14 Kasım 2018
  • İstanbul10°C
  • Ankara3°C

OSMANCIK VE TARIK BUĞRA'NIN ROMAN ANLAYIŞI

Osmancık'ı okurken düşünmekten kendimi bir türlü alamadığım ve okuduktan sonra da doğruluğuna daha çok inandığım bir fikrimi söylemek istiyorum. Tarık Buğra Osmancık'ı filme alınacağını hesap ederek yazmış.

Osmancık ve Tarık Buğra'nın roman anlayışı

05 Eylül 2018 Çarşamba 13:40

Romanda tasvir ve tahlillerden tutun, en küçük hareketlere, olaylara varıncaya kadar hep bir destan havası hâkim. Yazar kullandığı dil, üslûp ve olaya bakış açısı yönünden her şeye "olağanüstü" damgasını vurur. Halbuki romancı, hiç müdahale etmeden ve yoruma kalkışmadan olayları ve davranışları oldukları gibi, en sade halleriyle vermek cehdinde olmalı bence. Zaten okuyucunun bu tür romanlar karşısında idraki, şevki ve dikkati, her şeyi olanağanüstü ve destani yönüyle görmeye hazırdır. Yazar da bir insan olarak, elbette o dönemin insanları ve olaylarına karşı okuyucudan pek farklı bir  duygu içinde olamaz. Bu normaldir. Fakat romanını yazarken bu duygularını elden geldiğince saklamaya gayret etmelidir. Kısacası heyecanını gizleyebilmelidir.
Okuyucuyu heyecanlandırmak isteyen bir romancı, son derece sakin ve heyecansız olmalı. Tıpkı anlatacağı fıkranın biraz sonra herkesi gülmekten kırıp geçireceğini bildiği halde sakinliğinden hiç bir şey kaybetmeyip, bir tebessüm bile etmeden konuşmasına devam eden usta bir fıkra anlatıcısı gibi yani. Kendi duygu ve yorumlarını okuyucuya sık sık telkin etmenin bir zaaf olduğunu, artık en basit bir roman okuyucusu ile bile biliyor. Kendisi ağlayan bir romancının okuyucuyu ağlatması mümkün değildir bence. Yazar elbette her şeyi kendi süzgecinden geçirerek verecektir; değiştirecek, ekleyecek, çıkartacak ve anlattığı her şeye kendi şahsi damgasını vuracaktır. Fakat bunu okuyucuya sezdirmemelidir. Sanırım sanatçının objektifliği ve realistliği, böyle ustaca idrak edilmiş sübjektivizmden sonra erişilebilecek bir hal olmalı.
 
Osmancık'ı okurken düşünmekten kendimi bir türlü alamadığım ve okuduktan sonra da doğruluğuna daha çok inandığım bir fikrimi söylemek istiyorum. Tarık Buğra Osmancık'ı filme alınacağını hesap ederek yazmış. Tasvir ve tahliller pek çok yerde ancak film için gerekli ve yeterli olan kadar yapılmış. Romanın kahramanı ve eksen karakter Osman Beğ'e ait tasvirler, üç aşağı beş yukarı aynı ve kameranın tespit edeceği, edebileceği, yahut etmesi gerektiği kadar...
 
Mesela Osman Beğ'in o anki duruşu ve hâli, beş altı yerde aynı kelimelerle, "yontma bir taş kitlesini andırıyordu" cümlesi ile anlatılır. Aynı şekilde gene Osman Beğ için en çok kullanılan cümlelerden biri de şu: "Nefesini demirci körüğü basar gibi boşalttı." Hele romanın başlarındaki Osman Bey ve Şeyh Edebali'nin karşılaşmaları, konuşmaları ve hareketleri, filme son derece müsait tablolar halinde anlatılır. O kadar ki zaman zaman bir film seyrettiğimi bile düşündüm.
 
Tarık Buğra'nın özellikle Gençliğim Eyvah'da ve sözünü ettiğim Osmancık'da, romancı gücünü gölgeleyen başlıca iki zaafından biri, şâirliğe özenmek romanı şairaneliğe açık tutmak. İkincisi de, sık sık kahramanları hakkında hüküm vererek, olayların doğrudan etkisi yerine, tasvir ve mübalağanın sun'i mantığına bel bağlamak: Tarık Buğra, kendisi ortadan çıkıp, okuyucu ile romanı başbaşa bırakmaya hiç niyetli görünmez. Roman dili ve üslubu olup olmadığı tartışılabilir o kendine has ve sık sık tireli cümleler şeklindeki anlatımı ve gene bazı kelimeleri kendine has kullanışı ile eserlerinde varlığını hep duyurur. Bu bilgece ve okuyucuya üstten bakan tavrı, Buğra'yı bazan didaktizme ve kuruluğa düşürür.
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.