Muhsin Meriç “Yüzyılın Soykırımı”nı yazdı

Muhsin Meriç “Yüzyılın Soykırımı”nı yazdı
Lisan, hayat tarzının kelimelerle tezâhür etmesidir. Bunun için “Lisan, aynı ile insan” denilmiştir. Kezâ, İmam el-Cilî “Hak lisan, insan-ı kâmildir” der.

muhsinmericLisan, hayat tarzının kelimelerle tezâhür etmesidir. Bunun için “Lisan, aynı ile insan” denilmiştir. Kezâ, İmam el-Cilî “Hak lisan, insan-ı kâmildir” der. Hayat tarzımızı altüst etmek için kollarını sıvayan bedbahtların, karanlık emellerine ulaşmak için önce dilimizin ifsat edilmesi gerektiğini düşünmemeleri imkânsızdı! ‘El’imizdeki ‘dil’, bir zamanlar ‘dil’imize uzanan ‘el’lerin ne kadar îmansız, amansız ve acımasız olduklarının en açık delili. Çünkü ‘el’imizdeki ‘dil’e Türkçe demeye şâhit dayanmaz! ‘El’imizdeki ‘dil’ ile muhteşem mâzimizle irtibat kurup parlak bir istikbâl tesis etmek ise hayalden de öte kof bir hülya! Meş’um proje çok da çözülmez bir muamma değil: Üç hedef vardı: 1. Kur’ân’ın hakikatlerinden milleti uzaklaştırmak, 2. Kur’ân’ın harflerini unutturmak, 3. Kur’ân’ın diline yabancılaşmayı temin etmek. D.Mehmet Doğan, bu tarihi operasyonun ‘dil’ ile alakalı tarafını “Yüzyılın Soykırımı” diye tavsif ederken mübalağa yapmamış, az bile söylemiştir. Vakıa hakikaten yüzyılın soykırımıdır. Hatta diğer iki ciheti de dikkate alınırsa asırları ve milletleri alâkadar eden fevkalade bir hâdisedir bu üç aşamalı “batılılaşma” projesi.Projenin üç hedefini sıralarken nihâî noktaya dikkat çektim. “Kur’ân’la irtibatı kopartmak” meşum hedefini “Geçmişle tüm köprüleri atmak” olarak da anlayabilirsiniz…Cemil Meriç, ‘kâmus’ ile ‘nâmus’u eş tutar; “Kâmusa uzanan el nâmusa uzanmıştır” diye haykırır. Yine, “Felâketlerimizin kaynağı uydurma dildir. Uydurma dil, insanı insandan, tarihten, tefekkürden bir kelimeyle bütün imtiyazlardan koparan bir fâciânın adıdır” der ve hazin hâlimizi tasvir eden şu ibretâmiz hikâyeyi anlatır: “Newton’un bir köpeği varmış, çok sevimli bir köpek. Bir gün kütüphanesinde çalışırken kapıdan çağırmışlar. Köpeği bırakıp dışarı çıkmış. Dönüşte bir de ne görsün? Mürekkep hokkası, üzerinde yıllardan beri çalıştığı eserin üzerine devrilmemiş mi? Köpek marifetinden mağrur, kuyruğunu sallaya sallaya efendisinden iltifat beklemektedir. Zavallı Newton perişan ve muzdarip. Bir harap olan kitaba bakmış bir de köpeğe. Ne söyleyeyim demiş, yaptığın haltın farkında değilsin ki?”Kıssadan hisseleri devşirmek size kalmış artık… Evvel zaman içinde “Kadınları açın, Kur’ânları kapatın!” diyen karanlık zihniyet kâmusları târumâr etmiş, kütüphaneleri boşalttığı gibi hâfızaları da virâneye dönüştürmüştür. Mâzisini kaybeden bir milletin istikbâli, tek dişi kalmış canavarlara teslim edilebilirdi artık. Edildi de! Mâziyi kaybetmek hâfızayı kaybetmekti çünkü. Hâfızasını yitiren bir insan, değil atalarını, kendi ismini bile bilemez. Bize ismimizi bile unutturdular; soykırım değil de nedir bu?!Zaman zaman bazı okurlar, “Yazılarınızı öz Türkçe yazarsanız daha iyi anlarız!” diye mektuplar yazıyorlar. Ben de bu tarz yazan okurlara şu şekilde cevaplar veriyorum: “Bu tarz yazı yazmak için hususi bir gayret sarf etmiyorum. Bu benim lisanım. Hem, müphem, cıvık, kaypak uydurma kelimeleri kasten kullanmayı geçmişime, ecdadıma ihânet olarak telakki ediyorum. Öz Türkçe diye bizlere yutturulan her kelime, hâfızamıza sıkılmış birer kurşun gibi. Bu ucubeler, ithal bile değil; ithâl kelimenin bile bir haysiyeti olur; bunlar hepten soysuz, içi kof, ruhsuz harf çamurları. Bunları niçin kullanalım ki? Analarımızın, bacılarımızın, kızlarımızın çarşafına, başörtüsüne uzanan eller, diller bizi nasıl incitiyorsa, bizi geçmişimize bağlayan dilimizi bozma teşebbüsleri de o nisbette incitmeli, rahatsız etmeli!”“Okurlar ne yapsın? Onları bu hâle getirenler asıl sorumlu!” deyip işin içinden sıyrılmak akıl işi değil! Herkes imkân nisbetinde ‘dil’ine yani ‘namusuna’ sahip çıkmalı değil mi?Okurlardan önce de yazarlar elbette lisana sahip çıkmayı dava kabul etmeli. “Gazetelerin köşelerinden millete ahkâm kesen kaç yazar Âkif’i orijinal metninden okuyup anlayabilir?” diye sormaya bile korkuyorum! Öz Türkçe havâriliği yapan soykırım malûllerini ise bir kez daha “Newton’un Köpeği”ni düşünmeye davet ediyorum!

 

02.08.2010 Vakit

Bu haber toplam 634 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim