23 Kasım 2017
  • İstanbul12°C
  • Ankara3°C

HAYIRCILAR ARSIZ BİR ŞEKİLDE YALAN SÖYLÜYORLAR

Referanduma sayılı günler kala Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Ayşe Türkmenoğlu ile yeni sisteme dair önemli meseleleri konuştuk.Fatma Gülşen Koçak

Hayırcılar Arsız Bir Şekilde Yalan Söylüyorlar

28 Mart 2017 Salı 15:13

Cumhurbaşkanlığı sistemi ülkemiz için neden gereklidir?

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan 2014 yılında ilk seçildiğinde de şunu söylemişti, “ben koşturan, terleyen bir cumhurbaşkanı olacağım. Sembolik bir cumhurbaşkanı olmayacağım” dedi. Anayasanın bana verdiği yetkileri kullanacağım dedi. Çünkü halk sizi seçecekse karşılığında halka karşı bir şeyler yapacağınızı söylemeniz gerekir. Siyasi partiler seçim zamanlarında nasıl propaganda yapıyorlar, seçim beyannamesi hazırlıyorlar ve iktidara gelince neler yapacaklarını söylüyorlar.

Halkın hiçbir zaman gerçek manada yönetime gelmeyeceklerini düşündükleri için o dönemin cunta liderine göre bir cumhurbaşkanlığı tarifi ve yetkileri var. Sınırsız yetki var ama sorumsuz bir cumhurbaşkanı. 2007 yılında aslında sistem değişmiş oldu. Ama bakacak olursanız 70’li yıllardan itibaren tüm siyasi partileri içindeki sağ partiler başkanlık sisteminin elzem olduğunu Türkiye’nin olmazsa olmazı olduğunu ve Türkiye’nin reçetesi olduğunu söylemişler. Çünkü parlamentolar krallıklarda kral veya kraliçeye alternatif olarak halkın bir anlamda dengeyi sağlamak gücünü temsil etsin diye seçilip geliyorlar. İlk örneklerinden birisi de biliyorsunuz İngiltere. İngiltere’de hem lordlar kamarası var hem de avam kamarası var. Avam halkın seçtiği kişiler, lordlar da soylulardan oluşan insanlardır. İlk dönemleri belki parlamentonun Fransız ihtilali dönemlerinde de hatırlarsınız, o dönemler kaç kez parlamentolar kurulmuş dağılmış. Yani demokratik anlamda belli bir aşamaya gelmek çok kolay olmamış. Hiçbir ülke için kolay olmamış, Türkiye için de kolay olmamış.

 

Sistem değişikliği noktasında geç kaldığımızı düşünüyor musunuz?

Geldiğimiz noktada 2007’den beri aslında sistem değişti. Biz sistemin revize edilmesine geç kaldık. Çünkü 2007’deki değişiklikten sonra 2008 yılında partimize kapatma davası açıldı. Sonrasında 17-25 Aralık operasyonları hatırlıyorsunuz, bürokratik engellemeleri artık söylemiyorum. Çünkü bürokrasi o kadar hantal bir şekilde ilerliyor ki hiçbir zaman yürütmenin o hızına yetişemiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ilk başbakan olduğu dönemlerde en büyük mücadelesinin bürokrasiyle olduğunu söyledi ve bürokrasiyi azaltmaya çalışacağız dedi. Ama o çark öyle bir halde ki sizi de içine alıyor. Bürokrasinin hantallığı ile yürütmenin o aktifliği bir türlü eş zamanlı gitmiyor. Yürütme sürekli önden gidiyor, bürokrasi arkasından geliyor. Hatta Başbakanımız Binali Yıldırımın bir açıklaması var, “barajlar köprüler yollar bürokratik hızdan daha hızlı yapılıyor. Onun bürokratik işlemleri 5 yıl sürüyorsa 1,5-2 yıl içerisinde hayata geçirilebiliyor. Fiziki anlamda hayata geçirilebilirlik bu kadar kısa sürede ama bürokrasi sürekli Türkiye’nin önünde engeldir.

 

MHP’nin desteğini nasıl yorumluyorsunuz?

2007’de değişen sistemin şuan ki uyarlamasını yapmaya gayret ediyoruz çünkü 15 Temmuzdan sonra bunun en büyük destekçisi MHP oldu. MHP destek vermeseydi yine yapamazdık. Bizim mecliste bunu değiştirebilecek yeter sayımız yoktu, 316 milletvekilimiz var ve 330 karar yeter sayısı olması gerekiyor. Bunu yapamadığımız için MHP Türkiye üzerinde oynanan oyunları gördü ve Devlet Bahçeli bu anlamda her zaman devletçi, ülkesini seven bir insan olarak duyarlı davranıyor. Devlet adamı duruşuyla özellikle ülkenin kriz anlarında elini uzatabiliyor. 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aynı şeyi yaptılar. O dönem üçüncü parti olarak meclise girdiler ve toplantı yeter sayısı bulunsun diye her ne kadar oy vermedilerse de mecliste bulundular. Bulunmasalardı yine anayasa mahkemesine takılacaktı. O dönem böylelikle cumhurbaşkanı seçildi.

 

Referandum sürecinde Hayırcıların en çok dillendirdiği mesele ‘’Tek Adam’’ eleştirisi. Bu hususta ne dersiniz?

Cumhurbaşkanı da Başbakan da şu an bile isteseler ikisi de birer tek adam olabilir. Bir, cumhurbaşkanının geniş yetkileri var, sorumluluğu yok. Başbakan güçlü bir hükümet lideri, yürütmenin başında aynı şekilde olabilir. Ben gittiğim yerlerde bunu anlatıyorum, “cumhurbaşkanı tek adam olacakmış” istese zaten şu an olabilir, bunun için hiçbir engel yok. Kaldı ki sorumluluğu yok. Ceza kanununda karşılığı yok, madde düzenlemesi yok. Bunu ileri sürenler sadece insanların korkuyla iradelerini sakatlamaya çalışıyorlar. Ben 80 milyona karşı göz göre göre bu şekilde yalan söylenmesini gerçekten kaldıramıyorum. Hayırcılar Arsız bir şekilde yalan söylüyorlar. Çok pişkince yalan söylüyorlar.

Güçlü bir Başkanlık sistemi olmaması Türkiye’ye neler kaybettirir?

Türkiye’nin gerçek anlamda 2023, 2071 hedeflerine ulaşması şu gördüğümüz sistemle mümkün olmaz. Her zaman Ak Parti gibi güçlü bir iktidarın gelmesi zor, keşke olsa. Türkiye’de üç siyasi partide bu şekilde olmuş, Demokrat Parti Anavatan Partisi ve Ak Parti. Ama Cumhurbaşkanımız başbakanlığı döneminde de her zaman söylüyordu, “ülkem ve milletim kazanacaksa ben kaybetmeye hazırım” diyordu. Şuanda ülkenin geleceği sistem değişikliği ile ilgili sürecin özellikle 15 Temmuz hain işgal eyleminden sonra ne kadar önemli olduğunu görmüş olduk. Çünkü Türkiye’nin siyasi kırılganlığının neler yaşattığını sizler biliyorsunuz. Özellikle 7 Haziran 1 Kasım arasındaki süreci çok iyi hatırlıyorsunuz. Türkiye’ye ekonomik anlamda yapılan saldırıları, terörün ne kadar tırmandırılmaya çalışıldığını, çukur siyasetinin yapılmaya çalışıldığını, vatandaşın mal can ve namusuna kadar tasallut eden bir terör örgütü var. Evlerin içinden tüneller çukurlar hendekler kazıp güya kendilerince devlete başkaldırmaya çalıştılar. Amaç ne idi, o dönemde siyasi belirsizlik var koalisyon kurulmadı. Güçlü bir iktidar yok, “tam da Türkiye’yi karıştırmak için en iyi ortam”. Türkiye’de bu sistem değişikliği olursa siyasi istikrarla birlikte terör örgütlerinin ve onlara destek veren arkadaki güçlerin Türkiye’ye dair emellerinde kırılma olacak, Türkiye’de siyasi anlamda kaosla birlikte belirsizlikle besleyemeyecekler ve teröre uygun ortam hazırlanmayacak. Ekonomik anlamda da istikrar olacak.

Halkın arasında çokça dillendirilen bir mesele var. Ak Parti içinde Fetö temizliği ne zaman yapılacak diye soruluyor. Sizce Ak Parti’nin yeni dönemde kendi içerisinde bir temizlemeye gitmesi gerekmiyor mu?

Geçen gün Uludağ Üniversitesinde öğrenciler tarafından da soruldu bu soru. Ak Parti şu anda teşkilatları ile ilgili bu çalışmaları yapmış durumda. Çok fazla haber olmadı ama teşkilatlar ve yerel yönetimlerde bu noktada zaten çalışmalar yapıldı. İhraçlar oldu, tutuklamalar oldu, görevden alınan belediye başkanlarının yerlerine kayyumlar ve sonrasında da seçilmiş olan ilk meclis üyeleri atandı. Eğer kastedilen meclisle ve milletvekilleri ile ilgiliyse, ben tüm milletvekillerimizin özellikle anayasa değişikliği sürecindeki desteklerini ve gece gündüz çalışmalarını biliyorum. Böyle bir şey varsa zaten ortaya çıkar. Ama Sayın Başbakanımız daha önce açıkladı, “bizim milletvekillerimizin içerisinde bu durumda olan insanlar yok” dedi.

Efendim, 15 Temmuz ihaneti çok büyük çaplı bir organizasyondu. Bu kadar büyük güce nasıl ulaştılar?

 Cumhurbaşkanımızın ensesindeki adam hain çıktı biliyorsunuz. Devletin kılcal damarlarına o kadar sirayet etmişler ki personelin başındakiler onlar, özlük işlerin başındakiler onlar, kurumlar arasındaki yazışmaların başındakiler onlar, özel kalemdekiler onlar. Öyle bir yerleşmişler ki… Sinsice yerleşmişler, bilemiyorsunuz. “İstihbaratın haberi yok mu” diyorsunuz, adamların haberleri iyi geliyor. Böyle bir durumda, çok sinsi bir şekilde yerleşmişler. 15 Temmuzdan sonra ortaya çıkan “itirafçıları” dinleyin, kimine CHP’li rolü verilmiş, kimine MHP’li rolü verilmiş. Sonradan öğreniyoruz ki polis okullarına giden öğrencilere, gözlerine kestirdikleri çocukları duruma göre rol veriyorlarmış. Onlar çok küçük yaşta kendilerini deşifre etmemek için yetiştirildikleri için kendilerini çok iyi kamufle etmişler.

Sayın Cumhurbaşkanımız milletin bağrından çıkan bir insan olarak millette her zaman bir karşılık görüyor ve seviliyor. Fakat düşmanlık derecesinde karşı olanlar da var. Sizce neden böyle bir tutum sergiliyorlar?

2002 yılından beri şöyle bir korku pompalandı, hayat tarzına müdahale… İzmir’dekiler oturup içkilerini içemeyeceklermiş, herkesin kafası kapatılacakmış. Öyle bir korku pompaladılar. Dün bir öğrenci sordu bana, “evet çıkarsa tüm başı açıkların başı kapatılacak” diyorlarmış. Ben de “dervişin fikri ne ise zikri de odur” dedim. Çünkü 28 Şubat sürecinde bizim genç kızlarımızın, kadınlarımızın nasıl mağdur edildiğini gördük. Herkesin başını açmaya çalıştılar. Onlar onu yaptıkları için tam tersi bir şekilde Ak Parti’nin de herkesin başını kapatacağını düşünüyorlar.

Temel hak ve özgürlükler noktasındaki en büyük yasal değişiklikleri yapan biziz. Demokrasinin standartının yükselmesi için Avrupa normlarına en çok uyan hükümet biziz. Bunları savunurken son 15 yılda değişen bir şey var mıydı, yoktu.

 

Niye sevmiyorlar, Ak Parti ve Cumhurbaşkanımız halkı temsil ediyor. Halka çok üst perdeden bakan, küçümseyen hakir gören insanlar öyle bir insanın kendilerini yönetmesini hazmedemiyorlar diye düşünüyorum.

 

Efendim sorularımıza cevap verdiğiniz için çok teşekkür ederim

Ben teşekkür ederim

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.