15 Kasım 2018
  • İstanbul10°C
  • Ankara3°C

TASAVVUF MAKSADA ULAŞTIRAN İLİMDİR

Ebu Nasr Serrac Tusî ile başlayan süreçte, tasavvuf bir kimlik mücadelesi vermiştir. Serrac’ın en büyük gayesi tasavvufun da fıkıh, kelam ve hadis gibi din ilimleri arasına girmesiydi. Nafiye Yüksel yazdı.

Tasavvuf maksada ulaştıran ilimdir

27 Ağustos 2018 Pazartesi 14:48

Ebu Nasr Serrac Tusî’nin kaleme almış olduğu el-Luma adlı eser tasavvuf klasiklerinin ilklerindendir. Müellif hakkında kesin bilgiler olmamakla beraber Hicrî 4. asırda yaşadığı bilinmektedir. Hicrî 4. asır Abbasi Devleti’nin siyasi otoritesinin azaldığı, devlet merkezi olan Bağdat’ın Karmatîler tarafından işgale uğradığı bir dönemdir. İlaveten mezhep kavgalarının çok yaygın olduğu, Şia ve Ehl-i sünnet çatışmalarının ortaya çıktığı bir devirdir. İslam aleminde yaşanan bu sıkıntılı dönemde tasavvufun önemli önderleri Cüneyd, Hakîm Tirmizî, Bâyezîd, Hâris Muhâsibî Hicrî 3. ve 4. asırda yaşamışlardır. Serrac, yaşadığı dönemde tasavvufun mahiyeti ile alakalı bazı müphemler üzerine bu eseri yazmıştır. El-Luma’nın “Tasavvuf nedir?” sorusuyla başlaması da bunun delilidir.
 
Akabinde Serrac, kendi tasavvuf telakkisi üzerinden muhaliflerini sıralamaktadır. Aynı zamanda el-Luma, Gazzali öncesini baz aldığımızda, tasavvuf hakkında yazılmış ilk derli toplu eserdir diyebiliriz. Yazar yaşadığı çağda tasavvuf hakkındaki ifrat ve tefritten dolayı eserine ışık yayan anlamında “luma” ismini vermiştir. Yalnızca kitabın isminden yola çıkarak bu dönem hakkında fikir yürütebiliriz. Kitap hakkındaki  bu kısa  girişten sonra Serrac’ın tasavvuf hakkındaki görüşlerine geçebiliriz.
 
Serrac, “Tasavvuf bir din bilimidir” diyerek çevresinde  müthiş yankı uyandırmıştır. Çünkü bu cümle; halkın bir kısmının sufiler hakkındaki ifrat/tefrite varan düşünceleri; bazılarının onları normal ölçülerin dışına çıkararak küçümsemesi; bir grubun da sufileri oyun ve eğlence düşkünü olarak görmesi; bazı kimselerin ise onları zındıklık ve sapıklıkla suçlamasına bir cevap niteliğindedir. Bir düşüncenin bir disipline dönüşebilmesi için o disiplinin denetlenebilir olması gerekir. Bu durumda ise o bilginin subjektifliği ortadan kalkmış olur.
 
Bir diğer önemli husus ise Serrac, burada herhangi bir bilimden değil tasavvuftan, yani kaynağını vahiyden alan bir din biliminden bahsediyor. Esasında bu düşünce yalnızca ona ait değildir. Serrac kendisine kadar gelmekte olan düşünce mirasını kaleme alan kişidir. Nitekim Cüneyd-i Bağdadî tasavvufun sınırlarını Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetle sınırlandırmış, bir kimsenin söz veya davranışını bu iki şahitle delillendirmesi gerektiğini söylemiştir.
 
Tasavvuf hakkında bazı tereddütler
 
Serrac ile başlayan süreçte, tasavvuf bir kimlik mücadelesi vermiştir. Serrac’ın en büyük gayesi tasavvufun da fıkıh, kelam ve hadis gibi din ilimleri arasına girmesiydi. Bu bağlamda onun  muhalifleri arasında İslamî ilimlerin bu üçlü sac ayağının otorite isimleri de mevcuttu. Esasında gerek fukaha gerek muhaddis gerekse kelam alimleri dinin anlaşılması noktasında bu üç ilmin yetersiz olduğunun farkındaydılar fakat tasavvuf hususunda bazı tereddütleri vardır.
 
Şöyle ki; tasavvuf da Kur’ân-ı Kerim’den istinbat yoluyla kendi mesailini inşa eden bir disiplindir. Nitekim tasavvufun esas konusu olan makamlar ve makamlara bağlı olarak hâllerin hem Kur’ân-ı Kerim’de hem de Sünnette delili vardır. Fakat esas sorun tasavvufun Kur’ân ve Sünnetten istidlal yaparken sınırlarının olmaması ile alakalıdır. Serrac ise bu sınırların çizilebileceğini söyleyerek tasavvuf ile birlikte Kur’ân’a ve Sünnete muazzam bir şekilde yaklaşılacağını söylemektedir. Nitekim tasavvuf ilmi katkı sağlayan değil, maksadı sağlayandır.
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.