17 Kasım 2017
  • İstanbul15°C
  • Ankara6°C

NİHAN KAYA İLE SÖYLEŞİ

Hatice Ebrar Akbulut, Nihan Kaya ile Yatay ve Dikey bakışlar teorisi, ve romana teorik bakışlarının pratikteki yansımalarını konuştu

Nihan Kaya ile söyleşi

10 Temmuz 2017 Pazartesi 14:55

Her yazarı orijinal kılan bir yön var mıdır? Sanırım yok. Bazı yazarlara özgüdür bu durum. Orijinalliği sadece diğerlerinden farklı olanmanasında kullanmıyorum. Aynı konular işlenilebilir, aynı imgeler kullanılabilir. Fakat, bakış açısı onu özgünleştirir. O özgünlük, yazarı başka bir yere taşır. Yazar, kendini orijinal kılan bu özgünlükle zamanın eleğinden geçmeyi başarır. Nihan Kaya’nın özgünlüğü, yatay ve dikey bakış açısını teorik ve pratik açıdan kullanabilmiş olmasıdır.

Yatay ve dikey kavramı; bakış, okuma, düşünme gibi insana her açıdan enerji veren eylemlerin odağındadır. Örneğin, herhangi bir nesneyi yalnızca yatay gerçekliği içinde ele alırsak cevizin kabuğunda kalmış oluruz. Fakat o nesneyi bütün açıları, özellikleri, incelikleri, faydaları ve zararlarıyla birlikte incelediğimizde eskilerin deyimiyle künhüne vakıf oluruz. Cevizin kabuğunu kırıp ona tat veren, onu ceviz yapan şeyi elde etmiş oluruz; böylece dikey gerçekliği algılarız. Yatay ve dikey okuma/inceleme birbirinden ayrı değildir. İkisi de birbirini değişik açılardan tamamlar. Nihan Kaya’nın şu örneği meseleyi netliğe kavuşturur: “Yatay okuma, okuma işlemi okunan sözcüklerin her birinin asıl olarak ne anlama geldiği anlaşılarak gerçekleştiriliyor dahi olsa sözcüklerden öte gitmeyen, okura metinden fazlasını söylemeyen bir okumadır. Dikey okumada ne kadar derinleşirsek, yatay olarak okuduğumuzu o denli canlandırmış, zenginleştirmiş oluruz.” (Yazma Cesareti,Ayrıntı Yay., s.17)

Kuram/inceleme, roman ve öykü türlerinde eserleri olan Nihan Kaya’ya dikey okumaya yönelik sorular sormaya çalıştım. Bu da o söyleşidir.

2013’te Ayrıntı yayınlarından çıkan Yazma Cesareti isimli kitabınızı “Karin’e” ithaf ediyorsunuz. 2016’da aynı yayınevinden çıkan romanınız Kar ve İnci’de de “Karin Kim?” sorusunun ardına düşen bir polis/psikanalist var. Başka bir söyleşinizde Yazma Cesareti ile Kar ve İnci arasında ciddi bir bağ olduğunu, fakat bu bağı çoğu kimsenin anlamadığını belirtiyorsunuz. İlginç bir şey söylüyorsunuz aslında. Kuram ve Sanat dizisinden çıkan bir kitapla bir roman arasında bağ kurabilmek doğrusu beceri istiyor. Kuramsal fikirlerinizi, Kar ve İnci’de denediğinizi, somutlaştırdığınızı düşünebilir miyiz?

Evet, düşünebiliriz. Kuramsal fikirlerimi sadece Kar ve İnci’de değil, Gizli Özne’den itibaren bütün roman ve öykü kitaplarımda somutlaştırdığımı da düşünebiliriz. Ya da bunu tersinden ifade etmek, belki biraz daha yerinde olacak: Her romanım, her öyküm, kuramsal fikirlerimin somutlaşmış biçimidir. Bu nedenle, kuramsal kitaplarım romanlarımı açıklar, romanlarım da kuramsal kitaplarımı. Her romancı, farkında olsun ya da olmasın bir roman kuramcısı, roman teorisyenidir aynı zamanda.

Yazma Cesareti ile Kar ve İnci arasındaki bağı irdeledikçe eminim birçok yorum çıkacaktır ortaya. Fakat asıl merak ettiğim, Yazma Cesareti’yle haber verdiğinizi söylediğiniz romanınız üç yıl sonra okurla buluşuyor. Kar ve İnci’nin okurla buluşmadan öncesini de hesaba katarsak aceleci bir yazar olmadığınızı söyleyebiliriz sanırım. Yazarken ince eleyip sık dokuyanlardan mısınız?

İnce eleyip sık dokuyan bir yazar olduğum doğru. Fakat yayın sürelerine çok da takılmamak gerek aslında. Kar ve İnci, yayınevinin program sıkışıklığı nedeniyle iki yıl sırada beklemişti. Bahsettiğim bağ, bütün kitaplarım arasında mevcut. 2016’da yayınlanan Kar ve İnci’yi 2003’te okuyucuyla buluşan Gizli Özne’nin de haber verdiğini söylemek, bence yanlış olmaz. Ve bence, her yazar için bir şekilde böyledir bu.

Devamı: http://www.dunyabizim.com/soylesi/26734/nihan-kaya-ile-soylesi

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.