21 Kasım 2018
  • İstanbul15°C
  • Ankara8°C

İSRAİL TARİH DERS KİTAPLARININ (1948-2014) GÖZÜNDEN TANZİMAT’A KADAR OSMANLI-YAHUDİ İLİŞKİLERİ

Osmanlı İmparatorluğu uzun yüzyıllar dünyadaki en büyük Yahudi cemaatlerinden birine ev sahipliği yapmış, özellikle İspanya ve Portekiz’den sürülen Yahudilerin tarihinde İmparatorluğa gelişleri bir dönüm noktası olmuştur.

İsrail Tarih Ders Kitaplarının (1948-2014) Gözünden Tanzimat’a Kadar Osmanlı-Yahudi İlişkileri

29 Ocak 2018 Pazartesi 10:00

Selim Tezcan*
Alper Sarıbaş**
Mehmet Sadık Gür***

TYB Akademi 21: İsrail Sayısı / Eylül 2017

Burada başlıca gayrı-Müslim milletlerden birini teşkil eden Yahudiler, diplomasiden ekonomiye ve tıbba kadar türlü sahalarda önemli bir rol oynamışlardır. Sabatay Sevi’nin ortaya çıkması gibi zamanın tüm Yahudi dünyasını sarsmış bir olay Osmanlı İmparatorluğu’nda gerçekleştiği gibi Kudüs ve Filistin de dört yüzyıl boyunca Osmanlı idaresinde kalmıştır. İşte bu çalışma, Tanzimat’a kadarki Osmanlı-Yahudi ilişkilerinin ve Osmanlı Yahudilerinin durumunun 1950’lerden bu yana basılan İsrail tarih ders kitaplarında nasıl işlendiğini araştırmaktadır. Konunun incelenmesi, iki açıdan aydınlatıcı olacaktır. İlk olarak, İsrail’de ders kitaplarına yansıyan resmi tarih anlatısının ve bu anlatının ders kitapları yoluyla biçimlendirdiği toplumsal algının Osmanlı-Yahudi ilişkilerini nasıl gördüğü saptanmış olacak, böylece geçmişten bugüne İsrail-Türkiye ilişkilerini etkileyen bir faktör hakkında yeni veriler sağlanacaktır. İkinci olarak da vaktiyle Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşamış bir milletin bugünkü varislerinin İmparatorluğa nasıl baktığını görme fırsatı değerlendirilmiş olacaktır.

Son yıllarda tarih ders kitapları konusunda yapılan araştırmalardan bir kısmı yabancı ülkelerin ders kitaplarında Türk tarihinin işlenişi konusunu ele almıştır. Söz konusu çalışmalar, Almanya,[1] Rusya,[2] Azerbaycan,[3] Kırgızistan,[4] ABD,[5] İran,[6] Kıbrıs,[7] Ermenistan,[8] Yunanistan,[9] Bulgaristan,[10] Kosova,[11] Makedonya,[12] Bosna-Hersek,[13] Hırvatistan,[14] Orta Avrupa ülkeleri,[15] Suriye,[16] Ürdün[17] ve Suudi Arabistan[18] kitaplarını konu edinmiştir. Keza İsrail ders kitaplarında Arap imajı ve İsrail-Arap çatışmalarının nasıl yansıtıldığını ele alan pek çok araştırma da vardır. Ancak İsrail ders kitaplarında Türk tarihinin ve tarihte Türk-Yahudi ilişkilerinin nasıl yansıtıldığına odaklanan müstakil bir inceleme bulunmamaktadır.[19]

İsrail ders kitaplarında Osmanlı tarihinin nasıl işlendiğine kısaca değinen iki eser vardır. Eyal Naveh, “La imagen de Europa y del mundo árabe-islámico en el currículo escolar y los libros de texto de historia en Israel” [İsrail’deki Okul Müfredatı ve Tarih Ders Kitaplarında Avrupa ve Arap-İslam Dünyası İmgesi] adlı makalesinde konuya iki sayfa ayırmıştır.[20] Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine ilişkin bilgi veren iki ders kitabını inceleyen Naveh, İmparatorluğun İslam dünyasının zayıflığının tipik bir örneği olarak takdim edildiğini belirtir. Ancak Osmanlı-Yahudi ilişkilerinin nasıl işlendiğine değinmez. Elie Podeh ise konuyu The Arab-Israeli Conflict in Israeli History Textbooks, 1948-2000 adlı kitabındaki “The Ottoman Empire and the Image of the Turks” başlıklı dört sayfalık kısımda ele almıştır.[21] Yazar 1990’ların ortalarına kadar yayınlanan kitaplarda Osmanlı İmparatorluğu ve Türk imgesinin son derece olumsuz olduğunu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Sultanın despotça yönetimi ve valilerin keyfi idaresi altında soygun ve sömürünün kol gezdiği, Yahudilerin can ve mal güvenliğinden yoksun bulunduğu, ayrıca dinî taassup ve zenofobiden etkilendiği, yozlaşmış bir devlet olarak yansıtıldığını belirtir. Osmanlıların Yahudilere karşı millet sistemi çerçevesinde hoşgörülü bir siyaset benimsediği gerçeğine kitaplarda değinilmediği ve zaman zaman Yahudilere karşı benimsedikleri sert tutumun arkasında yatan geniş tarihsel bağlamın da işlenmediği eleştirilerinde bulunur. 90’lardan beri bu imge iyileşse de hâlâ stereotiplere yer verildiğini not eder. Ancak konuya kısıtlı bir yer ayırdığı incelemesinde, detaylara inmez; özellikle de bu tespitlerin Osmanlı tarihinin tüm dönemleri için geçerli olup olmadığı gibi önemli bir soruyu irdelemez. Mevcut çalışma ise konuya ayrılmış müstakil bir inceleme olarak 1948’den günümüze kadar konuya değinen tüm kitapları analiz etme ve Osmanlı-Yahudi ilişkilerinin her bir dönemi hakkındaki anlatı ve yaklaşımlarını detaylı olarak değerlendirme amacını taşımaktadır.      

Doküman incelemesi modelinin benimsendiği çalışmada, 1948-2014 yılları arasında İsrail devlet okullarında okutulmak üzere yayınlanmış tarih ders kitapları tarandı. Kuruluştan Tanzimat dönemine kadar Osmanlı-Yahudi ilişkilerine, 1959 ile 2012 arasında yayınlanmış toplam 17 İbranice kitapta kayda değer bir yer ayrıldığı tespit edildi. Yıllara göre dağılımları itibariyle, beşi 1950’ler ve 60’larda, dördü 70’lerde, biri 80’lerde, dördü 90’larda ve üçü de 2000’li yıllarda yayınlanmıştı. Bunlardan ikisi ilkokul, beşi ortaokul, onu da lise seviyesindeki okullar için hazırlanmıştı. Kitaplardaki ilgili pasajların önemlerine göre doğrudan veya özetlenerek çevrilmesi yoluyla veriler temin edildi. Betimleme ve içerik analizi yöntemlerinin uygulandığı araştırmada, kitapların konuya yaklaşımda sergiledikleri tavır ve perspektif, alt metinde verdikleri mesajlar ve bunlarda zaman içinde gerçekleşmiş olabilecek değişiklikler incelendi. Makalenin geri kalan kısmında, analiz sonucunda ulaşılan temalar klasik ve klasik sonrası dönem olmak üzere iki ana başlık altında ele alınacaktır.

Klasik Dönem

Bu bölümde önce klasik dönemde fetihlerle birlikte Osmanlı idaresine giren Romaniyot Yahudilere ve 1492’deki sürgünü takiben Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan Sefarad Yahudilerine ilişkin olarak kitapların neler söylediğini inceleyecek, daha sonra da sırasıyla İmparatorluk genelindeki ve Filistin’deki Yahudilerin durumu hakkında verilen bilgiler üzerinde duracağız. 

Osmanlı İdaresinde Romaniyot Yahudiler

Tarih ders kitaplarında Sefarad Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğu’na gelişinden önce İmparatorluk topraklarında bulunan Romaniyot Yahudiler hakkında kısıtlı da olsa bilgi verilmekte, durumları hakkında son derece olumlu bir tablo çizilmektedir. 1972 tarihli Toldot Yemey ha-Beynayim ba-‘Amim uve-Yisrael kitabi buna bir örnektir. “Engizisyonun İspanya'da ortalığı kasıp kavurduğu bir zamanda, Türkiye Yahudileri, Türk yetkililerinin adaletli yaklaşımından ve tam bir din özgürlüğünden faydalanıyorlardı. Daha fetih savaşları sırasında Yahudiler Türkleri Bizanslı zalimin elinden kurtaran ve özgürleştiren kimseler olarak görüyorlardı. Pek çok Yahudi Sultanın ordusunu katılarak ona Selanik'in fethinde yardım etmişti” sözleriyle başlayan pasajda, devrin rabbilerinden Yitzhak Sarfati’nin Avrupa Yahudilerine Osmanlı topraklarına yerleşme çağrısında bulunduğu nakledilmektedir. Metnin devamında II. Mehmet’in kent yaşamının tesisine ve ekonomik kalkınmaya yardımcı olacaklarını düşünerek Yahudilerin de iskânına ilgi gösterdiği, fethettiği İstanbul'a pek çok Yahudiyi yerleştirerek onlara çok sayıda hak tanıdığı ve sarayında çeşitli mevkilerde görevlendirdiği, genel olarak da Türkiye Yahudilerine tam bir dini ve hukuki özgürlük tanıdığı anlatılmaktadır.[22]

Osmanlılar ile Romaniyot Yahudiler arasındaki ilişkiler, “Osmanlılar ve Bizans Yahudileri” başlığı altında 1998 tarihli Mi-Dor le-Dor kitabında da konu edinilmektedir. Kitapta Osmanlıların fethettikleri Balkan ülkelerinde rastladıkları Yahudi cemaatlerine hoşgörüyle davrandıkları, zimmi statüsünü ve cizye ödemeyi kabul etmeleri karşılığında can ve mal güvenliklerini sağlayıp dini vecibelerini yerine getirmelerine izin verdikleri belirtilmekte, “Hristiyan komşularından zulüm gören Bizans Yahudilerinin Osmanlıları sevinçle karşılaması boşuna değildi" denmektedir. Yine II. Mehmet’in İstanbul’daki Yahudi iskânına değinilerek Sultanın fetih sırasında nüfusunun büyük kısmının kaçtığı şehre ülkenin çeşitli yerlerinden çok sayıda insan getirip yerleştirdiği, bu kimselerin arasında pek çok Yahudinin de bulunduğu kaydedilmektedir.[23]

Böylece iki kitapta da Bizanslıların Yahudilere sert muamelesi ile Osmanlıların hoşgörülü tutumu arasındaki zıtlığın altı çizilmekte, ayrıca daha Sefarad Yahudilerinin gelişinden önce bile Osmanlıların Yahudi cemaatine İmparatorluğun kalkınmasında önemli rol oynayabilecek bir unsur gözüyle baktığı mesajı verilmektedir. 

Sefarad Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğu’na Sığınması ve Getirdikleri Katkılar

Kitaplarda Sefarad Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğu’na kabulü, Osmanlıların hoşgörüsünden ziyade ülkenin kalkınması için Yahudilerin uzmanlık bilgilerine ihtiyaç duyulduğunun farkında olmalarıyla açıklanmakta ve söz konusu uzmanlık bilgileri sayesinde Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu’na zanaat, ticaret, tıp, ateşli silahlar yapımı ve daha birçok alanda yaptıkları katkılar vurgulanmaktadır. Bu yaklaşımın tipik örneklerinden biri, 1997 tarihli Masa’ el ha-‘Avar: Mi-Yemey ha-Beynayim ve-‘ad ha-‘Et ha-Hadaşa kitabının “Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu’na Entegrasyonu” başlıklı bölümünde bulunmaktadır. Burada Sultan Beyazıt’ın Osmanlı ekonomisine katkı sağlayacağını düşündüğü için valilere Yahudilerin kabul edilmesi talimatını verdiği anlatılmakta ve Sultanın bu kararı sayesinde Yahudilerin sürgün felaketinin altından kalkarak yeni bir memlekete, dile ve geçim şekline uyum sağlamalarının kolaylaştığı belirtilmektedir. “İspanya ve Portekiz Sürgünleri Osmanlı Ekonomisine Katkıda Bulunuyor” alt başlıklı bölümde ise Sultanın değerlendirmelerinde yanılmadığı, sürgünler arasındaki sanatkâr ve zanaatkârların maden açma, metal işleme, barut imali ve yün kumaş üretimi gibi alanlardaki bilgi ve tecrübeleriyle İmparatorluğun ve özellikle de nüfusça yoğunlaştıkları Selanik ve Safet kentlerinin ekonomisine büyük katkıda bulundukları kaydedilmektedir.[24]    

1974 basımı Yisrael veha-‘Amim kitabında ise Türklerin farklı fikir ve inançlara hoşgörü göstermenin ötesinde, aktif bir biçimde ülkelerine gelip yerleşecek sığınmacı İspanya Yahudilerini cezbetmek peşinde koştukları belirtilmekte ve Türklerin askerlik dışındaki konularda var olan bilgisizliği ile Yahudilerin uzmanlığı arasında keskin bir kontrast çizilmektedir:

Çünkü ülkelerinin kalkınması ve devletlerinin varlığı için Yahudilere ihtiyaç duyuyorlardı. Türklerin kendileri ne zanaat ne de ticaretle meşgullerdi; onlar fethettikleri ülkelerde askeri olarak hüküm sürseler de ekonomi ve finans meselelerinde uzman değillerdi. Yahudiler ise tıp mesleği ile uğraşanların çoğunluğunu teşkil etmekteydi ve Sultan ile ülkenin önde gelenleri Yahudi doktorların hizmetine ihtiyaç duyuyordu.[25]

Konunun en detaylı olarak işlendiği kitap, 1998 tarihli Mi-Dor le-Dor’dur. Buradaki, “Osmanlılar Sürgünleri Kabul Ediyor” başlıklı bölümde de konuya giriş yapılırken Osmanlıların İmparatorluğun genişlemesini takiben ülkeyi kalkındıracak ve Avrupa’daki kalelerin fethedilmesine yardımcı olacak uzmanlara ihtiyaç duydukları vurgulanmaktadır:

İspanya ve Portekiz sürgünleri arasında ateşli silahlar yapımı veya iplik eğirmek için gerekli olan metal eşyaların ve üniforma dikilen kumaşların üretimi gibi, doğuda henüz yaygınlaşmamış zanaatlarda uzman olanlar da vardı. Yine sürgünler arasında geçmişte İspanya hükümdarlarının saraylarında şair, ekonomi danışmanı ve doktor olarak çalışmış pek çok eğitim sahibi insan da bulunuyordu. Onların diplomasi, bilim ve uluslararası ticarette kazanmış olduğu büyük tecrübeler, muhtemeldir ki İmparatorluğun ilerlemesine yardım edecekti.[26]

Bunun ardından Eliyahu Kapsali’den naklen II. Beyazıt’ın bu Yahudilerin ülkelerinden sürüldüğünü öğrenince danışmanlarına “İspanyol kralı Yahudileri ülkesinden sürmekle son derece aptalca davrandı. Biz ise bilgece davranacak ve Yahudileri kabul edeceğiz. Onlar bize pek çok fayda getirecek ve ülkemizi zenginleştirecekler” dediği ve sürgünlerin ülkesine gelip yerleşmesine izin veren bir ferman yayınladığı, kendi tebaasına da “Kentlerimin valilerinin hiçbirinin Yahudileri kovmaya ve sürmeye yetkisi olmayacak; herkes onları misafirperverlikle kabul edecek ve her kim böyle yapmazsa ölüme mahkûm edilecek” diye ikazda bulunduğu kaydedilmektedir. Sürgünler tüm İmparatorlukta Romaniyot Yahudilere sağlanan koşullardan yararlanabildikleri için yeni yurtlarına hızla uyum sağladıkları vurgulanmaktadır.[27]

Kapsali’den Beyazıt’ın sözlerinin nakledildiği sayfanın alt yarısında, Sefarad Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğu’na getirdiği katkıları sembolize eden bir resim yer almaktadır; söz konusu resim bir top döküm atölyesini tasvir etmektedir. Resimdeki atölyenin sağ duvarında bulunan pencereden, bir şehrin kuşatması sırasında surlara ateş eden toplar gözükmektedir. Resmin yazısında, tasvir edilen top yapım prosedürü anlatılmaktadır. Resme ilişkin sorulardan ilkinde top dökmesini bilmek için hangi bilim sahalarının gerekli olduğu sorulduktan sonra üçüncü sırada “Osmanlılar niçin toplar olmadan Avrupa'da toprak fethedemezlerdi?” sorusu yöneltilmekte ve ipucu olarak resimdeki pencereden görülen manzaraya dikkat edilmesi istenmektedir. Böylece açıkça Yahudilerin uzmanlık bilgileri olmasaydı Osmanlıların bu fetihleri yapamayacağı ima edilmiş olmaktadır.[28] Aynı doğrultuda, bölüm sonunda verilen kaynak metin okumalarında 16. yüzyılda İmparatorluğu ziyaret etmiş bir Fransız seyyahın şu sözleri aktarılmaktadır: “[Yahudilerin] arasında her türlü üretim faaliyetinde çalışanlar bulunabilir ve el sanatlarında da son derece ustadırlar. Hristiyanların felaketine sebep olacak şekilde, Türklere yeni icat edilen savaş alet ve makinalarını öğretmişlerdir[29]   

Kitaplarda Sefarad Yahudilerinin yeni yurtlarına hızla entegre olup katkıda bulunmalarına yapılan vurguyla koşut olarak 16. yüzyılda İmparatorluk sarayında doktor ve diplomat gibi pozisyonlarda bulunmuş kimi ünlü Yahudiler de tanıtılmakta, geniş nüfuzlarından ve gerektiğinde bu nüfuzu diğer Yahudileri korumak için kullandıklarından bahsedilmektedir. 1978 basımı ha-Yehudim be-Şilhe Yemey ha-Beynayim kitabında Yasef Hamon’un tıp uzmanlığıyla kazandığı ünün II. Beyazıt ve ardından I. Selim'in doktoru olmasını sağladığı, bu vesileyle aynı zamanda iki Sultanın danışmanı ve yakın dostu da olduğu ve Filistin ile Mısır alınırken ikincisine eşlik ettiği anlatılmaktadır. Yasef Hamon’un oğlu Rabbi Moşe Hamon’un da I. Selim ve Muhteşem Süleyman'a doktor ve danışman olarak hizmet verdiği anlatılmaktadır.[30] 1960 basımı Divrey ha-Yamim kitabında da Yahudi saraylıların ülkedeki tüm Yahudileri himaye ettikleri gibi gerektiğinde Avrupa ülkelerindeki Yahudiler lehine de müdahalede bulundukları kaydedilmektedir.[31] 1972 basımı Toldot Yemey ha-Beynayim ba-‘Amim uve-Yisrael’de de “Sultan Muhteşem Süleyman'ın (1520-1566) zamanında, bazı Yahudilerin durumu her zamankinden daha iyiydi. Sultan Yahudileri hem diplomaside, hem de tabip olarak istihdam ediyordu. Hizmetinde çalışan en önemli kişilerden biri de Don Yasef Nasi idi" dendikten sonra Yasef Nasi’nin faaliyetleri ve nüfuzu üzerinde durulmakta, hatta II. Selim'in Kıbrıs'ı Venediklilerden alırken Don Yasef’in etkisinde kaldığı öne sürülmektedir.[32] Böylece Saraylı Yahudiler hakkındaki verilen bu bilgilerle 16. yüzyılda Yahudilerin Osmanlı yönetimiyle ilişkilerinin ne kadar sıkı olduğuna dikkat çekilmekte, bu yakınlık sayesinde diğer dindaşlarını da himaye edebildikleri vurgulanmaktadır.

Bir bütün olarak bakıldığında, İspanya ve Portekiz Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğu’na kabulünü konu alan kitaplarda Osmanlıların Yahudileri asıl ülkelerinin kalkınmasına katkıda bulunacaklarını umdukları için kabul ettikleri, onların da bu umudu boşa çıkarmadıkları vurgusu öne çıkmaktadır. Türkler sadece savaştan anladığı halde Yahudiler pek çok alanda uzmanlık sahibi oldukları için ülkenin gelişmesinde kilit bir rol oynadıkları, hatta 16. yüzyılda yapılan Osmanlı fetihlerini de toplar ve ateşli silahlar hakkındaki bilgileriyle onların mümkün kıldığı öne sürülmektedir. Öte yandan Osmanlıların Yahudileri kabulünün sürgünler üzerindeki olumlu etkisi de teslim edilmekte, bu kabulün ve kendilerine tanınan geniş serbestiyetin sayesinde Sefarad Yahudilerinin sürgünün travmasını kısa sürede atlatarak yeni ülkelerine başarıyla uyum sağladıkları belirtilmektedir. 

Genel İtibariyle İmparatorluktaki Yahudilerin Durumu

Özellikle eski tarihli ders kitaplarında, Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik çağındaki durumu hakkında genel olarak son derece olumlu bir tablo çizilmektedir. 1959 tarihli Divrey ha-Yamim kitabında Osmanlı İmparatorluğu ile ona tabi Müslüman ülkelerin 16.-17. yüzyıllarda Yahudiler için bir “inayet krallığı” olarak değerlendirildiği, her ne kadar Müslüman nüfusun çoğunluğu Yahudileri hakir görse de bu küçümseme hissinin çağdaş Hristiyan halklarınkine göre hafif kaldığı, gerek ekonomik ve hukuki bakımlardan, gerek de yönetimle ilişkiler açısından Yahudilerin o günlerin Türkiyesi’ne meyletmekte haklı oldukları vurgulanmaktadır. Avrupa'da Yahudilerin durumunun kötüleşmesi anlatıldıktan sonra da bu konuya dönülerek Türkiye'deki Yahudi cemaatinin 17. yüzyıla kadar muzaffer ve müreffeh bir devlette İslam’ın hoşgörüsünden yararlanarak yaşayabildiği belirtilmektedir.[33] 1960 basımı Divrey ha-Yamim kitabında da Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Yahudilerin yerleşim haklarına ve geçim kaynaklarına yönelik bir kısıtlama getirilmediği ve Sultanların Yahudileri ticari ve mali işlerinde teşvik ettiği vurgulanmaktadır. Yönetimin Yahudi cemaatlerine pek çok yetki tanıdığı belirtilmekte ve Yahudilerin kendi mahkemeleri, devlete vergileri ödemekten sorumlu bir cemaat önderleri ve İstanbul'da onları kadılara karşı temsil eden bir hahambaşıları olduğundan söz edilmektedir.[34]

