20 Kasım 2017
  • İstanbul12°C
  • Ankara4°C

YAZAR OKULU’NUN 19. DÖNEMİ RASİM ÖZDENÖREN İLE BAŞLADI

Rasim Özdenören: “Yazar olmak istemek ile yazar olunamaz, ama yazarlar isteyenlerden, bu hevesi içinde taşıyanlardan çıkar.

Yazar Okulu’nun 19. Dönemi Rasim Özdenören ile Başladı

Rasim Özdenören’den açılış dersi: Yazar nedir, okur nedir?

Rasim Özdenören ,Yazar Okulu 19. Dönemi açılış dersine katılımcılara eskilerin bir sözünü hatırlatarak başladı. “Aramakla bulunmaz; fakat bulanlar arayanlardır. “ Yazar olmak istemek ile yazar olunamayacağını söyleyen Özdenören, ama yazar olanların isteyenlerden, bu hevesi içinde taşıyanlardan çıktığını vurguladı. Rasim Özdenören “ her şeyin bir bahanesi olduğu gibi, yazar olmanın da bir bahanesi var. Cinayet işlemenin de bir bahanesi var. Ama bu bahaneye bir gerekçe bulmadıkça, bir işi kendine dert etmedikçe, o konunun üstesinden gelmek de kolay kolay mümkün olmaz. “ dedi.

Okuyabilmek için bir birikimin olması gerektiğini ifade eden Özdenören, aklımızdan geçirdiğimiz, kurguladığımız her ne varsa hepsinin birer âyet olduğunu dile getirdi. Özdenören” yeter ki, biz orada duran o âyeti, o olguyu okumaya cehdedelim. Yoksa o orada duruyor. Bizim şu andaki insani ilişkimiz burada duruyor. Bu ilişki kim bilir hanginizin aklına hangi ilhamları getirir? Şu anda bunu bilemeyiz” dedi.

Okumanın aslında bir şeye anlam vermek olduğunu belirten Rasim Özdenören, Necip Fazıl’ın bir gün Akif İnan’ın misafirken Akif’e; “dışarıda duran mütefekkir bir çift ayakkabı”nın kimin ayakkabısı olduğunu sorduğunu anlattı. Bir çift ayakkabının mütefekkir olarak durmasının bir okuyuş biçimi olduğunu vurgulayan Özdenören, bunun bir zihnin ayakkabıya izafe ettiği mânâ olduğunu vurguladı.

Yazının iki işlevinden söz eden Rasim Özdenören, bunların tutanak işlevi, bir de yazının kendiliği işlevi olduğunu söyledi. Yazının uzun yıllar tutanak işlevi gördüğünü belirten Özdenören, bunu, hâkim ve kâtip ilişkisinden yola çıkarak örneklendirdi. Rasim Özdenören, yazının kendi olma işlevini ise yazının bir sanat ürünü olarak şiir, öykü, deneme, destan şeklinde ortaya çıkması olarak değerlendirdi.

Özdenören iki tür yazmadan söz etti. Birincisi, ilhama ağırlık verdiğini, ikincisinin ise plan ve programa ağırlık verdiğini belirtti. Halk edebiyatımızın büyük ölçüde tutanak anlamında yazıya geçirildiğini belirten Özdenören, Karacaoğlan’ın, Köroğlu’nun şiirlerini bir yere oturup ellerine kalem kâğıt alıp yazmaktan çok irticalen söylediklerini, söylenenlerin hafızalardan silinmemesi için de sonradan kayda geçirildiğini ifade etti. Divan edebiyatının tarzının ise salt tutanak ile ilgili olmadığını dile getiren Rasim Özdenören, bu tarzın bir sanat ürünü olarak ortaya konulduğunun altını çizdi.

Yazının ve sanat ürününün bir maket olduğunu söyleyen Özdenören, maketin gündelik hayatımızda yalnızca masalarda, görsel bir teşhir malzemesi olarak kullanıldığını ifade ederek sanatın, bir başka ürünün simülasyonu, maket haline dönüştürülmesi olmadığını, sanatın canlı bir şey olduğunu belirterek dersini tamamladı.

kapak2kapak3

kapak6kapak19_slidecontent_thumb

kapak4

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.