• İstanbul 29 °C
  • Ankara 28 °C

Mehmet Şemseddin Ulusoy’un Güftâr-ı Şemsî Adlı Dîvan’ı

Mehmet Şemseddin Ulusoy’un Güftâr-ı Şemsî Adlı Dîvan’ı
Dr. Mustafa Efe, TYB Akademi 24, Mizah/İroni Eylül 2018

Bursalı müellif Mehmet Şemseddin Ulusoy (d.1867 - ö.1936) Bursa Mısrȋ Dergȃh’ının son şeyhidir.[1] Yaşadığı zaman dilimi, Osmanlı Devleti’nin en sancılı dönemlerinden biridir. Türlü yeniliklerle ayakta kalması engellenemeyen bir imparatorluğun bakiyesi ile yeni kurulan bir ulus devletin ilk yıllarıdır. Mehmet Şemseddin Efendi, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerini yaşamış, her iki dönemin de sancılı ve sıkıntılı günlerine şahit olmuş bir münevverdir. Halvetȋ-Mısrȋ muhȋti içinde eserler kaleme alan müellifin, hem manzum hem de mensur pek çok eserini tetkik eden ve bir kısmını neşreden Mustafa Kara, müellifimizle ilgili kaleme aldığı “Bir Şeyh Efendi’nin Meşrutiyet ve Cumhuriyet’e Bakışı” başlıklı makalesinde bir “Geçiş Dönemi Aydını”nın portresini yazmıştır.[2]

Mehmet Şemseddin (Ulusoy) Efendi’nin edebȋ şahsiyetine dair en önemli ipucunu, çok yakın dostlukları olduğunu bildiğimiz pȋrdaşı ve sırdaşı Hüseyin Vassȃf Efendi[3] vermektedir. Hüseyin Vassȃf Efendi’nin bir şiirinde kullandığı ifade müellifimizin hem edebȋ şahsiyetini hem de edebȋ muhȋtini[4] eleveren, önemli bulduğumuz bir ifadedir. Hüseyin Vassȃf bir şiirinde müellifimiz için şunu yazmıştır:

     “Dinilse Mısri-i sȃnȋ ana lȃyıkdur ol tevcȋh

            Şehȃdet eyleyen ȃsȃr, ‘ulüvv-i kadre bürhȃndur”[5]

Hüseyin Vassȃf’a göre, Mehmet Şemseddin Efendi bir Mısri-i Sȃnȋ’dir. Şiirini mayalayan mektep, pȋri olan Niyȃzȋ-i Mısrȋ’nin mektebidir. Müellifimiz, külliyatı içinde manzum eserleri arasında önemli bir yere sahip olan Eş’ȃr-ı Şemsȋ’de ve diğer dȋvȃnı olan Güftȃr-ı Şemsȋ’de, Şeyhi Niyȃzȋ-i Mısrȋ’nin birçok gazeline nazire yazmış ve birçok gazelini tahmȋs etmiştir. Eş’ȃr-ı Şemsȋ’de 58 tahmȋs, 10 nazȋre bulunurken, Güftȃr-ı Şemsȋ’de 23 tahmȋs, 5 nazȋre tesbit ettik. Her iki dȋvȃnında Niyȃzȋ-i Mısrȋ’nin şiirlerine yaptığı toplam 81 tahmȋs, müellif Mehmet Şemseddin Efendi’yi, Hüseyin Vassȃf’ın “Mısri-i Sȃni” olarak vasıflandırmasının sebeplerinden biri olarak sayılabilir. Mehmet Şemseddin Ulusoy, şeyhi Niyȃzȋ-i Mısri’ye, Azbȋ’den[6] (ö.1160/1747) sonra en çok tahmȋs yapan şairdir.  Yine Eş’ȃr-ı Şemsȋ ve Güftȃr-ı Şemsȋ adlı Dȋvȃn’larında müellifin, Niyȃzȋ-i Mısrȋ’ye pek çok medhiyyesi vardır.

Mehmet Şemseddin Ulusoy 62 adet eser kaleme almıştır.[7]  Müellifimizin mensur ve manzum eserlerinin muhteviyȃtını dȋni, tasavvufȋ  konular oluşturmakla birlikte, mensur eserlerinin muhteviyȃtını daha çok Bursa’nın kültür tarihi ile ilgili konular oluşturmaktadır. Müellifin 62 adet eserinden 13’ü manzumdur. Bir mutasavvıf şȃir olan müellifin manzum eserleri şunlardır :

            Manzum eserleri;

 

  1. Güftȃr-ı Şemsȋ
  2. Hamse-i Ebrȃr-ı Şemsȋ;[8]

(Mesȃrr-ı Şemsȋ, Nigȃr-ı Şemsȋ, Müşkbȃr-ı Şemsȋ, Nisȃr-ı Şemsȋ, Bahtiyȃr-ı Şemsȋ)

  1. İzmȃr-ı Şemsȋ
  2. İhtiyȃr-ı Şemsî
  3. Bȃzȃr-ı Şemsî
  4. Şehvȃr-ı Şemsî
  5. Murgzȃr-ı Şemsî
  6. Mûsikȃr-ı Şemsî
  7. İftihȃr-ı Şemsî
  8. Gamgüsȃr-ı Şemsȋ[9];
  9. Eş’ȃr-ı Şemsȋ[10]
  10. İzhȃr-ı Şemsî
  11. Ruzedȃr-ı Şemsî

 

Bu makalemiz, müellifin önemli manzum eserlerinden biri olan Güftȃr-ı Şemsi adlı Dȋvȃn’ı hakkındadır.  Burada bir konuyu daha açıklığa kavuşturmak gerektiğini düşünüyoruz. Müellif eserini ilk tebyȋz ettiği 1335 tarihinde, eserine “Güftȃr-ı Şemsȋ” adını vermiştir. İkinci kez tebyȋz ettiği 1345 tarihinde ise eserinin adını “Eş’ȃr-ı Şemsȋ” olarak değiştirmiştir. 1346 senesinde ise yeni bir dȋvȃn daha tertȋb etmiş ve onun adını “Güftȃr-ı Şemsȋ” olarak koymuştur. Bu son Dȋvȃnı’nın da mukaddimesinde “ikinci tebyȋz” diye bahsetmektedir. Her üç dȋvȃnda yer alan şiirleri incelediğimizde şu sonuca vardık; Müellif, “1322’de yazmaya mübȃşeret eyledim” diye bahsettiği ve 1335 tarihinde ilk tebyȋzini yaptığı “Güftȃr-ı Şemsȋ” adlı Dȋvȃnı’ndan yeni şiir ilȃveleri ve yeni bir tertȋb usulü ile ikinci tebyȋzde iki farklı dȋvȃn ortaya çıkarmıştır. Bunlardan birine “Eş’ȃr-ı Şemsȋ”, diğerine ise ilk tertȋb ettiği dȋvȃnının adı olan “Güftȃr-ı Şemsȋ” adını vermiştir. Bugüne kadar müellifin bir tek dȋvȃnı olduğu bilinmekte olup, Güftȃr-ı Şemsȋ adlı Dȋvȃnı’nın Eş’ȃr-ı Şemsȋ’nin ilk tebyiz/müsvedde hȃli olan bir Dȋvȃn olduğu düşünülmekte idi. Oysa Güftȃr-ı Şemsȋ, müellifin 1346/1927 senesinde Eş’ȃr-ı Şemsȋ’den bir yıl sonra kaleme aldığı yeni ve farklı bir Dȋvȃnıdır. Eş’ȃr-ı Şemsȋ adlı Dȋvȃnı’nın ilk tebyizi olan Güftȃr-ı Şemsȋ ile isim benzerliği dışında bir ilgisi bulunmamaktadır.  

 

            GÜFTÂR-I ŞEMSÎ

 Güftȃr-ı Şemsȋ müellifin manzum eserlerinden olan bir Dȋvȃn’dır. Eş’ȃr-ı Şemsȋ’den sonra te’lif etiği en önemli manzum eserlerinden biridir. Toplam 597 sayfa olan Dȋvȃn’ın te’lif tarihi 1346 (1927)’dir. Müellif Güftȃr-ı Şemsȋ adlı eseriyle ilgili,  Eş’ȃr-ı Şemsȋ’de yer alan “ȃsȃrımın esȃmisi” başlıklı manzumesinde[11] şu beyti yazmıştır:

 

“Yedi kısma eyledim tefrȋk bir dȋvȃn daha

Cümlesi Güftȃr-ı Şemsȋ nȃm-dȃrumdur benim”

 

Güftȃr-ı Şemsȋ yedi bölümden oluşmaktadır: 1.Sırru’l-esrâr-İlâhiyât, 2.Nuru’l-envâr-Nuût, 3.Şemsu’l-ahyâr-Medh-i Ali, 4.Necmu’l-ebhâr-Medh-i Hüseyin, 5.Medhu’l-ebrâr-Meşȃyih-i kirȃm 6.Feyzu’l-ezkâr-Tasavvuf, 7.Dürr’ul-ebhâr-Tehâmis.[12]

Mehmet Şemseddin Efendi’nin Dȋvȃnı’nın muhtevȃsının ana ekseni tevhȋddir. Nitekim bir mısra’ında şöyle der; “Cümle tevhȋdden ibȃret söylenen eş’ȃrımız”. O, hem Eş’ȃr-ı Şemsȋ ‘de hem de Güftȃr-ı Şemsȋ’de müstakil nazım türü tevhȋdleriyle birlikte hemen hemen bütün şiirlerinde, diğer mutasavvıf şairlerde olduğu gibi, tevhȋdin sırlarını terennüm etmiştir.

Dȋvȃn’ın başında te’lif tarihlerine göre eserlerini yazan müellif, 2. ve 3. sayfaları Güftȃr-ı Şemsȋ’nin fihristine ayırmıştır. Dȋvȃn’ın 4. ve 5. sayfasında yer alan mukaddimesinde müellif, eserinin tertȋb şekli ile ilgili şu cümleleri yazmıştır:

“Ma’mȃfih muvaffakiyet ihsȃn buyurdukları manzumelerimden tam kȃfiye bir dȋvȃn olup altıyüz sahifeyi buldu. İkinci tebyȋzde gazeliyyȃt-ı garȃmiyyȃt-ı mȃddiyeden olanları derç itmedim. Bu def’a da müsteniden bi-tevfȋki’llȃhi teȃlȃ ve muvassalen bi-kerem-i Rasûl-i Kibriyȃ şu ikinci Dȋvȃn’ı yazmağa mübȃşeret itdim. Bunun tertȋbini de başka tarzda arzu itdim. Yalnız Cenȃb-ı Hak’dan istimdȃd ve istirhȃmlarımı “sırru’l-esrȃr” nȃmiyle ve yine hurûf-ı hecȃ tertȋbi üzre yazmak, nuût-ı Peygamberȋ ve niyȃzlarımı “nûru’l-envȃr” ismiyle mevsûm iderek tahrȋr itmek, üçüncü olan medȃih-i Hayder-i Kerrȃr’ı “şemsü’l-ahyȃr” ve dördüncü medhiye ve mersiye-i Haseneyn’i “necmü’l-ebhȃr”, beşinci senȃ-yı pȋrȃnı müş’ir olanı “medhu’l-ebrȃr” ve altıncı ki, sırf tasavvufa, mevȃ’iza ȃidddür, “feyzü’l-ezkȃr” ve eş’ȃr-ı urefȃdan tahmȋs itdiklerime de “dürru’l-ebhȃr” nȃmiyle tesmiye eyleyerek cem’ itmekliğimi Cenȃb-ı müyessirü’l-mürȃdȃt olan kȃdıyü’l-hȃcȃtdan ve rûhȃniyyet-i Rasûl-i Kerȋm mucȋbü’d-da’vȃtdan ve himmet-i Âl-i Abȃ ve kerem-i evliyȃ-i muvaffaku’l-maksûdȃtdan niyȃz ve istirhȃm eylerim. İnşaa’llȃh mazhar-ı tevfȋkȃt olarak itmȃm ve ikmȃline muvaffak iderler.

Fȋ 7 Cemȃziye’l-ȃhira, sene 1346, yem-i pençşembe, saat: 6.30. 17 Teşrȋn-i sȃnȋ, sene 1306/ 1343. 1 Kȃnûn-ı evvel, sene 1927.” [13]

Güftȃr-ı Şemsȋ’de Kullanılan Nazım Şekilleri ve Türleri

Güftȃr-ı Şemsȋ’de 582 adet şiir vardır. Dȋvȃn’da en çok kullanılan nazım şekli gazeldir. 446 adet gazel tespit ettiğimiz dȋvȃnda 5 adet de müselsel gazel bulunmaktadır. Kasȋde nazım şekline pek az rastladığımız Güftȃr-ı Şemsȋ’de, en çok kullanılan nazım şekillerinden biri de Müseddes’tir. 20 adet Müseddes bulunan Dȋvȃn’da diğer nazım şekilleri şunlardır: Murabba’, Muhammes, Müseddes, Müsebba’, Müsemmen, Mu’aşşer, Terkȋb-i Bend, Tercȋ-i Bend ve Tahmȋs.

Kitabın yedinci ve son bölümü olan “dürru’l ebhȃr”, müellifin tahmȋslerine ayırdığı bölümdür.“Tehȃmis” olarak da adlandırılan bu bölümde 46 tahmȋs ve 2 adet tazmȋn bulunmaktadır. Tahmȋs yaptığı şȃirlerin başında 24 gazeli ile Pȋri olan Niyȃzi-i Mısrȋ gelmektir. Diğer tahmȋs yaptığı şairler şunlardır;  Âşık Yunus [14] (ö. 1438), Usûlȋ [15] (ö.1538), Edremȋdȋ Aczȋ Ağa[16] (d.1805-ö.1866), Mevlȃna C. Rumi[17] (d. 1207- ö. 1273), Mehmet Ali Hilmi Baba[18] (d. 1842- ö. 1907, Hüdȃyȋ[19] (d. 1541- ö. 1628), Mehmet Ali Aynȋ[20] (d. 1869 – ö. 1945), Hȃşim Baba[21] (d. 1718 – ö. 1783), Abdülahad Nûri[22] (d. 1594 – ö. 1651), Nef’i[23] (d. 1572 – ö. 1635), Leskofçalı Gȃlib[24] (d. 1829 – ö. 1867), Şinȃsi[25] (d. 1826 – ö. 1871) , Leylȃ Hanım[26] (d. ..- ö. 1847), Şemsi-i Sivȃsi[27] (d. 1520 – ö. 1597), Seyyid Nesȋmȋ[28] (d. .. – ö. 1417), İbrȃhim Hakkı Erzurûmȋ[29] (d. 1703 – ö. 1780), Ümmȋ Sinan’ül-Elmalı[30] (d…- ö. 1568), Fuzûlȋ[31] (d. 1483 – ö. 1556). Tazmȋn yaptığı iki şȃir ise Hȃfız[32] (d. 1326 – ö. 1390) ve Bursalı Tȃlip’dir.

