24 Mayıs 2018
  • İstanbul19°C
  • Ankara13°C

M. MAZLUM ÇELİK: DÜŞÜNCE MEKTEBİ

Şair ve yazar Şakir Kurtulmuş ile Düşünce Mektebi'ne özel bir söyleşi gerçekleştirdik. Kültür ve edebiyat alanındaki gelişmeleri ve Müslümanların bu alanlardaki etkinliğini masaya yatırdık.

M. Mazlum Çelik: Düşünce Mektebi

05 Ocak 2018 Cuma 09:35

Edebiyatın toplumsal hayatı dönüştürme gücünü nasıl açıklarsınız? Müslüman entelektüel zihin bundan ne kadar istifade ediyor?

Toplumların düştükleri yerden yeniden kalkabilmeleri için düşünce ürettikleri bir alandır edebiyat. Edebiyatla yeniden bir toplumun düşünce melekeleri harekete geçebilir, bir toplumu yeniden diriltebilmek için daha doğrusu düşüncelerini yeniden harekete geçirebilmek için düşünürlerin, şair ve yazarların kullandıkları, çalıştıkları  alandır edebiyat. Bu güç bireylerin kendi sınırları içinde ortaya koydukları kimlik, hassasiyet, başarı gibi unsurlarla açıklanabilir. Sağlam bir zemine oturmayan düşünce, önce kendi varlığını ayakta tutmakta zorlanacağı için başkalarına da bu konuda bir katkı sağlama durumunda olmayacaktır. Her şeyden önce biz müslümanız ve bizi diğer topluluklardan ayıran en önemli özellik budur. İnsan olarak şeklimiz, saçımız, yüzümüzden çok düşüncemizle, inancımızla ayrılıyoruz . Bu inancın üzerimize yüklediği bir sorumluluk var. Bu sorumluluk gereği esas toplumu dönüştürecek, harekete geçirecek olan düşünceyi üretme, bu anlamda ciddi çalışmalar ortaya koyma ödevimiz vardır. İçimizdeki uğultuyu sessizce harekete geçiren, çoşkuyla dönüştüren asıl bu zenginliğimizdir. Bu zenginliğimiz ne kadar güçlü olursa, ödevimizi yerine getirme sorumluluğumuz da o kadar etkin olacaktır.

 

Müslüman hassasiyetli entelektüel sınıfın kültürel alanda iktidarı elinde bulundurmadığı, yapıtlarının zayıf kaldığı eleştirilerine nasıl yaklaşmaktasınız?

Bu konudaki eleştirel söyleyişlere baktığımızda uzun bir süredir aynı tonda seslerin  yükseldiğini görürüz. Esasen konu ile ilgili eleştiriyi bizzat iktidar sahipleri, sorumluluk makamında olanlar da yapıyor. Bunda hem sorumluluk sahibi olanların hem de sanat edebiyat adamlarının hem fikir olduğunu düşünürsek, bundan sonrası için ne yapılabilir, buna bakmak gerekir. Sonuçların bugünkü halde önümüze gelişinin asıl derinliğine inerek tahlil etmekte fayda vardır. Neden bugünkü sonuçlarla yüz yüzeyiz. Niçin bugün böyle bir eleştirinin altında kalıyoruz. Buradan çıkış için yol haritamız nasıl olmalı. Bu sorunun cevabını hep birlikte arayıp bulmalıyız. Bu konuda sadece iktidarda sorumluluk sahibi olanlar değil toplumda sorumluluk sahibi olan, kültür insanlarının da  yükü omuzlamaya aday olmaları ve yapılan hataların nerelerde yapıldığını iyi tahlil etmeleri gerekir.

Şiir, özellikle İslami münevverlerin daha güçlü olduğu saha olarak gösterilmektedir. Öte yandan son dönemde Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İsmet Özel veya Mehmed Akif gücünde güçlü şairlerin ortaya çıkmadığı eleştirilerine katılıyor musunuz?

Elbette şiirimiz, bir medeniyetin izlerinde büyüyüp serpilmiş ve oradan aldığı ahenkle, bugünlere kadar taşımıştır sesini. Yunus’tan gelip Mehmet Akif’le devam eden geleneğin en güzel örneklerini  yaşanılan son yüzyılın büyük şairlerinde görüyoruz. Büyük sanatçılar, zor zamanda zorluklara karşı hakikati savunan başkaldırının en güzel örneklerini ortaya koyan sanatçılardır. Cami minberinde konuşarak halkı aydınlatmaya çalışan, gerçekleri görmeleri konusunda bir uyarıcı vazifesi gören İslam şairi Mehmet Akif’i bugünkü gençlere anlatamıyorsak, sıkıntı burada bence. Yaşadığımız yüzyılın en büyük şairi Sezai Karakoç’un Yitik Cennet, Kıyamet Aşısı, İslamın Dirilişi, Ruhun Dirilişi, Hızırla Kırk Saat, Tahanın Kitabı, Şahdamar, Alınyazısı  gibi insanı derinden sarsan eserlerine bugünkü gençliği yakınlaştıramıyorsak, onları anlamaları için çaba sarfetmiyorsak sıkıntı burada. Gençlerin yol alışlarında yanlışlıklar var, önce bu yanlışlıkları doğru bir istikamet üzere yöneltmeye çalışmalıyız. Gençlik verimsiz, anlamsız, derinliksiz eserlerle oyalanıyor sanki. Bu gidişe dur demek, onların yeniden kendilerini tanımalarına imkan verecek çalışmalara yönelmesini sağlamak, onları ciddi, derinlikli eserlerle buluşturup yeni ufuklara yol almalarını sağlamak için çalışmalıyız. Çok çaba sarf etmeliyiz. Şiir zor olanı, herkesin göremediğini bulup ortaya koyan, hakikate çağıran bir güçlü sese sahiptir. Bu rüzgarın gençler üzerinde derin izler bırakabileceği ortamları hazırlamak, onların geniş ufuklara sahip olmalarına imkan verecek çalışmalara katılmalarını sağlamak gerekir. Çalışmalar samimi olduğu sürece verimli olacak, meyve verecektir. Hemen bir iki yıl içinde sonuç almayı değil, geleceğe kalacak sesi çoğaltmanın yollarını aramalıyız hep birlikte.

Roman konusunda, Müslümanların özellikle tarih içerikli romanlara karşı daha iştahlı olduğu görülmekte; özellikle bu alanla ilgili özgün yapıtlar ortaya çıkarılması için hangi tür okumalar üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyorsunuz?

Son zamanlarda sizin de belirttiğiniz gibi tarih içerikli eserlere karşı bir ilginin olduğu görülüyor. Bunda televizyonlarda yayınlanan kimi dizilerin de büyük payı olduğu söylenebilir. Tarihe olan merakı yeniden su yüzüne çıkaracak bu girişimler ilerde geçmişe ait bilgilerin daha çok konuşulmasına, bugüne taşınmasına imkan sağlayabilir. Bu alanda özgün eserlerin ortaya çıkması için sahasında yoğun çalışmalar,  özel araştırmalar yapan yazarların daha verimli olacağı, konuyla ilgili etkili olabilecek eserler ortaya koyabileceği açıktır. Tarih zenginliği tek başına yeterli olmayabilir. Bu bilgi birikiminin geçmişten bugüne bağ kurabilmesi, geçmişte yaşananların yarınlara söyleyecek sözü olacak şekilde geniş açılı bir bakışla okumalar yapılması gerekir.

 

Aslında ‘Roman’ konusunda özellikle büyük bir boşluk söz konusu gibi durmaktadır. Müslüman entelektüellerin romanı küçümseme ya da gereken önemi vermemesi söz konusu olabilir mi?

 

Eskiden beri tartışılagelmiştir roman üzerinde. Bazı dönemlerde sizin de belirttiğiniz gibi Müslüman sanatçıların romana gereken önemi vermediği, hatta İslami edebiyat alanında kayda değer romanın olmadığı şeklinde açıklamalara rastladığımız doğrudur. Belki tamamen yok denecek şekildeki  öngörüler ciddiye alınmayabilir ama yaşadığımız günleri, geçmişi bugüne taşıyan önemli olayları yazacak ciddi eserler ortaya koyacak adımlara ihtiyaç var. Yazar madem ki çağının tanığıdır, içinde bulunduğu çağı anlatmalıdır. Sadece tanık olmak yeterli midir, elbette  değildir. Tanık olmanın ötesinde başkalarının göremediklerini de görüp ortaya koymalı, yazmalıdır. Şimdiki zamanın öncesinde ve ötesinde insanlığa hayatı, yaşanılan dünyayı yeniden anlatacak, yorumlayacak sanatçılara ihtiyaç var. İçinde bulunduğumuz yüzyılda özellikle İslam coğrafyasında korkunç yıkımlar, zulümler, işgaller, işkencelere maruz kaldık. Bu bölgelerde yaşanılan zulme karşı koyan Müslümanlara karşı büyük baskılar uygulandı, ateş açıldı pek çok yıkım oldu. Bosna’da, Hama’da dünya ülkelerinin gözünün içine baka baka zulüm ve işkenceler yapıldı. Aradan geçen onca yıla rağmen hala bu konularla ilgili ciddi manada büyük eserler ortaya konabilmiş değildir. Ülkemizde yaşanan olaylar için de aynı şey söz konusu. Bir Yasin Börü olayını, bir Furkan’ı anlatacak derin anlamlar yüklü büyük eserler hala yazılabilmiş değil. Bu gerçekler ortadayken bizim romanı veya başka sanat dallarını küçümseme lüksümüz olmamalı diye düşünüyorum.

 

Müslümanların roman, şiir veya diğer yapıtlarda çokça düştüğü hamaset, edebi eserin niteliğine zarar verici boyutta olduğu eleştirileri söz konusudur. Müslümanlar kavga etmeden yapıtlarını nasıl inşa edebilir, hangi tarz, biçim ve akımlar kullanılarak Müslüman yapıtlar arzu edilen düzeye ulaştırılabilir? Yani hem edebi zevki ve estetiği korumak hem de edebi ürünü Müslüman bireye indirgemenin yolları neler olabilir?

 

Fransız bir yazarındı yanılmıyorsam şöyle bir sözü var:’Güçlü eserler güçlü inançlardan doğar.’Biz bu düşünceyi şöyle de açabiliriz. Tarih boyunca büyük eserlere baktığımızda, onu ortaya koyan insanların da büyük düşüncelere sahip olduklarını görürüz. Olaya biraz böyle bakmalı diye düşünüyorum. Hamasetten uzak büyük düşüncelere sahip olduğumuz ölçüde nitelikli, özgün ve geleceğe bırakabileceğimiz sağlam eserler ortaya konabilir. Günlük politikanın içinde sığ denizlerde yüzme biliyor olsak bile çok dolaşmamakta fayda var, çünkü bir süre sonra politikanın ezici gücü altında yavaş yavaş kendimizin dönüştüğünü görürüz ki bu duruma gelmek istemeyiz. Biz bir kültür adamı olarak çabalarımızla toplumun düşüncesini, hissiyatını harekete geçirmekle sorumlu olduğumuzu asla unutmadan bu yönde çabalarımızı artırmalıyız. Bu başarının reçetesi olamaz ancak önümüzde yapılabilecek, izlenebilecek yol açıktır. Sadece okumak, çok okumak, iyi okumak ve iyi tahlil yaparak iyi eserler üretebiliriz. Tabi daha önce sözünü ettiğimiz gibi geçmişimizi önce çok iyi okuyarak yola çıkmak durumundayız.

 

Genç yazarların kendi yapıtlarını yayınlama ve bunun doğru bir eleştiriden geçme süreci yayıncılık camiasında nasıl olmaktadır?

 

Yayıncılık konusunda bugün eski dönemlere göre imkanlar çok ve oldukça çeşitli  alternatifler var. Eskiden kitap basmak bugünkü kadar hiç kolay değildi. Herkes kitap bastıramazdı. Çok büyük sıkıntılarla yayınlanıyordu kitaplar. Bugün yayın dünyasına baktığımızda maalesef bu konuda imkanların arttığını ve işlerin de çok kolaylaştığını görüyoruz. İşlerin kolaylaşmış olmasından sıkıntı duyarak söz ediyorsak burada dikkat çekmek istediğimiz başka bir önemli konu var. Kitap basmak artık o kadar kolaylaştı ki baskı maliyeti kadar bir miktar parayı biriktiren her kes kendi kitabını yayınlayabiliyor. Zor şartlar her zaman kaliteyi de beraberinde getiriyor. Böyle olunca bugünkü kolaylık bu konuda titizliği ortadan kaldırmış oluyor. Eskisi gibi kitapla ilgili hassasiyetlerimiz zedeleniyor. Kitabın kalitesi, içeriği ne olursa olsun kitabın maliyetini karşılayacak bir miktar paraya sahipseniz kitabınızı yayınlama imkanına da sahip oluyorsunuz. Bu durum belki gençlerin kitaplarının yayınlanması noktasında olumlu gibi görünse de daha ciddi eserlerin çıkışının önünü keseceği dikkatlerden uzak tutulmamalı.

 

İyi bir okur ve iyi bir yazar nasıl olunur?

 

Sizin sorunuzdaki sıralama önemli. Önce bunu belirtelim. Çoğu zaman konuyla ilgili benzer sorularla karşılaşıyoruz ve önce nasıl iyi bir yazar olunur diye yöneltiliyor soru. Böyle olunca baştan yanlış bir çıkış noktası ile karşı karşıya kalıyoruz. Yazar olmadan önce iyi bir okur olmalı. Hatta sadece iyi bir okur değil, ‘çok iyi bir’ okur olmalı. Şimdi genç arkadaşlara bakıyorsunuz okuma kültürü yok, bir alt yapıya sahip değil, ama çok iddialı kitaplar yazmaya, yayınlamaya hevesleniyorlar. Sonuç elbette, bebek ölü doğuyor. Sadece yazarın okuma zorunluluğu yok, bunun da altını çizmeliyiz. İyi bir düşünce yapısına sahip olmak için yazar olup olmaması önemli değil, birey olarak hepimiz iyi bir okur olmalıyız.   

 

Okurlarımıza mutlaka okumasını tavsiye edeceğiniz kitaplar hangileridir?

 

Kitap listesi vermek benim çok tercih ettiğim bir şey değil. Ancak okumalar konusunda şu şekilde tavsiyelerimiz olabilir. Öncelikle kendini tanıma noktasında Müslümanların, bulunduğu konumu, tarihe bakışı, geleceğe bakışı için çok okumaları gerekir. Kendileri için gerekli olan bir zorunluluk bu. Bir de toplumu harekete geçirmek üzere çaba sarf eden, yeni bir düşüncenin, hissiyatın harekete geçebilmesi için  gayret gösteren edebiyat alanında önemli çalışmalar ortaya koyacak kültür adamlarının, sanatçıların daha çok okumaları gerekir. Kişilerin burada ilgi alanlarına göre okumalar yapması doğaldır. Şiirle, hikaye ve romanla  ilgilenenlerin daha çok ilgilendikleri alanla ilgili çalışmalara ağırlık vermeleri  gerekmektedir. Fakat gündemi asla boş bırakmadan..günümüzü, geçmişi daima okumaya devam ederek…Vesselam..

Kaynak: dusuncemektebi.com

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.