17 Ocak 2018
  • İstanbul12°C
  • Ankara3°C

HADDİMİZİ BİLMELİYİZ

Türkiye Yazarlar Birliği’nin bu haftaki konuğu Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd.Doç.Dr. Şakir Çakmak. Çakmak, Türkiye’de tarihi mekanlar üzerinde gerçekleştirilen restorasyona ilişkin sunumunu aktardı.

Haddimizi bilmeliyiz

13 Aralık 2017 Çarşamba 14:51

 

SULTAN GÜMÜŞ

Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd.Doç.Dr. Şakir Çakmak, Türkiye Yazarlar Birliği’nin konuğuydu. Türkiye’de gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları hakkında sunumunu yapan Çakmak, yanlış restorasyon çalışmaları sonucu birçok tarihi eserin yok olduğunu anlattı. “Haddimizi bilmeliyiz” cümlesini sık sık vurgulayan Çakmak, eseri yapısına uygun olmadan değişikliğe götürmenin büyük bir saygısızlık ve hadsizlik olduğunu belirtti.

Eşi ve kızıyla birlikte programa katılan akademisyen Şakir Çakmak, çeşitli şehirlerde yapmış olduğu restorasyon çalışmaları üzerinden ilerleyerek eleştirilerini de beraberinde getirdi. Olumlu çalışmaları fotoğraflar sunarak belgeleyen Çakmak, bilinçsiz kişiler tarafından gerçekleştirilen ve kullanılamayacak hale getirilen restorasyon çalışmalarını da sunarak tepkisini koydu.

“YAPININ DİLİNİ BİLMELİYİZ!”

“Yapının dilini bilmeliyiz” diyen Çakmak, “En kolay yolu bulup işi bitirmeye çalışıyorlar. Eğer siz o güzelim yığma duvarlı yapıya alır çimento harçla sıva yaparsanız o filtrasyonu kesersiniz. O yapı birkaç gün sonra zaten kusmaya başlar” dedi. Restorasyonu yaparken esere sonuna kadar müdahale etme hakkı bulunmadığını aktaran Çakmak, “Haddini bilmekten kastım bu. Eseri katletmememiz lazım. Yanlış çalışmalar sonucu eser inanılmaz çiğ bir görüntüye neden olabilir. Proje ve uygulama hatası yüzünden geri dönüşü olmayacak yollara giriliyor. Eseri tamamen kaybediyoruz bu kez. Esere haddinden fazla müdahale etmiş olsak o artık bizim eserimiz olur, onu yapan ustanın eseri olmaz. Ustaya haksızlık ve saygısızlık olur en başta” diye konuştu.

Kendi yaptığı çalışmalardan ve yöntemlerden yola çıkarak sunumuna devam eden Çakmak, önceki çalışmalarda yok edilen işlemeleri küçük dokunuşlarla ortaya çıkardıklarını da kaydetti. Çakmak, “Biz restorasyon çalışmalarımızda var olan rengin her zaman bir açık tonunu kullanıyoruz ki özünü kaybetmesin. Hatta bazen birkaç çalışmayla önceden ortaya çıkarılmamış işlemeleri de keşfediyoruz eserde. Bunlar önceki restorasyon sırasında yanlış uygulanan çalışma sonucu kaybettirilen ancak bizim çalışmalarımızla tekrardan gün yüzüne çıkarılan işlemeler. O kadar muazzam işlemeler ki bunları nasıl gizlemek isterler” cümlelerini kurdu.

ASLA ABARTMA OLMAKSIZIN…

“Restorasyonda özgün olan ne ise onu korumalıyız” diyen Çakmak, çok küçük dokunuşlarla, asla abartma olmaksızın onarım yapılması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Çakmak restorasyon çalışması gerçekleştirirken herhangi bir akademisyenden yardım almayıp, işin ustalarına başvurduğunu belirterek teorinin değil de pratiğin önemine de dikkati çekmiş oldu.

Restorasyonda öncelikli kriterlerin altını çizen Çakmak, “Önceki ustaya saygı duyarak, haddini aşmayarak, o kültür varlığının niteliği ne olursa olsun ister mimarisiyle çok değerli bir yapı olsun, ister çok mütevazı bir yapı olsun, bir kere çok önemli bilgi değerleri taşıdığını unutmadan restorasyon tamamlanmalı” dedi.

Yeni yapılan binaların eski binalar karşısında saygıyla eğilmesi gerektiğini hatırlatan Çakmak, estetik değerlere saygının zamanla yitirildiğini ve kentsel dönüşümün şehirler için büyük bir dram olduğunu kaydetti. Çakmak, “Daha 1950’li yıllara kadar o saygı bizde vardı. Estetik değerlere nasıl davranılması gerektiğini biliyordu insanlar. Ama bugün maalesef mimarimizle, tavrımızla, rant yüzünden bu hale geldik. Kentsel dönüşüm adı altında bir furya alıp başını gidiyor. Bu furyadan en çok zararı da bu estetik değeri olan eserler görüyor. Umarım ki aklımızı başımıza alırız ve bu yapılara gereken ilgiyi, saygıyı gösteririz” diyerek sözlerini tamamladı.

Sunum sonrasında gelen sorular ise epey düşündürücüydü. Restorasyon çalışmalarının ihale usulüyle yapılıyor olması ve üniversite öğrencilerinin pratikten yoksun kalarak eğitimlerini doğru bir şekilde alamaması, aynı şekilde yine mimarlık ya da mühendislik okuyan üniversite öğrencilerinin yaratıcılıktan mahrum kalması gündeme getirilen konular arasındaydı.

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.