Daha geç tarihlerde yayınlanan bazı kitaplarda ise Yahudi cemaatine tanınan geniş özerkliğe yapılan müspet vurgunun yanısıra zimmi statüsünün getirdiği kısıtlamalara da değinildiği göze çarpmaktadır. 2006 tarihli Mahpekha u-Geula be-Yisrael uva-‘Amim kitabında bu statünün gayrı-Müslimlerin himaye edilmesini öngören, ancak siyasi nüfuz sahibi olacakları bir makama geçmelerini ve Müslümanların üstünde saygın pozisyonlar elde etmelerini men eden Ömer Kanunlarına[35] dayandığı belirtilmektedir. Zimmilere giyim kuşam, arazi alımı, meslek sahası gibi çeşitli alanlarda getirilen kısıtlamalar sayılmakta ve zimmilerin Müslümanlarca küçük görülen dericilik, tefecilik, metal işçiliği, seyyar satıcılık ve hatta dışkı toplayıcılığı gibi sahalara yönlendirildikleri kaydedilmektedir. Ancak buna rağmen Müslümanların cemaatin iç işlerine karışmadıkları ve Yahudilere medeni hukuk, mahkemeler, eğitim, dinî ritüel, vergilerin toplanması gibi konularda önemli ölçüde dini ve kültürel özerklik tanıdıkları, her ne kadar Yahudiler Müslümanlara nazaran aşağı bir hukuki statüde de olsalar Müslüman hükümdarların çoğunun gerçekte Yahudilere hoşgörüyle davrandığı not edilmektedir.[36] Bu kitapta Yahudi cemaatinin geniş bir özerkliğe sahip olduğu ve Sultanın kendilerine hoşgörülü davrandığı teslim edilmekle beraber zimmi statüsünün getirdiği kısıtlamalara da baştan vurgu yapılarak bir dengelemeye gidildiği gözlemlenmektedir.

Zimmiler için öngörülen kısıtlamalara değinen diğer bir kitap olan 1998 tarihli Mi-Dor le-Dor’da ise kısıtlamaların uygulamaya geçirilmesinde Osmanlı yöneticilerinin esneklik gösterdiği açıkça vurgulanmaktadır. Her ne kadar Osmanlı Sultanları ve yöneticileri Yahudilerden cizye vergisi toplama hususunda çok titiz olsalar ve hatta ek vergiler ödemelerini talep etseler de Ömer Kanunlarının birçok maddesini de gözardı etmeye eğilimli olduklarına dikkat çekilmektedir: Söz konusu düzenlemeler hilafına İstanbul’da yeni sinagoglar inşa edildiği, zengin Yahudilerin çoğunluğunun erkek ve kadın kölelere sahip olmasına rağmen yöneticilerin onları efendilerinden kurtarma zahmetine girmedikleri ve Yahudilerin Sultanın sarayında diplomasi, tıp ve maliye idaresi gibi son derece prestijli işlerle uğraştıkları aktarılmaktadır. Aynı zamanda Sultanların çoğunun Yahudilerin dirayetini ve onların ekonomik hayata katılmasından sağlanabilecek faydaları takdir ettikleri, kendilerine “inayetli hükümdarlar” diyen Yahudilerin sadakatinin garanti olduğunu bildikleri not edilmektedir.[37]

Aynı kitapta Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki durumuyla diğer İslam memleketlerindeki durumu arasında da Osmanlı lehine bir karşılaştırma yapılmaktadır. Gerek Fas ve İran’da, gerek de Yemen gibi fiilen özerk hale gelmiş Osmanlı vilayetlerinde yöneticilerin Yahudilerden katı bir şekilde Ömer Kanunlarına ve kendi getirdikleri ilave yasak ve kısıtlamalara uymalarını istedikleri, ayrıca bu memleketlerdeki merkezi yönetimin zayıflığından dolayı da Yahudilerin zorluklar yaşadıkları kaydedilmektedir.[38] Başka kitaplarda da doğrudan Osmanlı kontrolünde bulunan yerlerde yaşayan Yahudilerin görece iyi durumuyla uzak vilayetlerde yaşayan Yahudilerin içinde bulunduğu olumsuz koşullar arasındaki zıtlığa dikkat çekilmektedir.[39]

Bir bütün olarak bakıldığında, İsrail ders kitaplarında Osmanlı’nın klasik çağında ve doğrudan idaresi altında yaşayan Yahudilerin durumu son derece olumlu bir yaklaşımla aktarılmakta, Hristiyan ülkelerdeki Yahudilerin durumlarıyla karşılaştırılarak aradaki müspet fark vurgulanmakta, cemaat olarak kendilerine tanınan geniş hak ve yetkiler ile Osmanlı yönetiminin hoşgörülü ve himayeci tutumu ön plana çıkartılmaktadır. Son dönemlerde basılan kitaplarda zimmi statüsünün getirdiği kısıtlamalar üzerinde de durulmasına rağmen Osmanlı yönetiminin bunların uygulanmasında gösterdiği esneklik de teslim edilmekte, hem bu hem de diğer bakımlardan Osmanlıların tutumu diğer İslam ülkelerindeki yönetimlerin tavrından daha ılımlı bulunmaktadır. 

Filistin Yahudilerinin Durumu

Yakınçağı işleyen ders kitaplarında Filistin Yahudi cemaatinin, yani İbranice karşılığı ile Yişuv’un 1880’lerden itibaren gerçekleşen yeni Yahudi göçleriyle nasıl çehre değiştirdiği anlatılmadan önce “Eski Yişuv” adıyla anılan, bu zamana kadarki hali tasvir edilmektedir. Keza Yeniçağı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik dönemini işleyen kitaplarda da genellikle Filistin Yahudilerine ayrı bir başlık açılmaktadır. Bu bölümde Eski Yişuv’un klasik dönemdeki durumunun kitaplarda nasıl işlendiği incelenecektir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik dönemindeki Yişuv hakkında en detaylı bilgiyi veren kitap, 1998 tarihli Mi-Dor le-Dor’dur. Kitapta Osmanlıların Memluklar zamanında harap duruma düşmüş Filistin’i (kitaplarda geçen adıyla Eretz İsrail’i) kalkındırmak için birçok girişimde bulunduğu, özellikle Muhteşem Süleyman’ın bölgenin çehresini değiştirdiği, şehre surlar inşa ettirip Kubbetü's-Sahra'yı yenilettiği, su kemerlerini onarttığı ve şehre su sağlayacak yeni göletler yaptırdığı, ticaret ve tarımı teşvik eden yasalar çıkarttığı anlatılmaktadır.[40] Kitaba göre Osmanlıların bu imar faaliyetlerinin haberleri Yahudi diasporasının tüm merkezlerine yayıldı ve özellikle sürmek zorunda kaldıkları ikiyüzlü hayatın baskısından kurtulmanın yollarını arayan Marranoları atalarının yurduna çekti. Böylece Osmanlı döneminde Filistin Yahudi nüfusunun tekrar kalabalıklaştığı, gelenlerin çoğunun idari merkez durumundaki Safed’e yerleştiği ve bu şehrin halkının uluslararası ticarette önemli bir rol oynamaya başladığı belirtilmektedir.[41] 1959 tarihli Divrey ha-Yamim kitabında da Filistin’in Osmanlılara geçmesinin genel olarak Yişuv’un lehine olduğu belirtilmekte, Türkiye ile kurulan bağlantıların mali desteğin yanısıra Kudüs’e yapılan hac seferlerinde ve Osmanlı Yahudilerinin Filistin'e göçünde de artışa yol açtığı ifade edilmektedir.[42]

Böylece Filistin’in Osmanlıların eline geçmesini takip eden ilk yüzyıllarda Yişuv’un durumu hakkında kitaplarda müspet bir tablo çizilmekte, özellikle Sultan Süleyman’ın geniş çaplı imar faaliyetlerinin olumlu etkisi vurgulanmaktadır. Bu faaliyetlerin ve bölgenin Osmanlı İmparatorluğu’nun geri kalanıyla kurduğu ilişkilerin sayesinde ticaretin canlanmasının Yahudi göçmenleri cezbettiği ve Yişuv’un toparlandığı belirtilmektedir.

Klasik Sonrası Dönem

Eski ve yeni tüm İsrail tarih ders kitapları, Osmanlı tarihyazımına uzun süre egemen olmuş, ancak 70’lerin sonlarından itibaren sorgulanmaya başlanarak günümüzde Osmanlı tarihçileri nezdinde geçerliliğini büyük ölçüde yitirmiş bulunan gerileme paradigmasına bağlı kalırlar. Dolayısıyla da klasik sonrası dönemi bir gerileme ve çöküş süreci olarak tasvir ederler.[43] Bu gerilemeye koşut bir şekilde, 17. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak Yahudi cemaatinin durumunun da bozulduğunu anlatırlar. Bu bölümde önce cemaatin durumundaki bozulmaya dair ilk değinileri içeren Sabatay Sevi konulu pasajları inceleyecek, daha sonra da sırasıyla İmparatorluk genelindeki ve Filistin’deki Yahudilerin bu dönemdeki durumunun kitaplarda nasıl işlendiğini ele alacağız.

Sabatay Sevi Olayında Osmanlıların Rolü ve Yahudilerin Kaygıları

Ders kitaplarında Sabatay Sevi olayı oldukça uzun ve detaylı bir şekilde anlatılmaktadır; ancak burada sadece Osmanlıların rolüne, özellikle de Osmanlı yönetiminin Sabatay Sevi’nin siyasi iktidar iddiaları karşısında gösterdiği tepkiye ve Yahudilerin bu tepkinin alabileceği şekillerden duydukları kaygıya değinen pasajlar incelenecektir. 

1998 tarihli Mi-Dor le-Dor kitabında, 1666’da İstanbul’a giden Sabatay Sevi’nin burada Sultanın başından İmparatorluk tacını indirmeyi hedeflediği, Sultan tarafından yönetilen topraklara kendi valilerini atayacak kadar kendine güven duyduğu ve bunun da Yahudi cemaatindeki Mesih beklentilerini arttırdığı belirtilmektedir. Sabatay Sevi’nin siyasi planlarından ve Yahudilerde neden olduğu coşkudan kaygılanan Osmanlı yetkililerinin onu tutukladığı, Sevi’nin Sultanın başından tacını indireceğini açıklamasına rağmen idam edilmemesinin takipçilerini daha da cezbettiği ve tutulduğu kaleye ziyaretçi akınına yol açtığı anlatılmaktadır.  Ziyaretçiler arasında bulunan Rabbi Nehemya Kohen’in Sabatay Sevi’nin Mesihliğinden kuşku duyarak yetkililere tahta karşı isyan içinde olduğunu ihbar ettiği, berikilerin de İmparatorluktaki tüm Yahudileri galeyana getiren Mesih coşkusuna son vermeyi kararlaştırarak Sabatay Sevi'ye ihtida veya ölüm seçeneklerini sundukları aktarılmaktadır.[44] Bu şekilde Osmanlıları harekete geçirenin hem Sevi’nin siyasi iktidar iddiası, hem de İmparatorluk Yahudileri arasında yol açtığı galeyan olduğu yönünde bir analiz sunulmaktadır.    

1978 tarihli ha-Yehudim be-Şilhe Yemey ha-Beynayim kitabında ise Sabatay Sevi’nin İmparatorluğun Yahudi vatandaşları arasında sebep olduğu söylenen büyük coşku ve galeyanın Osmanlıların harekete geçmesinde özellikle etkili olduğu vurgulanmaktadır: “İzmir şehrinin caddeleri coşkuyla dolup taşıyordu… Geceleri İzmir Yahudileri bir araya geliyor, meşalelerle dışarı çıkıp yüksek bir sesle: ‘Mesih Kral çok yaşa!, Sultan Sevi çok yaşa!’ diyorlardı. Rabbiler, Sultan ve imparatorluk yerine artık Sabatay Sevi'ye dua ediyorlardı.”[45] Türkiye Yahudilerini bu şekilde coşkuyla kendinden geçmiş halde gören Türk makamlarının Sultan'ın selameti ve güvenliğinden endişe duyarak Sabatay Sevi'yi Gelibolu'daki bir kaleye hapsettikleri nakledilmektedir.[46] Sabatay hareketinin coşkusu içinde olan Yahudiler ile diğer dinlerden olan komşuları arasındaki gerilimin artması üzerine Türk şehirlerinde kargaşanın yayılmasından endişelenen Sultanın kendisini sert bir şekilde duruma müdahil olarak rüzgârı dindirmek zorunda hissettiği, mahkemeye çıkarttırdığı Sevi’nin de idam edilmektense Müslüman olmayı seçtiği nakledilmektedir.[47]

Bu iki kitapta da Osmanlı yönetiminin müdahalesine karşı eleştirel bir tavır olmadığı göze çarpmakta, Sevi’nin saltanat iddialarına ve yol açtığı galeyana rağmen Osmanlıların Yahudileri kolektif cezalandırma yoluna gitmeyip Sevi’nin şahsına yönelik olarak yaptıkları usturuplu müdahaleyle sorunu çözdükleri mesajı verilmektedir.    

1972 tarihli Toldot Yemey ha-Beynayim ba-‘Amim uve-Yisrael kitabında ise buna karşılık Yahudi cemaatinde Sabatay Sevi’nin siyasi iktidar iddialarına ve Sevi ihtida ettikten sonra bu hareketinin eleştirilmesine Osmanlı yöneticilerinin verecekleri tepkiden, hatta Yahudilere karşı girişebilecekleri kıyımlardan duyulan korkunun vurgulandığı göze çarpmaktadır.[48] Bu yönde ilk değini, Sabatay Sevi’nin Kudüs ziyaretini konu alan kısımda yer almaktadır. Sabatay Sevi'nin Sultanın tahtından devrileceği yolundaki kehanetlerinin Yahudilere karşı pogromlara yol açmasından endişelenen Kudüs rabbilerinin, Sevi'yi vaazlarından vazgeçmezse aforoz ve sürgünle tehdit ettiği ve Sevi’nin de bunun üzerine İzmir'e dönmek zorunda kaldığı belirtilmektedir. Daha sonraki bir pasajda, kıyametin kopacağı beklentisinin doruğa çıktığı 1666 yılında, Sevi “tacı Türk Sultanının elinden almak üzere” İstanbul'a geldiği zaman onun yüzünden tüm Türkiye Yahudilerinin başına bir felaket, bir kıyım (burada kullanılan şo'a kelimesi, aynı zamanda 20. yüzyıldaki Yahudi Soykırımı için de kullanılmaktadır) geleceğinden korkan karşıtlarının Sevi’nin siyasi planlarını sadrazama ihbar ettikleri anlatılmaktadır. Bu iki pasajda Sabatay Sevi'nin Sultanın tahtından edilmesini içeren siyasi planlarının pogromlara, hatta tüm Türkiye Yahudilerine yönelik bir kıyıma, şo’a’ya yol açacağı korkularından bahsedilmesi, okurlarda Türkiye'deki Yahudilerin bu dönemdeki durumunun güvende olmadığı ve kendilerinden kuşkulanıldığı,  bu kuşkuları doğrulayan en ufak bir şey olduğunda saldırıya uğramaktan kaygı duydukları izlenimini uyandırmaktadır.[49]

Kitapta Türkiye Yahudilerinin Sabatay Sevi olayından dolayı pogroma uğrama korkularından bahseden üçüncü pasaj ise Sevi’nin ihtidasından sonra gelmektedir: Ona güveni sarsılanların iki gruba ayrıldıkları, bir grup Sevi'nin eski karşıtlarıyla birleşip onu açıktan kötülerken diğer grubun padişahın desteğini kazanan bir mühtediye karşı mücadeleye girişecek olurlarsa bunun Türkiye Yahudilerine karşı pogromlara yol açmasından endişelenerek sessiz kalmayı tercih ettikleri ve bu işlerden ellerini eteklerini çektikleri anlatılmaktadır. Üç pasaj bir araya geldiğinde 17. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle Osmanlı Yahudilerinin her an bir gerekçeyle kıyıma uğramaktan korkan, padişah ve yönetim ile ilişkileri gergin, siyasi iddiaların arayı daha da bozmasından ve bunun akabinde olacaklardan son derece endişe duyan bir azınlık olarak resmedildiği ortaya çıkmaktadır.[50]     

1974 tarihli Yisrael veha-‘Amim kitabında da Yahudilerin başlarına gelebilecek pogromlardan ve hatta toplu kıyımdan duyduğu korkunun yersiz olmadığı mesajını veren bir pasaj yer almaktadır. Pasajda Yahudilerin boş hayaller kuran kimselerin teşvikiyle neredeyse yönetime karşı isyan edecekken ne kadar büyük bir tehlike atlatmış olduklarını ancak Sevi’nin ihtidasından sonraki hayal kırıklığının etkisiyle anladıkları, çünkü Sultanın bu sırada ülkesindeki tüm Yahudilerin kökünü kazımak istediği ve danışmanlarının ancak güçlükle onu bu kararından döndürdükleri yönünde rivayetler bulunduğu belirtilmektedir.[51] Bu pasajda Osmanlı yönetimi Sabatay Sevi olayı bağlamında diğer kitaplara nazaran daha da olumsuz bir şekilde resmedilmekte, önceki kitapta Yahudilerin kaygılarına işaret edilerek yönetimin Yahudilere sertlikle mukabele edebileceği mesajı dolaylı yoldan verilirken burada (rivayet şeklinde de nakledilse) bizzat Sultanın kıyım kararı aldığına değinilmektedir.

Aslında Osmanlı merkezi yönetiminin Yahudilere karşı tavrını tüm ders kitapları içinde en olumsuz gösteren pasajlar, Sabatay Sevi zamanında Yahudilerin kolektif cezalandırma korkusundan bahsedilen bu kısımlardır. Çünkü göreceğimiz gibi klasik sonrası dönemde Yahudilerin durumunun kötüleşmesinden sorumlu tutulan; merkezi yönetimden ziyade onun zayıflayarak Yahudileri koruyamaz duruma düşmesidir.

Genel İtibariyle Yahudilerin Durumundaki Bozulma

Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik dönemi geride kalırken Yahudilerin durumunda yaşanan bozulma konusunda en genişlemesine bilgi veren kitap, 1960 tarihli Divrey ha-Yamim’dir. Bu kitapta söz konusu bozulmanın başlangıcı 17. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmekte ve her ne kadar Yahudiler Avrupa Yahudileriyle ilişkileri sayesinde İmparatorluğun ekonomik yaşamında önemli bir rol oynamayı sürdürseler de İmparatorluk üzerindeki kontrolleri zayıflayan Sultanların artık Yahudilere etkili bir himaye sağlayacak güçte olmadıkları, Yahudilere hukuki kısıtlamalar dayatılmadığında bile kaderlerinin fiilen vezir ve memurların keyfiyetine bağlı hale geldiği, bu devirde de kimi Yahudiler devlette maliye ve diplomasi gibi alanlarda önemli pozisyonlara gelmiş olsalar bile İmparatorluktaki Yahudileri koruma imkânını bulamadıkları kaydedilmektedir. 18. yüzyılda merkezi yönetim daha da zayıf düştüğünde bunun her zamanki gibi Yahudilerin aleyhine olduğu ve zor dönemlerden geçtikleri, güçlü ve yetkili kimselerin Yahudilerin mal ve hatta can güvenliğini tehlikeye düşürdüğü, Yeniçerilerin birkaç defa yangın söndürme bahanesiyle evleri soymak için İstanbul'daki Yahudi mahallesini ateşe verdikleri anlatılmaktadır. Diğer yandan bu yüzyılda Müslümanlar arasındaki taassup da güçlendiği için Yahudilerin kıyafetlerine ve yaşadıkları mekânlara yönelik kısıtlamalar getirildiği, ayrıca taşra kentlerinde ve yollarda askerler ile çetelerin Yahudilere karşı soygun ve cinayetler işlediği belirtilmektedir.[52] 1986 basımı Perekim be-Toldot Yisrael ba-Me’ot ha-18 veha-19’da da benzeri şekilde 18. yüzyılda İmparatorluktaki tüm Yahudilerin fötr veya kırmızı renkte şapka takmasının ve lüks kıyafetler giymesinin yasaklandığı, bundan da önemlisi yerel otoritelerin sömürüsü ve dayatılan yüklü vergiler yüzünden Yahudi cemaatlerinin sürekli kan kaybettiği belirtilmektedir.[53]

2006 tarihli Mahpekha u-Geula be-Yisrael uva-‘Amim’de ise Osmanlı Yahudilerinin 19. yüzyıl başlarındaki haline değinilmekte ve durumlarının Mağriptekilerden daha kötü olduğu, çünkü Hristiyanlar Yahudilerin geleneksel iş sahalarına girince çoğu Yahudinin bu iş sahalarından uzaklaşarak yevmiyeli işçi durumuna düştüğü, her ne kadar canlı bir kapitalist ekonominin var olduğu büyük şehirlerde kimi Yahudiler geniş aile bağları sayesinde uluslararası tüccarlar ve yetenekli bankerler olarak öne çıksalar da bu gibi münferit örneklerin İmparatorluk çapındaki kasvetli tabloyu değiştirmediği ve pek çok Yahudi gencinin göç ederek geleceklerini denizler ötesinde aramak zorunda kaldığı anlatılmaktadır.[54]

Dolayısıyla kitaplarda Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyıllarındaki durumu için son derece olumsuz bir tablo çizilmekte, bunun sebebi olarak da merkezi yönetimin tavrını değiştirmesinden ziyade zayıf düşerek özellikle taşra ve uzak vilayetlerdeki Yahudilere eskisi gibi bir koruma sunacak gücü yitirmesi gösterilmektedir. Sonuç olarak Yahudilerin memurların keyfi uygulamalarından, asker ve eşkıyaların soygunlarından ve güçlü kimselerin mali sömürüsünden muzdarip düştüğü ve artan taassupla birlikte Ömer Kanunlarının uygulamasında daha katı davranıldığı belirtilmekte, buna geleneksel zanaatlarının Hristiyanlar tarafından ellerinden alınması eklenmektedir.   

Filistin Yahudilerinin Durumundaki Bozulma

Bu bölümde Filistin Yahudi cemaatinin 17. yüzyıl ortalarından Tanzimata kadarki durumunun kitaplarda nasıl ele alındığı incelenecektir. Önce genel koşullardaki kötüleme üzerinde kitapların ne dediği üzerinde duracak, daha sonra da Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın Filistin’e egemen olduğu dönem ve bölge Osmanlı idaresine döndükten sonra Batı nüfuzu ve Tanzimat reformlarıyla birlikte gelen değişimler hakkında neler söylediklerini göreceğiz.   

Genel Koşullar

Kitaplar Osmanlı’nın son yüzyıllarında Yişuv’un durumu hakkında klasik devirdekinden çok farklı bir resim çizmektedirler. 1998 tarihli ‘Am ve-‘Olam kitabında Filistin başkent İstanbul'dan uzak olduğu ve dolayısıyla yerel yönetimin keyfiliğine maruz kaldığı için buradaki Yahudi cemaatinin istikrarsızlık ve eşitsizlikten muzdarip düştüğü belirtilmekte,[55] 2006 tarihli Mahpekha u-Geula be-Yisrael uva-‘Amim’de de Filistin’deki Yahudilerin fakirliğe, hastalıklara ve Müslüman halk ile yetkililerden gelen fiziki saldırılara maruz kaldıklarından bahsedilmektedir.[56] Bu dönemde Yişuv’un durumuna dair en olumsuz ve detaylı tasvir ise 1960 tarihli Kitsur Toldot Yisrael ba-‘Et ha-Hadaşa kitabında sunulmaktadır. Kitapta Osmanlı fethi sonrasında Filistin’de görülen toparlanma emarelerinin izleyen dönemde İmparatorluğun ekonomik gerileyişi yüzünden ortadan kaybolduğu belirtildikten sonra uzunca olsa da alıntılanmayı hak eden, dramatik bir üslupla kaleme alınmış iki ayrı pasajda Yişuv’un bozulan durumu betimlenmektedir: 

Kötülüğün sultasına, hukukun saptırılması ve utanmazca bir rüşvet pazarlığı eşlik ediyordu. Mazlumların ahı, genelde İstanbul'daki Sultan ve vezirlerinin kulaklarına erişmiyordu. Erişse bile, bu gerileme ve yozlaşma çağında onları kurtarmaya güçleri yetmiyordu. Paşalar ve memurlarının sistematik sömürüsüne, birbirine hasım (Şam, Sayda-Akka ve Mısır yöneticisi) paşaların, nüfustaki birbirine düşman değişik unsurların (Araplar ve Dürziler) ve muhtelif emirler, şeyhler ve aile reislerinin arasındaki sık savaşlar eşlik ediyordu; Eretz, çoğunlukla silahlı, başıbozuk ve soyguncu çetelerle doluydu... Zaten az ve kötü durumdaki yolların güvensizliği, ticaret yollarını olumsuz etkiledi; bu da daha önceden Afrika'nın etrafından dolanan deniz yolunun keşfiyle birlikte Hindistan ticaret yolunda meydana gelen kaymadan dolayı Eretz İsrail'in (Suriye ve Mısır'la birlikte) yediği darbenin üstüne geldi. Buna kuraklık seneleri ve (açlıktan, pislikten ve sıhhiyenin ihmalinden kaynaklanan) salgın hastalıklar gibi tabii afetler de eklendi. Tüm bunlar, nüfusun azalmasına yol açtı; Eretz büyük oranda geriledi ve çoğu kısmı ıssızlaştı.[57]

Burada sözü geçen tüm dönem boyunca Filistin'deki Yahudi cemaati, Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemeye başlamasından itibaren daimi kaderi olmuş sömürüye ve soyguna, aşağılamalara ve ekonomik darlığa karşı tüm gücüyle varlık mücadelesi veren küçük bir azınlık teşkil ediyordu. Müslümanların dini taassubu nedeniyle Yahudilere karşı toplumsal açıdan negatif ayrımcılık yapılıyordu ve yetkililerin buyruğuna göre elbiseleriyle “müminlerden” ayrılmak zorundaydılar; vergilerin boyunduruğu taşımak için çok ağırdı; nüfusun geri kalanı gibi yöneticilerin ve memurlarının despotluğundan muzdariptiler. Buna ek olarak “kâfirler” kimliğiyle halk tabakasının (özellikle onları sırf kötülükten dolayı alaya alan şehirlerdeki sokak çocuklarının) sataşmalarından da mağdur oluyor, itiraz için ağızlarını açmaya veya kendilerini savunmaya cesaret edemiyorlardı.[58]

2008 tarihli ha-Leumiyut be-Yisrael uv-‘Amim’de de 19. yüzyılın başlarında Filistin’in geri kalmış bir bölge olduğu, Yafa-Kudüs arasında demiryolu ve karayolunun bulunmadığı, limanların olmamasından dolayı bölgenin dünyaya açılamadığı, Türk yönetiminin tarımsal altyapıyı kuramadığı gibi tarımda ağır vergiler dayattığı anlatılmaktadır.[59] 2012 tarihli Tsemiha ve Maşberim ba-‘Idan ha-Moderni’de de benzeri şekilde 19. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle Filistin’in hala seyrek nüfuslu ve teknoloji, tarım ve yönetim problemleriyle boğuşan, idari ve hukuki birlikten yoksun, ne güvenliği sağlayabilen ne de tarım ve sulamada bir gelişme kaydedebilen bir yer olduğu aktarılmaktadır.[60]

Tüm kitaplarda ortak olan anlatı; klasik sonrası dönemde merkezi yönetimin zayıfladığı diğer bölgeler gibi Filistin’de de gerek yerel yönetici ve memurların keyfî, baskıcı, açgözlü tutumları, gerek Müslüman halkın taassubu, gerek de tarım, ulaşım ve sıhhiye altyapılarının ihmale uğraması ve asayişin çökmesi gibi nedenlerle Filistin Yahudilerinin mağdur olduğu, nüfuslarının azaldığı ve eski refahlarını kaybettikleri yönündedir.

Mehmet Ali Paşa Dönemi

Kitaplarda Filistin’e Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın egemen olduğu 1831-1840 arasındaki dokuz yıllık dönem, öncesi ve sonrasındaki Osmanlı dönemiyle olumlu bir şekilde karşılaştırılmaktadır. 2006 tarihli Mahpekha u-Geula be-Yisrael uva-‘Amim’de Filistin’in Mehmet Ali tarafından alınmasının bölgenin durumunun iyileşmesine katkıda bulunduğu ve onun yönetiminde “Osmanlı rejimi için tipik olan anarşi” yerine düzenin ve merkeziyetçi yönetimin hâkim kılındığı nakledilmektedir.[61] Klasik sonrası dönemde Yişuv’un durumunu son derece olumsuz bir şekilde yansıttığını gördüğümüz 1960 tarihli Kitsur Toldot Yisrael ba-‘Et ha-Hadaşa’da da Muhammed Ali'nin oğlu İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusunun Filistin ve Suriye’ye gelmesiyle birlikte bölgenin tarihinde yeni bir dönemin başladığı, Mısırlı yöneticilerin ilk iş olarak karmaşa içindeki Filistin'de düzen ve güvenliği hâkim kılmaya giriştikleri ve genel olarak Mısır yönetiminin Türk yönetimine nazaran daha olumlu bir görünüm arz ettiği belirtilmektedir.[62] Kitapların böylece Filistin’in Mehmet Ali Paşa’nın idaresinde kaldığı kısa dönemi dahi kaos ve anarşinin hakim olduğunu söyledikleri Osmanlı dönemine karşı olumlu bir alternatif olarak sunması, Osmanlı idaresindeki Yişuv’un durumuna ne kadar olumsuz bir gözle baktıklarını ortaya koymaktadır.

Batı’nın Nüfuzuyla ve Reformlarla Gelen Değişimler

Yukarıda Mehmet Ali Paşa dönemi için gayet olumlu bir tablo çizdiğini gördüğümüz 1960 tarihli Kitsur Toldot Yisrael ba-‘Et ha-Hadaşa’da, Türklerin sonunda Mısır ordusunu Batılı güçlerin yardımıyla Suriye ve Filistin'den çıkardıktan sonra İmparatorluğu güçlendirmek için Batıyı model alan merkeziyetçi reformlara giriştikleri, ancak buna karşın rejimin daha önceki gibi bir “ihmal, yolsuzluk ve sömürü rejimi” olarak kaldığı, anlaşmaların sürekli bozulduğu ve kan davaları ile isyanların olağan işlerden sayıldığı belirtilmektedir. Ancak her hâlükârda Türk yönetiminin Suriye ve Filistin’i geri alırken desteklerinden yararlandığı Avrupalı güçleri eskisinden daha fazla hesaba katmak zorunda kaldığı ve sureti haktan görünerek de olsa din ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarının eşitliğini tanıdığı kabul edilmektedir. “Kötü Türk yönetimine ve tarımın geri durumuna rağmen” aynı dönemde yeni kurumların gelişi, kültür ve sağlık düzeyinin yükselmesi ve Avrupa’yla ilişkilerin sıkılaşması ile birlikte Filistin’in de gelişme işaretleri sergilemeye başladığı kaydedilmektedir.[63]

1973 tarihli Toldot ha-‘Amim ba-Zeman ha-Hadaş kitabında da benzer bir yaklaşımla Mısır orduları Filistin’den çekildikten sonra “geleneksel Türk kaosu”nun bölgeye yeniden hâkim olduğu, yaygın güvenlik sorunları, adalet sistemindeki yolsuzluklar ve soygunculuk nedeniyle ulaşımın aksadığı ve itfaiye ve posta gibi kamu hizmetlerinin durma noktasına geldiği aktarılmaktadır. Bu ortamda Yahudiler ve diğer gayrı-Müslimlerin emniyeti yalnızca güçlü devletlerin konsoloslarının himayesinde buldukları belirtilmektedir.[64] 2006 tarihli Mahpekha u-Geula be-Yisrael uva-‘Amim’de de kapitülasyonlardan yararlanan konsoloslukların Yahudileri ve diğer azınlıkları himayelerine aldığından bahsedilmekte, ancak Filistin’in 19. yüzyıldaki kaderi bağlamında Osmanlılar tamamen olumsuz veya edilgen bir rolde de gösterilmemektedir. Kitapta 19. yüzyılın ortalarında Filistin Yahudilerini dış yardımlara bağlı olmaktan kurtarıp onları kendi emekleriyle ayakta durmaya iten üretkenliğe yönelik yeni trendlerin ortaya çıktığından söz edilirken bunun nedenleri arasında ilk sırada Osmanlı Sultanının çökmekte olan İmparatorluğu kurtarmak için bir dizi reforma başlaması ve Yafa ile Kudüs arasında bir demiryolu inşa ettirmesi sayılmaktadır.[65]

Böylece Mehmet Ali Paşa’nın Filistin’den çekilmesini takip eden Osmanlı dönemi de kitaplarda büyük oranda olumsuz bir şekilde yansıtılmaktadır. Reformlara karşın asayiş ve can-mal güvenliği sorunlarının aşılamadığı vurgulanmakta, 19. yüzyılın ortalarından itibaren yaşanan göreli kültürel ve ekonomik gelişme ile gayrı-Müslimlere tanınan eşit hukuki statü ve artan güvenlik, büyük oranda Batı’nın baskısı ile Batılı konsolosların himayesine bağlanmaktadır. Ancak bir kitapta Sultanın yaptığı yatırım ve reformların da bu toparlanmaya katkısı olduğu kabul edilmektedir. 

Sonuçlar

Mevcut araştırmanın sonuçları, Elie Podeh’nin İsrail tarih ders kitaplarında son derece olumsuz bir Osmanlı imgesi bulunduğu yolundaki saptamalarının ancak kısmen doğru olduğunu ortaya koyuyor. Osmanlıların klasik dönemde Yahudilere karşı sergilediği yaklaşım hakkında kitaplarda söylenenlerin, Podeh’nin tespitlerine uymadığını gördük. Söz konusu dönemi konu alan kitaplarda, Yahudilerin cemaat olarak zimmi statüsünde himaye gördükleri ve kendilerine tanınan geniş dinî, kültürel ve kurumsal özerklikten yararlandıkları, takdir edici bir tarzda aktarılmaktadır. Gerek Romaniyot Yahudilere, gerekse de Sefarad göçmenlerine karşı Osmanlıların benimsediği hoşgörülü tutumdan söz edilmekte, Osmanlı yöneticilerinin genellikle zimmilere yönelik kısıtlamaları uygulamak konusunda esnek davrandığına dikkat çekilmektedir. Bu bakımdan Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Yahudilerin durumu gerek Hristiyan dünyasındaki, gerek de diğer Müslüman ülkelerdeki Yahudilerin durumuyla karşılaştırılmakta, aradaki müspet farka dikkat çekilmektedir. Sefarad Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğu’na kabul edilmesi anlatılırken Osmanlı hoşgörüsünü ön plana çıkartmaktan ziyade Osmanlıların onlardan İmparatorluğun kalkınması bağlamında duyduğu beklentiler vurgulanmakta, buna karşılık söz konusu kabulün ve Yahudilere tanınan geniş serbestiyetin sürgün travmasını atlatmalarına olumlu etkide bulunduğu da teslim edilmektedir.

Buna karşılık kitaplarda Osmanlı’nın “gerileme dönemi” olarak değerlendirilen periyod işlenirken Podeh’nin işaret ettiği gibi Yahudilerin içinde bulunduğu zor durum üzerinde uzun uzun durulmaktadır. Yerel yöneticilerin ve eşrafın Yahudilere zulmederek haraca kestiği, buna asayiş sorunlarının ve çatışmaların da eklenmesiyle can ve mal güvenliğinden yoksun kaldıkları belirtilmektedir. Ayrıca artan taassup yüzünden yerel nüfusun ayrımcılığına uğradıkları, zimmilere yönelik kısıtlamaların daha katılıkla uygulandığı not edilmektedir. Öte yandan Podeh’nin değinmediği önemli bir husus, kitaplarda Yahudilerin bu dönemdeki kötü durumundan doğrudan Osmanlı Sultanı ve merkezi yönetiminin sorumlu tutulmadığı gerçeğidir. Bozulma daha ziyade merkezi yönetimin zayıf düşmesi üzerine özellikle taşrada ve Yemen gibi fiilen özerkleşen bölgelerde artık Yahudilere eskisi gibi bir himaye sağlayamaması ile açıklanmaktadır. Bunun istisnasına yalnız Sabatay Sevi olayı sırasında Yahudilerin yönetimin kendilerine karşı kolektif cezalandırmaya gidebileceği endişesine değinen bazı kitaplarda rastlanmaktadır. Sadece bu pasajlarda bizzat Osmanlı merkezi yönetimi Yahudilere karşı sert bir tutum içinde gösterilmektedir.

Kitaplarda Yahudilerin durumu ve Osmanlı imgesi bakımından klasik dönem ile onu izleyen dönem arasında görülen bu çarpıcı farkın, esas olarak büyük oranda Osmanlı tarihyazımındaki gerileme paradigmasına sadık kalmalarından kaynaklandığı söylenebilir. Söz konusu paradigma günümüzde artık Osmanlı tarihi uzmanlarınca kabul görmediği halde hem eski hem yeni ders kitaplarında Osmanlı İmparatorluğu 17. yüzyıldan itibaren sürekli bir gerileme halinde olan ve bu gerilemeye koşut biçimde Yahudilerin durumunun da hızla kötüleştiği bir yer olarak tasvir edilmektedir. Bu nedenle güncel kitaplarda söz konusu paradigmayı revize eden son dönem çalışmalarının da göz önüne alınması ve bu dönemin daha ziyade bir dönüşümler çağı olarak kabul edilmesi, Podeh’nin saptamış ve mevcut çalışmanın da doğrulamış olduğu, klasik sonrası dönemde görülen olumsuz Osmanlı imgesinin iyileştirilmesine katkıda bulunabilir.

Kaynakça

Ders Kitapları

BAR-NAVI, Elie, ha-Mea ha-20: Toldot ‘Am Yisrael ba-Dorot ha-Aharonim [20. Yüzyıl: İsrail Halkının Günümüzdeki Tarihi], Sifre, Tel Aviv, 1998.

DORON, Akiva ve FRENKEL, Eva, Mi-Dor le-Dor [Nesilden Nesile], Bölüm 3, Misrad ha-hinukh veha-tarbut, Kudüs, 1998.

HOROWITZ, Shelomoh, Kitsur Toldot Yisrael ba-‘Et ha-Hadaşa [Yakınçağda Muhtasar İsrail Tarihi], Bölüm 2, Bet ha-sefer ha-reʼali ha-ʻIvri, Haifa, 1960.

INBAR, Shulah ve HAREL, Yaron, Mahpekha u-Geula be-Yisrael uva-‘Amim [İsrail ve (Diğer) Halklar Arasında Devrim ve Sürgün], Bölüm 1, Lilach, Petach Tikva, 2006.

KAS, Jacob ve HERSHKO Mosche, Yisrael veha-‘Amim [İsrail ve (Diğer) Halklar], Bölüm 2, Tel Aviv Dvir, Tel-Aviv, 1974.

KEDEM, Menahem, Perekim be-Toldot Yisrael ba-Me’ot ha-18 veha-19 [18. ve 19. Yüzyıllarda İsrail (Halkı) Tarihinden Fasıllar], Or-ʻam, 1986.

NA’AMAN, Shlomo ve KASHER, Aryeh, Toldot Yemey ha-Beynayim ba-‘Amim uve-Yisrael [İsrail ve (Diğer) Halklar Arasında Ortaçağ Tarihi], ʻAmihai, Tel Aviv, 1972.

NAVEH, Eyal ve VERED, Ne’omi, ha-Leumiyut be-Yisrael uv-‘Amim [İsrail ve (Diğer) Halklar Arasında Milliyetçilik], Rekhes, Even Yehudah, 2008.

NAVEH, Eyal ve VERED, Ne’omi, Tsemiha ve Maşberim ba-‘Idan ha-Moderni [Yakınçağda Kalkınma ve Krizler], Rekhes, Even Yehudah, 2012.

SHAVIT, Shelomoh, ha-Yehudim be-Şilhe Yemey ha-Beynayim [Ortaçağın Sonlarında Yahudiler], Misrad ha-hinukh veha-tarbut, Kudüs, 1978.

TABIBIYAN, Ketsi’ah ve MIRAN, Shoshi, Masa’ el ha-‘Avar: Mi-Yemey ha-Beynayim ve-‘ad ha-‘Et ha-Hadaşa [Geçmişe Yolculuk: Ortaçağdan Yakınçağa], Matach, Ramat Aviv, 1997.

TOURY, Jacob, SCHMITT, Dan Helmut ve SOFERMAN, Refaʼel, Toldot ha-‘Amim ba-Zeman ha-Hadaş [Yakınçağda Halkların Tarihi], Cilt 3, Yavneh, Tel Aviv, 1967.

ZINGROV, Israel ve SHAHAR, David, ‘Am ve-‘Olam [Halk ve Dünya], Cilt 3, ʻIdan, Rehovot, 1998.

ZIV, Mikhal, BEN-SASON, Haim Hillel ve LANDAU, Jacob M., Divrey ha-Yamim [Kronikler], Cilt 2, Yuval, Haifa, 1959.

ZIV, Mikhal ve  ETTINGER, Samuel, Divrey ha-Yamim [Kronikler], Cilt 3, Bölüm 1, Yuval, Haifa, 1960

ZIV, Mikhal ve  ETTINGER, Samuel ve LANDAU, Jacob M., Divrey ha-Yamim [Kronikler], Cilt 4, Bölüm 1, Yuval, Haifa, 1963. 

ZIV, Mikhal ve TOURY, Jacob, Divrey ha-Yamim - ha-Zeman ha-Hadaş [Kronikler - Yakınçağ], Cilt 1, Yavneh, Tel Aviv, 1973.

 

Araştırma Eserleri

ABU-SAAD, Ismael, “The Portrayal of Arabs in Textbooks in the Jewish School System in Israel”, Arab Studies Quarterly, 2007, cilt: 29, ss. 21-38.

AIZHARKYN, Alyimidin K., “Kırgızistan’daki Ortaokul, Lise Tarih Ders Kitaplarında Türkiye Tarihinin Okutulması”, Uluslararası Sosyal ve Ekonomik Bilimler Dergisi, 2012, cilt: 2, ss. 79-83.

AL-HAJ, Majid, “National Ethos, Multicultural Education, and the New History Textbooks in Israel”, Curriculum Inquiry, 2005, cilt: 35, ss. 47-71.

ALIBAŠIĆ, Ahmet, “Images of the Ottomans in History Textbooks in Bosnia and Herzegovina”, İslâm Araştırmaları Dergisi, 2007, sayı: 17, ss. 103-137.

ALPARGU, Mehmet, “Türkiye ve Azerbaycan Tarih Ders Kitapları Üzerine Bazı Gözlemler”, Atatürk Dergisi, 2007, cilt: 5, ss. 1-13.

AYANOĞLU, Betül, Türk-Yunan Tarih Ders Kitaplarında Karşılaştırmalı Öteki, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul, 2011.

BALTA, Evren ve DEMİR, Süheyla, “Tarih, Kimlik ve Dış Politika: Rusya Federasyonu Güncel Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı-Türk İmajı”, Bilig, 2016, sayı: 76, ss. 1-31.

BAR-GAL, Yoram, “The Image of the ‘Palestinian’ in Geography Textbooks in Israel”, Journal of Geography, 1994, cilt: 93, ss. 224-232.

BAR-TAL, Daniel, “The Arab Image in Hebrew School Textbooks”, Palestine-Israel Journal, 2001, cilt: 8, ss. 5-18.

BAR-TAL, Daniel ve TEICHMAN, Yona, Stereotypes and Prejudice in Conflict: Representations of Arabs in Israeli Jewish Society, Cambridge University Press, New York, 2005.

BATAN, Mehmet, İran İslâm Cumhuriyeti İlk ve Ortaöğretim Ders Kitaplarında Türkler ve Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2011.

BILJALI, Şener, Makedonya Eğitim Kurumlarında Okutulan Tarih Kitaplarında Osmanlı İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2007.

ÇELİK, Hülya ve ÇELİK, M. Bilal, “Devrim Sonrası İran Ortaokul Tarih Ders Kitaplarında Türklere İlişkin Söylemlerin Analizi”, Türk Tarih Eğitimi Dergisi, 2015, cilt: 4, ss. 202-224.

DAVARCI, Âlim, Alman İlk ve Orta Öğretim Tarih Ders Kitaplarında Metodoloji ve Türk İmajı Üzerine Bir Araştırma, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Konya, 2006.

DEVECİ BOZKUŞ, Yıldız, “Ermeni Tarih Ders Kitaplarında Türk İmgesi”, Yeni Türkiye, 2014, sayı: 60, ss. 1-45.

DEVECİ BOZKUŞ, Yıldız, “Ermeni Tarih Ders Kitaplarında 1915 Olayları”, Tesam Akademi Dergisi, 2015, cilt: 2, ss. 89-105.

DEVECİ BOZKUŞ, Yıldız, Ermeni Ders Kitaplarında “Türkler”, TEPAV, Ankara, 2016.

ERDÖNMEZ, Celâl, “Kıbrıs Tarihi Ders Kitaplarında Osmanlı Devrinde Kıbrıs’a Yapılan Sürgünlerle İlgili Bazı Tespitler”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2007, sayı: 15, ss. 65-90.

ERÖZDEN, Ozan, “Hırvatistan Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı-Türk İmajı”, İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 2014, sayı: 50, ss. 39-54.

FAYDA, Mustafa, “Zimmi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt: 44, ss. 428-434.

GATINA, Venera, Rus Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı/Türk İmgesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul, 2009.

GÖKDEMİR, Zehra Betül, Suudi Arabistan Ders Kitaplarında Türkler ve Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2010.

GÖKSUN, Yenal, Suriye İlk ve Ortaöğretim Ders Kitaplarında Türkler ve Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2011.

HATHAWAY, Jane, “Problems of Periodization in Ottoman History: The Fifteenth through the Eighteenth Centuries”, The Turkish Studies Association Bulletin, 1996, cilt: 20, ss. 25-31.

HOWARD, Douglas. “Ottoman Historiography and the Literature of ‘Decline’ of the Sixteenth and Seventeenth Century”, Journal of Asian History, 1988, cilt: 22, ss. 52-77.

İSOV, Mümin, “Bulgaristan Tarih Ders Kitaplarında Türk Azınlığın Yerine İlişkin Bazı Gözlemler,” Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi, 2014, cilt: 3, ss. 37-51.

KAFADAR, Cemal. “The Question of Ottoman Decline”, Harvard Middle Eastern and Islamic Review, 1997-98, cilt: 4, ss. 30-75.

KAPAR, Mehmet Ali, “Sovyetler Birliği Dönemi Ders Kitaplarında Eskiçağ Tarihi ve Eski Türk Tarihi’nin Öğretimi”, USAD, 2016, sayı: 5, ss. 239-252.

KINIKLIOĞLU, Suat, “Images and Representations of Turks and Turkey in Soviet History Textbooks”, International Textbook Research, 2007, cilt: 29, ss. 259 – 271.

KOÇOĞLU, Yasemin, Barışın Aracı Olarak Tarih Ders Kitapları: Türk-Yunan Tarih Ders Kitapları Örneklemi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, Erzurum, 2014.

KÖSTÜKLÜ, Nuri, “Kıbrıs Rum Kesimi Tarih Ders Kitaplarında ‘Türk’ Ve ‘Türkiye’ İmajı”, 2013, Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Kongresi (17- 19 Mayıs 2013), Saraybosna, Bosna Hersek.

MAHARRAMOVA CENGİZ, Nigar, Sovyet Rusya Tarih Ders Kitaplarında Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi, Sakarya, 2016.

MUHASILOVIĆ, Jahja, Bosna Hersek Güncel Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı/Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul, 2015.

NAVEH, Eyal, “La imagen de Europa y del mundo árabe-islámico en el currículo escolar y los libros de texto de historia en Israel” [İsrail’deki Okul Müfredatı ve Tarih Ders Kitaplarında Avrupa ve Arap-İslam Dünyası İmgesi], Conociendo al otro: El islam y Europa en sus manuales de historia, Luigi Cajani (edit.), Fundación ATMAN, 2008, Madrid.

NETS-ZEHNGUT, Rafi, “Israeli Approved Textbooks and the 1948 Palestinian Exodus”, Israel Studies, 2013, cilt: 18, ss. 41-68.

PELED-ELHANAN, Nurit, Palestine in Israeli School Books: Ideology and Propaganda in Education, I.B. Tauris, Londra, 2012.

PODEH, Elie, “History and Memory in the Israeli Educational System: The Portrayal of the Arab-Israeli Conflict in History Textbooks (1948–2000)”, History & Memory, 2000, cilt: 12, ss. 65-100.

PODEH, Elie, The Arab-Israeli Conflict in Israeli History Textbooks, 1948-2000, Bergin & Garvey, Westport, CT, 2002.

PODEH, Elie, “Univocality within Multivocality: The Israeli-Arab-Palestinian Conflict as Reflected in Israeli History Textbooks, 2000–2010”, Journal of Educational Media, Memory, and Society, 2010, cilt: 2, ss. 46-62.

PIRICKÝ, Gabriel, “The Ottoman Age in Southern Central Europe as Represented in Secondary School History Textbooks in the Czech Republic, Hungary, Poland and Slovakia”, Journal of Educational Media, Memory, and Society, 2013, cilt: 5, ss. 108-129.

ŞİMŞEK, Ahmet ve MAHARRAMOVA CENGİZ, Nigar, “Rusya Tarih Ders Kitaplarında Türk-Osmanlı İmgesi”, Türk Tarih Eğitimi Dergisi, 2015, cilt: 4, ss. 225-258.

TAK, İsa ve YILDIZ, Nurses,“1980–1990 Yılları Arasında Bulgaristan’da İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında Okutulan Tarih Ders Kitaplarında Türk ve Osmanlı Algısı”, Uluslararası Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 2014, cilt: 2, ss. 67-100.

TUNCER, Fatih Fuat, Kosova Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı/Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi, Antalya, 2012.

ULUBAŞ, Mahmut, Günümüz Amerikan Tarih Ders Kitaplarında Türk Tarihi ile İlgili Konuların Ele Alınışı Üzerine Bir İnceleme, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Konya, 2009.

URAL, Selçuk, “Makedonya’da 6, 7 ve 8. Sınıf Türkçe Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı-Türk Algısı”, Tarih Okulu Dergisi, 2014, cilt: 7, ss. 797-826.

YILDIZ, Nurses, 1980-1990 Yılları Arasında Bulgaristan'da İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında Okutulan Tarih Ders Kitaplarında Türk ve Osmanlı Algısı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Tokat, 2008.

YİĞİT, Mehmet, Arap Ülkelerinde Okutulan Lise Tarih Ders Kitaplarında Türkler (Ürdün ve Suriye Örneği), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2009.

YOGEV, Esther, “A Crossroads: History Textbooks and Curricula in Israel”, Journal of Peace Education, 2010, cilt: 7, ss. 1–14.

YOGEV, Esther, “The Image of the 1967 War in Israeli History Textbooks as Test Case: Studying an Active Past in a Protracted Regional Conflict”, Oxford Review of Education, 2012, cilt: 38, ss. 171-188.

ŽUNİĆ, Mirna, Hırvatistan'da Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul, 2008.

 

 

The Ottoman-Jewish Relations until the Tanzimat in the View of Israeli History Textbooks (1948-2014)

 

Abstract

This article examines how the Ottoman-Jewish relations have been treated in Israeli history textbooks from the past until today. It is observed that the approach of the books regarding the relations in the classical period and afterwards is quite different. In relating the classical period, the books touch upon the tolerant attitude adopted by the Ottomans against the Jews, and the considerable autonomy they allowed them in communal affairs. In relating the last centuries of the Empire, on the other hand, the books stress the deterioration in the status of the Jews, especially those in Palestine, and relate how they were subjected to discrimination, arbitrary treatment and exploitation. Nevertheless, they attribute the cause of this deterioration not to any change of attitude on the part of the Ottoman central government, but rather to its growing weakness and resulting inability to offer the Jews protection against local powers.  

Keywords: Israel, Turkey, Ottoman Empire, Jews, history textbooks

 


[1] Âlim Davarcı, Alman İlk ve Orta Öğretim Tarih Ders Kitaplarında Metodoloji ve Türk İmajı Üzerine Bir Araştırma, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Konya, 2006.

[2] Suat Kınıklıoğlu, “Images and Representations of Turks and Turkey in Soviet History Textbooks”, International Textbook Research, 2007, cilt: 29, ss. 259-271; Venera Gatina, Rus Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı/Türk İmgesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul, 2009; Mehmet Ali Kapar, “Sovyetler Birliği Dönemi Ders Kitaplarında Eskiçağ Tarihi ve Eski Türk Tarihi’nin Öğretimi”, USAD, 2016, sayı: 5, ss. 239-252; Evren Balta ve Süheyla Demir, “Tarih, Kimlik ve Dış Politika: Rusya Federasyonu Güncel Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı-Türk İmajı”, Bilig, 2016, sayı: 76, ss. 1-31; Ahmet Şimşek ve Nigar Maharramova Cengiz, “Rusya Tarih Ders Kitaplarında Türk-Osmanlı İmgesi”, Türk Tarih Eğitimi Dergisi, 2015, cilt: 4, ss. 225-258; Nigar Maharramova Cengiz, Sovyet Rusya Tarih Ders Kitaplarında Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi, Sakarya, 2016.

[3] Mehmet Alpargu, “Türkiye ve Azerbaycan Tarih Ders Kitapları Üzerine Bazı Gözlemler”, Atatürk Dergisi, 2007, cilt: 5, ss. 1-13.

[4] Alyimidin K. Aizharkyn, “Kırgızistan’daki Ortaokul, Lise Tarih Ders Kitaplarında Türkiye Tarihinin Okutulması”, Uluslararası Sosyal ve Ekonomik Bilimler Dergisi, 2012, cilt: 2, ss. 79-83.

[5] Mahmut Ulubaş, Günümüz Amerikan Tarih Ders Kitaplarında Türk Tarihi ile İlgili Konuların Ele Alınışı Üzerine Bir İnceleme, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Konya, 2009.

[6] Mehmet Batan, İran İslâm Cumhuriyeti İlk ve Ortaöğretim Ders Kitaplarında Türkler ve Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2011; Hülya Çelik ve M. Bilal Çelik, “Devrim Sonrası İran Ortaokul Tarih Ders Kitaplarında Türklere İlişkin Söylemlerin Analizi”, Türk Tarih Eğitimi Dergisi, 2015, cilt: 4, ss. 202-224.

[7] Celâl Erdönmez, “Kıbrıs Tarihi Ders Kitaplarında Osmanlı Devrinde Kıbrıs’a Yapılan Sürgünlerle İlgili Bazı Tespitler”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2007, sayı: 15, ss. 65-90; Nuri Köstüklü, “Kıbrıs Rum Kesimi Tarih Ders Kitaplarında ‘Türk’ Ve ‘Türkiye’ İmajı”, 2013, Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Kongresi (17- 19 Mayıs 2013), Saraybosna, Bosna Hersek.

[8] Yıldız Deveci Bozkuş, “Ermeni Tarih Ders Kitaplarında Türk İmgesi”, Yeni Türkiye, 2014, sayı: 60, ss. 1-45; Bozkuş, “Ermeni Tarih Ders Kitaplarında 1915 Olayları”, Tesam Akademi Dergisi, 2015, cilt: 2, ss. 89-105; Bozkuş, Ermeni Ders Kitaplarında “Türkler”, TEPAV, Ankara, 2016.

[9] Betül Ayanoğlu, Türk-Yunan Tarih Ders Kitaplarında Karşılaştırmalı Öteki, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul, 2011; Yasemin Koçoğlu, Barışın Aracı Olarak Tarih Ders Kitapları: Türk-Yunan Tarih Ders Kitapları Örneklemi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, Erzurum, 2014.

[10] Nurses Yıldız, 1980-1990 Yılları Arasında Bulgaristan'da İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında Okutulan Tarih Ders Kitaplarında Türk ve Osmanlı Algısı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Tokat, 2008; İsa Tak ve Nurses Yıldız, “1980–1990 Yılları Arasında Bulgaristan’da İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında Okutulan Tarih Ders Kitaplarında Türk ve Osmanlı Algısı”, Uluslararası Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 2014, cilt: 2, ss. 67-100; Mümin İsov, “Bulgaristan Tarih Ders Kitaplarında Türk Azınlığın Yerine İlişkin Bazı Gözlemler”, Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi, 2014, cilt: 3, ss. 37-51.

[11] Fatih Fuat Tuncer, Kosova Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı/Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi, Antalya, 2012.

[12] Şener Biljali, Makedonya Eğitim Kurumlarında Okutulan Tarih Kitaplarında Osmanlı İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2007; Selçuk Ural, “Makedonya’da 6, 7 ve 8. Sınıf Türkçe Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı-Türk Algısı”, Tarih Okulu Dergisi, 2014, cilt: 7, ss. 797-826.

[13] Ahmet Alibašić, “Images of the Ottomans in History Textbooks in Bosnia and Herzegovina”, İslâm Araştırmaları Dergisi, 2007, sayı: 17, ss. 103-137; Jahja Muhasilović, Bosna Hersek Güncel Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı/Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul, 2015.

[14] Mirna Žunić, Hırvatistan'da Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul, 2008; Ozan Erözden, “Hırvatistan Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı-Türk İmajı”, İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 2014, sayı: 50, ss. 39-54.

[15] Gabriel Pirický, “The Ottoman Age in Southern Central Europe as Represented in Secondary School History Textbooks in the Czech Republic, Hungary, Poland and Slovakia”, Journal of Educational Media, Memory, and Society, 2013, cilt: 5, ss. 108-129.

[16] Yenal Göksun, Suriye İlk ve Ortaöğretim Ders Kitaplarında Türkler ve Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2011; Mehmet Yiğit, Arap Ülkelerinde Okutulan Lise Tarih Ders Kitaplarında Türkler (Ürdün ve Suriye Örneği), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2009.

[17] Yiğit, age.

[18] Zehra Betül Gökdemir, Suudi Arabistan Ders Kitaplarında Türkler ve Türk İmajı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2010.

[19] Yoram Bar-Gal, “The Image of the ‘Palestinian’ in Geography Textbooks in Israel”, Journal of Geography, 1994, cilt: 93, ss. 224-232; Daniel Bar-Tal, “The Arab Image in Hebrew School Textbooks”, Palestine-Israel Journal, 2001, cilt: 8, ss. 5-18; Bar-Tal ve Yona Teichman, Stereotypes and Prejudice in Conflict: Representations of Arabs in Israeli Jewish Society, Cambridge University Press, New York, 2005; Elie Podeh, “History and Memory in the Israeli Educational System: The Portrayal of the Arab-Israeli Conflict in History Textbooks (1948–2000)”, History & Memory, 2000, cilt: 12, ss. 65-100; Podeh, The Arab-Israeli Conflict in Israeli History Textbooks, 1948-2000, Bergin & Garvey, Westport, CT, 2002; Podeh, “Univocality within Multivocality: The Israeli-Arab-Palestinian Conflict as Reflected in Israeli History Textbooks, 2000–2010,” Journal of Educational Media, Memory, and Society, 2010, cilt: 2, ss. 46-62; Majid Al-Haj, “National Ethos, Multicultural Education, and the New History Textbooks in Israel”, Curriculum Inquiry, 2005, cilt: 35, ss. 47-71; Ismael Abu-Saad, “The Portrayal of Arabs in Textbooks in the Jewish School System in Israel”, Arab Studies Quarterly, 2007, cilt: 29, ss. 21-38; Esther Yogev, “A Crossroads: History Textbooks and Curricula in Israel”, Journal of Peace Education, 2010, cilt: 7, ss. 1–14; Yogev, “The Image of the 1967 War in Israeli History Textbooks as Test Case: Studying an Active Past in a Protracted Regional Conflict”, Oxford Review of Education, 2012, cilt: 38, ss. 171-188; Nurit Peled-Elhanan, Palestine in Israeli School Books: Ideology and Propaganda in Education, I.B. Tauris, Londra, 2012; Rafi Nets-Zehngut, “Israeli Approved Textbooks and the 1948 Palestinian Exodus”, Israel Studies, 2013, cilt: 18, ss. 41-68.

[20] Eyal Naveh, “La imagen de Europa y del mundo árabe-islámico en el currículo escolar y los libros de texto de historia en Israel” [İsrail’deki Okul Müfredatı ve Tarih Ders Kitaplarında Avrupa ve Arap-İslam Dünyası İmgesi], Conociendo al otro: El islam y Europa en sus manuales de historia, Luigi Cajani (edit.), Fundación ATMAN, 2008, Madrid, ss. 197-198.

[21] Podeh, The Arab-Israeli Conflict in Israeli History Textbooks, 1948-2000, ss. 77-80.

[22] Shlomo Na’aman ve Aryeh Kasher, Toldot Yemey ha-Beynayim ba-‘Amim uve-Yisrael [İsrail ve (Diğer) Halklar Arasında Ortaçağ Tarihi], ʻAmihai, Tel Aviv, 1972, ss. 467-468.

[23] Akiva Doron ve Eva Frenkel, Mi-Dor le-Dor [Nesilden Nesile], Bölüm 3, Misrad ha-hinukh veha-tarbut, Kudüs, 1998, s. 18.

[24] Ketsi’ah Tabibiyan ve Shoshi Miran, Masa’ el ha-‘Avar: Mi-Yemey ha-Beynayim ve-‘ad ha-‘Et ha-Hadaşa [Geçmişe Yolculuk: Ortaçağdan Yakınçağa], Matach, Ramat Aviv, 1997, s. 208.

[25] Jacob Kas ve Mosche Hershko, Yisrael veha-‘Amim [İsrail ve (Diğer) Halklar], Bölüm 2, Tel Aviv Dvir, Tel-Aviv, 1974, ss. 184-185.

[26] Doron ve Frenkel, age., s. 18.

[27] Doron ve Frenkel, age., s. 19.

[28] Doron ve Frenkel, age., s. 19.

[29] Doron ve Frenkel, age., s. 61.

[30] Shelomoh Shavit, ha-Yehudim be-Şilhe Yemey ha-Beynayim [Ortaçağın Sonlarında Yahudiler], Misrad ha-hinukh veha-tarbut, Kudüs, 1978, ss. 55-56.

[31] Mikhal Ziv ve Samuel Ettinger, Divrey ha-Yamim [Kronikler], Cilt 3, Bölüm 1, Yuval, Haifa, 1960, s. 327.

[32] Na’aman ve Kasher, age., ss. 469-471.

[33] Mikhal Ziv, Haim Hillel  Ben-Sason ve Jacob M. Landau, Divrey ha-Yamim [Kronikler], Cilt 2, Yuval, Haifa, 1959, ss. 390-391.

[34] Ziv ve Ettinger, age., ss. 327-328.

[35] Ömer Kanunları geleneksel olarak ikinci halife Hz. Ömer’e atfedilmekle beraber içerdikleri zimmilere yönelik kısıtlamaların onu izleyen dönemlerde şekillendiği kabul edilmektedir. Bkz. Mustafa Fayda, “Zimmi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt: 44, s. 429-432. 

[36] Shulah Inbar ve Yaron Harel, Mahpekha u-Geula be-Yisrael uva-‘Amim [İsrail ve (Diğer) Halklar Arasında Devrim ve Sürgün], Bölüm 1, Lilach, Petach Tikva, 2006, s. 16.

[37] Doron ve Frenkel, age., ss. 43-44.

[38] Doron ve Frenkel, age., s. 44.

[39] Elie Bar-Navi, ha-Mea ha-20: Toldot ‘Am Yisrael ba-Dorot ha-Aharonim [20. Yüzyıl: İsrail Halkının Günümüzdeki Tarihi], Sifre, Tel Aviv, 1998, s. 30; Israel Zingrov ve David Shahar, ‘Am ve-‘Olam [Halk ve Dünya], Cilt 3, ʻIdan, Rehovot, 1998, s. 210.

[40] Doron ve Frenkel, age., ss. 26, 28.

[41] Doron ve Frenkel, age., ss. 28, 31; ayrıca bkz. Tabibiyan ve Miran, age., s. 222.

[42] Ziv ve diğerleri, Divrey ha-Yamim, Cilt 2, s. 418.

[43] Osmanlının gerileme döneminden söz edilen pasajlara örnek olarak bkz. Bar-Navi, age., s. 28; Tabibiyan ve Miran, age, s. 206; Doron ve Frenkel, age, s. 13. Gerileme paradigmasına yönelik olarak getirilen eleştiriler için örnek olarak bkz. Jane Hathaway, “Problems of Periodization in Ottoman History: The Fifteenth through the Eighteenth Centuries”, The Turkish Studies Association Bulletin, 1996, cilt: 20, ss. 25-31; Douglas Howard, “Ottoman Historiography and the Literature of ‘Decline’ of the Sixteenth and Seventeenth Century”, Journal of Asian History, 1988, cilt: 22, ss. 52-77; Cemal Kafadar, “The Question of Ottoman Decline”, 1997-98, Harvard Middle Eastern and Islamic Review, cilt: 4, ss. 30-75. 

[44] Doron ve Frenkel, age., ss. 197-199.

[45] Shavit, age., s. 83.

[46] Shavit, age., s. 86.

[47] Shavit, age., s. 90.

[48] Na’aman ve Kasher, age., s. 479.

[49] Na’aman ve Kasher, age., s. 481.

[50] Na’aman ve Kasher, age., s. 482.

[51] Kas ve Hershko, age., s. 302.

[52] Ziv ve Ettinger, age., ss. 327-328.

[53] Menahem Kedem, Perekim be-Toldot Yisrael ba-Me’ot ha-18 veha-19 [18. ve 19. Yüzyıllarda İsrail (Halkı) Tarihinden Fasıllar], Or-ʻam, 1986, s. 80.

[54] Inbar ve Harel, age., s. 10.

[55] Zingrov ve Shahar, age., s. 285.

[56] Inbar ve Harel, age., s. 16.

[57] Shelomoh Horowitz, Kitsur Toldot Yisrael ba-‘Et ha-Hadaşa [Yakınçağda Muhtasar İsrail Tarihi], Bölüm 2, Bet ha-sefer ha-reʼali ha-ʻIvri, Haifa, 1960, ss. 27-28.

[58] Horowitz, age., s. 33.

[59] Eyal Naveh ve Ne’omi Vered, ha-Leumiyut be-Yisrael uv-‘Amim [İsrail ve (Diğer) Halklar Arasında Milliyetçilik], Rekhes, Even Yehudah, 2008, s. 149.

[60] Eyal Naveh ve Ne’omi Vered, Tsemiha ve Maşberim ba-‘Idan ha-Moderni [Yakınçağda Kalkınma ve Krizler], Rekhes, Even Yehudah, 2012, s. 206.

[61] Inbar ve Harel, age., s. 16.

[62] Horowitz, age., s. 30.

[63] Horowitz, age., ss. 30-31.

[64] Jacob Toury, Dan Helmut Schmitt ve Refaʼel Soferman, Toldot ha-‘Amim ba-Zeman ha-Hadaş [Yakınçağda Halkların Tarihi], Cilt 3, Yavneh, Tel Aviv, 1967; ayrıca bkz. Mikhal Ziv, Samuel Ettinger ve Jacob M. Landau, Divrey ha-Yamim [Kronikler], Cilt 4, Bölüm 1, Yuval, Haifa, 1963, s. 341 ve Kedem, age., s. 113.

[65] Inbar ve Harel, age., ss. 16, 21.

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.