23 Eylül 2019
  • İstanbul14°C
  • Ankara13°C

KİTABIN KADERİ: ARİF HİKMET BEY KÜTÜPHANESİ’NDEN ÜNİVERSİTEYE

Zekeriya Kurşun Hoca, “Varsın ehl-i Kelam tartışsın ve fakat ben kitapların bir kaderinin olduğuna kâniim” diyor Arif Hikmet Bey Kütüphanesinin yürek burkan hikâyesini anlattığı bir yazıda. İşte hikayenin devamı…

Kitabın kaderi: Arif Hikmet Bey Kütüphanesi’nden üniversiteye

09 Eylül 2019 Pazartesi 14:30

Eşyanın kaderi var mıdır? Varsın ehl-i Kelam tartışsın ve fakat ben kitapların bir kaderinin olduğuna kâniim. Tabii müellifin zihninde tebellür edip, söze ve yazıya dökülmesi aşamasına kadar ayrı bir kaderi; yazıya dökülmesinden sonra da ayrı bir kaderi olduğu muhakkak. Düşünsenize hiç kıyamadığınız o güzelim fikirleriniz ve düşünceleriniz, bir kalıba girince ilk işkenceye, ciltçinin eline geçince de ikinci işkenceye maruz kalır. Ama sabırlıdır, mütehammildir, zira o bir mahbûb, bir mahbûbedir okuyucusunun gönlünde ve en güzel şekliyle karşısına çıkmalıdır.

Bu aşk tek taraflı değildir. Okuyucu ve hele kütüphane oluşturma sevdası bir başkadır. Bir kitap haberini aldı mı her şeyi unutur erbabı. Varını yoğunu seferber eder, -eskiden- diyar değiştirir, meşakkat çeker ona ulaşmak için. Sevdanın en son noktası da uğruna pek çok şey feda edilen kitaplara saraylar, kâşaneler kurmaktır emeli sevgilisinin. Gözü gibi kıymetli bildiği, kalbi gibi temiz sakladığı kitaplar için herkes kendi kudretince kasırlar yapar. Kimi evinin en güzel mekânını, kimi işyerini kimi de müstakil bir binayı saraya dönüştürür. Artık kitap sevdalılarının buluşma noktasıdır bu mekânlar. Eğer bir taraftan dolu- boran, yalan-dolan, yasak-masak gelmez ise keyfine diyecek yoktur bu mekânın ve müdavimlerinin.

Ama hep böyle mi olur? Yaşanmışlıklara bakarsak hayır, asla. Nedense farklı yönden esen bir rüzgar, bir kasırga veya en ufak bir değişim olunca ilk akla gelen yerler o nadide eserlerin mekanlarıdır. Yıkılır, dönüştürülür, kitaplar da haraç-mezat satılır ya da “ne de olsa içindeki fikirler insanoğlu içindir” diyerek yağmalatılır. Hele ölmeye görsün bir kitap sevdalısı, kıyameti hemen o gün kopar. İşte böyle bir hikayeden söz edeceğim sizlere, sonra da ilaveler yapacağım elbette, “sivri sinek saz” kabilinden kitapların kaderine.

Şeyhülislam Arif Hikmet Bey (1786-1859) yemez içmez, kitap biriktirir. Bir hedefi vardır. Ahir ömründe bu kitapları Medine’ye taşımak ve orada kitapları ile hitam-i ömr etmektir. Nitekim o tarihlerde Sultan Abdülmecid’in de Medine’de büyük bir imar ve Mescid-i Nebevi’de genişletme faaliyetleri vardır. İşte bu sıralarda Arif Hikmet Bey de Mescid-i Nebevi’nın hemen yakınında bir kütüphane inşa ettirir. Kitaplarını buraya naklettirir. Bununla yetinmez kütüphane hizmeti vs. için de malından mülkünden bir de vakıf kurar. Ömrü vefa etmez kitapları ile buluşmaya ve İstanbul’da vefat eder Arif Hikmet Bey. İşin bu tarafı bilinen bir şey, çok yazıldı, çizildi. Ama yazılmayan ve kitaplarının kurduğu kütüphanesinin kaderini tayin eden başka bir kıssayı hatırlatacağım burada.

Devamı: https://www.dunyabizim.com/alinti/kitabin-kaderi-arif-hikmet-bey-kutuphanesinden-universiteye-h30311.html

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.