keyif aldı.

 

www.urfahayat.com / Abdurrahman KARAKAŞ

 

Bu haber toplam 2296 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kasım 2018 dergilerine genel bir bakış-314 Kasım 2018 Çarşamba 13:12
  • Kürşat Bumin hayatını kaybetti14 Kasım 2018 Çarşamba 10:17
  • Nursema Şeyma Oflaz, Biraz Zaman13 Kasım 2018 Salı 14:44
  • 1. Dünya Savaşı’nı anlatan kitaplar13 Kasım 2018 Salı 14:39
  • 24 yılda 513 camiyle bin 70 mescit satıldı13 Kasım 2018 Salı 10:16
  • Dünyanın en kanlı savaşının 100. yılı12 Kasım 2018 Pazartesi 09:32
  • Alâeddin Yavaşça bizim için neden özel biri?10 Kasım 2018 Cumartesi 14:06
  • 8. Malatya Film Festivalinde Konuk Ülke Filistin10 Kasım 2018 Cumartesi 14:04
  • Serden geçti, davasından vazgeçmedi10 Kasım 2018 Cumartesi 09:40
  • Arabesk ve Anadolu Rock’ın kısa öyküsü09 Kasım 2018 Cuma 09:21
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim