Mekânların İslamileştirilmesi-Taksim Örneği

Eyyüp AZLAL

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’un en gözde mekânı (!) Taksim’de ezana saygısızlık töreni yapıldı. Ezanın sesi ıslıklarla bastırılmaya çalışıldı. Ezan ki, yanık çöl gecelerinde Bilal-i Habeşilerin sesiydi, Allah’ın yüceliğinin bir işareti. İlahi kurtuluşun nidasıdır… Nadan bunu ne bilsin. Mesuliyeti yok ki onların.  Ezan huzurken huzursuzluğu seçtiler.

Bu mesele şimdi bizim meselemiz, Filistinli âlim Raci İsmail Farukî, “Bilginin” İslamileştirilmesinden bahsediyordu. Bilgi, İslamileşirse ahlak, ahlak İslamileşirse davranışlarımız da İslamileşir. Bütün bunlarla beraber mekân da İslamileşir. Günümüzde “Müslüman zihni” berrak olmadığı için Müslümanca mekânlar oluşturmak da zorlaşıyor. 

Yirminci asırda Batının İslam dünyasına galebe çalması neticesinde düşüncelerimiz de sömürüldü. Artık çerçevesini bizim belirleyemediğimiz kavramlar ortasından Müslümanca yaşama imkânı arıyoruz. Görüntü bizden yana ama düşüncelerimiz ve davranışlarımızla Fransızlaşıyoruz. Semtleri ıslah edemedik, İslamileştiremedik. Semtlerin bağrından çıkar insanlar. Maalesef Coğrafya kaderimizmiş.

Dinsizliğin, kayıtsızlığın aksi önce bilgilerimizde, davranışlarımızda daha sonra da mimarimizde başladı. Vahşi doğaya ruh veren ecdadımız, İslam’ın ruhunu da vermiyor muydu. Yanmaktan başka işe yaramayan bir kütük parçasını özene bezene şekil verilerek kapı, pencere veyahut da bir tablo olarak karşımıza çıkmıyor muydu? Sahi ulu hakan Abdülhamit Han marangoz da değil miydi?

Merhum Yahya Kemal, “Ezansız Semtler” den bahsederken Taksim’den bahsetmez. Ama Taksim’in Şişli’nin bakiyesi olduğunu bilir, biliriz. Hüseyin Ağa Camii, kaç yıldır ayakta. Ama Taksim’i ehlileştiremedi. Taksim, hep bizden olmayanların, olamayanların semti oldu. Şair Nazım Hikmet’in Ağa Camii şiirinde “Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen. Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen.”  Derken bu mabedin Taksim’de öksüz kaldığını ifa ediyor.

Bu cümleler de Yahya Kemal’in.

“Ah! Büyük cetlerimiz! Onlar da Galata, Beyoğlu gibi Frenk semtlerinde yerleşirlerdi, fakat yerleştikleri mahallede Müslümanlığın nuru belirir, beş vakitte ezan işitilir, asmalı minare, gölgeli mescit peyda olur, sokak köşesinde bir türbenin kandili uyanır, hâsılı o toprağın o köşesi imana gelirdi.”

Hafta sonu Taksim’den uzak yine İstanbul’un başka bir semtindeydik. Üstad Yahya Kemal’in sözlerini idrak etmek için.  Edirnekapı semtindeydik. Edirnekapı Mihrimah Sultan camiinde sabah namazı buluşmasında. İstanbul Cihannüma ve kıymetli temsilcisi üstadımız Dr. Yusuf Eren Beyin himayesinde  “işte azizim bu semt, Müslüman kaldı ve Müslüman kalmaya devam edecek dercesine Edirnekapı Mihrimah Sultan Camiine bizi davet ettiler. Davete icabet ettik.

Sabah ezanı vakti ile sabah namazı vakti farklıdır. İmam Efendi, bu zaman aralığında bütün maharetini gösterircesine Kuran okuyordu. Diz çöküp iki elimi başıma dayayarak dinledim. O vakit, mutluluk ve huzur iklimine ermiştim.

Hoca, ona misafir olduğumuzu ima edercesine makamdan makama geçiş yapıyordu. Adeta bize hoş geldiniz, diyordu. İyi bir hafız-ı Kuran’dı. Ehl-i Kur’an ve hafız bir imam. İbrahim Tenekeci üstada nispet edercesine peltek bir vaiz de değildi. Gayet güzel ve dolgun bir Türkçe ile konuşuyordu.

Devamı: https://www.milatgazetesi.com/eyyup-azlal/meknlarin-islamilestirilmesitaksim-ornegi/haber-198961

Bu yazı toplam 260 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim