• İstanbul 21 °C
  • Ankara 19 °C

Mehmet Kurtoğlu: Shakespeare’de Argo ve Mizah

Mehmet Kurtoğlu: Shakespeare’de Argo ve Mizah
TYB Akademi 24, Mizah/İroni, Eylül 2018

Komedi ve müzik cahil, daha çok gelişmemiş köylü toplumların rağbet ettiği sanatlardır. Batı’da kiliseye hizmet etmek için icat edilen tiyatro sırf köylüleri bilgilendirmek ve eğlendirmek için kullanılmıştır. İlk dönemler aşağı tabakanın ilgi gösterdiği ve aristokrat sınıfların mesafeli durduğu tiyatro, Ortaçağ’da yavaş yavaş seçkin sınıfın eğlencesi olmuştur. Önceleri kumpanyalarla köy köy şehir şehir dolaşan tiyatrolar, daha sonra sarayın hizmetine girmiş, saygınlık kazanmıştır.

Dionysos kültü, pagan dönemlerinde müzik eşliğinde kurban etme törenlerinde kendini gösterir. Yunan mitolojisinde de Dionysos, adına keçiler kurban edilip, eğlenceler tertip edilir. Dionysos’un keçi, şarap ile tasvir edilmesi bu yüzdendir. Hatta tiyatro oyunları dahi ilk önceleri onun adına yapıldığından tiyatro tanrısı olarak da anılır. Dionysos kutlamalarında keçiler kurban edilirken müzik icra edilir, su gibi şarap içilir, dans edilip eğlenilir.  Diğer taraftan Yunan mitolojisinde Dionysos makbul bir tanrı olarak öne çıkmaz. Çünkü o hem kadından hem erkekten doğmuş, ucuz zevklerin tanrısıdır.[1] Yunan’ın güçlü savaşçı tanrılarının yanında bu çift cinsiyetli tanrı, makbul değildir.  Aristoteles gerek komedi gerekse trajedi olsun tiyatronun düşük seviyeli insanların sanatı olarak görür. Özellikle komedinin fallus kültürünün ürünü olan şiirlerden, şarkılardan doğduğunu belirtir.  Rıdvan Şentürk’e göre; bütün Dionysos kutlamaları, söz konusu olan dans, müzik ve cinsel ilişkiler isteyen, genel anlamda insanların zevk tatminine yönelik olarak enerji boşalmalarını amaçlayan bir tür tapınma biçimidir.[2]

Henri Bergson Gülme eserinde, “insanlık dışında hiçbir şey gülünç değildir[3] diye tanımladığı mizahı insanî olanla sınırlar ve birçok filozofun “insanı gülen bir hayvan” olarak nitelediğini belirtir. Dünya edebiyatının büyük yazarlarından Shakespeare, oyunlarını özellikle dram ve komedi olarak kaleme almıştır. Shakespeare gerçeklik hissini vermiş olduğu eserlerinde insanlığın tüm hallerini ortaya koyarken, dram ve komediye başvurmuştur. Balzac’ın “insanlık Komedyası” olarak tasarladığı romanları gibi Shakespeare’de gerçekte dünyayı bir tiyatro sahnesi olarak görüp, oyunlarıyla insanın gülünç ve trajik boyutuna parmak basmıştır. Shakespeare’in oyunlarında öne çıkan en büyük özellik sözcüklerle oynaması onunla adeta dans etmesidir. Bu bağlamda onun için “bir sözcük büyücüsü” denilmiştir. İkincisi, Shakespeare komedilerinde argoyu kullanmaktan çekinmemiştir çünkü argo sanıldığı gibi sövme yahut müstehcenlik yapma değildir, bilakis yeri geldiğinde ifadeyi, yerli yerinde kullanmaktır. Shakespeare’in de komedilerinde yapmış olduğu şey sözü gediğine oturtmaktır.  Shakespeare’in dünya edebiyatında kült olmuş eserlerinden biri olan “Deliliğe Övgü” ise mizahtan daha çok ironidir. Erasmus burada ironiyle felsefe yaparak kendi kendini eğlendirdiğini söylemiştir. Shakespeare, eserlerinde ise kendini eğlendirmekten daha çok karşısındaki düşündürmek, onu ince düşünceye sevk etmek ve eğlendirmek gayesi güder. Shakespeare’in oyunlarındaki ustalığı da burada yatmaktadır.

Shakespeare, söz büyücüsüdür ama onun en belirgin özelliği argoyu ustaca kullanmasıdır. Edebiyatın ahlak olduğunu iddia edenler, onun oyunlarındaki argonun boyutunu görebilseler, belki de ünlü İngiliz sanatçısını dünya edebiyatının en ahlaksız yazarı dolarak tanımlayabilirler. Bilindiği üzere argodan beslenmeyen mizah neredeyse olanaksızdır. Shakespeare gerek mizahi oyunlarında gerek trajedilerinde argoyu ustaca kullandığından, ona geçmiş zamanların underground yazarı denilebilir. Onun oyunlarında argo sözcükler, kaba saba küfürler -tabi bunlar içinde en çok kullandığı “orospu” sözcüğüdür- öylesine çoktur ki, günümüz algısında ahlaksız yaftası yememesi mümkün değildir. O gerek yaşadığı devirde gerekse günümüzde büyüklüğünü sözcüklere yüklediği bu çok çağrışıma borçludur. Aslında argo, insanın en çok kendisi olduğu haldir. Nasıl ki, terbiye edilmiş hayvan doğallığını kaybetmişse, terbiye edilmiş insan da doğallığını yitirmiş demektir. Argo ve mizahın zevk ve eğlenceye düşkün köylü-kasabalı toplumlarda yaygın olduğu su götürmez bir gerçektir.

Shakespeare’in yaşadığı dönemde gezici kumpanyalar varmış, bunlar köy ve kasabaları dolaşarak oyunlar sergiliyorlarmış. İngiltere’de ilk tiyatro binası, henüz Shakespeare on yaşındayken yapıldığından dolayı Shakespeare on yaşına kadar bu gezici kumpanyaları izleyerek büyür. Nitelikli İngiliz tiyatrosunun sanat dalına dönüşmesi, Shakespeare’in oyun yazarı olarak ünlenmesi paralel gelişme gösterir. Shakespeare’in seçtiği konuların orijinal olduğu söylenemez. Düşünen her insanın aklına gelebilecek sıradan şeyler gibidirler. Onun veciz olarak sarf ettiği sözlere baktığımızda sanki kendiniz söylemiş hissine kapılırsınız. Hani “aklın yolu birdir” veyahut “yürekten yüreğe yol vardır” derler ya, Shakespeare okurken aynı şeyi düşünür, aynı duyguyu hissedersiniz. Düşündüğünüz, hissettiğiniz içinizden geçirdiğiniz bir sözcüğe mutlaka Shakespeare’in oyunlarında rastlarsınız. Bunun nedeni onun hayatın içinde olması, büyük ihtimalle görüp yaşadıklarının verdiği ilhamı anı anına kaydetmesidir. Bundan dolayı Adrian, “yaşam durmadan Shakespeare’i taklit ediyor” der. Aslında yaşam Shakespeare’i taklit ederken, Shakespeare de oyunlarıyla yaşamı taklit ediyor.

Shakespeare kasabalı bir köylüdür, bu yüzden argosu güçlüdür. Onun en erotik ve en çok argo kullanan kahramanları hizmetçiler, köylüler, soytarı ve dalkavuklardır. Saray çevresindeki kahramanları da argo konuşur ama onların argosu çift manaya geldiği için sırıtmaz. Daha doğrusu Shakespeare, şehirli veyahut saray efradından olan kahramanlarını küfürlü konuştururken kapalı bir dil kullanır. Böylece onların köylüler ve soytarılar gibi kaba saba görünmesini engeller. Hamlet, Ophelai’ya geneleve git derken manastır sözcüğünü, bacakları arasından söz ederken “hiçbir şey” sözcüğünü kullanır. Böylece kahramanları kendi doğallıkları içinde küfür edip, kaba sözcükler sarf ederken okuyucuyu/izleyici rahatsız etmemeye çalışır. O yarattığı karakterlere argoyu yakıştırır. Bir kasabalıdır, bazısına göre köylüdür ama oyunlarında sarayın adab-ı muaşeretini çok iyi anlatır. Onun belki de en büyük avantajı bu iki kültürü yakından tanımış olmasıdır. Onun özgünlüğü, ahlaksızca görünen argosundan kaynaklanır. O öylesine doğaldır ki, oyunda bir köylünün, bir sütçü kızı ile ilişkisini rahatlıkla anlatır, kadının karnının şişmesinden bahseder; İngilizcede kadın cinsel organı anlamına gelen “hiçbir şey” sözcüğünü rahatça kullanır, hatta o “hiçbir şey” in arasına kahramanı Hamlet’in başını koymasından bahseder.[4]

Shakespeare aynı şekilde “Piç”  sözcüğünü doğrudan kullanmaz onun yerine “doğal çocuk” sözcüğünü kullanır.  Onun “Piç” yerine kullanmış olduğu “doğal çocuk” ile yalnızca mizah yapılmamış, aynı zamanda Hıristiyanlığın teolojik tartışmalarını hatırlatan “İsa’nın babasız” doğma olayına da bir gönderme vardır. Çiftleşerek hamile kalan kadın dışarıdan müdahaleye maruz kaldığından doğal olmayan yoldan çocuk yapmış olur. Oysa İsa, dışarıdan müdahale edilmeyerek bakire bir kadının (Meryem) hamile kalmasından dolayı doğmuş “doğal çocuk”  tur. Shakespeare’in bir başka oyunu Antonius ve Kleopatra’da geçen bir diyalogda; “başka kadınlar oynaşırken doyurmak istediklerini, ama o asıl acıkmaktadır tam doyuma ulaştığında”[5] dizesi,  onun kadınların cinsel doyumsuzluğunu dile getirdiği, edebiyatın ilginç erotik metinlerinden biridir.  Yine eserlerinde “gece” nin şehveti, “ölme” nin orgazmı anımsatması onun sözcük dünyasının sınırsızlığını göstermektedir. Örneğin Romeo ve Juliete oyununda Juliete, Romeo’ya seslenirken “gece gel” der. Burada okuyucunun zihninde gecenin, şehvet dâhil her türlüğü çağrışıma açık olduğu imkânı verilir.

Shakespeare kullandığı sözcüklerle adeta resim çizer. Örneğin yaşlılığı “sönen muma”, kralı  “doğan güneş” e benzetir. Bundan dolayı “onun kendi dilini kendi yaratmış yazar” diye yazarlar. Onun “sözcükleri kullanmadaki başarısı genellikle doğalmış gibi kabul edilir, oysa yazarlıktaki ustalığının çıkış noktası burada yatar. Shakespeare’in sözlüğü andıran bir belliği vardır. Yazarken bir sözcüğü aradığını hayal etmemiz pek mümkün değildir. Büyük olasılıkla, sözcükler aklına gruplar halinde geliyor ve ona aralarından istediğini seçmek kalıyordu. Ben Jonson’ın anlattığına göre hiçbir yazdığını karalamaz, kendini kaptırdığında hiç ara vermeden, hızla yazmasını sürdürür, kural tanımaz, dil hazinesine yeni katkılar da bulunur, denemeler yapar ve sözcüklerle bir tür caz yaparmış! Dile bu kadar özgürce yaklaşabilmesini, yaşadığı dönemde İngilizce gramerinin tam anlamıyla biçimlenmemiş olmasına da dayandırabiliriz.”[6] Onun biyografisini araştıranlar, bu denli zengin bir sözcük hazinesine sahip olan Shakespeare’in tek bir kişi olduğunu bir türlü kabul edememiş, oyunlarını ancak birkaç kişinin bir araya gelerek yazabileceğini varsaymışlardır. Otuz bin sözcük hazinesine sahip Shakespeare’i bugün dahi İngilizler anlamak için hala kafa patlatıyorlar.

Shakespeare’in sanatının gerçekliğini sözcükleri kullanmadaki ustalığına ve gücüne dayandıran Stephen Greenblatt, “Shakespeare’in sanatının başlıca özelliklerinden biri de gerçeklik hissidir. Sesi çoktan kesilmiş, çürüyüp gitmiş birçok yazardan geriye sadece bir sayfa üzerindeki sözcükler kalmışken, Shakespeare’in gerçekliği, yaşanmışlığı tüm canlılığıyla barındıran o sözcükleri, daha yetenekli bir aktörün seslendirmesine gerek kalmadan hayat bulur. Avlanmış, tir tir titreyen bir tavşanın ‘çiye bulanmış’ olduğunu fark eden ya da lekelenmiş itibarını ‘kumaş boyacısının ellerine’ benzeten bir şairin; karısına cüzdanının ‘üstü Türk işi goblenle kaplı olan/ masanın çekmecesinde’ olduğunu söyleyen bir kocanın ya da fakir dostunun, teki şeftali renginde, sadece iki çift ipek çorabın olduğunu hatırlayan prensi yazan bu sanatçı, herşeyden önce dünyaya akıl almaz bir şekilde açıktır ve o dünyayı oyunlarına aktarmanın yolunu keşfetmiştir”[7] ifadelerini kullanır. 

 

Aşkın Emeği Boşuna

Shakespeare’in gençlik dönemi oyunlarından olan “Aşkın Emeği Boşuna”, en kaba ve argo ifadelerin yer aldığı şiirsel bir oyundur. Bu oyun temel esprisini karşılıklı çatışmadan ve diyalektikten alır. Kadın ve erkeğin farklılıkları ve çatışmalarından doğan ahenk anlatılmak istenir. Her ne kadar oyunun sonunda kral ve arkadaşlarıyla kraliçe ve arkadaşlarının aşkları, bir yıl ertelense de birleşeceklerinin işaretini verirler. Shakespeare, bu oyunun devamı niteliğinden “Aşkın Emeği Kazandı” adlı bir oyun yazar ve bir yıl sonraki buluşmalarında kral ve kraliçe ile arkadaşlarını birbirine kavuşturur. Shakespeare, bu oyunda oldukça fazla argo sözcük ve deyim kullanır. Bundan dolayı da eleştiri alır. 1669’da Sir Thomas Killigrew, oyunu repertuarına almasına rağmen fazlasıyla açık saçık ve bazı yerlerde kabalığa varan nükteler bulunduğundan oynamayı reddetmiştir.[8] Mizahın argodan beslenmesinden ötürü Shakespeare, bunu fazlasıyla kullanarak oyunu eğlenceli kılmaya çalışır. Shakespeare’in bu oyunda dahi Oyun Navarre’nin genç kralı Ferdinand ile arkadaşları Berowne, Longaville ve Dumaine’nin kendilerini üç ay boyunca yalnızca okumaya adama kararı alırlar ve yemin içer/antlaşma yaparlar. Bu fikre yalnızca Berowne karşı çıkar, sonra o da yemin etmek zorunda kalır. Bu süre zarfında kadınlarla görüşmemek dâhil, yemek, içmek gibi bir takım perhizler yapmaya karar verirler. Longuevlille bunu “Karınları şiş olanın boş olur kafaları ve özenli lokmalar kaburgaları geliştirir, ama zekâyı baltalar”[9] diye ifade eder. Böylece herkesten bilgili ve üstün kişiler olacaklarını düşünürler. Daha önce hiç kullanmadığı birçok yeni sözcük kullandığı belirtilmektedir. Kadınlarla konuşmama yemini yapan Kral ve arkadaşları, kendilerini buna inandırmak ister gibi bu konuda bol keseden atarlar. Örneğin Biron “kadınlar kaba saba algılarımız yüzünden yasaklandığı için/güzel bir kadınla buluşmak yerine kitap okuyacağım.[10] Hiçbir kadın bulunduğum yerin bir mil yakınına sokulmayacaktır”[11] der. Kral ve arkadaşları böyle düşünürken köylü Costard, sütçü kız Juquenetta’yla ilişki esnasında, Kralın arkadaşları tarafından görülür. Costard, kendini savunurken “Efendim, ilişkiye gelince, töresi bir erkeğin bir kadınla konuşmasıdır, biçim ise her zamanki biçimidir”[12] der. Kral ile aralarında geçen konuşma da ise Kral; “Yasaya göre bir kadınla buluşmanın cezası bir yıl hapistir”[13] der. Costard; “Bir kadınla değil efendim, bir genç kızla buluştum” der.

Shakespeare yukarıdaki tiradında dans sözcüğünü İngilizce “jig” sözcüğüyle ifade eder. Jig hızlı, tempolu ve komik bir danstır. İspanyol dansı diye çevrilen “canary” sözcüğü aynı şekilde ispanyaya ait canlı bir danstır. Ayrıca “The hobby-horse” o dönem morris (moresco) dansçılarının bellerine geçirip dans ettikleri yapma at. Bu aynı zamanda Elizabeth devri argosunda “fahişe” anlamında da kullanılmaktadır. Yine İngilizce de “colt” hem tay hem de şehvetli anlamına geldiği gibi “Hackney” sözcüğü de “binek atı” ve “ fahişe” anlamına gelmektedir. Shakespeare bu sözcüleri cinaslı ve özellikle argo anlamı öne çıkacak şekilde kullanmıştır.[14] Shakespeare, oyunda muz yaprağının yaralara iyi geldiğini yazar. Botanikteki adı musa paraddisiaca’dır.[15] Buradan anlıyoruz ki, muz sözcüğü musa sözcüğünden türemiştir ve şifalı bir bitki/meyvedir. Oyunda geçen bir başka sözcük ise “dazlak Fransız kronu” ifadesidir. Bununla Shakespeare, cinas yapmış, hem frengi hastalığını hem de Fransız para birimini kastetmiştir.[16] “Yeşil gerçekten de âşıkların rengidir”[17] ifadesinde yine cinas vardır zira o devirde İngiltere’de bel soğukluğuna “yeşil hastalık” denilmektedir.  Shakespeare bir yandan aşkla bel soğukluğunu ilişkilendirmiş, diğer yandan bununla aşkı cinselliğe indirgemiştir. Shakespeare, dil oyunuyla “Karanfilli limon” diye Türkçeye çevrilen “lemon” u, sevgili anlamına gelen ‘leman’ olarak kabul edip, “clove” sözcüğünü yarık anlamına gelen “cloven” gibi anlayarak açık saçık bir benzetme yapıp, kadının genital organının zihinde canlanmasını sağlamıştır.[18]

Kuru Gürültü

Shakespeare’in keskin zekâsını yansıttığı bir diğer komedisi Kuru Gürültü’dür. Shakespeare, bu oyununda kadın erkek ilişkileri, aşk, soyluluk ve gelenek gibi konuları diyalektik bir tarzda işler. Hakikat ile tasarının, kader ile iradenin buluştuğu bir oyundur. 1599 yılında oynandığı düşünülen Kuru Gürültü  “Prens Don Pedro ve adamlarının galip geldikleri bir savaşın ardından Messina Valisi Leonato’yu ziyarete gitmesi ve burada Prensin adamlarından Claudio ile Leonato’nun kızı Hero’nun birbirlerine âşık olmasıyla iki öyküden oluşur. Söz konusu iki öykü, evlilikle sonuçlanan kadın-erkek ilişkilerini ele alır. Hero ile Claudıo, Beatrice ile Bendick’in aşkları çevresinde gelişen oyun, aralarındaki söz düellolarıyla mizahi bir hal alır; masumiyet, günah, yalan, iftira, aşk ve evlilik kavramları üzerinde sürüp gider. Beatrıce’in oyunun başında savaşın kazanıldığı ve Benedick’in kahramanlığından bahsedildiği bir sırada “palavracı da harpten dönüyor mu?” diye sorması, aslında Benedick’i sevdiğinin işaretidir. İnsan sevdiğini arar veya merak eder. Benedick’i “palvaracı dönüyor mu?” diye sorarken onu hafife aldığını bir yandan ima ederken, diğer yandan gerçekte ona olan ilgisini göstermiş olur. Kadınlık gururuyla onu (erkeği) aşağılayarak gerçekte ona olan ilgisi belirtiyor. Psikolojik olarak Benedick’e olan aşkını palavracı kavramının arkasına sığınarak gizliyor. Daha sonra bu ikili karşılaştığında zekâlarını çarpıştırırlar: “Beatrıce: Sinyor Benedick gibi bir alay mevzuu oldukça istihza ölür mü? Bizzat nezaket bile sizi huzurunda görse istihzaya döner. Benedick: O halde nezaket çok maymun iştahlı olmalı. Ama beni sizden başka bütün kadınların sevdiğine eminim. Ah, şu gönlüm taş gibi sert olmasaydı. Çünkü onların hiç birini ben sevemiyorum. Beatrice: kadınlar için ne bahtiyarlık! Yoksa can sıkıcı bir aşıkın tacizlerinden kurtulamazlardı. Hem Allah’a, hem tabiatımın soğukluğuna şükrediyorum. Bu noktada sizinle beraberiz. Köpeğimin kargalara havladığını işitmeyi bir adamın seni seviyorum diye ant içmesine tercih ederim. Benedick: tanrı, bayanımızı yine bu akılda muhafaza buyursun. Böyle olursa sizinle evlenecek adam mukadder bir yaz tırmalamasından kurtulur. Beatrıce: yüzü sizin gibi ise tırmalanmakla daha çirkin olmaz ki. Benedick: Aman Allah, siz papağanlara bile hocalık edebilirsiniz. Beatrıce: Benim papağan sözlerim sizin hayvan sözlerinizden daha iyidir. Benedick: ah, sizin çenenizdeki kuvvet benim atımın bacaklarında olsa, hem o kadar da dayanabilse.”[19]

Görüldüğü gibi erkeğin kadına, kadının erkeğe bakışının ama gerçekte arka planda oluşacak olan bir aşk ile evliliğin saklandığı diyaloglar yer alır. Shakespeare’e göre aşk bir savaş, evlilik kuru bir gürültüdür. Aşk, savaştır çünkü âşık maşukun peşinden koşar, ona kendini sevdirmek için her yola başvurur. Shakespeare’in bilinçaltında hep aldatan kadın imajı vardır ve bunu bütün oyunlarında yarattığı kahramanlar aracılığıyla veya kahramanlarının dilinden aktarır. Othello’da kıskançlığı anlatırken kadın aldatması üzerine, Hamlet’te annesinin amcasıyla ilişkisi üzerine, Antonius ile Kleopatra’da, Kleopatra’nın Sezar ve Antonius ile yaşadığı ikili aşk üzerine kurar. Böylece bilinçaltında sakladığı kadına karşı güvensizliği dışa vurmuş olur. Kuru Gürültü’yü ataerkil toplumların namus anlayışı üzerinden okuyan Zeynep Bilge, Oyun boyunca pek çok kez “Leonato’nun mirasçısı” olarak tanımlanan Hero’yu gören Don Pedro, Messina Valisine “Bu kızınız sanırım”[20] dediğinde Leonato’dan aldığı cevap üstünde durmaya değerdir: “Annesine kaç kez sordumsa, öyle dedi”[21] Her ne kadar ilerleyen satırlarda Leonato bu sorunun kuşku uyandırıcı olmadığını dile getirse de bunu kadına geleneksel olarak ikircikli yaklaşan anlayışın bir göstergesi gibi görmek yanlış olmayacaktır. Oyun boyunca hiçbir yerde adı geçmeyen, hatta yalnız bu diyalogda kendisine gönderme yapılan Hero’nun annesi, ataerkil toplumun kadını namus olgusuyla kontrol altına tutma arzusunun kurbanı olarak karşımıza çıkar. Hero’nun, yani Messina Valisi Leonato’nun tek yasal varisinin, anneliğinden başka bir işlevi yokmuş gibi gösterilen ve bir adı bile olmayan bu kadın, Leonato’nun yanıtında erkeklerin kadınlara karşı güvensizliğinin bir sembolüdür. Bu güvensizliğin “temelinde yatan unsur ise kadın cinselliğinden duyulan korkudur.”[22]

Erkek egemen anlayışın, boşluk olarak sembolize ettiği kadın cinsel organı, bir tür gizem kaynağıdır. Kadın cinselliği, erkek için bilinmeyen, dolayısıyla korkulan kavramlardır. Bu korku nedeniyle ataerkil düzenin kadını bastırmak, kontrol altında tutmak ve hatta cezalandırmak amacıyla sıklıkla başvurduğu kavram namustur.[23] Daha önce Shakespeare’in “hiçbir şey” , Lacan’ın “şey”  olarak kadın vajinasıyla ilişkilendirdiği olguyu, Zeynep Bilge, “boşluk” sembolizmi üzerinden ele alarak bu boşluğun erkekleri korkuttuğu yargısına varmak ister. Shakespeare’in birinci dereceden mizah yapma gayesiyle kullandığı bu sözcük, feminist bir bakış açısıyla erkeğin korktuğu ciddi bir durumla yorumlanır. Burada Shakespeare’in mizahının aynı zamanda ciddi okumalara müsait bir tarafının da olduğunu söylemek gerekir. Ve Shakesepare’in sözcükleri kullanmadaki gücünü gösterir.

Kuru Gürültü’de ise Bendick’in dilinden şöyle der: “Beni doğurduğu için kadına teşekkür ederim; beni büyüttüğü için en derin saygılarımı sunarım; ama alnımda burma burma bir takım şeylerin çıktığını görmek; düdüğümü göze görünmez bir bele takmak istemediğim için bütün kadınlar beni mazur görsünler.”[24] “Hiç birine güvenmemekle kendime iyilik etmiş olurum. Netice olarak hiç evlenmeyeceğim hakkımda hayırlısı bekâr kalmaktır”[25] Beatrıce ile Benedick arasında işte böylesini bir kovalamaca ve aşk savaşı vardır.

Shakespeare’in aşka bakışında fizyolojik bir yön vardır ve sanki ona göre aşk, sperm ile yumurtalığın buluşma macerasıdır. Bu macera ise evlilik ile sonuçlanır. “Âşıklar için zaman, evleninceye kadar pek yavaş geçiyor”[26] sözü aşk süreci ile evlilik sürecinin farklı olduğuna göndermedir. Mesela “O kadar körpe bir vücutta akılla kan mücadele ederse yüzde doksan dokuz kan üstün gelir”[27] ve “ruhun her türlü sevda hücumlarına karşı zaptedilmez bir kale olduğunu sanıyordum”[28] derken şehvetin gücüne işaret eder.

 

 

Yanlışlıklar Komedyası

Yanlışlıklar Komedyası, Shakespeare’in mizah ustalığını gösteren eserlerinin başında gelir. Gençlik yıllarında kaleme aldığı bu eser, derin söylemleriyle insan ruhunun karanlıklarına ışık tutar. Shakespeare’in bu eserinde fikir örgüsü güçlüdür; eser mizahi bir tarzda ustaca kaleme alınmıştır. Oldukça mantıksal bir kurguyla şekillenen oyun, "Deli olmak ya da olmak" dercesine insanı, soyut ile somut, hakikat ile hayal, gerçekle-gerçek dışı arasında bir yerde tutar. Fese’te geçen oyunda, Egeon, çok önce geldikleri Epidamnum'da, karısı Emilia ikiz oğlan doğurmuş, o sırada Egeon ve ailesinin kaldığı yerde, aynı saatte bir köylü kadın da ikiz erkek çocuk doğurmuştur. Egeon da bunu görünce büyüdüklerinde oğullarına hizmet etmeleri için köylü kadından bu çocukları satın alır. Ancak oradan dönerken bindikleri gemi kaza yapar ve kazadan sonra Egeon'un karısı, oğlu ve köle çocuklardan biri kaybolur ve bir daha haber alınamaz. Kazadan kurtulan ikizler büyüdükten sonra kardeşlerini aramak için Siraküza'ya giderler. Bunun üzerine aynı yerde bulunan ve birbirlerinden haberleri olmayan ikizleri kendileri dâhil olmak üzere herkes karıştırmaya başlar. Ve bu olaylar insanları büyük bir yanlışlık ve kargaşaya sürükler. Shakespeare, bu yanlışlık ve karmaşadan büyük bir mizah yaratır. Oyundaki karmaşa ve yanlışlık başlı başına bir mizahtır. Shakespeare bir de kahramanların karşılıklı konuşmalarında sözcüklere yüklediği anlamla oyunu daha da gülünç hale getirir. Shakespeare, oyunun bir yerinde Adriana ve Luciana arasındaki geçen bir konuşmada kadın erkek ilişkilerini anlatırken,

 “Luciana: erkekler özgürlüğümüzün efendisidir; zaman da onların efendisi. Zamana göre giderler ya da gelirler.

Adriana; Onların Özgürlüğü neden bizden çok olsun?

Luciana: İşleri hep dışarıda da, onun için.

Adriana: Ama aynı şeyi ben yaparsam kötü karşılıyor.

 Luciana: O senin istek ve istencinin dizginidir. Bunu böyle bil.

 Adriana: Kendilerine dizgin taktıran yalnızca eşeklerdir.

Luciana; Dizginsiz özgürlüğü de yıkım kırbaçlar"[29] der.

Böylece hem eleştirel bir dil kullanmış, hem de espri yapmış olur. Kadının evde dizginlenmesini “eşek”e benzeten Shakespeare, başka komedi ve dramlarında “eşek” benzetmesiyle söz oyunlarına başvurur. Örneğin  “Bir Yaz Gecesi Rüyası” oyununda Bottom’un başına geçirilen “eşek kafası” anlamlıdır. Zira oyunun ilerleyen bölümlerinde Eşek yerine konulan Bottom’u gören arkadaşları korkup kaçarlar, buna rağmen yeni bedeni içinde, keyfi yerinde olan Bottom’un önüne saman koymak isterler. “Küçük bir bağ saman yok mu acaba? Saman nefistir, ah canım saman! Saman gibisi yoktur”[30] der. Eşek kafası başından çıkarıldığında Bottom’un ahmaklığı yine devam eder. Shakespeare, eşeklik ile ahmaklığı yan yana getirir. Kadın erkek ilişkilerindeki özgürlüğünü bu diyaloglarla ortaya koyan Shakespeare, aşırı bağımlılığı eşeklik, sınırsız özgürlüğü de yıkım olarak görür.

Shakespeare’in oyunlarında kadınlar, bakireler, fahişeler, kraliçeler, evli kadın ve erkekler kavga ve barış halindedirler. Hem birbirinin zıddı hem birbirinin tamamlayıcısıdırlar. Kral kadar soytarı, kraliçe kadar fahişe,  evli kadın kadar dul kadınlar oyunlarında adeta ete kemiği bürünürler. Hem birbiriyle kavga ederler hem birini tamamlarlar. Onların birbirine zıt davranışlarından Shakespeare müthiş mizah çıkarır. Örneğin kadın ve evlilik olgusu üzerinde fazlasıyla duran Shakespeare, oyunlarındaki kadın karakterleri üzerinden hem bir kadın düşmanı hem bir kadın dostu olarak görmek mümkündür. Shakespeare her iki özelliği de oyunlarında fazlasıyla öne çıkarır. Onun mizah ve trajedilerindeki büyüklüğü hayatı ve doğayı çok iyi gözlemlemiş olmasındandır.  

Kadına karşı olan olumsuz yaklaşımı burada da kendini gösterir. Oyunun bir yerinde Antıpholus’un bocaladığı bir anda “kutsal bir güç bizi buralardan kurtarsa” dediği anda içeri Fahişe’nin girmesi oyuna yalnızca mizah katmakla kalmaz, fahişelik ile kutsallık arasındaki ilgiyi de hatırlatır.  Antıpholus’un Fahişe’yi şeytan olarak nitelemesi, beni baştan çıkarmaya çalışma diye bağırması, ardından; “kadınlar tanrı belamı versin dediler mi, tanrı beni hafif bir kadın yapsın demek isterler. Kitapta onlar ışıklı melekler gibi görünürler diye yazılıdır. Işık ateşten olur, ateşse yakar. Bu kadınlar da insanı kül ederler. Sakın yaklaşma”[31] demesi,  mizahi olduğu kadar geleneksel Hıristiyanlığın kadına bakışını ortaya koyar.  Zira Hristiyan teologlara göre Meryem hem bakire hem zanidir. Buna rağmen kutsaldır. Yine İsa’ya iman eden Magdenalı Maria bir fahişedir ve İsa’ya iman ettiğinden kutsaldır. Kiliselerde hep bu iki Meryemin resimleri sergilenir.  Shakespeare dindar değildir, oyunlarında vaaz vermez ama kullandığı sözcüklerin arka planında inancının ve kültürünün güçlü bir etkisi vardır. Zira onun “fahişe”  “eşek”, “öpücük” ve sair sözcüklere yüklediği anlamları Hıristiyan inancından ayırmak mümkün değildir. Oyunların da geçen fahişe, Kutsal Meryem veya Megdenalı Meryem’e, eşek, İsa’nın Kudüs’e girerken bindiği “kutsal eşeğe” ve öpücük İsa’yı Romalılara ihbar eden Yahuda’nın “ihanet öpücüğüne” bir gönderme olarak okunabilir. Yanlışlıklar Komedyası’nda mizahi olarak verilen efendi uşak diyalogu Shakespeare’in mizahtaki yerini göstermesi bağlamında güzel bir örnektir. 

“S.Dromio: Bir insanın doğa gereği çıplaklaşan kafasındaki saçları yerine koymanın zamanı yoktur.

 S. Antipholus: Ama bir yolu vardır değil mi?

S. Dromio: Evet parasını verip bir peruka almak ve böylece başkasının dökülmüş saçlarını toplamak.

 S.Antipholus: Ama zaman bu derece bol yetişen bir şeyde niçin öyle eli sıkı davranıyor?

S.Dromio: Bu nimeti en çok hayvanlara bağışlar da ondan, insanlarda ise, saç eksikliğini akılla kapatır.

 S.Antipholus: Oysa aklından çok saçı olan çok insan var"[32]

Oyunun ikinci sahnesinde ise S. Dromio ile S.Antipholus arasında geçen konuşmada bir mutfak hizmetçisi şöyle tanımlanır:

"S.Tronio: Bu kadın mutfak hizmetçisi efendim. Baştan aşağı, tepeden tırnağa yağ. Ne işe yarayacağını kestiremiyorum. Ondan bir meşale yapmak, kendi ışığında yine kendisinden kaçmak en doğru iş olur. Sırtındaki içyağlı paçavralarının Lehistan'da tam bir kış yanacağına kefilim, kıyamete dek yaşarsa, kesinlikle bütün dünyadan bir hafta daha çok yanacaktır.

 S. Antipholus: Rengi nasıl?

 S. Dromio: Pek koyu. Tıpkı kunduram gibi ama yüzünü onun gibi temiz sanmayın. Neden mi diyeceksiniz? Öyle bir terliyor ki, insan neredeyse ayak bileklerine dek çamura batacak

 S. Antipholus: Suyun düzeltebileceği bir kusur bu.

S.Dromio: Hayır, efendim yaradılışı öyle. Nuh tufanı olsa yine hakkından gelemez

S. Antipholus: Adı ne?

 S. Dromio: Mandaze, efendim. Ama adını üç kat yapsak, yani üç endaze onu kalçadan kalçaya ölçemez.

S.Antipholus: Desene hatırı sayılır derecede geniş.

 S. Dromio: Baştan ayağa boyu ne kadarsa, kalçadan kalçaya eni de o kadar. Sizin anlayacağa efendim, küre gibi yuvarlak, Üzerinde bütün ülkeleri bulabilirsiniz.

 S. Antipholus: İrlanda vücudunun neresinde?

 S. Dromio: Kuyruk sokumunda efendim. Karabataklıklardan anladım.

S.Antipholus: İskoçya neresinde?

S.Dromio: Onu da kıraçlığından buldum, avucunun içinde.

 S. Antipholus: Ya Fransa?

 S.Dromio: Alnında, silahlı, çatık, saçlarıyla savaşa tutuşmuş

S.Antipholus: İngiltere neresinde?

S.Dromio: Kireçli kayaları aradım, ama beyaz renkte bir şeye rastlamadım. Belki de çenesinde olacak. Çünkü Fransa ile onun arasında tuzlu bir akıntı var.

 S. Antipholus: İspanya neresinde?

S.Dromio: Vallahi göremedin; ancak sıcaklığını soluğunda duydum.

S. Antipholus: Ya Amerika? Hindistan?

 S.Dromio: Burnunun üstünde efendim. Baştan aşağı yakutlar, akikler, safirlerle bezenmiş. Hepsi zengin görünümlerini İspanya'nın sıcak soluğuna uzatmış. İspanya’da o burunda yüklemek üzere boyuna filolarla gemi yolluyor.

S Antipholus: Ya Belçika? Ya Hollanda?

S. Dromio: Aman efendim. Öyle aşağılara bakmadım”[33]

Diyaloglarda da anlaşılacağı üzere Shakespeare hem kadınlara alaycı yaklaşır hem ülkelere. Bir kadın üzerinden birçok ülkenin tasvirini/özelliklerini yapan Shakespeare, İrlanda’yı kuyruk sokumunda, İngiltere’yi çenede (yüzde) göstermesi, İrlanda ile İngiltere arasındaki düşmanlıktan doğan uzaklığa göndermedir. Ayrıca kuyruk sokumu insanın kalçasına yakın olduğundan aşağılayıcıdır. Çene ise insanın en güzel yeri olan yüzdedir. Shakespeare bununla İrlanda’nın pislik, İngiltere’nin güzel olduğuna vurgu yapmıştır. İngiltere dışında birçok ülkeyi olumsuz tasvir etmiştir.

Shakespeare bu eserinde evlilik ve kıskançlık etrafında dolaşıp dururken, gerçekte insanın bilinç dışında gelişen olaylarla çıldırmasının elde bile olmadığını söylemek ister. Hamlet’ in "olmak ya da olmamak" sözüyle dile getirdiği şey bu eserde yanlışlık ve karmaşadan dolayı "deli olmak ya da olmamak” noktasına gelir insan. Ve Shakespeare deliliğin düşünsel bir olguya dayandığını, gerçekte bir tasavvur olduğunu anlatmak ister sanki.  Erasmus’un “Deliliğe Methiye” kitabında kadınlar, filozoflar, papazlar vs. insanları “delilik” üzerinden ironik olarak yapmış olduğu tanımlamayı, Shakespeare bu oyununda hem mizah hem de oyunun bütün açısından ele alındığında ironi üzerinden yapmaya çalışmıştır. İroniyi Sokrates’e atfedilen bir konuşma ‘hilesi’ olarak ele alan Platon’un izinden gidecek olursak,  Shakespeare de komedilerinde sözcükler üzerinde hile yaparak ironiye başvurmuştur ve bu bağlamda birçok eseri mizahi olduğu kadar ironiktir.[34]

 

Hırçın Kız

Shakespeare’in “Hırçın Kız” oyunu, “Huysuz Kız” olarak da Türkçeye çevrilmiştir. Bu oyunu on dokuz, yirmi yaşlarında yazdığı söylenmektedir.[35]  Hırçın Kız oyunu, oyun içinde oyun gibidir. Bir perdelik ilk oyunda, zengin bir Lord meyhanenin önünden geçerken sızmış olan tenekeci Sly’i görür ve onunla eğlenmek ister. Gerek Meyhaneci Kadın ile Sly, gerekse Lord ile Sly arasında geçen diyaloga baktığımızda Sly’nin horlandığını görürüz. Büyük ihtimalle dönemin İngiltere’sinde yaygın olan bu sınıfsal ayrım, Shakespeare’in gözünden kaçmamış ve Hırçın Kız’da olduğu gibi oyunlarına yansımıştır. Shakespeare, bununla sınıf ayrımını altını çizer. Oyunlarının konusu ve kişilerini çoğunlukla saray çevresinden seçen Shakespeare, bu ön oyunda sınıf ayrımını Lord’un ağzından keskin çizgilerle ortaya koyar. Lord, sızmış kalan Sly’e; “Hay koca hayvan! Nasıl da domuz gibi yatıyor. Ne çirkin, ne iğrenç suratın varmış suratsız ölüm”[36] diye hitap eder. Böylece aristokrat sınıfın dilinden köylü/işçi sınıfa nasıl bakıldığını göstermiş olur. Lord, aşağıladığı tenekeci Sly’le eğlenmek için bir oyun kurgular ve sahneye koyar.

Oyun kahramanlarından Lucentio görgülü ve kibar Bianca’yı görür görmez âşık olur. Lucentio’nun, Bianca’ya âşık olması yalnızca güzelliği dolayısıyla değildir. Onun kültürel birikimi de bunda etkili olur. Uşağı Tranio şöyle der: “Ben de tıpkı sizin fikrinizdeyim, bal gibi felsefenin balını çıkarmak için verdiğiniz kararda kalmanıza bal gibi hayranım. Şu kadar ki, efendiciğim bir taraftan bu faziletli, bu ahlak; zapturaptını takdir ededuralım, ama kuzum bilginin ne kumkuması kesilelim ne mankafası olalım. Kendimizi Aristo çarkına kaptırmayalım, hele Ovid[37] otursun oturduğu yerde, siz bildiklerinizle mantığın belini bükün, gündelik sözlerinizde de belagati tecrübe edin; canlanıp kanlanmak için musikiyle şiirden istifade edin; matematiklere, metafiziklere keyfiniz isterse iltifat edin, zevkin girmediği yerde fayda doğup büyüyemez[38] der. Shakespeare, ön oyundan sonraki ilk sahnede Katharina’nın hırçınlığını mizahi bir dille ortaya koyar. Erkeklerle dilleşmekten çekinmeyen Katharina’nın huysuzluğunu ön plana çıkarır:

 “Katharina: Kuzum efendim sizin maksadınız beni çapkınlara postal yapmak mı?

Hortensio: Çapkınlar mı küçük hanım! Bu nasıl laf? Eğer biraz incelip yontulmazsanız yanınıza yaklaşacak kimse bulamazsınız

Katharina: Vallaha hiç korkmayın efendim; o küçük hanımın gönlünün yarısına bile yaklaşamazsınız. Eğer yaklaşacak olursanız kafanızı üçayaklı iskemleyle tarar, suratınızı alal boyar, sizi önümde maskara gibi kullanırım

Hortensio: Bütün böyle şeytanların şerrinden bizi koru Yarabbi

Gremio: Allah’ım beni de koru

Tranio: Hişşş efendiciğim! İşte güzel bir eğlence çıktı. Bu kız ya tastamam kaçık yahut yaman bir sıyrık.”[39]

Shakespeare oyunlarında argo kullanmaktan çekinmeyen bir yazardır fakat bu oyunda biraz daha ileri gider. Özellikle ön oyundaki Sly’nin yatak odasında eşi rolündeki içoğlanın kendine yaklaşması sırasındaki diyaloglar bu anlamda dikkat çekicidir. Sly; “Hadi uşaklar beni onunla yalnız bırakın. Madam soyunda yatağıma gel hadi”[40] der. İçoğlan; “asiller asili Lord, sizden rica ederim bir iki gece beni af buyurun. Hiç olmazsa güneş batıncaya kadar olsun.”[41] diye cevaplar. Sly; “Evet öyle dikine doğru ki o vakte kadar duramayacağım[42] der. Yine dördüncü sahnede Petruchio ile Grumio arasında geçen konuşmada da müstehcen ifadeler neredeyse sokak ağzına dönüşür.

“Petruchio: Uzun lafın kısası bu esvap bana göre değil

Grumio; Hakkınız var efendiciğim, hanımıma göre

Petruchio; Götür ustana, ne halt ederse etsin. Kendisi kullansın

Grumio; Ulan kendini yok bil, benim hanımımın şeyini ustan kullanacak ha?

Petruchio; Ne demek istiyorsun, gene ne var dilinin altında

Grumio; Aman efendim o kadar derinlere sizin aklınız ermiyor; hanımımın şeyini ustası mı kullanacakmış? Ayıp ayıp, kimseler işitmesin”[43]

Shakespeare’in sanatını böylesine büyük ve ulaşılmaz kılan onun yaratılıştan sözcüklerle oynayabilme kabiliyetine ve sözcüklere düşkünlüğünden kaynaklanır. Onun sözcüklere yüklediği müstehcen anlamlar ise başlı başına araştırmayı gerektiren bir konudur. Shakespeare’de sözcüklere müstehcenlik yüklemek adeta bir alışkanlıktır. Hemen hemen hiçbir oyunu yoktur ki, argo ve müstehcenlikten nasibini almamış olsun. “Huysuz Kız” da olduğu gibi “Windsor’un Şen Dulları” oyununda da sözcüklere yüklenen müstehcenliği görürüz. “Windsor’un Şen Dulları” oyununda oğlunun bir şey öğrenemediğinden mustarip Bayan Page’nın küçük William’ın Latince dersinde gramerden test edilirken şu diyaloglara yer verir:

“Evans: Çoğul Genitivo’yu söyle bakalım William

William: Genitivo öyle mi?

Evans: Evet

William: Genitovo: horum, horum, horum

Bayan Eliçabuk: Vay Anasına! Genitivo! Jenny’nin hali kötü yani! Fahişeliğe düşmüş de olsa, horlamayın garip kızı” der.  Burada müstehcen cinasa başvurarak bu dil dersinde tamlama ‘tenasüli’ye, bu anlamına gelen kelime de ‘fahişe’ ye dönüşür. Bilindiği İngilizce’den Türkçe’ye geçen  “genital”  sözcüğü kadın cinsel organı için kullanılır.  Onun için “ne zaman Latince derslerini ya da herhangi bir dil dersini aklına getirse, onun eserinde edepsiz şakalar su yüzüne çıkıp durur. Bazıları Shakespeare’in oyunlarında uzun öpüşmelerin olmadığını söyler,  nedense onun eserlerinde adeta bir takıntı gibi kadın vajinasına üzerinden yapmış olduğu mizahı görmezden gelmektedirler.

 

Sonuç

Shakespeare’in oyunlarının büyük çoğunluğunda kadın olgusu üzerinde durulur ve en çok ironi, mizah ve argo onlar üzerinden yapılır. Özellikle cinsellik ve argonun mizahın yapılmasında önemli bir yeri vardır.  Shakespeare’in ister dram olsun ister mizah, eserlerinin büyüklüğü sözcükleri kullanmadaki gücünden kaynaklanır. Shakespeare oyunlarında karşılıklı söz düellosu ile mizah yapmaz, aynı zamanda kahramanlarına verdiği isimlerle de mizah yapar. Zira kahramanlarının karakteriyle aldığı isim birebir örtüşür. Örneğin kahraman adları olarak seçtiği Doll Tearseet ‘Bebek Çarşafyırtan’,  Jane Nightwork ‘Gecevardiyası’ fahişelere verilen isim,  Snare ‘Tuzak’, Fang ‘Azıdişi’, Malvolio ‘Kötüniyet’ gibi isimler onun sözcük seçiminde ne denli ince düşündüğünün bir göstergesidir.[44] Shakespeare’in oyunlarında oldukça geniş yer tutan argo ve ironiye dayalı mizah konusunda onu ahlaksızlık suçlamak mümkün değildir. O oyunlarını yaratırken ahlakçı kaygılar taşımış, ne doğrudan dini telkinler yapan vaiz rolüne soyunmuştur. Ahlakçı oyunların büyük yıkıcı figürü kötülük, Shakespeare’in yaratıcı zekâsının hiçbir zaman uzağında olmamıştır. Ancak ahlakçı oyunlardan sanatı için elzem başka şeyler de öğrenmiş; komedi ve trajedi arasındaki sınırın şaşırtıcı derecede geçirgen olduğunu görmüştür.[45]

Shakespeare bir kadın kahramanının dilinden “Yüce tanrım! Ne ahlaksız kelimeler onlar; kolayca çarpıtılır anlamları, adidirler, hem de arsız; saygın hanımefendilerin ağzınaysa hiç mi hiç yakışmazlar” diye yazar. Ama trajedi ve komedilerini yaratırken, kahramanına söylettiği bu sözlere aldırış etmez, hatta kutsal ile dahi kendini sınırlamaz, eserlerinin gücünü sözcüklere dayandırır. 

 

 

KAYNAKÇA

 

Beliz G., İroni ve Dram Sanatı, Deniz Kitabevi, Ankara, 2005.

Bergson, H., Gülme, Çev. Mustafa Şekip Tunç, Dergâh Yay. İstanbul, 2017.

Eagleton, T., William Shakespeare, Çev. A. Cüneyt Yalaz Boğaziçi Üni. Yay. İstanbul, 1998. 

Egan, G., Shakespeare ve Marx, Çev. A.Fethi Yıldırım, Hil Yay., İstanbul, 2006.

Ellis, W., Shakespeare Efsanesi, Çev. Sacit Polater, Hilal Matbaası, Ankara, 1962.

Enginün, İ.,  Türkçe’de Shakespeare, Dergâh Yay., İstanbul, 2008.

Erasmus, Deliliğe Övgü, Çev. Çiğdem Dürüşken, Kabalcı Yay. İstanbul, 2010.

Greenblatt, S.,  Muteşem Will, Çev. Cem Alpan, Everest Yay., İstanbul, 2016.

 

Greenblatt, S., Shakespeare Olmak, Çev. Cem Alpan, Can Yay., İstanbul,2010.

Halman, T. S., Türk Shakespeare, Hece Yay. Ankara, 2003.

Holland, N., Psikanaliz ve Shakespeare, Gendaş Kültür Yay., İstanbul, 1999.

Honan, P., Shakespeare Bir Yaşam, Çev. Bülent Bozkurt Y.K.Y., İstanbul, 1998.

Kott, J., Çağdaşımız Shakespeare, Y.K.Y., İstanbul, 1998.

Kurtoğlu, M., Bir Batı Masalıdır Shakespeare, Çizgi Yay. Konya, 2015.

Lamb, C. – Lamb M., Shakespeare’den Hikâyeler,  Çev. Rana Tekcan, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul, 2010.

Martin, M.,  Shakespeare’in Kutsal Sanatı, Ayışığı Kitapları, İstanbul, 2001.

“Mimesis” Tiyatro, Çeviri Araştırma Dergisi Hamlet Özel Sayısı, Boğaziçi Yay. İstanbul, 2004.

Oflazoğlu, T., Shakespeare, Çev. Can Yücel, Cem Yay., İstanbul, 1977.

Roudinesco, E.,  Herşeye ve Herkese Karşı Lacan, Çev. Nami Başer, Metis Yay., İstanbul, 2012.

Shakespeare, W., Antonius ve Kleopatra, Çev. Sebahattin Eyüpoğlu, Türkiye İş Bankası Kül. Yay., 2001.

Shakespeare, W., Antonius ve Kleopatra, Çev. Sebahattin Eyyupoğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yay, İstanbul, 2001.

Shakespeare, W., Aşk ve Anlatı Şiirleri, Çev. T. Sait Halman, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul, 2014.

Shakespeare, W., Aşkın Emeği Boşuna, Çev. Özdemir Nutku, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul, 2014.

Shakespeare, W., Hamlet, Çev. Sebahattin Eyüpoğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul, 2010.

Shakespeare, W., Hırçın Kız, Çev. Özdemir Nutku, Türkiye İş Bankası Yay., İstanbul, 2012.

Shakespeare, W., Kral John Yaşamı ve Ölümü, Türkiye İş Bankası Yay., İstanbul, 2011.

Shakespeare, W., Kuru Gürültü, Çev. Hamit Dereli, MEB Devlet Kitapları Müdürlüğü, 1967.

Shakespeare, W., Macbeth, Çev. Orhan Burian, M.E.B. Yay. İstanbul, 2003.

Shakespeare, W., Othello, MEB Yay. İstanbul, 1989.

Shakespeare, W., Soneler, Bülent- Saadet Bozkurt, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2000.

Shakespeare, W., Tüm Soneler, Çev. Talat Sait Halman, Cem Yay. İstanbul, 1997.

Shakespeare, W., Yanlışlıklar Güldürüsü, Çev. Avni Givda, Cumhuriyet Gazetesi Yay., 2000.

Turan, M. İ., Shakespeare ile Tanışmak İster misiniz?, Etki Yay., İzmir, 2006.

Turan, M.İ., Shakespeare ile Tarihe Yolculuk, Etki Yay., İzmir, 2006.

Urgan, M., Shakespeare ve Hamlet, Y.K.Y., İstanbul, 2014.

 

 

[1]- Mitolojiye göre annesinin karnında yedi aylık iken annesi Semele ölür, Zeus onun annesinin karnından çıkarıp bacağına bağlar ve dokuz ayı doldurunca dünyaya gelir. İki kez doğan anlamına gelen Dionysos adını alır. Onun için şarabın aşk, zevk, sağlık ve kızgınlık gibi anlamları vardır.

[2]  Rıdvan Şentürk, Gülme Teorileri, Küre yay. İstanbul, 2016, s. 1 8.

[3] Henri Bergson, Gülme, Çev.  Mustafa Şekip Tunç, Dergâh Yay. İstanbul, 2017 s.  13.

[4] Shakespeare gibi sözcük üretmeye meraklı olan Lacan, da “şey” sözcüğüne vajina anlamı yüklerken, onun hem herşey hem de hiçbir şey olmadığını belirtmek istemiştir. Şey sözcüğüne yüklenen anlam Shakespeare aittir. Lacan’ın sahip olduğu bir tabloda tasvir edilen vajina, batmış bir kıta ile tanımlanmıştır. Zira bu batmış kıta hiçbir haritada bulunmaz ve hiçbir tarifi kabul etmez diye açıklanmıştır. Lacan’ın sözcüklere yüklediği cinsel anlamlarla felsefe yaparken, Shakespeare mizah yapar.

[5] Shakespeare, Antonius ve Kleopatra, Perde II, Sahne 2, Çev. Saffet Korkut

[6] Brine-M.York, a.g.e. s. 91.

[7] Stephen Greenblatt, Muteşem Will, Çev. Cem Alpan, Everest Yay., İstanbul- 2016, s. 10.

[8] Shakespeare, Aşkın Emeği Boşuna, Çev. Özdemir Nutku, İş bankası kültür Yay. İstanbul- 2014, s. ıx-x.

[9] Shakespeare, a.g.e. s.  2

[10] Shakespeare, a.g.e. s. 3

[11] Shakespeare, a.g.e. s. 6

[12] Shakespeare, a.g.e. s. 9

[13] Shakespeare, a.g.e. s. 13

[14] Shakespeare, a.g.e. s. 38- 39

[15] Shakespeare, a.g.e. s. 41

[16] Shakespeare, a.g.e. s. 44

[17] Shakespeare, a.g.e. s. 18

[18] Shakespeare, a.g.e. s.  120

[19] Shakespeare, Kuru Gürültü, Çev. Hamit Dereli, MEB Devlet Kitapları Müdürlüğü, 1967, s. 7,8,

[20] Shakespeare, Kuru Gürültü, çev. Sevgi Sanlı, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2002, s. 83,

[21] Shakespeare, a.g.e. s. 83

[22] Shahrzad Mojab ve Nahla Abdo, Namus Adına Şiddet: Kuramsal ve Siyasal Yaklaşımlar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2006 s.  109.

[23] Zeynep Bilge, Kuru Gürültü: Ataerkil Toplumun Namus Anlayışı Uğruna Öldürülen Kadın, s. 29, dergipark.gov.tr/download/article-file/13549

[24] Shakespeare, a.g.e. s. 12,

[25] Shakespeare, Kuru Gürültü, çev. Sevgi Sanlı, s.  57.

[26] Shakespeare, a.g.e. s. 33

[27] Shakespeare, a.g.e.. çev. Hamit Dereli. s.  43

[28] Shakespeare, a.g.e.. çev. Hamit Dereli. s.  41

[29] Shakespeare, Yanlışlıklar Güldürüsü, Çev. Avni Givda, Cumhuriyet Gaz. Yay., 2000, s. 25- 26.

[30] Greenblattt, a.g.e.,, s.  33.

[31] Shakespeare, Yanlışlıklar Güldürüsü, s. 72,73             

[32] Shakespeare, a.g.e. s. 34

[33] Shakespeare, a.g.e. s. 54- 55.

[34] İroni konuşan kişinin muhatabını küçük düşürmek için, övüyor gibi yapıp onu eleştirdiği ve suçladığı durumlarda kullandığı bir söz hüneridir. İroni hem sözcüklere hem de tonlamaya dayanarak yapılmıştır. En çarpıcı ironiler gerçeğin karşıtı ile yapılanlardır. Sözcük Yunanca eironeia’dan gelir. Aldatma ve kandırma anlamına gelir, kandırmak fiilinin Yunancasından türetilmiştir. ( Beliz Güçbilmez, İroni ve Dram Sanatı, s. 12,13, Deniz Kitabevi, Ankara, 2005)

[35] Shakespeare, Hırçın Kız, Çev. Özdemir Nutku, İş Bankası Yay. İstanbul, 2012 s. Vıı.

[36] Shakespeare, Hırçın Kız, Çev. Nureddin Sevin, MEB. Yay. İstanbul, 1989, s. 8.

[37]- Ovid Yunanlı bir şairdir. Aşk Sanatı adlı eserinde genç Romalı erkeklere kadınlara nasıl yaklaşmaları gerektiğine dair şiirsel bir dille ve çoğu zaman Roma mitolojisinden örneklerle öğütler verir. Shakespeare, kahramanı aracılığıyla “Aristo çarkına kapılmayalım, Ovid otursun oturduğu yerde” derken, kadınlar konusunda Aristo filozofluğuna ve Ovid’in öğütlerine ihtiyacı olmadığını söylemek ister.

[38] Shakespeare, a.g.e., çev. N. Sevin, s. 21,

[39] Shakespeare, a.g.e. s. 22

[40] Shakespeare, a.g.e., s. 18

[41] Shakespeare, a.g.e., s. 18

[42] Shakespeare, a.g.e., s. 18

[43] Shakespeare, a.g.e., s. 101

[44] Greenblattt,a.g.e. s.  30.

[45] Greenblattt,a.g.e. s.  32.

 

 

Bu haber toplam 946 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim