23 Kasım 2017
  • İstanbul12°C
  • Ankara2°C

MUHSİN METE 17. DÖNEM YAZAR OKULUNDA KONUŞTU.

Eski TRT Genel Müdür Yardımcısı, hâlen Ahmet Yesevî Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı Genel Koordinatörü Muhsin Mete; 11 Aralık 2010 Cumartesi günü Türkiye Yazarlar Birliği Kültür Merkezinde “İletişimciliğimiz” üzerine bir konuşma yaptı.

Muhsin Mete 17. Dönem Yazar Okulunda konuştu.

muhsinmetetyb

Eski TRT Genel Müdür Yardımcısı, hâlen Ahmet Yesevî Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı Genel Koordinatörü Muhsin Mete; 11 Aralık 2010 Cumartesi günü Türkiye Yazarlar Birliği Kültür Merkezinde “İletişimciliğimiz” üzerine bir konuşma yaptı.

Muhsin Mete; radyo, televizyon ve iletişim konusundaki deneyimlerini 17. Dönem Yazar Okulu öğrencileriyle paylaştı; günümüz iletişimciliği üzerine görüşlerini açıkladı.

Konuşmasının; Yazar Okulu’nun cumartesi günleri  programı çerçevesinde, yönlendirme dersi kapsamında düzenlenen bir faaliyet olduğuna atıfta bulunan Mete; Yazar Okulu düşüncesinin öteden beri kendisine heyecan verdiğini belirterek bu programa devam etmede temel saikanın “yazmak” eylemine duyulan arzu olduğuna işaret etti.

Birilerine, ama daha çok kendine bir şeyler anlatma arzusu olarak doğan yazarlık hevesi; aslında erken yaşlarda başlayan bir iletişim biçimidir, diyen Mete; dinleyicilere,  kişi olarak bilhassa kendinize saklı yazılarınız olsun, tavsiyesinde bulundu.

Yazar Okulu’yla sınırlı kalacak bir münasebetin yazar olmaya yetmeyeceğini belirten Mete; yazarlık, şüphesiz çok yönlü bir donanıma sahip olmayı gerektirir, dedi. Dolayısıyla yazma eyleminde, daha doğrusu yazdıklarını kamuyla paylaşma noktasında acele edilmemeli; kendine saklı yazılardan sıkça yazarak belli bir olgunluk düzeyi yakalanmalıdır. Dile ilişkin gösterdiğimiz çabalarımızın  yanı sıra, kültür ve sanat faaliyetlerine de aynı  duyarlıkla yaklaşmalıyız. Zira birikim denilen olgu, huniyle kafaya aktarılan bir şey değildir. Okumak, yazmadan önce gelmeli. Toplu taşıma araçlarında seyahat halindeyken doğabilecek zaman aralıklarında, mutlaka bir şeyler okunmalı. Ayrıca okuduklarınızdan elde ettiğiniz notları,  konu başlıklarına göre tasnif ederek fişleme usulüyle geniş bir arşiv oluşturabilirsiniz.

Edebiyat, kültür ve sanat dünyasının nabzını tutması cihetiyle bilhassa dergiciliğin önemine değinen Mete; geçmişte yirmiye yakın dergi takip ettiğini sözlerine ekledi.

Muhsin Mete, sözlerine şöyle devam etti:

Ben,  iletişim hadisesinin teorisyeninden çok uygulayıcısı oldum. Günümüzde geniş bir iletişim olgusuyla karşı karşıyayız. Keza,  günlük hayatımızda iletişim araçlarının etkilerine çokça maruz kalmaktayız. Dolayısıyla iletişim, yalnızca mesaj alıp vermeyle sınırlı bir alan değildir.

Modern zamanlarda iletişim araçlarıyla tanışmamız, Batı’dan ithal yoluyla ve  ne yazık ki “kargo kült” düzeyinde olmuştur. Zihniyet itibarıyla da yabancısı olduğumuz bir alandı; onu ideolojisinden bağımsız olarak doğrudan içselleştirmek mümkün değildi. Bu noktada Marshall McLuhan'ın “araç mesajdır” sözünü hatırlatmak isterim. Araçlar, kaçınılmaz olarak bir mesaj iletir. İçinde geliştiği Batı’nın toplumsal ve sosyal yapısına ait ve buna uygun  değer yargılarıyla teçhiz edilmiş iletişim araçlarının; bizde olduğu şekliyle direkt alınıp kullanılırken beraberinde Batı’dan kültürel özellikler taşımaması olanaksızdır.

Türkiye’de düşünce hareketleri içinde önemli bir yer işgal eden İslamcılık akımının önde gelen isimlerinden merhum Akif, Batı’dan sadece ilim ve fen alınmasını ister; Batı’nın yaşam şekline kapılmaması, hatta ilginçtir onlara inanılmaması gerektiğini mısralarında dile getirir. Bunun zamanla ne tür sosyal tahriplere yol açacağının önceden kestirilemediği açık. Mamafih İsmet Özel’in “Üç Mesele” kitabında Batı medeniyetine karşı geliştirdiği toptan reddin ve muhalif duruşun sadece düşünce bazında ve onunla sınırlı kalması, bir diğer açmaz olarak karşımızda durmaktadır.

Âcizane, bir iletişimci olarak günümüzde bu tartışmayı daha ziyade “düzgün bir tv yayıncılığı, nasıl yapılabilir?” noktası üzerinden sürdürmenin yarar sağlayacağı kanaatindeyim. Bu bağlamda ilköğretim okullarında başlatılan “medya okur- yazarlığı dersi” ni önemsiyorum. Bu dersin, bilhassa  “tv nasıl seyredilmeli?” soru[nu]suna  cevap araması cihetiyle, elzem olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de tv yayıncılığının, beş yıllık bir planlama sonucunda; münhasıran eğitim ve kültür alanlarında toplumsal sorumluluk ifa etmek üzere  başlatılacağı kararlaştırılırken 1968’de, alt yapısı henüz  tamamlanmadan alelacele başladığını görmekteyiz. Bu sürecin ironik bir hikâyesi de var: Avrupa, o tarihte renkli tv  yayıncılığına başlamıştı. Almanya, artık kendisine lazım olmayan, bir siyah- beyaz tv kanalı için yeterli sayıda teknik tesisatı Türkiye’ye bağışlayarak tv yayıncılık tarihimizi beş yıl öne çekmişti. İşin jestten öte bir yanı vardı kuşkusuz. Türkiye’de tüketim alışkanlıkları, henüz istenilen aşamaya gelmemişti. O güne kadar sadece yazılı basın vasıtasıyla sürdürülen reklamcılık, yeni dönemde ihtiyacı tam olarak karşılamaya yetmiyordu. Ne yapıp edip görsel iletişim unsuru, devreye sokulmalıydı. Yani, anlayacağınız sermaye elini çabuk tutmuş; sürece dışarıdan müdahil olmuştu.

Günümüzde, artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçasını teşkil eden tv fenomenine gelince şüphesiz söylenecek çok şey var. Bugün gelinen noktada sadece tv’yi bir günah keçisi olarak seçmek, ne kadar doğru bir yaklaşım olur? Bana kalırsa bu durum, daha çok birleşik kaplar kanunuyla izah edilebilecek bir olgudur.

Bir prensip olarak; siyaset, kültür, sanat alanlarında tercihler noktasında toptan ret veya toptan kabul anlayışlarını, tehlikeli bulmuşumdur hep. Dinimizin öngördüğü “orta yol” takipçilerinin, daha çok “ara renk”lere itibar etmesi, gerektiği kanaatindeyim.

Medeniyet tasavvuru ve geleneksel değerleri muhafaza ederek başta tv-sinema olmak üzere iletişim araçlarından istifade edilebilir mi? Seçici olmak kaydıyla, belki. İran sinemasına bu nazardan bakılabilir. Bu alanda yetişmiş kalifiye insan potansiyelimiz, eskiye kıyasla daha iyi bir noktada. İsabetli seçimler yaparak iletişimciliğimizin önünü açabiliriz.

Yazan: Ali Fuat GÖLBAŞI

  • "İLETİŞİMCİLİĞİMİZ" Konferansı, Muhsin Mete, Türkiye Yazarlar Birliği, Ankara
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.