Mert Ağaoğlu: Topkapı Sarayı’nın Yitip Giden Yapılarından Yalı Kasrı

Mert Ağaoğlu: Topkapı Sarayı’nın Yitip Giden Yapılarından Yalı Kasrı
TYB Akademi 23 / Estetik / Mayıs 2018

Kasır sözcüğü Arapça menşeili olup, Osmanlı İmparatorluğu’nda hanedan üyeleri tarafından inşa ettirilen yapılar için, Türkçe olan ve konmak fiilinden türeyen konak sözcüğü vüzera ve ulemanın ikamet ettiği yapılar için kullanılmıştır. Farsça kökenli olan köşk sözcüğü ise hem her iki yapıyı nitelemek için hem de kasır ve konağın küçüğü için kullanılmıştır. Osmanlı arşiv vesikalarında kasır ve köşk sözcüklerinin birbirlerinin yerine kullanıldıkları görülmektedir. Topkapı Sarayı’nı çevreleyen Sur-ı Sultanî adı verilen surların dışında pek çok sahil köşkü ve kasrı bulunmaktaydı. Bu kasır ve köşklerden Sepetçiler Kasrı hariç hiçbiri günümüze ulaşamamıştır. Bu yapıların tarihe karışmasının sebepleri olarak; Topkapı Sarayı’nın Sultan Abdülmecid devrinde tamamen terk edilmesi ve hanedanın Dolmabahçe Sarayı’na taşınması, Osmanlı İmparatorluğu’nun giderek bozulan malî durumu neticesiyle yapıların bakımsız kalması ve Rumeli Demiryolları’nın sarayın sahil kısmından geçirilmesiyle buradaki yapıların yıkılması sayılabilir. Bu çalışmada, Yalı Kasrı’nın tarihçesi ve mimarî özellikleri, plan, kesit, gravür ve fotoğraflarla tanıtılmaya gayret edilmiştir. Ayrıca, Osmanlı devrinde geçirdiği onarımlar ve yıkılması, birincil kaynaklar olan kronikler, seyahatnameler, ruznameler, arşiv vesikaları ve yayınlarla desteklenerek ortaya konulmuştur.

 

TARİHÇE

Yalı Kasrı, Topkapı Sarayı’nın surları olan Sur-ı Sultanî dışında doğrudan kıyıda inşa edilmiş bir sıra müstakil köşklerden biriydi. Bu yapılardan en çok kullanılan ve öne çıkanlar Sepetçiler Kasrı, İncili Köşk (Sinan Paşa Köşkü), Topkapı Sahil Sarayı ve Yalı Kasrı’ydı.[1] Yalı Kasrı, Sur-ı Sultanî kapılarından dördüncüsüne de Yalı Kapısı adını vermişti.[2]  Kırım Savaşı esnasında İstanbul’a gelen James Robertson adlı bir İngiliz’in 1853-1854’te çektiği fotoğrafta (Resim 1) Sepetçiler Kasrı ve Yalı Kasrı görülmektedir. Bu fotoğraf, İstanbul’un bilinen en eski fotoğraflarındandır. James Robertson, Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk gazetecilik fotoğrafları çeken kişi olmuştur.[3]

Resim 1: James Robertson Sepetçiler Kasrı ve Yalı Kasrı, 1853-1854

Yalı Kasrı, Topkapı Sarayı’nın sahil kısmında, Demirkapı’yı geçtikten sonra Haliç’e ulaşan bir noktada, Sur-ı Sultanî dışında Boğaziçi’ne doğru yönelmiş bir şekilde inşa edilmişti.[4] Etrafında Bostancıbaşı Dairesi ve Hasekiler Kasrı yer almaktaydı. Bostancı hamamı ve bostancı fırını da Yalı Kasrı Kapısı yakınındaydı.[5] Yerinde daha önce Sultan II. Bayezid tarafından yaptırılan Bayezid Kasrı bulunmaktaydı.[6] Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa bu kasrın yıkılmasını buyurmuş [7], yapımına bu ahşap kasrın yıkılmasından sonra 1591 yılında başlanmıştır.[8] Cebeciler Kasrı olarak da bilinmektedir.[9] Sultan III. Murad, vezir-i azam Sinan Paşa’dan yeni bir köşk yapılmasını istemiş ve mimarbaşı Davud Ağa tarafından kasrın yapımına başlanmıştır. Tarihçi Selanikî, Yalı Kasrı’nın Sinan Paşa’nın sadaretinde, 1 Şubat 1593 tarihinde bitirildiğini yazmaktadır.[10] Kasır, dönemin Osmanlı belgelerinde “Kasr-ı Âlî”, “Kasr-ı Cedîdan Bâb-ı Yalı” gibi tabirlerle zikrolunmaktadır. [11] Yalı Kasrı hem arz odası hem de alay kasrı vazifesini görmekteydi.[12] Pitoresk görünümüyle İstanbul’a gelen yabancıları büyülemiştir. Fransız seyyah Josephus Grelot, Yalı Kasrı’nı şöyle betimlemektedir: Dünyada buranın mermerleri, sütunları, fıskiyeleri, kıymetli halıları, revakları kadar birbiriyle uyumlu bir yapı yoktur denebilir. Ayrıca yaldızlı nakışlar ve kasrın bulunduğu yer de gerçekten büyüleyicidir.[13] Padişahların limana girip çıkan gemileri izlediği, donanmayı ve deniz gösterilerini seyrettiği bir yapı konumundaydı. Donanma-ı Hümayun sefere çıkarken yani Osmanlı donanması denize açılmadan evvel padişahlar, yapılan törenleri bu köşkten takip etmekteydi. Kaptan-ı Derya sefere çıkmadan bu köşkte padişah ile vedalaşırdı.[14] Padişah, Kaptan-ı Derya’yı ve donanma serdarlarını buradan uğurlardı.[15] Padişahın huzurunda Kaptan-ı Derya’ya samur kürklü seraser[16] kaplı hil’at[17] giydirilirdi. Donanma hareket ettikten sonra Yalı Kasrı önünde toplar atılarak padişah selamlanırdı.[18] Bu törenler esnasında padişahlar gümüş bir tahtta otururlardı.[19] Çeşitli gravürlerde bu merasimler gösterilmiştir (Resim 2, Resim 3 ve Resim 4).

resim2-001.jpg

Resim 2: Choiseul-Gouffier, Voyage Pittoresque de la grèce, 1822

 

resim3.jpg

Resim 3: D’Ohsson, Tableau General de l’Empire Othoman, 1820

resim4.jpg

Resim 4: Giulio Ferrario, Il Costumo Antico e Moderno Storia del Frenze, 1827

 

 

Padişahlar deniz gezintilerine Yalı Kasrı iskelesinden çıkarlardı. Ayrıca saray dışında ölen padişah ve saray mensuplarının cenazeleri de bu iskeleden saraya getirilirdi.[20] Önemli devlet adamlarının toplandığı meşveret meclisleri de Yalı Kasrı’nda yapılırdı. Bunların yanında kimi zaman kabul odası olarak da işlev görmüştür. Sultan III. Mehmed, vezir-i azamı, şeyhülislamı ve kaptan-ı deryayı burada hususî olarak huzuruna kabul etmiştir. Yalı Kasrı, 19. yüzyılın ortalarına kadar hem resmî hem de özel işlevlerini sürdürmüştür.[21]

MİMARÎSİ

Sedad Hakkı Eldem, 1591-1593 tarihlerindeki masrafları gösteren iki adet hesap defteri sayesinde yapıyı yeniden kurgulamıştır.[22] Kasır, üç eyvanlı, orta sofalı klasik divanhane tipolojisine göre planlanmıştı (Resim 5 ve 6).

 

resim5.jpg

Resim 5: Kesit ve Restitüsyon

 

resim6.jpg

Resim 6: Yalı Kasrı Planı

 Yalı Kasrı, 7 metre çapında, ahşap, fenerli bir kubbe ile örtülüydü. Merkezi kubbeli kasrın dört çıkmalı haçvari bir planı vardır. Orta sahın kubbe ile örtülü, yan sahınlar ise tonozluydu.[23] Kasır, otuz dört adet mermer sütunlu bir revakla çevriliydi. Kemer taşları kırmızı ve beyaz renklerdeydi. Sütun başlıklarının otuz tanesi düz, dört tanesi ise mukarnaslıydı.[24] Köşkte üç oda bulunmaktaydı. Bunlar, “Oda-ı Has”, “İbadethane” ve Oda-ı Sağır” idi. “Oda-ı Has”ın ortasında bir “Sofa-ı Kebir”, onun üç tarafında ise denize bakan üç şahnişin[25] bulunmaktaydı. Kasrın iki yanında iki büyük merdiven yer almaktaydı.[26] Buradaki iki büyük mermer kapıdan köşke girilmekteydi. Fevkanî olan kasır, yüksek bir platforma oturtulmuştu.[27] Genişliği 3 metreyi bulan bir saçağı vardı. Denize bakan cephenin karşısındaki ocaklı duvarın arkasında abdesthane ve helâ yapılmıştı.[28] T biçimindeki “Oda-ı Has”ın çevresinde iki yanında mukarnaslı beyaz mermer çeşmeler bulunan on bir adet pencere mevcuttu. Doğu duvarında büyük, mermer bir beyaz dolap yer almaktaydı. Kasrın ayrıca moloz taştan bir mutfağı vardı. Fransa Kralı XIV. Lui’nin elçisi Marquis de Nointel ile İstanbul’a gelen, 1672-73 yıllarında kasrı gören Fransız seyyah ve bilim adamı Antoine Galland, Yalı Kasrı’nı detaylı bir biçimde anlatmaktadır. “Köşk dışarısı murabba biçiminde olup kurşunla örtülü olan ve bu örtünün ortasında küçük bir kubbesi bulunan bir binadır. Ön tarafında asıl içine girilmeden, bu iç binanın etrafını saran bir dehliz görülür. Bunun üzeri deliklidir, mermer sütunlara istinat etmekte ve on ayak genişliğe sahip bulunmaktadır. Buradan büyük bir salona girilmekte olup bunu gerek deniz tarafında gerek diğer iki tarafında sedirler bulunmaktadır. Denize zıt tarafta ise yukarıdan aşağıya kadar tunç levhalarla kaplı bulunan bir ocak mevcuttur. Sedirlerin üzerinde yastık ve minderleri bulunmayıp bütün bu şeyler üst üste yığılmış olarak bir köşede duruyordu. Her sedirin üstünde arabesk tarzında altın ve renklerle tersim edilmiş bir küçük kubbe bulunuyordu. Bu üç kubbenin ortasında da çok daha büyük ve aynı resimlerle müzeyyen ve zenginleşmiş başka bir kubbe vardı. Ayrıca duvarlar beyaz mermer veyahut dal ve arabesk yazıları ihtiva eden çinilerle kaplı olup bunlar bizim kullandığımız halıların yerine pek mükemmel kaim olmuşlardı. Üç yahut dört yerde de fıskiyeler mevcut olup bir de küçük çağlayan vardı ki ekselans köşkte iken bunun suları akıttırıldı. Burada bir duvara asılmış küçük bir tahta gördüm, bu tahtanın üzeri altın yaldızla kaplı idi ve ortasında bugünkü padişahın çocukluğunda yazmış bulunduğu yarım satırlık bir yazı vardı. Bu yarım satır; ‘Sultan İbrahim Han’ın oğlu Sultan Mehmed Han’ın eseri’ sözlerini ihtiva ediyordu. Bundan sonra ocağın yanındaki bir kapıdan büyükelçiyi bir odaya soktular burada padişahın oturmasına mahsus olarak altın yaldızlı fakat kötü yapılmış üç büyük iskemle ile Peder M. de la Haye’nin vaktiyle Bab-ı Âli’ye hediye ettiği büyük bir ayna mevcuttu. Kapının karşına düşen helaların karşısında da muhtelif eşya ile dolu bir dolap mevcuttu. Dolabın kanatları oldukça nazik bir işçilikle yapılmış altın ve gümüş yaldızlı parçalardan oluşmaktaydı”.[29] Kasır, revak perdeleri indirildiği zaman bir otağ-ı hümayuna benzemekteydi.

Masraf defterlerinde, yapıda 5887 çininin bulunduğuna dair bir envanter verilmiştir. Bu çiniler hataî, rumî motifler, üzümler ve lalelerle bezenmiştir. Tüm bu çiniler 1591-1592 yılları arasında İznik’te yapılmıştır.[30] Adalbert de Beaumont’un 19. yüzyılda yaptığı bir

 

resim7.jpg

Resim 7: Yalı Kasrı İç Mekân Adalbert de Beaumont

 

gravürde, kasrın dışındaki duvarların belli bir yere kadar çiniyle kaplı olduğu görülmektedir (Resim 7). Sultan IV. Murad devrinde 1639 yılında yapıyı gören Fransız seyyah Du Loir, çinileri yüzünden kasrın İran yapılarına benzediğini söylemiştir.[31] Yalı Kasrı’nın ahşap kubbesinde ve tavanlarında renkli ve yaldızlı nakışlar, duvarlarında ise altın, gümüş eşyaların ve Çin porselenlerinin sergilendiği nişler yer almaktaydı. Yerlerde İran ve Uşak halıları mevcuttu. Fenerli kubbesinden, yaldızlı bir top sarkmaktaydı. Bu askı topları, Osmanlı padişahlarının cihan hükümranlığının bir simgesidir. Abdesthane ve helâda daha sade eşyalar kullanılmıştır.[32] Antoine Galland, köşkte duvara asılmış Sultan IV. Mehmed’in bir hattı bulunduğunu, “Oda-ı Has”ta Fransa tarafından hediye edilen bir ayna gördüğünü, büyük mermer beyaz dolabın içinde çeşitli eşyaların bulunduğunu ve kapaklarının altın ve gümüş yaldızlarla süslü olduğunu bildirmektedir.[33]

Yalı Kasrı, Sultan I. Mahmud devrinde 1736 yılında, Hasbahçe’deki diğer kasır ve köşklerle birlikte tamir edilmiştir.[34] 18. yüzyılda ise burada Kaptan-ı Derya ve donanma için yapılan törenlerin devam ettiği bilinmektedir. Sultan III. Osman ölümünden dört gün evvel, 26 Ekim 1757’de Kaptanı- Derya’yı Yalı Kasrı’nda huzuruna kabul etmiştir.[35] Sultan I. Abdülhamid, 5 Şubat 1774’te Kağıthane’ye binişe giderken saltanat kayığıyla Yalı Kasrı’ndan hareket etmiştir.[36]

Yalı Kasrı, Sultan II. Mahmud devrinde biniş kasrı olarak kullanılarak işlevini sürdürmüştür.[37] Sultan Abdülmecid devrinde ise sarayın işlevini yitirmesiyle birlikte Yalı Kasrı’nın önüne vapur iskelesi yapılmıştır.[38] Aynı devirde, yapının taşra ordularına gönderilecek mühimmatın konulacağı bir ambara dönüştürülmesi istenmiş, sonra bu fikirden vazgeçilmiştir.[39] Sultan Abdülaziz devrinde, bölgeye giden Philipp Anton Dethier, Yalı Kasrı’nın ortadan kalktığını söylemektedir.[40]

 

RUMELİ DEMİRYOLLARI VE YALI KASRI’NIN YIKILIŞI

Osmanlı Devleti’nde Rumeli demiryollarının yapılış sebebi yalnızca çağdaş ve hızlı bir araçla Avrupa ile bağlantıyı gerçekleştirmek değil, bununla birlikte bu bölgede çıkacak bir savaşta cepheye çabuk bir şekilde asker sevkiyatı yapabilme fikri idi.[41] Bunun sonucunda, demiryolu yapımı imtiyazı için aslen Alman Yahudisi olan Belçikalı banker Baron de Hirsch ile anlaşmaya varılmıştır.[42] 17 Nisan 1869 tarihinde ilk mukavele yapılmıştır. 8 Kasım 1870 tarihinde İstanbul-Edirne demiryolu hattının güzergahı bir irade ile onaylanmıştır. Şirket temsilcisi Mösyö Autrey Aralık 1870’te güzergahla ilgili bir rapor hazırlamış ve Nafıa Nezareti’ne sunmuştur. Bu rapora göre Sirkeci-Yedikule hattı Topkapı Sarayı’nın bahçesinden geçerek, “Yalı Kasrı” ile yeni köprü arasındaki kısımda olacaktır. Balıkhane Kapısı’ndan saray bahçesine girilecek ve buradan hat deniz kenarını takip edecektir. Fakat buradaki Yalı Kasrı ve diğer yapıların yıkılması gerekecektir.[43] Bu projeye Nazırlar Meclisinde şiddetle karşı çıkılmış, Mütercim Rüşdü Paşa, bunun Saray-ı Hümayun’a tecavüz olduğunu dile getirmiştir.[44] Dönemin padişahı Sultan Abdülaziz “demiryolu yapılsın, şimendifer geçsin de isterse sırtımdan geçsin” diyerek tartışmalara son noktayı koymuştur.[45] Hat inşa edildiğinde kıyıdaki yapılar ya yıkılmış ya da yıkıma terk edilmiştir.[46] Bu yapılardan günümüze kadar gelebilen tek yapı “Sepetçiler Kasrı” olmuştur.[47]

Yalı Kasrı, bir müddet İngilizler tarafından çelik döküm fabrikası olarak kullanılmıştır.[48] Giderek çok az kullanılmaya başlayan Yalı Kasrı, bakımsızlıktan harap olmaya başlar.[49] Sultan Abdülmecid devrinde 1859 yılında bir keşif yapılmış ve çok masraflı bulunması üzerine tamirden vazgeçilmiştir[50] Bundan böyle, kasrın önünde Şirket-i Hayriye’nin çalışmayan vapurları bekletilmeye başlamıştır.[51] Sultan Abdülaziz devrinde İstanbul’a gelen Edmondo de Amicis, Sarayburnu’ndaki pek çok kasır ve köşkün işlevini yitirdiğini başka hizmetler için kullanıldığını, Yalı Kasrı’nın harap bir vaziyette olduğunu dile getirmektedir.[52] Yalı Kasrı’nın, hem bakımı masraflı olduğu için hem de İstanbul-Edirne demiryolu yapılacağı gerekçesiyle Keçecizade Fuat Paşa’nın sadaretinde 1865 yılında yıktırılmasına karar verilmiştir.[53] Bu karardan sonra fabrikaya çevrilen yapının, 1873 tarihinde alınan kararda demiryolunun mevkiinde bulunduğu için yıkılması yerine iki binanın bir an evvel inşa edilerek demiryolu kumpanyasına teslimi istenmektedir.[54] Böylelikle, İstanbul’un göz alıcı yapılarından olan “Yalı Kasrı” demiryolu hattına kurban edilerek tamamen yıkılmıştır.

 

SONUÇ

            Son yapılan çalışmalarla birlikte 8 bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu bilinen İstanbul şehri, bünyesinde çeşitli dönemlere ait yapıları bulundurmaktadır. Şehrin tarihî ve kültürel kimliğinin sürekliliği açısından bu eserlerin korunması önem taşımaktadır. Gerek Osmanlı gerekse cumhuriyet dönemlerinde bu yapıların muhafaza edilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda yeterince hassasiyet gösterilmediği bilinmektedir. Gravür, fotoğraf gibi görsel kaynakları incelediğimizde son iki yüzyılda kaybettiğimiz eserlerin çokluğu dikkate değerdir. Osmanlı döneminde demiryolu yapımı, cumhuriyet döneminde karayolu yapımı vs. pek çok sebep yüzünden yitirilen bu eserler artık sadece görsel belgelerde yaşamaktadır. Bunlardan biri de bu çalışmanın konusu olan Yalı Kasrı’dır. Yapı, Sirkeci semtinde, günümüzde Harem İskelesinin bulunduğu alanda yer almaktaydı. Bugün, sadece adını taşıyan “Yalı Köşkü Caddesi” yaşamaktadır. “Şehirlerin Ecesi” olarak tabir edilen, bir ayağı Asya’da, bir ayağı Avrupa’da olan eşsiz şehir İstanbul’un, tarihî yapısını korumak için tüm imkanların kullanılması yanında, en üst düzeyde siyasi ve toplumsal duyarlılık gösterilmesi gereği, Yalı Kasrı’nın yıkımında da kendisini göstermektedir. 19. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesi ile birlikte fabrikalar ve demiryolları inşa edilmeye başlamıştır. Bunların inşasında eski eserlerin korunması gibi bir ihtiyaç hissedilmemiş, Haliç’te fabrikaların kurulmasıyla orada bulunan sahil-saraylar yıkılmıştır. Benzer durum, Sarayburnu’nda da yaşanmış ve burada yer alan sahil köşkleri (İncili Köşk, Yalı Kasrı) yıkılarak tarihe karışmıştır. Bu durumda etkili olan Tanzimat’la birlikte ortaya çıkan zihniyet değişikliğidir. Batı’nın sömürgecilikle birlikte hızlı yükselişi, yönünü tamamen Batı’ya çevirmiş Osmanlı İmparatorluğu’nu da etkilemiş, bunun neticesi olarak kadim âdetler, müesseseler ve yapılar terk edilmiştir.

 

BİBLİYOGRAFYA

 

Atasoy, Nurhan, Osmanlı Bahçeleri ve Hasbahçeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 2005.

Basiretçi Ali Efendi, İstanbul Mektupları, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2001.

Cezar, Mustafa, Osmanlı Başkenti İstanbul, Ekav Yayınları, İstanbul, 2002.

De Amicis, Edmondo, İstanbul, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1986.

Dethier, Philipp Anton, Boğaziçi ve İstanbul, Eren Yayıncılık, İstanbul, 1993.

Du Loir, Clausier, Du Loir Seyahatnamesi, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2016.

Eldem, Sedad Hakkı, Köşkler ve Kasırlar I, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara, 1969.

Eldem, Sedad Hakkı, Feridun Akozan, Topkapı Sarayı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1982.

Emecen, Feridun, vd, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, IRCICA, İstanbul, 1994.

Engin, Vahdettin, Rumeli Demiryollarının Yapılması, Eren Yayıncılık, İstanbul, 1993.

Eyice, Semavi, Tarih Boyunca İstanbul, Etkileşim Yayınları, İstanbul, 2006.

Galland, Antoine, İstanbul'a Ait Günlük Anılar (1672-1673), TTK Yayınları, Ankara, 1998.

Grelot, Josephus, İstanbul Seyahatnamesi, Pera Yayınları, İstanbul, 1998.

Göksu, Süleyman (haz.), Müellifi Meçhul Bir Ruzname Bir Şahidin Kaleminden İstanbul, Çamlıca Yayınevi, İstanbul, 2016.

Hafız Hızır İlyas Ağa, Osmanlı Sarayında Gündelik Hayat, Kitabevi Yayınları, İstanbul.

İnciciyan, XVIII. Asırda İstanbul, İstanbul Matbaası, İstanbul, 1956.

Koçu, Reşad Ekrem, Topkapı Sarayı, İstanbul Ansiklopedisi Neşriyatı, İstanbul, 1960.

Koçu, Reşad Ekrem, Osmanlı Padişahları, Ana Yayınevi, İstanbul, 1981.

Kuban, Doğan, Osmanlı Mimarisi, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul, 2007.

Kuban, Doğan, “Yalı Köşkü”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.7, İstanbul, 1994, s. 416-417.

Kuban, Doğan, İstanbul Bir Kent Tarihi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2004.

Küçük, Cevdet, “Abdülaziz”, D.İ.A. C.1, İstanbul, 1988, s. 179-185.

Necipoğlu, Gülru, 15. ve 16. Yüzyılda Topkapı Sarayı, YKY, İstanbul, 2007.

Ortaylı, İlber, Osmanlı Sarayında Hayat, Yitik Hazine Yayınları, İstanbul, 2008.

Özendes, Engin, Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğrafçılık, İstanbul, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, 2017.

Pakalın, Mehmed Zeki, “Yalı Köşkü”, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C.3, İstanbul, 1983.

Sakaoğlu, Necdet, Saray-ı Hümayun, Denizbank Yayınları, İstanbul, 2002.

Selanikî Mustafa Efendi, Tarih-i Selaniki, TTK Yayınları, Ankara, 1999.

Seyyid Hasan Muradî, Bir Kâtibin Kaleminden İstanbul’un 12 Yılı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2016.

Sözen, Metin, Topkapı, Golden Horn Yayınları, İstanbul, 1998.

Sözen, Metin, Devletin Evi Saray, Sandoz Kültür Yayınları, İstanbul, 1990.

Sözen, Metin, Uğur Tanyeli, Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2003.

Sevim, Mustafa, Gravürlerle Türkiye İstanbul 2, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002.

Sevin, Necla Arslan, Gravürlerde Yaşayan Osmanlı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2006.

Şimşirgil, Ahmet, Taşa Yazılan Tarih Topkapı Sarayı, Tarih Düşünce Kitapları, İstanbul, 2005.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devleti Merkez ve Bahriye Teşkilatı, TTK Yayınları, Ankara, 1988.

Wiener, Wolfgang Müller, İstanbul’un Tarihsel Topografyası, YKY, İstanbul, 1998.

Yerasimos, Stefanos, İstanbul İmparatorluklar Başkenti, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2010.

Yıldırım, İsmail “Osmanlı Demiryolu Politikasına Bir Bakış”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.12, S.1, Elâzığ, 2002, s. 311-324.

ARŞİV VESİKALARI

B.O.A., C.SM. /43-2184, H.29.08.1148.

B.O.A., A.AMD. /69-100, H.1272.

B.O.A., İ.DH. /1290-101487, H.15.03.1276.

B.O.A., A.MKT.MHM. /168-16,      H.22.03.1276.

B.O.A., İ.MVL. /532-23856, H.07.01.1282.

B.O.A., A.MKT.MHM. /445-48, H.14.11.1289.

 

 

 

 

 

[1] Doğan Kuban, İstanbul Bir Kent Tarihi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2004, s. 305.

[2] İnciciyan, XVIII. Asırda İstanbul, İstanbul Matbaası, İstanbul, 1956, s. 20.

[3] Engin Özendes, Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğrafçılık, İstanbul, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, 2017, s. 50.

[4] Ahmet Şimşirgil, Taşa Yazılan Tarih Topkapı Sarayı, Tarih Düşünce Kitapları, İstanbul, 2005, s. 22.

[5] Nurhan Atasoy, Osmanlı Bahçeleri ve Hasbahçeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 2005, s. 114.

[6] Metin Sözen, Topkapı, Golden Horn Yayınları, İstanbul, 1998, s. 173.

[7] Mustafa Cezar, Osmanlı Başkenti İstanbul, Ekav Yayınları, İstanbul, 2002, s. 204.

[8] Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul, 2007, s. 430.

[9]  Reşad Ekrem Koçu, Topkapı Sarayı, İstanbul Ansiklopedisi Neşriyatı, İstanbul, 1960, s. 213.

[10] Selanikî Mustafa Efendi, Tarih-i Selaniki, TTK Yayınları, Ankara, 1999, s. 291-292.

[11] Gülru Necipoğlu, 15. ve 16. Yüzyılda Topkapı Sarayı, YKY, İstanbul, 2007, s. 290.

[12] Metin Sözen, Devletin Evi Saray, Sandoz Kültür Yayınları, İstanbul, 1990, s. 97.

[13] Josephus Grelot, İstanbul Seyahatnamesi, Pera Yayınları, İstanbul, 1998, s. 73.

[14] Semavi Eyice, Tarih Boyunca İstanbul, Etkileşim Yayınları, İstanbul, 2006, s. 84.

[15] Doğan Kuban, “Yalı Köşkü”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.7, İstanbul, 1994, s. 416.

[16] Seraser: Altın ve gümüş ipliklerle süslü ipekten yapılmış en kıymetli Osmanlı kumaşıdır.

[17] Hil’at: Devlet adamlarını ödüllendirmek için verilen içi samur kürk kaplı kaftan.

[18] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Merkez ve Bahriye Teşkilatı, TTK Yayınları, Ankara, 1988, s. 439.

[19] Necipoğlu, a.g.e., s.296.

 

 

[20] Mehmed Zeki Pakalın, “Yalı Köşkü”, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C.3, İstanbul, 1983, s. 603.

[21] Necipoğlu, a.g.e., s. 297-298.

[22] Necipoğlu, a.g.e., s. 292.

[23] Sedad Hakkı Eldem, Köşkler ve Kasırlar I, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara, 1969, s. 182.

[24] Necipoğlu, a.g.e., s. 292.

[25] *Şahnişin: Hünkarın oturduğu loca. Bir odanın dışa doğru çıkma yapan üç yanı pencereli bölümü. Metin Sözen, Uğur Tanyeli, Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2003, s. 225.

[26] Eldem, a.g.e., s. 184.

[27] Necipoğlu, a.g.e., s. 292.

[28] Kuban, a.g.e., “Yalı Köşkü”, s. 416.

[29] Antoıne Galland, İstanbul'a Ait Günlük Anılar (1672-1673), TTK Yayınları, Ankara, 1998, s. 165-166.

[30] Necipoğlu, a.g.e., s. 292.

[31] Clausier du Loir, Du Loir Seyahatnamesi, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2016, s. 43.

[32] Necipoğlu, a.g.e., s. 295.

[33] Kuban, a.g.e., “Yalı Köşkü”, s. 417.

[34] B.O.A., C.SM. /43-2184, H.29.08.1148.

[35] Seyyid Hasan Muradî, Bir Kâtibin Kaleminden İstanbul’un 12 Yılı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2016, s. 44.

[36] Süleyman Göksu (haz.), Müellifi Meçhul Bir Ruzname Bir Şahidin Kaleminden İstanbul, Çamlıca Yayınevi, İstanbul, 2016, s. 49.

[37] Hafız Hızır İlyas Ağa, Osmanlı Sarayında Gündelik Hayat, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2016, s. 27.

[38] B.O.A., A.AMD. /69-100, H.1272.

[39] B.O.A., İ.DH. /1290-101487, H.15.03.1276.

[40] Philipp Anton Dethier, Boğaziçi ve İstanbul, Eren Yayıncılık, İstanbul, 1993, s. 63.

[41] Feridun Emecen vd, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, IRCICA, İstanbul, 1994, s. 592-593.

[42] İsmail Yıldırım, “Osmanlı Demiryolu Politikasına Bir Bakış”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.12, S.1, Elâzığ, 2002, s. 313.

[43] Vahdettin Engin, Rumeli Demiryollarının Yapılması, Eren Yayıncılık, İstanbul, 1993, s. 69.

[44] Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları, Ana Yayınevi, İstanbul, 1981, s. 403.

[45] Cevdet Küçük, “Abdülaziz”, D.İ.A. C.1, İstanbul, 1988, s. 181.

[46] İlber Ortaylı, Osmanlı Sarayında Hayat, Yitik Hazine Yayınları, İstanbul, 2008, s. 196.

[47] Stefanos Yerasimos, İstanbul İmparatorluklar Başkenti, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2010, s. 239.

[48] Necdet Sakaoğlu, Saray-ı Hümayun, Denizbank Yayınları, İstanbul, 2002, s. 36.

[49] Wolfgang Müller Wiener, İstanbul’un Tarihsel Topografyası, YKY, İstanbul, 1998, s. 504.

[50] B.O.A., A.MKT.MHM. /168-16, H.22.03.1276.

[51] Basiretçi Ali Efendi, İstanbul Mektupları, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2001, s. 604.

[52] Edmondo de Amicis, İstanbul, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1986, s. 331.

[53] B.O.A., İ.MVL.  /532-23856, H.07.01.1282.

[54] B.O.A., A.MKT.MHM. /445-48, H.14.11.1289.

Bu haber toplam 684 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim