Mehmet Narlı'nın Dil Kapısı adlı şiir kitabı...

Mehmet Narlı'nın Dil Kapısı adlı şiir kitabı...
Ateşe mühür vurmak Şiirden artakalandır şairin kendisi", "ölümdür şiir dua değilse", "... şiir ateşe mühür vurmaktır"...

13_Nisan_2010_10_36_55_5445672870Ateşe mühür vurmak

Şiirden artakalandır şairin kendisi", "ölümdür şiir dua değilse", "... şiir ateşe mühür vurmaktır"...

Bir kitap Dil Kapısı adını taşıyorsa ve arz makamındaki şiiri yukarıdaki gibi mısraları bünyesinde barındırıyorsa, okuyucunun en esaslı eylemi, bu kitabı hemen okumak ve paylaşmak olacaktır.

Bu bağlamda, Mehmet Narlı'nın Mart 2010'da Öncü Kitap tarafından yayınlanan kitabını okuma imkânı bulduğum Mayıs'tan bu yana paylaşmaya fırsat kolladığımı belirtmeliyim.

Kitabın adıyla başlamamın bir sebebi var. Eserine Dil Kapısı diyen Mehmet Narlı, bununla bir yandan geleneksel şiir birikimine atıf yaparken, diğer taraftan bu çağın okuruna "gönül" takdiminde bulunuyor, kalbini açıyor. Bu gönül kapısından girmemek elde mi?

Giriyorsunuz ve en başta iktibas ettiğim mısralarla karşılaşıyorsunuz. Burada ikinci bir vurgunla hemhal olup 96 sayfalık gizemli dünyaya dalıp gidiyorsunuz...

Bu arada elinizde bir kalem, ilginç, özgün, önemli satırları seçiyor, kimi notlarla onları daha bir görünür kılıyorsunuz.

İşte onlardan biri, "Kutadgu Bilig" başlıklı ikinci şiirin son dörtlüğü. Mehmet Narlı, üstad Sezai Karakoç'u ne güzel şiire nakşetmiş: "aşk der böbürlenir kutsar kendini/ademin böğründeki tuğranın varisi/aşk der halbuki zamanın sezaisi/kalbindeki merhamet çınarıdır". (s. 11)

"İltica" ile "Tellal" şiirlerinde karşımıza çıkan imajlar için şu notu almışım:  "Çağın modacı şairlerine gelenek dünyasından dersler: Anka, kerbela, kamet..." İlkinden: "kalmadı kalbimin söküğünü dikecek kimse/içimdeki ankayı uçarken vurdular/tanıdılar beni gözlerimin kerbelasından/toprağına konuk geldim kabul et"(s. 26). Şu da "Tellal"dan: "bu yol kametin gibi senin/ışıklı bir hatıra ufku/sözün engininden susmanın derinine/evine kapanan tellal duyarım seni" (s. 27)

Dil Kapısı'ndaki şiirlerde ana duygu lirik özellikler taşıyor genellikle. Bunu birkaç metin üzerinde sergilemek gerekir. Mesela, "Oğul Veren Bela" şiirinden aktaralım: "tedbir diye yazıya atlayıp geldim ama/ne esnaf ettin dil şehrine beni ne de müşteri/diyelim ki kapılara tedbirsiz geldim/boynuma astığın kelimeli taşa çalsana" (s. 22)

"Mademki Kalbimde Ateş İhtimali Var" başlıklı şiirde de görebiliriz yüksek lirizmi: "demek ki / senin evinin kapısına da / 'satılık' levhası asacağız / ve sana acımayı da ilave edeceğiz / tescilli suçlarımızın arasına" (s. 55)

Bir örnek de "Yaşamak Ağrısı"ndan vereyim: "siz merak etmediniz ben de anlatmadım/ne gördüysem gözlerinizde onu söyledim/ anlatsam yaşar mıydınız / dağlara bakarak ağlamanın / ebedî mazmununu/duyar mıydınız ruhumun / bir türküde nasıl boğulduğunu" (s. 58)

Kimi coşkun, kimi kırgın, iç âlemde büyüyen bunca mısraın yanı sıra, Dil Kapısı'nın çağın sosyal kötülüklerine duyarsız kalmadığını görüyoruz. Şu mısralar şairin tanıklığına örneklik yapar mı dersiniz:

"kılıç küstah / gölgesinde darağaç sesi / at cebrî / koştukça kan terliyor nefesi / kalem tutsak / oynadıkça daralıyor kafesi" (s. 42)

"doğudan batıya kırılan ayna / oyun bitti meydan ortada fakat / hiçbir baba aramıyor oğlunu / her yanımız taş izi / her yanımız dünya" (s. 48)

"ateş var doğru / kavurgan yargılar israili / gibi yakıyor aaahhhhh" (s. 75)

"kaç numaralı gözlükle geçtin / esir üniformalı çocuklar ülkesinden" (s. 81)

"adaletle oynama kendini vurursun" (s. 82)

Mehmet Narlı'nın Dil Kapısı'nda şaire özgü bulduğum pek çok dizenin altını çizmişim. Bunların bir kısmını buraya çıkarmazsam, büyük haksızlık yapmış olurum:

"belleğin atını vurmaya doğru / sandım dudakların kâbus çiçeği / seni çiçek bozuğu seni güzel put" (s. 23)

"duymamışız üstümüze ağlaşan bulutları" (s. 35)

"keselim kumaşını kuşluk vaktinin" (s. 37)

"kalplerimiz birer sonuç paragrafı / her aşk bir prova" (s. 47)

"acemi ve sevdalıydık usta ve mağlubuz" (s. 48)

"lekesiz bir ışıkla alnıma düştü annem" (s. 61)

"durmadan pusular kaynatıp durur / şu yüzüm şu yüzümde fokurdayan cezve" (s. 64)

"kaşlarımın altında iki ölüm odası" (s. 70)

Daha önce Çiçekler Satılmasın (1988) ve Ruhumun Evvelyazıları (1998) adlı kitaplarıyla kendi şiir dilini kuran Mehmet Narlı, uzun yıllar sonra yayınlanan Dil Kapısı ile Türkiye'nin egemen (resmî) şiir ortamına alternatif bir 'dil' sunuyor.

(Dil Kapısı'na ulaşmak için: 0 533 669 57 92; metenar@yahoo.com)

Bizim adres bilgilerimiz: P. K. 205, Ulucami, Bursa - http://edebiyathayatmemat.blogcu.com

Cevat Akkanat - Milli gazete 23.09.2010
Bu haber toplam 864 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim