19 Kasım 2017
  • İstanbul14°C
  • Ankara0°C

‘DÜNYAYI GÜZELLİK VE İYİLİK KURTARACAK’

Söyleşi / Reyhan AydıngençFahri Tuna İle Son Kitabı ‘Kırk Güzel İnsan’ı Konuştuk‘Dünyayı Güzellik ve İyilik Kurtaracak’

‘Dünyayı Güzellik ve İyilik Kurtaracak’

29 Mayıs 2017 Pazartesi 15:41

 

Fahri Tuna her yazısında, her kitabında hayatın içine gizlenmiş güzellikleri fark ettiriyor bizlere. Kırk Güzel İnsan’da anlattığınız her kişi bir kahraman aslında. Kırk Güzel İnsan’ı tanımak, anlatmak ne kadar zamanda gerçekleşti?

Bir ömür. Elli sekizimin içindeyim. Bu durumda yarım asır diyelim. Yazmaksa bir yılımı aldı. Gerçek bir kahraman olan, seksen yıllık ömrü defalarca hapse atılmasına karakola götürülmesine rağmen çevresine Kur’an ve Türkçe öğretmekle geçmiş Bulgaristan Dobriçli Hacı Remziye Teyze’nin vefatı üzerine yazmaya başladım bu kitabı. İlk olarak o merhumeyi yazdım. Sonra, zaten doksan bin ağaç belki var belki yok Mardin’de, cebinden tek başına kırk beş bin ağaç dikmiş bulunan ve sulama sistemini de kendisi kurup her gün sulayan kamyon şoförü Bağkur emeklisi Şeyhmus Amca ile devam ettim. Gerisi geldi zaten…  

Her insan elbet çok değerlidir; ancak sizin portresini yazdığınız insanlarda anlatmaya değer bulduğunuz özellikler nedir?

Dünyayı hayatı çevrelerini güzelleştirmeleri zenginleştirmeleri. Medeniyetimizin ihsan yani iyilik diye bir kavramı var, biraz unutulmaya yüz tutmuş olsa da. Bu kitabımdaki kahramanlarımın tamamı bu özelliğe sahip dostlarım. Tabii çevremde başka iyi, başka güzel insanlar da var. Yüzlerce. Bir kısmını yazabildim daha. Bakarsınız bir gün onlara da sıra gelir, nasip diyelim. Ben şuna tüm kalbimle inanıyorum: Dünyamızdaki bütün kaoslara, savaşlara, adam kayırmalara, ihale yolsuzluklarına, tabasbuslara, haksızlık zulüm çilelere, partizanlıklara, talana yalana rağmen; dünyada hâlâ iyi ve güzel insanlar var, çok hem de. Ve inanıyorum ki, dünyayı güzellik ve iyilik kurtaracak. Moral bozmak yok. İyiler, iyilikler; güzellik galip gelecek. Paranın, gücün, makamın on para etmediği bir gün anlaşılacak.

Çok farklı coğrafyalardan ve zamanlardan gelen insanlarla karşılaşıyoruz kitapta. Bu yerlerin sizin için önemi ve sizde bıraktığı etkiler nelerdir? (Özellikle Balkanlar.)

Ben çok kısmetli bir insanım. Resmi görevlerim gereği Anadolu ve Rumeli’yi defalarca dolaşma, yüzlerce iyi insanı tanıma fırsatı buldum. Ve Rabbimin nimeti, ne kadar şükretsem azdır, hep iyi insanlarla tanıştım, dost oldum. Bu kitaptaki kahramanlarım Osmanlı Coğrafyasının neredeyse tamamından. Mardin’den Kosova Prizren’e, Erzurum’dan Gagauz Yeri’ne, Trabzon’dan Gümülcine’ye, Malatya’dan Kırcaali’ye, Kırıkkale’den Üsküp’e, Adapazarı’ndan Edirne’ye… Osmanlı bakiyesi hepsi. O nedenle de, okurlarımın facebook üzerinden yüzde 81 oranında tercihleriyle kitabın kapağı turkuaz oldu. Yani Türk mavisi. Osmanlı mavisi. 

Kitapta yaklaşık 70 portre bulunmasına rağmen neden “Kırk Güzel İnsan” ?

Kitabın adı elbette merhum Cahit Zarifoğlu’nun, ki kalemimde büyük hakkı olan bir ağabeyimdir, son portrem de Cahit Zarifoğlu üzerine yazılmıştır zaten, meşhur ‘Yedi Güzel Adam’ına telmihtir. Kitabı kırk kişi üzerine planladım. Kırk kavramı önemli bizim kültürümüzde; İslâm’da da, İslâm öncesi kültürümüzde de. Kırklanmak, arınmak,  temizlenmek, kırk uçurmak, kırk erenler… hep olumlu çağrışımlar. O nedenle kırk kişi seçtim. Kırk yazı var kitapta. Ama ülke yazılarında Makedonya’da Yedi Güzel İnsan, Gagauz Yeri’nde On Güzel İnsan’ı yazınca kişi sayısı yetmişi buldu, evet. Ama yazı sayısı kırktır. 

Taraklı’nın sizin için önemini bizler biliyoruz. Bilmeyenler için Taraklı’yı nasıl anlatırsınız?

Taraklı ‘huzurun ikinci adresi’ benim için. Kızım Ayşenur’un tabiriyle ‘Taraklı insan demek’tir. Vali Hasan Duruer’in tabiriyle ‘Taraklı’nın insanı meşhur’dur. Modern dünyanın bu kadar bozulmuşluğuna kokuşmuşluğuna çürümüşlüğüne rağmen, Taraklı ‘insan kalabilenler’in en çok olduğu yerlerdendir. Safiyet, güven, huzurun diğer adıdır. Aslıma dönüyor, kendimi buluyorum orada.

Taraklı deyince elbette birçok güzellik geliyor hatırımıza. Taraklı’da ‘yalaza kültürü’ hakkında neler söylersiniz?

Taraklı’nın kendine has bir espri, mizah anlayışı var: Yalaza. Büyük yalaza ustası Hâfız Hasan Çolak’ın tespitiyle ‘tilki muhabbeti.’ Yine büyük yalazacılardan Yazar Ahî Naci İşsever’e göre, ‘Taraklı, karakışa, meyveleri sebzeleri don vurmasına, fakirliğe yoksulluğa karşı kendisini yalazaya vurarak ayakta kalabilmeyi başarabilmiştir.’ Sünni, Hanefî, Nasreddin Hoca mizahının biraz daha teatral ve kurgulu ama doğaçlama olanı diyebiliriz. Çok özgün ve güzel bir mizah. Unutmadan: Kırk Güzel İnsan’da iki de Taraklılı var: Keşkapan Tacettin (Özkaraman) ve Ormancı Alettin (Yılmaz).

Asmaaltı Selahaddin Şimşek Atölyesinden kahramanlar da var kitapta. Selahaddin Şimşek ve Asmaaltı sohbetleri sizin için ne ifade ediyor?

Büyük Usta’mızdı o bizim. Tek başına cemaatti, tek başına bilinçti. Tek başına kitaptı, filmdi, dünyaydı. Birçoğumuzu o yetiştirdi. Hakkı çok büyüktür üzerimizde. Kalemimi gönlümü aklımı o terbiye etti benim mesela. Anlattıkları okuttukları yazdırdıklarıyla. Beni deneme ve mizahtan, portre ve biyografiye yönlendiren de odur: ‘Hayır, sen portre yazarı olmalısın’ demişti. Bizim Cihat Zafer’in çok güzel tespitiyle Yenicami Asmaaltı Kahvehanesi, aslında bir Asmaaltı Akademisi’ydi, tam manasıyla. Bunu her geçen gün daha çok anlıyor ve merhumu daha çok özlüyoruz. Sizin vesilenizle Selahaddin Şimşek Ağabeyimize minnetlerimizi sunuyor ve Fatihalar gönderiyoruz.

Şehir ve kişi portreleri yazıyorsunuz. Sizce portre, Türk edebiyatında yeterince bilinen, anlaşılan ve yeterli sayıda örnekleri olan bir tür mü? ( Hayırsa bunun sebepleri neler sizce)

Birçok şehirde birçok okulda söyleşi imza günlerinde sahnede ‘ben Türkiye’nin en iyi on portre yazarından biriyim’ derim, koltuklarımı kabartarak. Gençler şaşırırlar, ‘ne kibirli adam’ diye düşünürler muhakkak. Eklerim: ‘Biz Türkiye’de on portre yazarıyız. Ben de onuncuları ve sonuncularıyım’ deyince kahkahayı basarlar. Maalesef portre edebiyatımız çok zayıf. Şu anda da yazan (yaşayanlardan) -bilebildiklerimiz- Şair Mehmet Aycı, Yazar Nesrin Çaylı ve bendeniz. Gelmiş geçmiş en başarılı portreci ise - bana göre – ‘Doksan Dokuz Yüz’üyle Cemal Süreya’dır.

Portre yazmak zor bir uğraş. Yazma öncesinde nasıl bir ön hazırlık yapıyorsunuz ve nasıl yazıyorsunuz?

Zor yazan biriyim ben. Şöyle bir araştırıyorum elbette. Yazarsa şairse kitaplarına bir daha göz atıyorum. Klasik özgeçmişlerine göz atmam genellikle. Şurada doğmuş burada okumuş, pek ilgilenmem. Daha çok gönüllerdeki izdüşümünü önemserim, ipuçlarını yakalamaya çalışırım.

Kitabın editörlüğünü sevgili Ayşenur Gülsüm yapmış. Genç kuşağın yetenekli  edebiyatçılarından olan Ayşenur’un zor bir öykücü olduğunu biliyoruz. Çalışmalar sırasında da sizi zorlayan,  baba – kız arasında anlaşmazlığa düştüğünüz durumlar yaşandı mı?

Yaşanmaz mı; yaşadık elbette. Ama orada baba-kızlık hukuku işlemedi, işletmedik. Bir gece, gecenin üçü, bir paragrafa takıldık kaldık, ilerleyemiyoruz. O çıkmalı diyor ben kalmalı. Şöyle bir karar aldık: Editör o, son kararı o vermeli, ben sadece kalma gerekçemi anlatmalıyım. Anlattım, ikna olmamış olmalı ki, o paragrafı attı, devam ettik. Ama Ayşenur Gülsüm ile çalışmak çok zevklidir. Enfes takdim yazısı için ayrıca teşekkür ediyorum ona: ‘Balkanlar’dan Adapazarı’na, Edirne’den Mardin’e, Kırk Güzel İnsan, güzelin umudu olacak okuyucunun kalbinde. Dünyada güzelliğin var olabileceğinin, iyi insanların daima etrafta olduğunun ispatı olacak. Kitaptaki kırk kişinin hayatını, güzeli daha güzel kılan, güzeli daha güzel gören Fahri Tuna kaleminden okurken; gök önünüze serilmiş, dalga ayağınıza değmiş, bir kedi okşamış ya da en kıymetlisi; hiç tanımadığınız biri size gülümsemiş gibi ferahlık duyacaksınız, mutlu olacaksınız. Eminim; bu kitap ile siz, güzelliğe inanacaksınız!’

Çok farklı şehirlerde, mekânlarda Kırk Güzel İnsan için söyleşiler gerçekleştirdiniz. Bu söyleşilerde hatırınızda kalan ilginç bir anınız oldu mu?

Evet; kitaptaki güzel insanların bereketinden olmalı, yirmiyi aşkın şehirde söyleşileri imza günleri oldu kitabın. İki ayda ikinci baskısı gerçekleşti. Bu o insanların bereketindendir diye düşünüyorum. Hemen her söyleşide Oktay Sarı’ya bağlanıyoruz. İzleyiciler Oktay’ın ‘Hayatta en hakiki mürşit yalandır’ sözüne kahkaha ile gülüyorlar ama Oktay ekliyor son tahlilde: ‘Siz benden ibret alın, benim gibi yalan söylemeyin sakın.’ 

Şehir portreleri yazdığınızı biliyoruz. Birbirinden güzel bu yazıların kitaplaştırılma projesi var mı önümüzdeki günlerde?

Evet, Şehir ve Kültür Dergisi’nde üç yıla yakın süredir şehir portreleri yazıyorum. Brüksel’den Mardin’e, Prizren’den Yozgat’a, Üsküp’ten Bursa’ya… Sayıları otuzu buldu. İstanbul’dan bir yayınevi kitaplaştırma talebinde bulundu. Yeni yılda bu yazılardan bir kitap çıkabilir, inşallah.

Edebiyat atölyeleriyle çoğalıyor ve çoğaltıyorsunuz bizleri. Atölye çalışmalarının yazmaya hevesli çocuklarımız, gençlerimiz için önemi yadsınamaz. Atölye çalışmalarıyla ilgili siz neler söylemek istersiniz? Devam etmekte olan atölye çalışmalarınız var mı?

Bolu Valiliği/Bolu Belediyesi Köroğlu Yazarlık Okulu’m ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Akademi-Lise Yazarlık Okulu’m sezonu tamamlamak üzere. Onun dışında bazı projelere destek manasına aldığım davetlere de katılıyor yazarlık dersi veriyorum. Mesele şu: Bana göre Türkiye’nin en büyük meselesi yeteneklerini eğitmemesi. Bu bağlamda yeteneklerin gelişimine karınca kararınca katkıda bulunmaya çalışıyorum. Bin yılda bu topraklarda Türkçe üzerinden kurduğumuz güzel medeniyetimizin bekası ve devamı için, ülkemizdeki yazarlık okullarını çok önemsiyorum.

Son olarak edebiyata gönül vermiş yazar adaylarımıza önerileriniz neler olur?

Bilsinler ki yazarlığın yüzde 67’si yetenektir. Kalan 33’ün ise üçte biri okumak, üçte biri yaşamak, üçte biri de gözlemdir. Bunlar benim tecrübeyle edindiğim şahsi görüşlerim.  Bizim Doğu medeniyeti geleneği usta-çırak ilişkisi üzerine kuruludur. İyi bir usta bulsunlar kendilerine. O usta nezaretinde adım adım ilerlesinler, sabırlı olsunlar. Kimseye özenmesinler. Zamanla kendi sesini kendi rengini kendi üslubunu bulsunlar. Ve hiçbir zaman ‘oldum’ demesinler. Hep ileriye, daima ileriye. Ve unutmasınlar: ‘Yazıyorsanız varsınız, yoksa yoksunuz.’ (Eftibey)

krkgzlsin.jpg

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.