16 Kasım 2018
  • İstanbul9°C
  • Ankara3°C

AĞUSTOS 2018 DERGİLERİNE GENEL BİR BAKIŞ-3

Cımga, Dil ve Edebiyat, Tahrir dergilerinin Ağustos 2018 sayıları hakkında Mustafa Uçurum yazdı.

Ağustos 2018 dergilerine genel bir bakış-3

25 Ağustos 2018 Cumartesi 10:55

Ne çok ihtiyacımız var edebe

Cımga dergisi 4. sayısını “edep” vurgusu ile çıkardı. Bir dosya konusu belirlenmemiş olsa da beş yazıda edep anlatılıyor. Edep hep edep. Her işin başı edep. Evveli, ahiri, kıyısı, köşesi edep. Başka söze ne hacet.

Beş yazıdan da paylaşım yaparak edebin söze nasıl düştüğünü görelim.

“Seküler toplum yapısı, bireyin ahlâk değerlerini de baltalamış, köküne kastetmiştir. Hatta “ahlâk”ı fazla köktendinci bulmuş onun yerine din ile bağlantısı olmayan yeni bir kelime aşılamaya çalışmıştır. Bunda da başarılı olduğunu söyleyebilirim. Evet, ‘etik’ kelimesini artık birçok ağızdan duyar olduk. ‘Ben, bu davranışı hiç de etik bulmadım.’ İslam toplumlarında davranışın şekli mutlaka bellidir. O hareket yapıldığında adam ahlâksız bile olsa yaptığı davranış ahlâka uygun olduğu için o şahıs da ahlâklı görülür. Ne de olsa insanın Edep Toplumuyuzdur Vesselam Mehmet Akbulut kalbini ve niyetini okuyamıyoruz. Bakın, bireysel anlamda şahsa ‘ahlâklı’  demiyorum. Edep kriterlerine uyduğu için öyle kabul ediliyor. Canım adam, edepsizin tekiymiş. Olabilir. Davranışın çıktığı, yansıdığı kaynak kim olursa olsun edeple örtüştüğünde ortada sorun yok.” 

Mehmet Akbulut 

“İnsanın, edep gereği, kendini bilmesinden daha ne üstün olabilir? Kim ki kendini bilir, ulu bir makam kazanır ve güzide kullar arasına girer. İstanbul’un Fatihi’nin hocalarından olan Akşemseddin Hazretleri’ni yetiştiren Hacı Bayram-ı Veli (ra) dememiş mi: ‘Sen seni bil, sen seni!’”

Hayati Yolcu

“Eğer dünyada yaptığımız her edepsiz davranışla kul hakkını çiğnemeye devam ediyorsak, öbür dünyadaki durumumuz vahim demektir. Çünkü telafisi olmayan bir kaybediştir bu! Mevla, cümlemizi özellikle ahret müflisi olmaktan korusun ve kurtarsın.”

Yaşar Koca

“Edebin en faziletlisinden başlayalım önce. Allah’a karşı olan edep gibi insanın edebi de vardır evin edebi de. Hayâ ve edep, öncelikle insanı yoktan var eden, onu hadsiz nimetlerle besleyen, her yerde hazır ve nazır olan, bütün kâinatı ve yarattığı her mahlûku denetleyen Cenab-ı Hakk’a karşı olmalıdır. Kişi, önce Cenab-ı Hak’tan, sonra da insanlardan utanmalıdır. Allahu Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmek, nehiylerinden kaçınmak, ihsan derecesine ulaşmaktır edep.”

Şeyma Y.

“Edep yolu kıldan ince, kılıçtan keskindir. Ya kıldan ince yolda edeple; eğilmeden, bükülmeden, sapmadan yürüyecek ve menzile varacaksınız ya da edepten saparak kılıçla bin bir parçaya bölüneceksiniz. Siz edep ile hemhâl olun ki kıldan ince, kılıçtan keskin yollar ipekten bir okyanus olsun önünüzde. O vakit incinmez ayaklarınız da kalbiniz de... Vesselâm.”

Sevgi Yiğit

Toprak koksun ellerimiz

En sahih kokuların başında gelir toprak kokusu. İnsana kul olduğunu hatırlatan, aslını unutmamasını sağlayan bir koku. Yağmurdan sonra ya da taze sürülmüş bir toprak kokusu. Bereketin en içli kokusudur toprak.

Ali Bal’ın “Babamın Toprak Kokan Elleri” hikâyesini okurken düşündüm tüm bunları. Anadolu var hikâyede. Taşıyla, toprağıyla Anadolu’yu işlemiş satırlarına Ali Bal. Bereketin izini süren elleri nasırlı Anadolu insanının toprakla bütünleşen bedeni ve ruhu anlatılıyor hikâyede.

“Bu sene mahsul iyi, diyordu baba. Sabah erken gelmişlerdi tarlaya, iyi iş çıkarmışlardı oğluyla. Oğlunu iyi bir eğitim için şehre göndermişti baba. Mahsul oğlunun şansıydı aslında. Kimseye muhtaç olmadan, minnetsizce işimizi hallederiz oğlum, dedi. Muhannete muhtaç olmamak için çok çalışmalı, çok, diyordu. “Helalinden, helalinden ver, ya Rab!” diye dua üstüne dua ederken çay demlenmişti.”  

Erbaa yaprağı

Cımga dergisi, çıktığı yörenin sesi olacak çalışmalar vermeye devam ediyor. Yani yaşadığı topraklara yabancı değil Cımga.

Yunus Emre Bolat, Erbaa kültürü ile ilgili yazılarına bu sayı Erbaa Yöresi Bağcılık Kültürü ile devam ediyor. Adlandırmalar, bağ yaprağının özellikleri, bağcılıkta zaman ve dönemler gibi birçok konu var yazıda. Artık ünü Erbaa ve Tokat sınırlarını çoktan aşan, Erbaa’nın patentli ürünü bağ yaprağını daha yakından tanımak için Bolat’ın yazısı bir kaynak niteliğinde. 

İrfan mektebiydi kıraathaneler

Kıraathane kavramı tekrar gündemimize geldi. Aslında tabelalarda göstermelik olarak sürekli hayatımızın içinde olsa da kıraathaneler işlevsellik olarak eski ruhunu yakalayabilecek mi bekleyip göreceğiz ama kıraathane kültürü geçmişimizde önemli bir yeri olan damarlardandı.   

Dil ve Edebiyat dergisi 116. sayısında dergi kapağına da taşıdığı kıraathane konusuna Murat Ertaş’ın arşivlerle desteklediği nitelikli çalışması ile ışık tutuyor. Kahvehane, çay ocağı, gazino kavramlarının kısa açıklamasını yaparak kıraathaneye geliyor Ertaş. Kelime kökeninden tutun da işlevlerine kadar derinlemesine bir yazı bekliyor Dil ve Edebiyat okurlarını. Kıraathane kültürü, adabı, toplanma ayrılma vakitleri derken kıraathanelerin özellikle Anadolu kültüründeki yeri anlatılıyor yazıda.

“Anadolu’da kıraathanelerde beş vakit vardır, namaz vakitleri… Buluşmalar, okumalar, fasıllar, işler, güçler namaz vakitlerine göre tertip edilir.”

Genel bilgilerden sonra Ertaş, Erzurum’un bir zamanlar nadide mekânlarından olan Karasu Kıraathanesi’ni anlatıyor. Kavak Mahallesi’nde oyun oynanmayan ve Karasu Kütüphanesi olarak da anılan mekânı anlatılıyor. Müdavimleri ile emeği geçen emektarları ile örnek bir mekân olan Karasu Kıraathanesi umuyorum ki günümüzde de yeni örnekleri ile canlandırılır. Gençlerimizi “cafe” köşelerinden kurtarıp kıraathane iklimi ile tanıştırmaya başladığımız an iyi bir gelecekten bahsedebiliriz.

Devamı: https://www.dunyabizim.com/dergi/agustos-2018-dergilerine-genel-bir-bakis-3-h30094.html

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.