23 Eylül 2019
  • İstanbul14°C
  • Ankara13°C

D. MEHMET DOĞAN: YAZAR OKULU VE “HER DEM YENİ OLMAK”

Eğitim, öğretim bir dâvettir, çağrıdır aslında. Sadece bilgiye değil, aynı zamanda değere, ahlâka ve tavır kazanmaya; yani "bütün insan" olmaya bir davet.

D. Mehmet Doğan: Yazar Okulu ve “Her Dem Yeni Olmak”

13 Şubat 2019 Çarşamba 09:51

Onun için büyük mürebbîler (eğiticiler) ve sistemler, dairelerini geniş tutup herkesi halkalarına almak isterler:

Gel! Gel! Nerde olursan ol yine gel

Kâfir isen de rind isen de, puta tapansan da gel!

Bizim bu dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!

Mevlâna Celâleddin, 13. asırda, şer'i ilimlerde devrinin bir numarası, böyle sesleniyor.

İsmi lâzım değil, devrimizin hiçbir ilminde behresi olmayan adamı/adamları ise yapıp ettikleriyle ne söylüyor bakın: Gelme... gelme!.. Nerede olursan ol, ne olursan ol gelme! Yine gelme, asla gelme, hiç gelme! Çünki bizde ümitsizlikten başka bir şey yok!

Mevlâna, ümitsizliğe yer olmayan dergâha çağırıyor. Büyük bir kapı orası. İnsanı insanlık vasıflarıyla donatacak bir kurum; bu devrin adamının ise dergâhında ümitsizlikten gayrisi yok. Kapısına gelenleri bulunduğu noktadan alıp sarıp sarmalayacak, olgun insan yapacak muhteva yok. O zaman "gel" yerine "gelme" demekten başka çaresi yok! Gelen varlığıyla sistemi tamamen alt üst edebilir, yeni bir biçime sokabilir. Öyleyse, gelme! Gelerek benim huzurumu kaçırma, beni değiştirme! Körlüğümle mutluyum!

Mevlâna'nın çağdaşı, fakat ondan genç olan "bizim Yunus"

Kastım budur şara varam

Feryad-ı figân koparam

diyor.

Bizi TYB çatısı altında bir eğitim öğretim faaliyeti başlatmaya sevk eden aynı histir. Yunus şehre varıyor ve feryad ü figan koparıyor. Mevcut durumdan memnun olan şehrin kapılarını zorlayıp feryad u figan koparır mı hiç? Yazar Okulu, bizim feryad ü figanımızın eseri.

Bill Gates'i ABD'de yarım bıraktığı yüksek tahsil kurumu, çağımızın en başarılı bir şahsiyeti olarak diploma törenine dâvet etti. Bizim imrendiğimiz bir ülkedeki tahsil sisteminin dışarı attığı bu zat şöyle söyledi: Ey hocalar iyi ki beni bu okuldan attınız! Size müteşekkirim! Eğer beni atmasaydınız, en fazla diploma almış olanlar gibi olacaktım!

Atma, atılma olmayan bir kurumlaşma. Kanunlar, yönetmelikler, baskılar, yıldırmalarla, ideolojikleştirmelerle sıfıra müncer edilmiş bir öğretim sisteminin dışında, Hacı Bayram'ın

Nâgehan ol şara vardım ol şan yapılır gördüm

Ben dahi bile yapıldım taş ü toprak arasında

Söyleyişinin yankısı olan bir "mektep".

A.H.Tanpınar, 1930'larda Necip Fazıl'ın şiirinden bahsederken, onun Kop dağında bir dükkân açtığını söyler. Kop dağı, ıssız bir dağ. Geleni geçeni az. Fakat oradaki bir dükkânın, yüzlerce binlerce dükkân olan şehirlerdeki herhangi bir dükkândan çok daha kıymetli olduğu şüphesiz. Fakat şehirlerdeki dükkânlar kadar işlek olması, kâr elde etmesi de imkânsız!

'Yazar Okulu" Kop dağında açılan bir dükkân! Ne kârı ne sayı hesabını ne de başarıyı arıyor. Sadece, gerçek talibini arıyor! Çağımızın tüketim çılgınlığına benzeyen "öğretim çılgınlığı”nın dışında bir arayış bu.

Bu binanın duvarlarının hemen yanı başında binlerce, onbinlerce genç, çılgın bir yarışın nesnesi olmak için dershaneleri sürekli doldurup boşaltıyorlar. Korkunç bir yarış var. Kazananın da kaybettiği bir yarış bu. Bir kemiyet yarışı, ''sayısal" bir yarış. Üstünlüğü sayıda arayan bir yarış. Çocuklarımızı kim bu yarışın nesnesi haline getirdi? Neden getirdi? Üstelik yarışı kazananlar, dünyanın en arızalı, en fazla defolu hiçbir iç hürriyet hissine dayanmayan bir yüksek öğretim sistemi içinde yer alacaklar. Bile bile bu çarkın dişlileri içine atılacaklar.

Türkiye’de öğretim var. Öğretim hürriyeti yok! Öğretim kurumları içinde hürriyet yok!

Öğretim kurumlanınız Yunus Emre'nin deyimi ile çocuklarımıza erik dalında üzüm yedirme iddiasındalar!

Çıktım erik dalına anda yedim üzümü!

Sen iç hürriyeti tanımıyorsun! Değil talebene, öğretmenine hürriyet vermiyorsun, senin yaptığın erik dalında üzüm yedirmekten başka nedir?

Mevlâna "aşk" ve "ümid" diyordu!

Bugünkü arızalı sistem ne diyor? Çocuklarımızın kalbine ne koyuyor, kafasına ne yerleştiriyor tıka basa?

Dinin, İlahî olanın değişmezleri yerine, kişinin, fânî olanın değişmezlerini!

Eğer değişmezler arasında bir tercih yapılacaksa, elbette, İlahî olanı tercih edilir. Kişioğlunun değişmez sandığının bu noktada kıl kadar değeri yok! Eğer kişinin sağlığında bu anlaşılmamışsa, ölümünden sonra birileri bunun anlaşılmazlığı/aşılmazlığı üzerine bir sistem kurmuşlarsa, o cemiyet yetişen nesillerine haksızlık ediyor demektir. Değil sosyal alanda aşılmazlık, fen bilimlerinde, yani daha kanuna varmaya müsait müsbet bilimlerde bile gerçeği yeniden kurma esastır!

Yüz yıl önce mesela, Newton en aşılmazdı. Bir anlamda mutlak kanunlara varmıştı. Şimdi öyle mi peki? Bu "izafiyet" de neyin nesi oluyor?

Mevcut eğitim-öğretim sisteminin prangalarını kırmalıyız, en önce!

Fikri, vicdanı, bilgiyi hürleştirmeliyiz! Çocuklarımızı ideolojik "doğru"ların esaretinden kurtarıp daha fazlasını talep edecek şekilde yetiştirmeliyiz!

Yazar okulu, yazar yetiştiren bir "yazar yetiştirme fabrikası" değil bu yüzden. Yolları açma cehdini daha fazla önemseyen bir anlayışın somutlaştırılmaya çalışılmasından öte bir niyete dayanmıyor.

Bu arayışın yeni yolcularına, hoş geldiniz diyorum!

 

D. Mehmet Doğan'ın Yazar Okulu'nun

6. Dönem açılışında yaptığı konuşmadan

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.