20 Kasım 2017
  • İstanbul13°C
  • Ankara8°C

CEVDET ŞANLI: BİZ SEFER TASLARIMIZDA SEVGİ TAŞIYORUZ

Cevdet Şanlı: Biz Sefer Taslarımızda Sevgi TaşıyoruzKonuşan: Fatma Gülşen Koçak

Cevdet Şanlı: Biz Sefer Taslarımızda Sevgi Taşıyoruz

05 Haziran 2017 Pazartesi 12:32

Alev Alatlı’nın ‘Dünyanın iyiliği için Türkiye’ sözünün hakikatine uygun olarak ülkemizde çok güzel çalışmalar oluyor. Özellikle yardım derneklerimizin dünyaya iyilik taşımaları, Türk milletinin selamını yeryüzüne yaymaları çok önemli vazife. Türkiye’nin Türkiye’den ibaret olmadığının bilinciyle dünyaya dağılan iyilik erleri  aynı zamanda bir kültür elçiliği görevini de yürütmekte. Gidilen her yerde Türkiye ismi yüzlerde bir tebessümün oluşmasına vesile olmakta. Osmanlıdan bize miras kalan bütün alemden kendimizi sorumlu hissetme şuuru yardım derneklerimizin çalışmalarıyla her geçen daha fazla büyüyor. İHH, Kızılay, Cansuyu başta olmak üzere yardım kuruluşlarımızın uluslararası arenadaki tecrübeleri memleketimiz için önemli bir birikim oluşturdu. Özellikle Ramazan ayının da bereketiyle dünyaya dağılan derneklerimiz mazlumlara umut olmaya devam ediyor. Biz de bugün iyilik hareketi olarak çalışan derneklerimizden Beşir Derneği’ni misafir ettik.

İnsanlığın selameti için yola çıkan bu hareketi Beşir Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Cevdet Şanlı ile konuştuk.

 

Efendim, derneğinizi biraz yakından tanımak istiyoruz. Neden Beşir? Beşir ne demektir? Derneğin kurulma fikri nasıl ortaya çıktı? Neden bu isim verildi?

Beşir, ‘müjdeyi getiren, müjdeleyici’ demektir. Müjdeleyici olmak; sosyal adalete ve kardeşliğe destek olurken, yapılan hizmeti nimet bilmeyi gerektirir.Bizler de yapılan hizmeti nimet bilerek yola çıktık ve hayırlara vesile olmanın verdiği bahtiyarlığı, ulaşabileceğimiz her insanla paylaşmak istedik.

 

İnsanlara nasıl ulaşıyorsunuz? İhtiyaç sahiplerini nasıl tespit ediyorsunuz?

İhtiyaç sahipleri, bize müracaat ediyorlar. Gelen müracaatları değerlendiriyor ve gönüllü ekiplerimizi sosyal inceleme için görevlendiriyoruz. Sosyal inceleme neticesinde ihtiyacın derecesi, niteliği, kategorisi vesaire belirleniyor. Böylece en doğru yardımı en hızlı biçimde ulaştırıyoruz.

 

Peki hocam, malum Ramazan ayındayız. İnsanların hayır, hasenat, yardım ve iyilik gibi konularda adeta yarıştığı mübarek iklimdeyiz. İnsani yardım derneği olarak Beşir, Ramazan’da neyi müjdeliyor? Yani siz ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Hepimizin bildiği gibi Ramazan’ın dünyamızı teşrif ettiği güzel günlerde birçok kişi, kurum ve kuruluş halka iftar ettirme niyetiyle tatlı bir telaşa kapılır. Ancak uzun zamandır bu telaş, yarışa dönmüş gibi bir izlenim veriyor. “50 bin kişiye iftar verildi”, “En uzun iftar sofrası” başlıklarıyla haberleştirilen uygulamalar işin ruhundan ziyade rakamları öne çıkartıyor. Biz Beşir Derneği olarak paylaşmaya değil de adeta bir rekor denemesine dönüşen bu tarz uygulamalara tam tersinden yaklaşıyoruz.

Geçen  Ramazan başlattığımız ve bu Ramazan’da da devam ettirdiğimiz ‘Bir Kap Bir Kalp’ projesiyle, rakamları değil gönülleri konuşturmak adına kendi evinizde kendi ellerinizle pişirdiğiniz iftar yemeklerini ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Hazır, bir yemek şirketinde yahut bir fabrikada üretilmiş yemek yerine sevgiyle, muhabbetle pişirilmiş aşları sofralara koymak, insanlara ikram etmek için böyle bir proje geliştirdik. Biz sefer taslarımızda aslında kardeşliği ve paylaşmanın mutluluğunu taşıyoruz, amacımız bu.

 

Dediğiniz gibi maalesef birçok insani vazifemiz reklam aracı olarak kullanılmaya başlandı. Son zamanlarda yapılan bazı organizasyonlar, yardım çalışmaları neredeyse bir reklam kampanyasına dönüştü…

Herkes böyle yapıyor demiyorum tabii. Şuurlu  olarak da yapıldığını zannetmiyorum bu çalışmaların. Ama bilgisizlik; işi doğasından, maneviyatından uzaklaştırıyor. Toplu iftar sofraları iyi niyetle başlamış yani insanları bir araya toplamak için, oradan yiyeceklerini almaları için veyahut oturup yemeleri için iyi bir amaçla başlamış ama sonradan sosyalleşme faaliyetine, bir festival havasına bürünmüş. Bu şekilde belki başka güzel şeylere vesile oluyor olabilir. Bu olmasın demiyoruz. sosyalleşilsin, insanlar bir araya gelsin; kardeşliğimiz, birliğimiz pekişsin.Zengini, fakiri bir sofrada olsun; güzel;  ama gördüğümüz, bizim kanaatimiz gerçek ihtiyaç sahipleri bu sofralarda maalesef bulunamıyor. Bu minvalde biz de toplu organizasyonlardan ziyade daha mahrem, daha insanların ruhuna dokunacak, daha muhabbetle, sevgiyle yapılacak, birileri için birilerinin bir şey yapmasını teşvik edecek bir organizasyon olmasını istedik.

 

Beşir Derneği olarak başka ne tür faaliyetleriniz var?

İçerisinde bir aylık mutfak ihtiyacını karşılayacak gıda malzemelerinin olduğu kumanyalarımız, nakdi iftar yardımlarımız, fitre ve zekât bağışları, bayramlık hediye paketleri, iftar vakti yolda kalmışlara iftariyelikler… Bunlar Ramazan’a mahsus çalışmalar. Burada sair zamanlarda yaptıklarımızı anlatmaya kalkmayalım. Merak edenler internetten tüm çalışmalarımıza erişebilirler elbette.

 

Çalışmaların hepsi çok güzel, Ramazan’ın coşkusunu yaşatacak şekilde adeta… Peki hocam, tüm bu faaliyetleri gerçekleştirirken ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

İnsani yardım derneklerinin en büyük problemi güvendir. Hem bağışçının güvenini kazanmak hem de ihtiyaç sahibinin güvenini kazanmak gerekir. Bağışçı, yaptığı bağışın emin ellere teslim edildiğinden şüphe duymamak ister. İhtiyaç sahibi de aldığı bağışın altında ezilmemek, sırf bağış alıyor diye bir takım uygulamalara mecbur bırakılmamak ister.

Bizim Beşir Derneği olarak –çok şükür- böyle bir problemimiz yok. Çünkü biz, Yesi’den Mostar’a, Semerkand’danGırnata’ya uzanan bu geniş coğrafyada İslami değerlerle kurulan ve Allah dostlarının himmeti ve feyziyle yoğrulan vakıf medeniyetimizden tevarüs ederek bugün yeniden yaşatmaya çalıştığımız kadim geleneklerin temsilcisiyiz. Kimsesiz hayvanlar için bile belli noktalara yiyecekler bırakan medeniyetin çocukları olarak, yaptıklarımız ortadadır. Dolayısıyla Elhamdülillah, bizim güven problemimiz yoktur.

 

Hocam, sözünü ettiğiniz o geniş coğrafyanın, o köklü kültürün bugünkü temsilcileri yahut torunları olarak bizler, o güzellikleri yaşatmak için sizce ne yapmalıyız? Özellikle Ramazan ayında daha da hassaslaşan ruhlarımız, nasıl bir nefes üflemelidir bu coğrafyanın mazlumlarına?

O güzellikleri yaşatmak için önce kendimiz yaşamalıyız. Bu, hayatın her safhasında böyledir zaten. Yaşamadan yaşatmak pek mümkün olmuyor. İşte Ramazan, bu güzelliklerin yaşanması ve yaşatılması için bir fırsattır. TV programlarında, belediyelerin çeşitli etkinliklerinde sürekli anlatılır. ‘Osmanlı şöyle güzeldi’, ‘biz şöyle adil bir toplumduk’, ‘sadaka taşımız vardı’, ‘iftarda diş kirası verirdik’, ‘zimem defteri dedikleri veresiye defterlerini kapatırdık’ gibi cümlelerle geleneğin güzellikleri anlatılır. Ama ne hikmetse bunlar bu kadar anlatılmasına rağmen nostaljidenöteye geçmez. Neden? Çünkü anlattıklarımızı yaşamıyoruz. Sadece anlatıyoruz. Aile içerisinden başlayarak sen adil ol. Ne güzel, iftarda diş kirası verilirmiş önceden demek yerine bir gün iftara çağırdığın bir dostuna sen diş kirası ver. Bir bayram,zimem defterini sen satın al. Bunları yapamıyorsan yapanlara vesile ol. Ancak bu şekilde coğrafyamızın mazlumlarına nefes üfleyebiliriz. İşte biz de dernek olarak bu nefesi kuvvetlendirmek ve iyiliği her yere ulaştırmak adına bir araya gelmiş gönüllüleriz.

 

Hocam çok teşekkür ederiz…

Ben teşekkür ederim. Yakından takip ettiğimiz Akit Gazetemizin okurlarına hayırlı ramazanlar dilerim.

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.