23 Ekim 2018
  • İstanbul17°C
  • Ankara17°C

BUĞDAY FİLMİNİN YAPIMCISI SEMİH KAPLANOĞLU KAHRAMANMARAŞ ŞUBESİNDE

Müslüman camianın yanında Japonya gibi dünyanın birçok ülkesinde gözyaşları içinde seyredilip ödüller verilen “Buğday” filminin yapımcısı Semih Kaplanoğlu beyefendi Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesine misafir oldu.

Buğday filminin yapımcısı Semih Kaplanoğlu Kahramanmaraş şubesinde

23 Ocak 2018 Salı 10:13

Nazik, hüzünlü ve sade bir insan olan Semih Kaplanoğlu adı geçen filmin konusu hakkında ve Yunus Emre ile Niyâzî-i Mısrî Divanlarının usta şerhçisi Prof. Dr. Mustafa Tatçı gibi tesirinde kaldığı fikir ve edebiyat ustalarına dair bir hayli anlamlı sohbet etti.

Kısa bir tanışma faslından sonra Türkiye’deki film dağıtımı ve sinema salonlarında tekelleşme olduğundan, sadece belli başlı filmlerin yayınlanmasına ve dağıtılmasına izin verildiğini, bu sebeple “Buğday” filminin de akreditasyona uğraması ile filmin Anadolu’ya dağıtılması için şehir şehir gezmeye başladığını,  ancak asıl amacının Anadolu insanı ile sohbet etmek, kucaklaşmak olduğunu, filmin de bu işte bir vesile olduğundan bahsetti.  Daha sonra cumhurbaşkanlığında düzenlenen ödül töreninde yaşadığı hatıralarını anlattı ve cumhurbaşkanlığı külliyesini “milli irade ve külli iradenin birleştiği yer” olduğunu söyledi. Maraş’ı gezdiğini ve Maraş sokaklarının gerçekten kendisinde güzel intibalar uyandırdığını söyledi.  Uzun ve bereketli sohbette sorulan soruları da cevapladı:

“Bal filminde insanların beşeriyetinin çok ciddi bir şekilde vurgulanmasının sebebi nedir?”

“Beşeriyetimizi anlamadan bir ileriye geçemeyeceğimizi ve bugün gizli saklı köşelerde birilerinin, birilerini hâlâ insan-ı kâmil olma yolunda eğittiğinden ve temel olarak bu meseleyi ele alma isteğinden, film yapma sebebinin insanın insan olma yolunda bir katkı sağlar mı acaba? düşüncesinden yola çıkarak bir şeyler yapma kaygım vardı. Yumurta, Süt, Bal filmi üçlemesinin bir şairi anlama gayreti ve şairin kelimelerle uğraşı gibi bir durumdur… Üçleme de zaman mefhumu yok ve geriye doğru bir gidiş var… Ben kimim, nerden geldim, nereye gidiyorum? Sorularının sorduğu zaman, bu soruların insanı geriye doğru götürdüğünden, çocukluğa hatta ana rahmine kadar götürdüğü ve hatta berzah âlemine götürdüğünden, bir şairde nehrin, suyun çıktığı yere kadar gittiğinde bir anlam kazandığı gibi üçlemenin de böyle olduğunu ifade etti.

“Aristo okudunuz mu?”         sorusu üzerine “Yok okumadım” dedi.

“İbn’ül arabi okudunuz mu?” Okudum, okumaya çalıştım daha doğrusu.

“Hollywood filmlerinin bazılarında bizim tasavvufa ait bazı argümanların kullanılmaya başlandığını görüyoruz, bunları gerçekten bilerek mi yapıyorlar yoksa ne yaptıklarının farkında değiller mi? Sorusu özerine “ Hakikat başka yerlerden de kendini gösterebilir, bu değerleri gerçekten biliyor ve kullanıyor olabilirler dedi. Zaten batı medeniyetinin her anlamda tükenmeye doğru ilerlediğini ve bu nedenle bir arayış içerisinde olduğunu” söyledi.

“Üçlemede özellikle şairi seçmenizin sizin hayat hikâyenizle bir bağı var mı?” Sorusu üzerine

“Bende her Türk genci gibi sanata şiirle başladım. Bunun böyle bir bağı var. Sonra İstanbul’a gidiş hikâyem var. Gençliğimde bütün edebiyat dergilerine şiir gönderdim ve o dönem yaşadığım hatıralar var. Varlık dergisinde ilk defa şiirinin yayınlandığında çok heyecanlanıp on adet dergi aldım. Bugün şiirin merkezinin İstanbul olmaktan çıktığına inanıyorum.

“Buğday filminin bize anlattığı temel mesele nedir? Nereden çıktı bu film?” Sorusu üzerine şöyle cevap verdi:

“Yaradılışın her an devam ettiği hakikatinden hareketle Kur’an’daki Musa ve Hızır aleyhisselâm kıssasının da bugün yaşanabileceği fikrinden yola çıkarak filmin ortaya çıktı.”  Ardından ve bu zamana kadar hiçbir yerde anlatmadığı bir hikâyesini anlattı ve bu filmin hac sırasında Kâbe’de yapılmış bir duanın kabulü olduğunu söyledi.

“Filmin distopik olmadığını özellikle söylüyor ve üzerinde duruyorsunuz bunun sebebini bize izah eder misiniz?” Sorusunu şöyle cevapladı:

“Distopya umutsuzluk veren bir şey, onda hiç umut yoktur ve bugünün hakikatinden türemiş bir şey değil ve referansları bilemediğimiz bir dünyaya ait. Oysa bizim filmimiz bugüne ve bugünkü meselelere dair ve aslında her zaman olan meseleler. Bu meseleleri de tek bir zaman boyutunda ele alıyor. Bugünde Musa ve Hızır hadisesi temsiliyet olarak yaşanmakta. Niyazi Mısrî kendi seyri sülukunu anlatırken orada Ümmi Sinan’ın ona aslında İbrahim aleyhisselamın makamını yaşattığını anlıyoruz.”

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.