Güftȃr-ı Şemsȋ’de nazım türü olarak ise çoğunlukla, tevhȋd, münȃcaat, na’t, mersiye, medhiye gibi nazım türleri kullanılmıştır. Nitekim, Dȋvȃn’ın mukaddimesinden tertȋp şekli ile ilgili yukarıda alıntılamış olduğumuz bilgiler, müellifin Dȋvȃnı’nda kullandığı nazım türlerine dȃir bize fikir vermektedir.

 

Güftȃr-ı Şemsȋ’nin Muhtevȃsı

 

Dȋvȃn edebiyatı estetiğinde, bir dȋvȃnın tertibinin usul ve teşrifȃtında, mürettep bir dȋvȃn[33] bilindiği üzere kasȋde ile başlar. Şȃir, bir tevhȋd ile Allah’ın varlığını ve birliğini dile getirir. Müellifimiz, Güftȃr-ı Şemsȋ’ye bir gazel ile başlamıştır. Allah’a bir münȃcaat ile Dȋvȃnı’na başlayan müellif, “sırru’l-esrȃr” ana başlığıyla yazdığı şiirlerinde Allah’a yakarış, dua, Allah’tan istirham ve istimdadlarını dile getirmiştir. “Nûru’l-envȃr” ana başlığıyla ikinci bölümdeki şiirlerini ise Hz. Peygamber’e yazdığı na’tler oluşturmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında, şekil olarak mürettep bir dȋvȃn olmasa da, muhtevȃ olarak geleneğin ortaya koyduğu kurallara uyması itibȃriyle mürettep bir dȋvȃn özelliği taşıdığını düşünmek mümkündür.

Güftȃr-ı Şemsȋ’nin muhtevȃsının ana konuları, Allah’a yakarış, tevhȋd, vahdet, Hz. Muhammed (S.A.V)’e duyulan aşk ve muhabbet, Ehl-i Beyt sevgisi, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e duyulan muhabbet, Niyȃzi-i Mısrȋ’ye ve aynı neşveyi taşıyan ehl-i tarȋke olan muhabbet ve tasavvufa dȃir yazdığı manzumeler ile sevdiği şȃirlerin şiirlerine yaptığı tahmȋslerdir. Müellifin hemen hemen bütün manzumelerinin ana temasını Ehl-i Beyt sevgisi teşkil eder. Manzumelerinde Allah’a yakarışında bile, Ehl-i Beyt’e olan muhabbetini dile getirir.

Dȋvȃn’ına Allah’a yakarışla başladığı ilk münȃcaat gazelinin makta’ beytinde müellifin Ehl-i Beyt’e olan muhabbetini görmekteyiz:

 

Şemsi-i Mısrȋ kulundur abd-i ȃciz pür-günȃh

Lütfuna eyle sezȃ-vȃr hürmet-i Âl-i abȃ [34]

 

“İstirhȃm ez- Rabbü’l Enȃm”[35] başlıklı Dȋvȃn’ın üçüncü gazelinde de aynı muhtevȃ ile karşılaşmaktayız.

Medh u evsȃf-ı ilȃhiyyen olan manzûmemi

Aldılar hȃla iȃde itmediler red bana

 

Fikr-i vicdȃnım olan ȃsȃr-ı mensûrem alup

Bir münȃfıkun sözüyle itdiler bȋzȃr bana

 

Sen musarrafsun kulûbı vireler ȃsȃrımı

Eyle te’lȋf kalplerini kıl kerem imdȃd bana

 

Senden istimdȃd idüp rûh-ı Rasûl ü Âlini

Nesr ile eş’ȃr ile itmek senȃ mu’tȃd bana

 

Şükrünü ȋfȃya kȃdir olmazam lütfun büyük

Eyledün ehl-i tevellȃ virdün isti’dȃd bana

 

Emr ü fermȃnınla oldum ben muhibb-i Hȃnedȃn

Rȃfizȋlik şȋ’alığı itdiler isnȃd bana

 

Meslek-i Âl-i Abȃ’dan gösterüp rȃh-ı savȃb

Oldu Mısrȋ en-Niyȃzȋ Şemsidȋn üstȃd bana [36]

 

Fȋ 16 Zilhicce, sene 1346, Pazartesi, 7 Mayıs, sene 1927, saat: 2.30

 

Dȋvȃn’ın birinci bölümü olan “sırru’l-esrȃr”da müellifin, “tevhȋd-i bȃri”, “niyȃz-ı mücrimȃne”, “istirhȃm ve istimdȃd”, “niyȃz-ı ȃcizȃne”, berȃ-yı ism-i a’zam”, “arz-ı şükrȃne”, “niyȃz-ı ubeydȃne” başlıklarıyla 108 manzumesi yer almaktadır.

 

Müellif, Dȋvȃn’ın ikinci bölümü olan “nûru’l-envȃr” bölümünde Hz. Muhammed (S.A.V)’e olan aşk ve muhabbetini anlatan manzumeler yazmıştır. Bu bölümde çoğunluğu na’t nazım türü ile yazdığı manzumeler 79 adettir. Müellif bu bölümde mi’rȃciye nazım türü ile de şiir yazmıştır.[37] Gazel nazım şekli yanında, müselsel gazel[38], muhammes[39], müseddes[40], müsemmen[41], mu’aşşer[42], terkib-i bend[43] gibi nazım şekillerini de bu bölümdeki manzumelerinde kullanması dikkatimizi çekmektedir.  Nazım şekillerinin çeşitliliği bakımından Dȋvȃn’ın en zengin bölümü ikinci bölümdür diyebiliriz.

Na’tlerin yer aldığı “nuru’l-envȃr”daki manzumelerde de Hz. Peygamber için yazılmış olsalar bile müellifin Ehl-i Beyt’e olan muhabbetini, aşkını görüyoruz. “Mevlûdiye” başlığıyla yazdığı şiirin maktȃ beytinde müellif şöyle der:

 

Şemsi-i Mısrȋ’yi mahrûm itme feyzinden amȃn

Ya Rasûle’llȃh be-hakk-ı Hazret-i Âl-i Abȃ[44]

 

Yine “na’t-ı şerif” başlıklı bir diğer şiirinin maktȃ beyti şöyledir:

 

Şemsi-i Mısrȋ muhibb-i Âl ü Evlȃdın senün

Hürmet-i Sıbteyn içün kıl lütfun ile pür-mesar[45]

 

            Divȃn’ın üçüncü bölümü olan “şemsü’l-ahyȃr”da müellifin Hz. Ali için kaleme aldığı manzumeler bulunmaktadır. 62 adet manzumenin bulunduğu bu bölümdeki şiirlerinde müellif, çoğunlukla “medhiye-i Hayder-i Kerrȃr”, “medh-i Şȃh-ı velȃyet”, “senȃ-yı Cenȃb-ı Murtaza”, “medhiye-i Şȃh-ı merdȃn”, “medh-i Cenȃb-ı Hayder”, “medh-i Ali” gibi başlıklar kullanmıştır. “Na’t-ı şerif” başlıklı şiiriyle de Hz. Ali na’tleri kaleme almıştır. “Şemsü’l-ahyȃr” bölümünün ilk gazeli şu matlȃ beyti ile başlar:

 

            Ârifȃn ser-defterisün yȃ Ali yȃ Murtazȃ

            Âşıkȃnun rehberisün yȃ Ali yȃ Murtazȃ[46]

 

            “Şemsü’l-ahyȃr” bölümünün son gazelinin matlȃ beyti ise şöyledir:

           

            Geldi nevruz oldu şȃdȃn ehl-i ȋmȃn yȃ Ali

            Çünki sen doğdun cihȃna oldun ihsȃn yȃ Ali[47]

 

            Dȋvȃn’ın dördüncü bölümü “Necmü’l-eshȃr”dır. Bu bölümde, “medh-i Haseneyn”, “medh-i E’imme-i İsnȃ Aşer”,  “mersiye-i Şȃh-ı şühedȃ”, “mersiye-i Şühedȃ-yı Kerbelȃ”, “medh-i Ehl-i Beyt-i Kirȃm”, “der- senȃ-yı Ehl-i Beyt”, “berȃ-yı hubb-ı Âl-i Abȃ”, “Medh-i Sıbteyn-i Güzȋn”, başlıklarıyla yazılmış 43 şiir vardır. Mehmet Şemseddin Ulusoy, Ehl-i Beyt aşığı olan bir mutasavvıf şȃirdir. Bütün manzum ve mensur eserlerinde olduğu gibi Güftȃr-ı Şemsȋ adlı Dȋvȃnı’nda yer alan şiirlerinde de en önemli muhtevȃ Ehl-i Beyt muhabbetidir. Doğumuna düştüğü tarih onun nasıl bir Ehl-i Beyt aşığı olduğunu gösterir. Doğumu için şu mısra ile tarih düşmüştür:

 

            Dahȋlem dergeh-i Âl-i Abȃ’ya Şemsi-i Mısrȋ

            Gelirken ȃleme rûhum muhibb-i Âl-i Beyt geldi.”(Hicrȋ: 1283) [48]

           

            Necmü’l-eshȃr bölümünde daha çok mersiye, medhiye gibi nazım türlerini kullanan şȃir, nazım şekli olarak kasȋde, gazel ile birlikte musammatlardan müsemmen ve müseddes nazım şekillerini de kullanmıştır. Müellifin “necmü’l-eshȃr” bölümünde terci-i bend[49] ve terkib-i bend[50] nazım şekillerini de kullandığı görülmektedir.

 

            İlk gazelin matla beyti şöyledir:

           

            Bülbül-i bȃğ-ı risȃletdür Hüseyn-i Kerbelȃ

            Verd-i gülzȃr-ı velȃyetdür Hüseyn-i Kerbelȃ[51]

 

            Bölümün son gazeli ise şu beyt biter:

 

            Kapunda Şemsi-i Mısrȋ günahkȃr ümmetindendir

            Dahȋl-i dergeh-i Âl-i Abȃ’dur yȃ Rasûle’llȃh[52]

 

Müellif, Güftȃr-ı Şemsȋ’nin beşinci bölümünde “medȃih-i ebrȃr” ana başlığıyla yazdığı manzumelerini Hulefȃ-i Rȃşidȋn’den Hz. Ebu Bekir Sıddȋk, Hz. Ömer, Hz. Osman ile bazı mutasavvıfları, tarihi şahsiyetleri, tarikatleri medh için kaleme almıştır. Toplam 36 şiirin olduğu bölümde, huruf-ı hecȃ sırasına göre müellifin medhiye yazdığı isimler şunlardır: es-Seyyid eş-Şeyh Mehmet Emin en-Nakşibendȋ el-Mevlevȋ el-Burusevȋ (k.s), Okçu Baba, Niyȃzi-i Mısrȋ, medh-i tarȋk-i Nakşibendȋ, Abdal Murad, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Sultan Emir Buhȃrȋ, Sȃdȃt-ı Zevi’l Erhȃm ve Meşȃyih-i Kirȃm’dan Ahmed Hamdi er-Rukkȃlȋ (k.s),  Cenȃb-ı Pȋr İlyas el- Amȃsȋ (k.s), Akbıyık Sultan, Hz. Üftȃde, medh-i tarȋk-i Bektȃşiye, berȃ-yı Ahmed Gazzȋ.[53]

Altıncı bölüm olan “feyzü’l-ezkȃr”, Güftȃr-ı Şemsȋ’de, müellifin tasavvufa dair yazmış olduğu manzumeleridir. Bu bölümdeki şiirlerin adedi 208’dir. Bir çok şiirin başlığı “mine’t-tasavvuf”, “mine’n-nesayȋh” şeklinde olmakla birlikte, “tahdis-i ni’met”, “ibret-ȃmiz”, “fȋ hakkı’z-zikr”, “taaccüp”, “ramazaniye” “bülbüle hitap”, der-hakkı gönül”, “ta’lȋm-i hakȃik”, “fi hakkı zikr-i cehrȋ”, “hilkat-i Adem”, der-hakkı dil”, “medh-i Burûsa” şeklinde şiir başlıkları da kullanılmıştır. Hemen hemen hepsi gazel nazım şekli ile yazılmış, iki adet de müseddes nazım şekli kullanılmıştır.[54]. Müellifin, tasavvuf düşüncesine ve tasavvufi hayatın özüne, inceliklerine dȃir yazdığı didaktik manzumeler son derece dikkat çekicidir:

 

Bülbüle Hitab[55]

Gülsitȃnda verde karşı eyliyorsun ȃh ü zȃr

Maksadın gülden merȃmın söyledin mi ey hezȃr

 

Sevdiğinde yok mu idrak duymuyor feryȃdını

Öyle ise bu figȃndan sana ne fȃide var

 

Ah, cȃnȃnın ne mesrur rahmi yok mu ȃşıka

Aşık ah itdikçe mesrur oluyor nȃz-ı şümȃr

 

Aşıkȃn derdinde bulmuşdur yine dermȃnını

Derd-i uşşȃka olur feryȃd u zȃrı sȃzkȃr

 

Vardır ȃşıkdan ziyȃde gerçi ma’şûkda ateş

Didiler aşk ȃteşi evvelce ma’şûku yakar

 

Ah idince ȃşıkȃn ma’şûkun artar neş’esi

Aşıkın feryȃdı mikdȃr vasla şȃyȃn itdi yȃr

 

Şemsi-i Mısrȋ cihȃnun vȃrına aşkdur sebep

Her şahıs ki bȋ-nasȋb-i aşk ise oldı hımȃr

 

22 Zilhicce, sene 1346, Pazar / 13 Mayıs, sene 1927, Aydede, Sa’at 9.

 

 

 

 

 

Mine’t-Tasavvuf[56]

 

Olmak istersen eğer sen ȃrif-i sırr-ı Hüdȃ

Kendine bir mürşid-i kȃmil bulup kıl iktida

 

Ana teslim-i irȃdet eyle sıdkile hemȃn

Mu’teriz olma kabul it her ne emr itse sana

 

Tezkiye kıl nefsini ta ola kalbin tasfiye

Hȃne-i dil ola tȃhir kalmaya hubb-ı sivȃ

 

Ol zaman eyler tecelli feyz-i Mevlȃ gönlüne

Nûr-i Hak’la sırr-ı tevhȋde olursun ȃşinȃ

 

İlm ile ayn’el-yakȋnle fehm olunmaz sırr-ı Hak

Mazhar-ı hakka’l-yakȋn olmak gerekdür mutlakȃ

 

Sende benlik var iken vahdet ider mi hiç zuhur

Varlığın zenb-i azȋmdir didi Fahrü’l Enbiyȃ

 

Şemsi-i Mısrȋ Hudȃ-yı lem-yezel itsün seni

Mazhar-ı feyz-i hidȃyet hürmet-i Âl-i Abȃ 

 

9 Cemȃziye’l-ȃhir, sene 1346 / 1927, Cumartesi, sa’at 7.

 

 

Mine’t-tasavvuf[57]

 

Kıl nazar ibret ile eşyȃya ol sen Hak-şinȃs

Hep şu’ûnȃt-ı İlȃhi gördüğün ef’ȃl-i nȃs

 

Kimseye ta’n itme zȋra mazhariyyet ne ise

Kimi altun kimi bakır oldu it bundan kıyȃs

 

Men araf sırrına ȃrif eylesün zȃt-ı Hüdȃ

Eylerim dȃim Cenȃb-ı la-yezelden iltimȃs

 

Sırr-ı tevhȋdi duyanlar bildi Vech-i Mutlak’ı

Eyledim Âl-i Abȃ’dan feyz-i ma’nȃ iktibȃs

 

Min ledündür Şemsi-i Mısrȋ kelȃmın şübhesiz

Ehl-i Beyt-i Mustafa nutkundan itdim iltibȃs

 

22 Şevvȃl, sene 1347 / 1930, Pazar, Sa’at 6.30, Cȃmi-i Kebȋr.

 

Bu bölümde yer alan müellifin bir şiiri ve şiirin altında Mehmet Şemseddin Ulusoy’un mahdumu olan Fehamüddin Efendi’ye ait sonradan ilave edildiği belli olan bir not, bir şiirin yazılış hikayesi, tarihi ve müellifin hayatına dair önemli bir vesȋka olduğunu düşünüyoruz. Hem şiirin, hem de ilgili notun tamamı şöyledir:

 

 

Gazel:

Tȃ ezelden Hakk’ı ikrȃr ile ta’zîm eyledim

Sevgili Mahbûb’ını tasdîk ü tekrîm eyledim

 

Hȃnedȃn-ı Ehl-i Beyt’in hubbünü halka müdȃm

Dört delil ile umûma ben de ta’lîm eyledim

 

Elli altmışdan ziyȃde her ilimden bir kitap

Bazı mensûr bazı manzumen de terkîm eyledim

 

Cümle ȃsȃrım tasavvuf, itikat ve tȃrihini

İsmime itdüm izȃfet böyle tanzîm eyledim

 

Sȃye-i Mısrî’de buldum ma’nevî feyz u kemȃl

Nȃmımı Şemsî-i Mısrî ile tevsîm eyledim

 

Var Hudȃ’dur ol Ganî vü zü’l-kerem sahib-atȃ

Ben günȃhımla O’na yoklugu takdîm eyledim

 

Şȃfi’im Ȃl-i Abȃ’dur anları kıldım şefi’

Cȃnımı Allah’ıma aşk-ile teslîm eyledim”

      

            Fî 24 Muharrem, sene 1352, yevm-i cum’a/Fî 6/19 Mayıs sene1311/1933.

 

Şiirin altında yer alan Fehamüddin Efendi’nin notu:

 

“Bu nutkun zuhuru günü muhterem babamın yanına gittim. Konuşuyorduk. “Bak ne tulu’ etti” diye yukarıdaki nutku okumaya başladılar. “Aman Efendi Baba! Pek erken bizleri dilhûn ediyorsunuz. ‘Eyledim’ kelimesine bir ‘ye’ ilave ederseniz vezin bozulmaz” dedim. Kendileri de “pek a’lȃ, senin istediğin gibi olsun” dediler. Memnûnen elini öpüp yanlarından ayrıldım, mektebe gittim.

Vakta ki rahatsızlandılar, ameliyat ve tedȃvi için İstanbul’a gidildi. Hastaneye yatırdılar. Birinci ameliyat yapıldı. Bir ay sonra hastaneden çıkardık. Hastane karşısında tutmuş olduğum evde oturuyorduk. İkinci ameliyat için tekrar hastaneye yatırdıklarında, birkaç gün sonra “oğlum hatırlıyor musun kütüphane odasında otururken sen bir şey söylemiştin. “Ye” harfini ilave ederek on sene artıralım demiştin. O kabil olmuyor. O nutuk ayniyle zuhûr edecektir” dediler. “Bana emr-i Hak vȃki olursa Hazret-i Mısrî Efendi’min birȃder-i ȃlîleri Şeyh Ahmet Efendi Hazretleri’nin yanına saklarsın” buyurdular. Fakîr, kendimi tutamayarak ağlamaya başladım. “Sana söylemeyip de kime söyleyeceğim. Kim kalmış ki ben kalayım” diye tarikata ait bazı esrarı telkîn buyurdular ve beni teskin ettiler.

İkinci ameliyat olmak için vücutları müsait olmadığından ilkbaharda ameliyat yapmak üzere hastaneden çıktılar. Aynı eve geldiler. Yanlarından ayrılmıyordum.

Vefatlarından bir hafta evvel Midilli ihvanlarımızdan Rasim Efendi ile birlikte Tarîk-i Mısrî usulüne ait Esmȃ-i Seb’a ve teferruat isimlerini telkin buyurup her ikimizi kardeş yapıp hayır dualarda bulundular.

21 Receb 1355/8-9 Teşrinievvel 1936 Cuma gecesi rûh-ı ȃlîleri saat 11.05’de ȃlem-i illiyyîne pervȃz eyledi. Ve bizleri pek mükedder, bîkes, muzdarip olarak bıraktılar. Ah benim güzel babacığım, hayatım, ruhum, efendim. Radıyallȃhü anh ve kaddesallȃhü sırrahu.

Vasiyetleri mucibince namazı, Sünbül Efendi’de kılınarak Hazret-i Pîr Efendimizin birȃderi Ahmet Efendi Hazretlerinin yanına Cuma günü- ki dergȃhımızın ȃyin günü idi- ikindiden sonra defnolundu.

Cenazede sırf kendilerini seven İstanbul meşȃyihinin bir kısmı bulundu. Cenaze merasiminde na’tler, salavatlar, ilahiler okundu. Gaslini Şehremini’de Sa’dî Tekkesi Şeyhi Ȃkif Efendi ifȃ etti.”[58]

 

Dȋvȃn’ın son bölümünü müellif, farklı şȃirlerden yapmış olduğu tahmislere ayırmış ve bu son bölümün adını da “dürrü’l ebhȃr” olarak isimlendirmiştir. Toplam 46 şiirin olduğu bölümde 24 tahmȋs Niyȃzi-i Mısrȋ’nin gazellerine yapılan tahmȋslerdir. Diğer şairlerin isimlerini yukarıda belirtmiştik.

 

SONUÇ

 

Bu makale “Güftȃr-ı Şemsȋ” ile ilgili ilk çalışmadır. Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı içerisinde yer alan ve bugüne dek bilinmeyen eser, müellifin diğer dȋvȃnı olan Eş’ȃr-ı Şemsȋ’nin ilk müsvedde hȃli olan ve aynı ismi taşıyan “Güftȃr-ı Şemsȋ” sanılmıştır. Konunun izahını yukarıda yapmıştık. Dini-Tasavvufȋ/Tekke Edebiyatımızın, 20.yüzyılda yazılmış, son örneklerinden birisi olduğunu düşündüğümüz bu Dȋvȃn, tertȋbi ve tertȋbinde kullanılan başlıklar bakımından da farklı bir özelliği haizdir.

Güftȃr-ı Şemsȋ ile ilgili bu çalışmada daha çok eserin muhtevȃsı ve kullanılan nazım şekilleri ve türleri üzerinde durulmuştur. Eser, Halvetȋ-Mısrȋ edebȋ muhitinin geleneği içerisinde kaleme alınan bir eserdir.   

Şu da var ki;  siyasî, idarî, askerî ve edebî alanlarda kadîm-cedîd tartışmalarının en uç noktalara vardığı bir kriz döneminin Mehmet Şemseddin Efendi’nin hayatına, düşüncesine ve şiirine etkisinin olmaması düşünülemezdir. Bu düşünceden hareketle Mehmet Şemseddin Ulusoy’un hayatı ve edebî şahsiyetine olduğu kadar, bu devrin hususiyetlerinin onun eserlerine de yansıması kaçınılmazdır. Müellifin yaşadığı devrin siyasi ve sosyal, kültürel ve edebî tarihine dair Güftȃr-ı Şemsȋ farklı okumalar yapılabilecek edebȋ metinler ihtiva etmesi bakımından da mühim bir eser olduğu düşünülmektedir. Eseri mühim kılan bir başka neden ise, yazıldığı dönemde ortaya çıkan farklı edebȋ akımlar, modern yönelişler içinde hem şekil, hem muhtevȃ bakımından Tanpınar’ın ifadesi ile “eski zevkin devamı”[59] diyebileceğimiz bir eser olmasıdır.

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

YAZMALAR

 

Ulusoy Mehmet Şemsettin; Gülzâr-ı Mısrî, Mustafa Kara Özel Kütüphanesi.

…………………………….. ; Eş’ȃr-ı Şemsȋ, Mustafa Kara Özel Kütüphanesi.

…………………………...…; Güftȃr-ı Şemsȋ, Mustafa Kara Özel Kütüphanesi.

………………………………; Ezhȃr-ı Şemsȋ, Ahmet Erdönmez Koleksiyonu.

 

 

 

KİTAPLAR

 

Akün Ömer Faruk, Dȋvȃn Edebiyatı, İstanbul: İsam Yayınları, 1994.

Çaylıoğlu Abdullah, Niyâzi-i Mısrî Şerhleri, (Yüksek lisans tezi), İstanbul:

Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1994.

Efe Mustafa, Mehmed Şemseddin Ulusoy’un Eş’ȃr-ı Şemsȋ adlı Dȋvȃnı, İnceleme-Metin, (Doktora Tezi), Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018.

Erdoğan Kenan, Niyȃzȋ-i Mısrȋ Dȋvȃnı, Ankara: Akçağ Yayınları, 2008.

Erol Mehmet, Azbȋ Baba Dȋvȃnı, İnceleme-Metin, (Doktora Tezi), Çanakkale

Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002.

İnal İbnü’l-emin Mahmut Kemal, Son Asır Türk Şairleri, c. I-IV, İstanbul: Dergâh

Yayınları, 1988.

Kabadayı Hayriye, 1908-1923 Yılları Türk Şiiri ve Şiir Teorisi, (Doktora Tezi),

Erzurum: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1994.

Kabakçı Yusuf, Mehmet Şemseddin Ulusoy; Dildȃr-ı Şemsȋ, (Yüksek Lisans Tezi)

Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2016.

Kara Mustafa, Bursa'da Tarikatlar ve Tekkeler, Bursa: Uludağ Yayınları, 1993.

………………….. ; Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul: Dergȃh Yayınları, 1995.

………………….. ; Şemseddin Ulusoy, Saklı Tarihin Muhafızı, Bursa: Osmangazi

Belediyesi Yayınları, 2016.

………………….. ; Buhara Bursa Bosna, İstanbul: Dergȃh Yayınları, 2012.

………………….. ; Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları, İstanbul: Dergȃh Yayınları,

2010.

………………….. ; Dervişin Hayatı Sufinin Kelȃmı, İstanbul: Dergȃh Yayınları, 2012.

Karal Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, c.I-X, Ankara: TTK, 1988.

Karpat Kemal, Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul: Timaş Yayınları, 2015.

Kemikli Bilal, Şiir ve Hikmet, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2017.

……………….. ; Şiir ve İrfan, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2017.

Kılıç Mahmut Erol, Sufȋ ve Şiir, Osmanlı Tasavvuf Şiirinin Poetikası, İstanbul: İnsan

Yayınları, 2011.

Köprülü Fuat, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara: DİB Yayınları, 1993.

Okay Orhan, Batılılaşma Devri Türk Edebiyatı, İstanbul: Dergȃh Yayınları, 2005.

Özgönül Öznur, Aczȋ Dȋvȃnı, İnceleme-Tenkitli Metin, (Yüksek Lisans Tezi), Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2001.

Tanpınar Ahmet Hamdi, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Çağlayan

Kitabevi, 2003.

Ulusoy Mehmed Şemseddin, Bursa Dergȃhları Yadigâr-ı Şemsî I-II, (haz.

Mustafa Kara– Kadir Atlansoy), Bursa: Uludağ Yayınları, 1997.

Ulusoy Mehmet Şemseddin, Dildȃr-ı Şemsȋ, (haz. Mustafa Kara - Yusuf Kabakçı),

İstanbul: Dergȃh Yayınları, 2010.

Ulusoy Mehmet Şemseddin, Mevlid, Mesȃrr-ı Şemsȋ, (haz. Mustafa Kara),  Bursa:

Sır Yayınları, 2008.

Vassâf Hüseyin, Sefine-i Evliya-i Ebrar, (haz. Mehmet Akkuş- Ali Yılmaz), c.I-V,

İstanbul: Kitabevi Yayınları,  2006.

Yıldız Ahmet Hamit, Leskofçalı Galip Divanı, (Yüksek Lisans Tezi) İstanbul:

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2003.

 

 

MAKALELER ve MADDELER

 

Akkuş Metin, “Nef’i”, DİA, c. 32, İstanbul: TDV, 2006, ss. 523-525.

Aksoy Hasan, “Şemseddin Sivȃsȋ”, DİA, c. 38, İstanbul: TDV, 2010, ss. 523-526.

Akün Ömer Faruk, “Dȋvȃn Edebiyatı”, DİA, c. 9, İstanbul: TDV, 1994, ss. 389-427.

Akyıldız Ali, “Tanzimat”, DİA, c.40, İstanbul: TDV, 2011,ss. 1-10.

Arar İsmail, “Mehmet Ali Aynȋ”, DİA, c. 4, İstanbul: TDV, 1991, ss. 273-275.

Bilgin Azmi, “Tekke Edebiyatı”, DİA, c.40, İstanbul: TDV, 2011, ss. 381-384.

………………, “Ümmȋ Sinan”, DİA, c. 42, İstanbul: TDV, 2012, ss. 310-311.

………………., “Nesȋmȋ”, DİA, c. 33, İstanbul: TDV, 2007, ss. 3-5.

Çağrıcı Mustafa, “İbrahim Hakkı Erzurûmȋ”, DİA, İstanbul: TDV, 2000, ss. 305-311.

Dağlıoğlu Hikmet Turhan, “M. Şemseddin Ulusoy”, Ülkü Halkevleri Dergisi,

c.IX, S.53, Bursa 1937, s.385.

Fındıkoğlu Ziyaeddin Fahri, “Bursa Müverrihlerinden Mehmet Şemseddin’in

Hayatı ve Eseri”, Uludağ Dergisi S. 34, Bursa 1941.

Hanioğlu Şükrü, “Meşrutiyet” DİA, c.29, İstanbul: TDV, 2004, ss. 388-393.

Kahraman Alim, “Şinȃsi”, DİA, c. 39, İstanbul: TDV, 2010, ss. 166-169.

Kaplanoğlu Raif, “Mehmet Şemsettin Ulusoy’un Kitapları: Hâkisâr-ı Şemsî”,

Bursa Araştırmaları Kent Tarihi ve Kültürü Dergisi, S. II, Bursa Araştırmaları Vakfı Yayınları, 2003, ss.56-57.

Kara Mustafa, ‘Bursalı Bir Tarihçi Mehmed Şemseddin (Ulusoy) Efendi’, Uludağ

Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c.3, S.3, Bursa 1991.

Kara Mustafa, “Mehmed Şemseddin Ulusoy”, Bursa Araştırmaları Kent Tarihi ve

Kültürü Dergisi, S. 2, Bursa Araştırmaları Vakfı Yayınları, 2003, s.50.

Kara Mustafa, “Bir Şiirin Tarihi”, Yıllık Edebiyat ve Fikir Dergisi, Tanpınar Zamanı,

S.1, Bursa 2017, s. 4-5.

Karahasan Abdülkadir, “Fuzûlȋ”, DİA, c. 13, İstanbul: TDV, 1996, ss. 240-246.

Kaya Bayram Ali, “Usûlî”, DİA, c. 42, İstanbul: TDV, 2012, ss. 213-214.

Öngören Reşat, “Mevlȃnȃ C. Rumȋ”, DİA, c. 29, İstanbul: TDV, 2004, ss. 441-448.

Pala İskender, “Leskofçalı Galib”, DİA, c. 27, İstanbul: TDV, 2003, ss. 140-141.

Uçman Abdullah, “Mehmed Ali Hilmi Baba”, DİA, c. 28, İstanbul: TDV, 2003, ss. 440.

…………………..,  “Abdülahad Nuri”, DİA, c. 1, İstanbul: TDV, 1988, ss. 178-179.

Uludağ Süleyman, “Ȃl-i Abȃ”, DİA, c. 2,  İstanbul: TDV, 1989, ss. 306-307.

Ünver İsmail, “Leylȃ Hanım”, DİA, c. 27, İstanbul: TDV, 2003, ss. 157.

Yazıcı Tahsin, “Hȃfız-ı Şirȃzȋ”, DİA, c. 15. İstanbul: TDV, 1997, ss. 103-106.

Yılmaz Hasan Kȃmil, “Aziz Mahmud Hüdȃyȋ”, DİA, c. 4, İstanbul: TDV, 1991, ss. 338-340.

………………………,   “Hȃşim Baba”, DİA, c. 16, İstanbul: TDV, 1997, ss. 406-407.

 

 

[1] Mehmet Şemseddin Efendi’nin hayatı hakkında neşredilmiş kitap ve makaleler: Hüseyin Vasaf, Sefîne-i Evliyȃ, nşr: Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz, c. 5, İstanbul: Kitabevi Yay., 2006, s. 103-120; İbnü’l-emin Mahmut Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri, c. IV, İstanbul: Dergȃh Yay., s. 1807; Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları, İstanbul: Dergȃh Yay., 2005, s. 294-310; a.g.y., Bursalı Bir Mutasavvıf Tarihçi: “Mehmet Şemsettin (Ulusoy) Efendi’nin Otobiyografisi”, Dervişin Hayatı Sûfi’nin Kelȃmı, İstanbul: Dergȃh Yay., 2012, s. 510-515. a.g.y., Buhara, Bursa, Bosna, İstanbul: Dergȃh Yay., 2012, s. 485-510; a.g.y.“Şemseddin Ulusoy, Saklı Tarihin Muhafızı” Bursa: Osmangazi Belediyesi Yay. 2016; Tâhirü’l-mevlevî, “Şemseddin Efendi’nin İrtihali ve Tarihi”, Mahfil, II, İstanbul 1340, s. 108; Hikmet Turan Dağlıoğlu, “M. Şemseddin Ulusoy”, Ülkü, IX/53, Ankara 1937,  s. 385; Rıza Ruşen Yücer, “Mehmed Şemseddin Ulusoy”, Türkün, S. 9, Bursa 1937,  s. 38-41;  Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, “Bursa Müverrihlerinden Mehmed Şemseddin’in Hayatı ve Eserleri”, Uludağ, S. 34, Bursa 1941, s. 34; Kâzım Baykal, “Bursa Hakkında Etütler”, S. 80, Bursa 1946, s. 25-32;  Raif Kaplanoğlu, “Mısrî Dergâhı Son Şeyhi Mehmet Şemsettin Ulusoy’un Kitapları, Hâkisâr-ı Şemsî”, Bursa Araştırmaları, S. 2, Bursa 2003, s. 56-57; Yusuf Kabakçı, “Bursalı Mutasavvıf Tarihçi Mehmed Şemseddin Efendi ve Seyahatnamesi Dildâr-ı Şemsî”, UÜİFD, XVII/1 Bursa 2008, s. 263-282; Mustafa Tatçı-Mehmet Cemal Öztürk, “Ulusoy, Mehmet Şemsettin” DİA, c.42, İstanbul 2012,  s. 135-136. Mustafa Efe, Mehmet Şemseddin Ulusoy’un Eş’ȃr-ı Şemsȋ adlı Dȋvȃn’ı (İnceleme-Metin), Doktora Tezi, Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 32-33.

[2] İlgili makale için bkz. Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları, İstanbul: Dergȃh Yay.,  2010, s. 294-310.

[3] Hayatı ve eserleri ile ilgili bkz: Hüseyin Vassȃf, Sefîne-i Evliyȃ, (nşr: Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz), c.5, İstanbul: Kitabevi Yay., 2006, s. 103-120; İsmail Kasap, Hüseyin Vassȃf ve Divȃnı, (Yüksek Lisans Tezi), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1996; Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı, “Hüseyin Vassȃf”, DİA, c.19, İstanbul 1999, s. 18-19.

[4]Edebi Muhit” konusunda ayrıntılı bilgi için bkz: Bilal Kemikli, Şiir ve Hikmet, İstanbul: Kitabevi Yay., 2017.

[5]  Mehmet Şemseddin Ulusoy, Eş’ȃr-ı Şemsȋ  (müellif hattı, fotokopi nüshası, Mustafa Kara Özel Kütüphanesi), s. 408. (Bu eser bundan sonraki dipnotlarda “Eş’ȃr-ı Şemsȋ” şeklinde kısaltılarak yazılacaktır.)

[6] Azbȋ, Niyȃzȋ-i Mısrȋ’nin halifelerindendir. Niyȃzȋ-i Mısrȋ’nin gazellerini baştan sona tahmȋs ettiği “Dȋvȃn-ı Tahmȋs-i Niyȃzȋ-i Mısrȋ” isimli bir dȋvȃnı vardır. Dȋvȃn hicri 1284 yılında basılmıştır.  Geniş bilgi için bkz., Mehmet Erol, Azbȋ Dȋvȃnı, (Doktora tezi), Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Çanakkale, 2002; Abdullah Çaylıoğlu, Niyâzi-i Mısrî Şerhleri, (Yüksek lisans tezi), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1994.

[7] Eserlerinin tam listesi için bkz. Mustafa Kara, Şemseddin Ulusoy, Saklı Tarihin Muhafızı, Bursa: Osmangazi Belediyesi Yay. 2016, s. 74-79; Mustafa Efe, Mehmet Şemseddin Ulusoy’un Eş’ȃr-ı Şemsȋ adlı Dȋvȃn’ı (İnceleme-Metin), Doktora Tezi, Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 32-33.

[8] Bu eser Mustafa Kara tarafından neşredilmiştir. bkz: Mehmet Şemseddin Ulusoy, Mevlid, neşreden: Mustafa Kara, Bursa: Uludağ Yay. 2007; Ayrıca eser daha önce Mesâru Şemsi'l-Mısrî fî'l-Mevlidi'l-Muhammedî: Mehmed Şemseddîn el-Mısrî, adıyla basılmıştır. Kahire: Matbaatü'l-İtimâd, 1924.

[9] Eser “Gamgüsȃr-ı Şemsȋ” adıyla müellif tarafından ayrı bir eser olarak zikredilmiş olsa da müellif bu şiirini, çalışmış olduğumuz “Eş’ȃr-ı Şemsȋ”nin sonuna ilave etmiştir.  Müellifin Bursa Ulucami’ini anlattığı, mesnevȋ nazım şekli ile yazdığı kırkbeş beyitlik bu manzumesi, Mustafa Kara tarafından neşredilmiştir. bkz: Mustafa Kara, Bursa’da Dinȋ Kültür, Bursa: Emin Yayınları, 2011, s. 129-135.

[10] Müellifin manzum eserlerin muhteviyatı ile ilgili bkz: Mustafa Efe, Mehmet Şemseddin Ulusoy’un Eş’ȃr-ı Şemsȋ adlı Dȋvȃn’ı (İnceleme-Metin), Doktora Tezi, Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 32-33.

[11] Manzume için bkz., Mustafa Kara, Şemseddin Ulusoy, Saklı Tarihin Muhafızı, Bursa: Osmangazi Belediyesi Yay. 2016, s. 74-79; Mustafa Efe, Mehmet Şemseddin Ulusoy’un Eş’ȃr-ı Şemsȋ adlı Dȋvȃn’ı (İnceleme-Metin), Doktora Tezi, Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 24-31.

[12] Mehmet Şemseddin Ulusoy, Güftȃr-ı Şemsȋ, (müellif hattı, fotokopi nüshası, Mustafa Kara Özel Kütüphanesi) s. 4-5. (Bu eser bundan sonraki dipnotlarda “Güftȃr-ı Şemsȋ” şeklinde kısaltılarak yazılacaktır.

[13] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 4-5.

[14] Hayatı ile ilgili bkz.; Mehmet Şemseddin Ulusoy, Ezhȃr-ı Şemsȋ, (müellif hattı, fotokopi nüshası, Mustafa Kara Özel Kütüphanesi), s. 253.

[15] Hayatı ile ilgili bkz.; Bayram Ali Kaya, Usûlî, DİA, c. 42, İstanbul 2012, s. 213-214. Usûlȋ Dȋvȃnı (haz. Mustafa İsen), Ankara: Akçağ Yayınları, 1990.

[16] Hayatı ve Dȋvȃnı ile ilgili bkz.; Öznur Özgönül, Aczȋ Dȋvȃnı, İnceleme-Tenkitli Metin, (Yüksek Lisans Tezi), Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2001.

[17] Bkz.; Reşat Öngören, Mevlȃnȃ C. Rumȋ, DİA, c. 29, İstanbul 2004, s. 441-448.

[18] Bkz.; Abdullah Uçman, Mehmed Ali Hilmi Dedebaba, DİA, c. 28, İstanbul 2003, s. 440.

[19] Bkz.; Hasan Kȃmil Yılmaz, Aziz Mahmud Hüdȃyȋ, DİA, c. 4, İstanbul 1991, s. 338-340.

[20] Bkz.; İsmail Arar, Mehmet Ali Aynȋ, DİA, c. 4, İstanbul 1991, s. 273-275.

[21] Bkz. ; Hasan Kȃmil Yılmaz, Hȃşim Baba, DİA, c. 16, İstanbul 1997, s. 406-407.

[22] Bkz. ; Abdullah Uçman, Abdülahad Nuri, DİA, c. 1, İstanbul 1988, s. 178-179.

[23] Bkz. ; Metin Akkuş, Nef’i, DİA, c. 32, İstanbul 2006, s. 523-525.

[24] Bkz. ; İskender Pala, Leskofçalı Galib, DİA, c. 27, İstanbul 2003, s. 140-141.

[25] Bkz. , Alim Kahraman, Şinȃsi, DİA, c. 39, İstanbul 2010, s. 166-169.

[26] Bkz. ; İsmail Ünver, Leylȃ Hanım, DİA, c. 27, İstanbul 2003, s. 157.

[27] Bkz. ; Hasan Aksoy, Şemseddin Sivȃsȋ, DİA, c. 38, İstanbul 2010, s. 523-526.

[28] Bkz. ; A. Azmi Bilgin, Nesȋmȋ, DİA, c. 33, İstanbul 2007, s. 3-5.

[29] Bkz. ; Mustafa Çağrıcı, İbrȃhim Hakkı Erzurûmȋ, DİA, İstanbul 2000, s. 305-311.

[30] Bkz. ; A. Azmi Bilgin, Ümmȋ Sinan, DİA, c. 42, İstanbul 2012, s. 310-311.

[31] Bkz. ; Abdülkadir Karahan, Fuzûlȋ, DİA, c. 13, İstanbul 1996, s. 240-246.

[32] Bkz.; Tahsin Yazıcı, Hȃfız-ı Şirȃzȋ, DİA, c. 15. İstanbul 1997, s. 103-106.

[33] Bkz. ;Ömer Faruk Akün, Dȋvȃn Edebiyatı, DİA, c. 9, İstanbul 1994, s. 397.

[34] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 6.

[35] Müellifin, bu gazelini, yaşadığı şu olay üzerine yazdığı düşünülmektedir. Gazelin te’lif tarihi bu kanaatimizi güçlendirmektedir: Olayı müellifin kendi dilinden dinleyelim: “18 Şevval sene 1346 tarihinde birȃderin bir misȃfirinden dolayı birȃderim Haydar Efendi’yi (Seyyid Usul Dergâhı’nın son şeyhi), damadını, Fakir’i, Halazȃdeyi, Kara Kedi İmamı’nı derdest ettiler. Bir hafta polis idaresinde kaldık. Kitaplarımı, evrakımı tekmil taharri ettiler. Elde ettikleri eserlerim mûcib-i mahzuzîleri oldu. Altı gün sonra tahliye olunduk. Tuhaf mesele, şimdiye kadar hiç siyasetle iştigal etmedim, çünkü mesleğim değil, memûr değilim, asker değilim, harb u darbe muktedir değilim. Bilmem nasıl tecellȋdir ki, devr-i esbakta bizi muhȃlif addederler, vatanperver derler, Avrupa’ya firar edenlerle muhaberâtım var zannında bulunarak polisler yan bakarlardı. İlân-ı Meşrutiyetten sonra da mutedil muhafazakâr zannında bulundular. En mef´ul ve en meşrû Cumhuriyet devrinde ise daha Cumhuriyet’ten on sene evvel mutlȃkiyet aleyhinde bulunduğum halde beni padişah taraftarlığıyla müttehem ederek altı gün polis idaresinde kaldım. Bereket versin polis müdürü olan zât munsıf ve vicdanî olduğundan âsârımdan ve Gazi Paşa hakkında Bursa’ya geldiğinde “Kudûmiye” olarak söylemiş fakat hissiyatımdan ibaret olmakla riyȃkȃrlığa hamlolmamak üzere neşretmediğim ve takdim eylemediğim manzûme de evrak arasında bulunmakla kendisinde hasıl olan kanaat ve vicdaniyet üzerine makamât-ı lȃzımeye mürȃcaatla tahliyemizin müsȃadesini istihsal ederek fevkalȃde hürmetle sebilimizi tahliye etti ki, mûcib-i şükrandır.” Bkz. ; Mehmet Şemseddin Ulusoy, Dildar-ı Şemsî, s. 318-319. (Eserin müellif nüshası Ahmet Erdönmez nezdindedir. Niyazi-i Mısrî’nin kabrini ziyaret etmek üzere Limni’ye yaptığı seyahatleri ve diğer yolculuklarını anlattığı eser, Mustafa Kara ve Yusuf Kabakçı tarafından neşredilmiştir.  İstanbul: Dergâh Yayınları, 2010).

[36] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 7.

[37] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 154.

[38] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 100.

[39] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 131.

[40] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 140.

[41] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 151.

[42] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 144.

[43] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 86.

[44] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 14.

[45] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 100.

[46] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 161.

[47] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 240.

[48] Eş’ȃr-ı Şemsȋ, s. 333.

[49] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 257.

[50] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 279.

[51] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 241.

[52] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 298.

[53] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 301-337.

[54] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 378 ve 471.

[55] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 367.

[56] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 241.

[57] Güftȃr-ı Şemsȋ, s. 377.

[58] Güftȃr- Şemsȋ,  s. 436-439.

[59] Ahmet Hamdi Tanpınar, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Çağlayan Kitabevi, 2003, s. IX.

 

Bu haber toplam 1007 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim