23 Kasım 2017
  • İstanbul12°C
  • Ankara2°C

SOSYOLOG VE İLAHİYATÇI EROL ERDOĞAN: BAŞKANLIK SİSTEMİNİN ADINI KOYDUK, ŞİMDİ BİRLİKTE KURMALIYIZ!

Sosyolog ve İlahiyatçı Erol Erdoğan: Başkanlık Sisteminin Adını Koyduk, Şimdi Birlikte Kurmalıyız!Söyleşi: Fatma Gülşen Koçak

Sosyolog ve İlahiyatçı Erol Erdoğan:  Başkanlık Sisteminin Adını Koyduk, Şimdi Birlikte Kurmalıyız!

10 Mayıs 2017 Çarşamba 13:38

Referandum sonuçlarına baktığımızda sosyolojik okuma gerektiren birçok nokta var. Doğu oylarından Milliyetçi kesimin desteğine kadar sağlıklı bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Yine Hayır cephesinin anlamsız karşı çıkışlarının yanında İstanbul Ankara gibi şehirlerdeki Evet ‘in az çıkması da konuşulması gereken meseleler. Biz de bu düşünceyle Refarandumun sosyolojik okumasını yapmak için Sosyolog Erol Erdoğan ile görüştük.

 

 

  • Türkiye önemli bir referandum sürecini geride bıraktı, sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Başkanlık sistemine geçiş için milletimiz % 51,4 oranında evet, yüzde 48,6 oranında hayır dedi. Parlamenter sistem artık geride kalıyor, başkanlık sistemi inşa edilmeyi bekliyor. Yeni dönemin ilk adımındayız. Türkiye, millet yerine bürokrasiye dayanan ve sık sık darbelerle kesintiye uğrayan çift başlı parlamenter sistemden yorulmuştu. Yeni sistemin milletimizi yormamasına özen göstermeliyiz.
  • Eski sistem neden yormuştu?
  • 29 Ekim 1923’de cumhuriyeti ilan ettik ancak Cumhuriyet için şart olan mekanizmalar oluşturulmadı ve millet iradesini siyasete yansıtacak düzenlemeler yapılmadı. Aksine, Türkiye, 1950’lere kadar tek parti devleti olarak yönetildi. 1960 sonrasında da, siyasetimiz sürekli darbeler ve muhtıralarla inkıtaa uğradı. Geride kalan zamanlarda ise, devlet yönetimine siyaset tek başına hâkim olamadı; siyasetin üzerinde bürokrasinin ve seçkinlerin vesayeti vardı. Türkiye’deki 90 yıllık parlamenter sistem, halka değil, bürokrasiye dayanan bir yapıdaydı. Ben buna “Bürokratik Parlamenter Sistem” demeyi tercih ediyorum. Sistemde çift başlılık esastı. Yapısı gereği, vesayete, kaosa ve müdahaleye açıktı. Bütün bu karmaşa, siyasi geleneğin oluşmasını engellediği gibi, ekonomiyi ve sosyal-kültürel hayatı da olumsuz etkiledi. İnsanlar yoruldu, zaman zaman ümitsizliğe düştü.
  • Yeni sistemin milletimizi yormamasına özen göstermeliyiz” derken kastınız nedir?
  • Başkanlık sistemi, parlamenter sisteme göre demokrasi, istikrar, milli irade ve şeffaflığa daha fazla imkân tanıyor. Ancak, referandumda oylanan 18 madde sistem kurmadı, sadece sistem değişikliğinin adını koydu. Bu noktada, bizden öncekilerin düştüğü hataya düşmemeliyiz. Bizler, 29 Ekim 1923’de, Cumhuriyeti ilan ederek dünyaya örnek olduğumuz halde, sonrasında gerekeni yapamadık; ilan ettiğimiz cumhuriyeti, millete dayalı tam demokratik ve sivil bir sistem olarak inşa edemedik. Yüz yıllık hatamızı tekrar etmeyelim. Yeni sistemi inşa etme sürecinde el ele verelim. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı olan 2023’e kadar, millete dayalı, demokratik, sivil, denetime açık, şeffaf, siyasi katılımı önceleyen yeni sistemi inşa edelim. Bir sistem, sadece anayasa ile kurulmaz; işin ruhuna uygun yasalar, mekanizmalar, yönetmelikler hazırlamak gerekir, bunlar da yetmez, siyasi-sosyal gelenekler ve sağlam bir sistem kültürü oluşturmak gerekir. Başkanlık sistemini hep birlikte yoğurmalıyız. 
  • Sandık sonuçları ile ilgili analizleriniz nasıl?
  • Seçimlere yüzde 85,3 oranında katılım gösterilmesi, Türk demokrasisi için bir başarıdır. Bu oran, 2010’daki anayasa değişikliği referandumu ve 2014’deki Cumhurbaşkanlığı seçimine katılımdan yüksek. Katılım oranını yükselten birinci faktör, halkın sistem değişimini ciddiye almasıdır. Katılımın artması ve hayır tercihinin yüksek çıkmasının bir nedeni de, 1990’larda, “Nasıl olsa, sonuç değişmeyecek” diye tatile veya pikniğe giden Sol ve Kemalist seçmenin bu defa sandığa sahip çıkması ve oy vermeyi sağ-dindar seçmene nazaran daha fazla önemsemesi. Bu referandum da, yurt dışı oyları da ciddi artış gösterdi. 2014 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimine, yurt dışındaki seçmenlerin yüzde 8,3’ü iştirak etmişti. Haziran 2015’teki milletvekilliği seçiminde oran yüzde 32,5’e, Kasım 2015 seçiminde de yüzde 40’a yükselmişti. 16 Nisan halk oylamasında ise, yurt dışında seçime katılma oranı yüzde 47 oldu. Artışta, Avrupa ülkelerinin, Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı ve oy kullanımında sağlanan kolaylıklar etkili oldu.
  • Referandumda, farklı siyasi partililer blok halinde evet veya hayır oyu mu verdiler? AK Partililer, CHP’liler, HDP’lilerin tercihleri nasıl şekillendi?
  • Hiç bir parti tabanı yüzde yüz evet veya hayır tercihi yapmadı. Kasım 2015 seçimleri göz önüne alınarak kıyaslama yapıldığında, AK Partililerin yüzde 6-9, MHP’lilerin yüzde 55-65 oranında hayır tercihi kullandığı araştırmalara yansıdı. Parti olarak hayır kanadında olduğu halde, CHP’lilerin yüzde 4-6’sı, HDP’lilerin yüzde 6-8’i, Saadet Partililerin yüzde 25-30’unun tercihinin evet olduğu öngörüldü. Bu veriler “Biatlı seçmen” tartışmalarının doğruyu yansıtmadığını da gösteriyor.
  • Doğu illerinde, tahminlerin üzerinde evet çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Kasım 2015’te HDP’ye oy veren seçmenlerin bir kısmının 16 Nisan referandumunda sistem değişikliğine evet diyeceğini, sandık öncesi anketlerde görüyorduk. Danışmanlığını yaptığım ARGETUS’un anketlerinde, evet diyecek HDP’lilerin oranı yüzde 4-6 oranında çıkmıştı. IPSOS’un 16 Nisan sonrasındaki araştırmasında ise evet yönünde oy kullanan HDP’lilerin oranı yüzde 9 olarak görüldü. Benzer bir durumun CHP’li ve Saadet Partili seçmenler için de söz konusu olduğunu söylemiştim. Evet tercihinde bulunan HDP’lilerin, Doğu ve Güneydoğu illeriyle sınırlı olmadığını, oralarda daha yoğun olmakla birlikte, İstanbul ve İzmir gibi batıdaki kentlerde yaşayan HDP’lilerin bazılarının da evet tercihinde bulunduklarını söyleyebiliriz. Farklı siyasi görüşte olanların, halk oylamalarında, blok halinde aynı tercihte bulunmamaları, demokrasinin ruhuna uygun bir davranıştır. HDP’lilerin, belli oranda evet tercihine yönelmesinin gerekçeleri olarak da şunları görüyorum. Bir: HDP’nin şiddete yol açan uygulamalarının HDP tabanında göreceli rahatsızlık oluşturması, İki: Çözüm Sürecinden itibaren oluşan kısmî güven ve huzur ortamının insanlarda devlete karşı oluşturduğu yakınlık. Üç: Devlete ve siyasi iktidara iyi niyet izharı… Yine de, ortaya çıkan tablonun iyi analiz edilmesi gerekir. Evet oylarının hepsini AK Parti’ye yöneliş şeklinde okumak, eksik analiz olacağı gibi, evet oylarının yüksek çıkışını geçici görmek de yanlıştır. Yeni sisteme evet diyenlerin içinde, her siyasi çizgiden, her bölgeden, her etnik ve inanç yapısından az-çok insanın olması, Yeni Türkiye’nin kuruluşunun siyasi-sosyolojik çeşitliliğe yaslandığına dair bir işaret olması bakımından önemli buluyorum.
  • CHP başta olmak üzere Hayır cephesinin itirazlarına nasıl bakıyorsunuz?
  • Bazı sandık kurullarının tecrübesizliğinden kaynaklanan, oy pusulalarının mühürlenmesi ihmali, itirazlar için gerekçe oldu. Sahte oy kullanımını engelleyici çoklu mekanizma olduğu için, ayrıca her sandıkta CHP’li, çok sayıda sandıkta da MHP, HDP ve Saadet Partili görevliler olduğu için, sonradan giderilen bu ihmal, halk iradesinin sandığa doğru yansımasını engelleyen bir faktör olarak görmüyorum. Kaldı ki, önceki seçimlerde de YSK’nın benzer kararları var. Peki, CHP neden bu konuda ısrarlı? CHP, bu konuda girişimde bulunmazsa, parti tabanı ile yaşadığı sorunlar ve parti içi gerilimler artacak. Biliyorsunuz, kısık da olsa, 16 Nisan akşamı “Kılıçdaroğlu istifa” sesleri duyuldu. CHP yönetimi, iç sorunlarının artmasını engellemek için iptal talebini olabildiğince diri tutuyor. Ancak, AGİT Raporunu göz önüne aldığımızda, referandumunun meşruiyetine dair tartışmaların, daha ciddi anlamlar taşıdığını düşünmemiz zorunlu.
  • Referandum sonuçlarına itirazın derin sebepleri mi var?
  • Her itiraz edenin değil ama “meşruiyet” tartışması üzerinde yoğunlaşanların, referandumun iptalinden daha çok 2019 seçimlerine yönelik mühendislik çalışması yaptıklarını düşünüyorum. Ayrıca, bu itirazlar, dünya kamuoyunda ve uluslararası kuruluşlar nezdinde, Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye aleyhine siyasi-hukuki kamuoyu oluşturma ve aleyhte belgelerin üretilmesi konusunda bir çaba olarak da anlaşılmalıdır. Onun için meşruiyet tartışmalarını basit münakaşalar olarak algılamayıp ciddiye almalıyız; sadece siyasi cevaplar değil, hukuki ve diplomatik cevaplar verilmeli, sonuçların meşruiyetini ortaya koyan belgeler paylaşılmalıdır. Burada, iktidar ve muhalefetin, Arap baharı sürecinden ders çıkararak, Türkiye’nin köşeye sıkıştırılması planlarına karşı, işbirliği içinde olması zorunludur.
  • Milliyetçi kesimden beklenen oyun yeteri kadar gelmemesini MHP’ye kesmek ne kadar doğru?
  • Beklenilen “evet” oyunun gelmemesini MHP’ye fatura etmek doğru değil. Çünkü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, değişimde öncülük yaptı, TBMM’deki oylamalarda sağlam durdu, kampanya sürecinde sokağa çıktı, mitingler yaptı. Bunun yanı sıra MHP yönetimi, neden fazla daha evet oyunun alınamadığının analizini yapmalıdır. Bu analiz MHP’ye faydalı olacaktır. Ders çıkarması gereken sadece MHP değil tabii.
  • Bu sonuçlardan en büyük dersi kim çıkarmalı? Sadece siyaset mi?
  • Sandık sonuçlarında herkes için dersler var. Sandık aynadır; saçımızı, kıyafetimizi, duruşumuzu onda görebiliriz. Sandık üstelik prizmatik bir aynadır. Aynalar, bize çeşit çeşit, boy boy, renk renk sonuçlar gösterir. Siyaset, medya, araştırma kuruluşları, bürokrasi, din adamları, sivil toplum kuruluşları, yazarlar, akademisyenler, kanaat önderleri… Sandıktan herkese sorular ve sonuçlar var. Mesela, AK Parti ve MHP'nin kendine sorması gereken sorulardan biri şu olmalı. "Siyasi olarak yüzde 61'i aşan evet bloku neden yüzde 51,4'de kaldı?" CHP'nin kendine sorması gereken soru da şu olabilir. "İki sene öncesinde yüzde 30'u bulmayan başkanlık sistemine destek yüzde 50'yi nasıl aştı?"
  • Üsküdar, Eyüp ve Fatih gibi, AK Parti için kale olarak değerlendirilen semtlerdeki düşük evet oylarının sebepleri sizce nedir? 
  • İstanbul’da AK Parti’nin kalesi deyince, Sultanbeyli, Esenler, Bağcılar, Pendik, Ümraniye, Kâğıthane gibi ilçeler aklıma geliyor. Fatih ilçesinin seçmeni farklı eğilimlere sahip; 90’lı yıllarda da öyleydi. Üsküdar, Eyüp, Küçükçekmece, Çekmeköy “kale” olmasa da AK Parti’nin güçlü olduğu ilçelerdi. İstanbul’daki evet oylarının düşük olmasının temelinde, evet kanadının, belli bir tarihten sonra, referandum kampanyasını, hizmet-icraat merkezli yürütmesini görüyorum. Propaganda, sistem değişiminden icraat-hizmet frekansına kayınca, vatandaş konuya belediyeler üzerinden baktı. İcraat ve hizmet ise, gelecekle ilgili projelerden çok geçmişte yapılanların anlatılması şeklinde olunca, etki değeri düşük oldu. Başka nedenler de var, sözü uzatmamak için tek gerekçe saydım. AK Parti, sağlıklı bir analiz için şöyle bir yöntem deneyebilir. İstanbul ve Türkiye’de, Haziran 2015 seçimi, Kasım 2015 seçimi, 2014 yerel seçimi ve 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını kıyaslayarak şu soruyu sormalı: Artış ve kayıp hangi il ve ilçelerde oldu? Neden? Ayrıca, oy düşüklüğünün yerel gerekçeleri olduğu kadar genel sebepleri de var. Mesela, evet kanadının, kampanyaya geç başlaması, hayır cephesinin ortaya koyduğu söylemlerin AK Parti ve MHP’lilerin üzerinde etkili olmasına yol açtı. Onun için, AK Partili ve MHP’li hatipler sık sık savunma diliyle konuşmak zorunda kaldılar.
  • Cem Küçük, Mavi Marmara özelinde İslamcılara eleştiri getirdi. Bu konuşmayı siyasetin gelecekteki dizaynında İslamcıların yok sayılarak düzenlenmesi olacak gibi yorumlanabilir mi?
  • Yeni değil bu tartışma, 15 Temmuz’dan beri derinden sürüyordu, şimdi açıktan sürecek gibi. 16 Nisan sonrası yoğunlaşan bu tartışmalar, bundan sonraki İslamcı-dindar siyasetin muhtevasını ve Türkiye’deki merkez-çevre ilişkilerini etkileyebilir ancak siyasette “İslamcıların yok sayılması” gibi bir şey mümkün değil. İslamcılık, Türkiye’nin dinamik ve yerli siyasi çizgisidir; muhafazakârlık, milliyetçilik, sağcılık ve kısmen solculuğu da etkileyen dominant bir karaktere sahiptir. Türkiye İslamcılığı, dünyadaki pek çok siyasi çizgiden daha demokrat, özgürlükçü, özgün, sabırlı ve kültüreldir. Türkiye İslamcılığını sadece siyaset değil, daha geniş bir sosyoloji temsil eder. Ancak, bu tartışmalar, İslamcılığın farklı parçalara ayrılmasını hızlandırabilir. Tartışmalar, bu dediklerim akılda tutularak yapılmalı. Bu vesileyle, Mavi Marmara şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Mavi Marmara’da şehit olan herkes, bu çağın yüz akıdır.
  • Taban kuvvetli bir şekilde Ak Partiden teşkilatlarda yenilik bekliyor. Tayyip Erdoğan bunu gerçekleştirecek mi?
  • “AK Partililerin hepsi, parti yönetiminden şunu istiyor.” diyebileceğimiz homojen bir talebi söyleme imkânımız yok. AK Parti büyük bir parti, farklı eğilimler var. Parti tabanındaki ağırlığı oluşturan dindar-muhafazakâr çizgi bile, mesela 1980’ler-90’larda olduğu gibi benzeşen taleplere değil farklılaşan beklentilere sahip. Mesela, referandum öncesinde Almanya ve Hollanda’nın Türkiye karşıtlığı tavırları, AK Partililerde tek tip etki oluşturmadı, iki ayrı yaklaşım ortaya çıkardı. Avrupa’nın Türkiye ve Erdoğan karşıtlığı, Orta Anadolu, Karadeniz ve Doğu illerindeki kararsız AK Partilileri büyük oranda evet tercihine yönlendirirken; AB ile ilişkileri önemseyen, oranca diğerinden az olsa da, bazı kararsız mensuplarını da hayır tercihine yönlendirdi. Birçok konuda farklılaşmanın olduğunu görebiliriz. Tabandaki farklılaşmaları, güçlü liderler, ayrılık değil zenginliğe dönüştürürler. Recep Tayyip Erdoğan bunu AK Parti de başardı. Kılıçdaroğlu bunu yapamadığı için CHP bazen ‘koalisyon’ görüntüsü veriyor. Yönetim, teşkilatlar ve söylemlerde revizyona gidilecekse, bunun, ciddi araştırmalara ve kararlara dayanması gerekir.
  • Araştırma şirketleri neden sonuçları tam göremedi?
  • Sanıyorum 15’ten fazla şirket araştırma yayınladı. 3-4 şirketin tahmini, sandık sonuçlarına çok yakındı. Onları kutlayabiliriz. Danışmanlığını yaptığım ARGETUS’un, müşterisine verdiği tahmin yüzde 54,1 idi. Olağanüstü yanılgı olmasa da, kendimizi sonuçları yeterince bilemedik sayıyoruz. Ancak, 8-10 puan yanılan araştırma şirketlerinin, ya örneklemleri çok yanlıştı ya da soru kâğıtları hatalıydı. Bu iki ihtimalin dışında başka bir şey düşünmek istemem. Ancak, araştırma şirketlerinin çalışmalarına sadece “Sonucu bilmedi, bildi.” şeklinde bakılmamalı. Araştırma şirketleri değişim, farklılaşma, benzeşme gibi olguları araştırırlar. Araştırmaların önemi de buradan kaynaklanmaktadır. Sonuç doğru tahmin edilemezse bile, örneklem ve soru kâğıdı doğru olan ve alanda sağlıklı uygulanmış her araştırma, işe yarayacak veri sağlar. Siyaset için bu veriler önemli.

 

 

EROL ERDOĞAN KİMDİR?

1969 yılında Sinop’ta doğdu. 1989 yılında İstanbul İmam Hatip Lisesinden, 1994 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. BengisuNet, Nida, Mavikuş, Yeni Dünya, Şehrengiz, İSMEK El Sanatları, SPD-Sosyal Politikalar, Minika Çocuk, Minika Go dergilerinin kurucu kadrolarında yer aldı. Yazıları Milli Gazete, Radikal Gazetesi, Yeni Şafak Gazetesi, Yeni Birlik Gazetesi, BoldHaber sitesi ile CF Dergisi ve Kültür Ajanda dergilerinde; şiirleri Ay Vakti, Şehrengiz ve Tütün dergilerinde yayınlandı. İnsan Mevsimi (2013), Çocuk Oyunları (2014), Oruç Mevsimi (2016), Günbegün (2017) adlarında yayınlanmış kitapları var. Halen, TURKUVAZ Medya çocuk dergilerinin yayın danışmanlığını ve ARGETUS Araştırma Şirketinin danışmanlığı yürütüyor. Siyasi gündemin yanı sıra; çocuk, gençlik, eğitim politikaları ile kültür ve medeniyet konuları ilgi alanına girmektedir.

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.