20 Eylül 2019
  • İstanbul17°C
  • Ankara20°C

DİCLE’DEN HÜZÜNLÜ MEKTUP

Eyyüp AZLAL

30 Ağustos 2019 Cuma 12:01

Ah Haluk Hocam!..

 Dicle, kuzularına mı ağlasın, sana mı?Masal anlatır gibi anlatırdın Dicle’yi ve kuzularını. Şimdi Dicle ne yapsın?Ağır ağır ağıtlar yaksın. Bu vakitsiz ayrılışa ağlasın. Sararmış ağaçların dallarından yapraklar koparsın. Berrak sularından uzak berrak bir akşamdan arta kalan ve hüzün mektubu getiren postacılar gibi...

Ah Haluk Hocam!..

Nazlı nehir Dicle’ye nazenin bir buse bırakıp da  gidiyorsun. Tuna’ya, Meriç’e, Nil’e aynı mehabeti taşıdığın diğer nehirler gibi... Bir evliya kerameti bir enbiya mehabeti bırakıyorsun arkanda. Büyükşehirlerin dinmeyen gürültüsünden büyük nehirlerin kıyısına sığınmışken bu ani ayrılık niye. Daha Dicle’nin kuzularına seslenecektik. Kaval sesleri duyacaktık çobanların arasından.

Ah Haluk Hocam!..

Dicle bu mevsimde karları eritmiyor. Hüzünlü duygularımızı eritiyor. Hüzünle akıyor sağa sola. Başını vuruyor taştan taşa. Kıvrımlı akışlar belli ki hüzün taşıyor. Berrak bir imanın yol arkadaşı gibi. Ey! Suyun dilinden anlayan hocam ne söyler bu nehir şimdi kim bilir. Gönlünü Tuna’da, Meriç’te bırakmadın hiç. Belki bu taraflara geç uğradın geç.

Ah Haluk Hocam!..

Bu diyara vardığın günü nasıl unuturum? Dicle kenarında ilk abdest alışın ve elini suya ilk daldırdığında selama durmuştun. O vakit Hz. Ömer’in adaleti geldi yadına. Durdun ve biraz sonra  Merhum Akif’ten şu şiiri mırıldanmıştın:

“Kenar-ı Dicle’de Bir Kurt Aşırsa Koyunu

Gelir de Adl-i İlahi Sorar Ömer’den Onu”

 

Ah Haluk Hocam!..

Seni Dicle kenarında görenler bu nehirden koparılmış bir dal gibi görmüşler. Asil damarlardan kopmuş bir daldın sen. Ahlat’ta Selçuklu kümbetleri bu dalın en müşahhas örneği. Ki Malazgirt fatihi Sultan Alpraslan Hemedan’ı, İsfahan’ı aldıktan sonra Dicle kıyılarına dayanmıştı. Orduları, Dicle’nin azgın dalgalarına atlarını vurmuşlardı. Dicle nehrinde şimdi kaç şehit var o günlerin anısını yaşatan. Diclenin kayalarından, dağlarından ve ormanlarından akıp gelen kuzular ancak

 o zamanlar sessizdi ve mutluydu. Sultan Alparsla’nın torunları Ahlat’tan yola çıkarken Tuna’nın, Nil’nin ve diğer bütün nehirlerin hatta şehirlerin rüyası bir medeniyeti gerçekleştireceklerdi.

Ah Haluk Hocam!..

Dicle kıyılarından sonra bir gün Ahlat’ta, öbür gün Malazgirt’te. Fakirin yıllar önce yazdığı bir şiiri vardı.

            Ah Ahlat!

            Beni de ağlat.

            Selçuklu mezarları

            Ve Söğüt Yaylası

            Burdan çıkar yiğitler

            An gelir Budin Ovası

            An gelir Üsküp arkası

 

Ah Haluk Hocam!..

Herkes tatil günlerinde tatil köylerine koşarken sen hakikatin peşinden koşardın. Dağlara, yaylalara, çobanların arasına karışırdın. Şırnak, Batman, Bingöl, Van, Erzurum... Buralarda hep Dicle’nin izini aradın. Kim bilir bir Bitlis’te Beş Minare ve Erzurum türküsünden sonra İbrahim Sadri  dile gelmiştir.

 

Ula Zeki İstanbul neki Erzurum yayla

Yayla ulan Erzurum sana da olsun merhaba

 

Tuna nehrine güzellemelerle meraksızlar şehrini âbâd ettin. Meraksızlar şehrinin insanları bakarken görmeyi de öğrendiler sayende. Vefasızlara vefalı oldun. Susuz yolculara yoldaş oldun. Gezdin dağdan dağa bu geniş coğrafyada. 

Ah Haluk Hocam!..

Şimdi Dicle öksüz,Tuna öksüz, Nil boyları öksüz. Hatıralar bile öksüz. Koyun sürüleri meralarda, kayalıklarda keklikler öksüz kalmış. Toprak inliyor, karlar eriyor. Yüreğim hüzün dolu. Dicle’nin sesi Dicle’nin ağıtlarına dönüşmüş. Dicle’nin feryadı şimdi başlıyor.

Ah Haluk Hocam!..

 Mavi Nil, yeşil Tuna... Haluk Hocamız ne gün döner yurduna... Göçtü kervan kaldık dağlar başında, demiştin. Veda nerede kaldı, başlangıç nerede. Belağat ilmiyle boyanmış sözlerinle bizi nasıl da yanına çektin. Zamanı gelince biz de göçeriz bu dünyadan be hocam!Önden gidenlere selam olsun. 

Milat Gazetesi

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.