Mustafa Kutlu Yazdı : Ufak işler

Mustafa Kutlu Yazdı : Ufak işler
Birkaç kere yazdım, yine yazıyorum. Türkiye insan unsuru ve dolayısıyla kültürel açıdan mini bir Osmanlı Devleti hüviyeti göstermektedir.
mustafa_kutluBirkaç kere yazdım, yine yazıyorum. Türkiye insan unsuru ve dolayısıyla kültürel açıdan mini bir Osmanlı Devleti hüviyeti göstermektedir. Dün olduğu gibi bugün de dile getirilmesi, sık sık tekrarlanması gerekmese dahi millet-i hakime Türk'tür. Atalarımız "Türklük " meselesini siyaseten öne çıkarmamışlardır. Müslümanlık esastır ve buna kimsenin itirazı yoktur.

Biz bir imparatorluk bakiyesiyiz. Bizde çok adam bulunur. Yedi düvele karşı çarpışa çarpışa geriledik; Anadolu'da karar kıldık. Trakya'da kalan parçamız bizi aynı zamanda hem Asya'lı, hem Avrupalı yapıyor. Zaten Osmanlı Devleti ağırlık olarak Anadolu'dan ziyade Balkanlı sayılır. Anadolu Selçuklu'dan yadigârdır.

Uzun yıllar süren savaşlar sonucu kaybettiğimiz toprakların Müslüman halkları hilafetin kanatları altında gölgelenmek üzere Anadolu'ya göçtü. Bu göçler sırasında ne kadar insan öldü, öldürüldü. Ne bunların hesabını yapabildik, ne yasını tutabildik.

Çünkü zaman yoktu.

Yeniden silaha sarılıp Anadolu'yu kurtardık, istiklalimizi kazandık.

Müslüman Boşnaklar, Arnavutlar, Makedonyalılar, Tatarlar, tüm Kafkas kavimleri, Çerkezler, Gürcüler, Azeriler, Girit'ten, adalardan gelenler, Suriye'den, Filistin'den gelenler, içerde olan Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Rumlar, Kürtler ve daha sayamadığımız pek çok unsur hâlâ Türk vatandaşı olarak Türkiye'de yaşıyor. Bunların akrabaları, aşiretleri dolayısıyla geldikleri ülkelerle ilişkileri sürüyor.

Bu sebeple Türkiye Kafkaslar'da ,Balkanlar'da, Orta Doğu'da olup bitenlere bigane kalamaz. İstese de kalamaz. Üstelik komşularımızla siyasi, iktisadi, kütürel bağlarımız sürüyor. Bu ilişkilere son yıllarda Türki Cumhuriyetler de katıldı. Bakınız bu tabloya günümüzde yaşanan siyasi ve iktisadi krizler sonucu bir başka olgu da dahil olmuştur.

İran inkılabı sırasında ülkeden kaçan İranlıların çoğu İstanbul'da yaşıyor (Kimine göre bunların nüfusu iki yüz bin) . Afganlar, Türkmenler, Moldovya, Ukrayna, Makedonya, Bulgaristan'dan gelenler. Afrikalılar Çerkezler, Ermeniler (Yerliler değil Ermenistan'dan Türkiye'ye çalışmaya gelenler. Altmış bin kişi oldukları söyleniyor ve bunlar Ermenistan'a geri dönmeyi düşünmüyor), Pakistanlılar, Filistinliler, Somali başta olmak üzere Afrika kıtasından türlü insanlar.

Bütün bunlar Türkiye'de iş bulup çalışma derdindeler. Üstelik Türkiye'de bunca işsizlik varken.

Son olarak iktisadi kriz yaşayan Yunanlılar da "Müsaade edilsin, gidip İstanbul'da çalışalım" dediler. Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada kökü maziye dayanan böyle garip bir prestiji var.

Peki Libya'da bulunan 30 bin Türk de bu prestije dahil mi? (Diye muzır bir soru soralım).

Elbette dahil.

Onlar uluslararası iş yapan Türk şirketlerinin elemanları, işçileri. Bu rakam Libya'da büyük işler aldığımızı gösteriyor. Bu işleri üfürükten tayyare ile almıyoruz; tecrübe-güç-birikim ve imaj bunu bize kazandırıyor. Demek ki bir güven uyandırmışız.

Komşularımıza bakınız. Düne kadar Balkanlar (ki hâlâ diken üzerindedir). Karmaşadan kutulamayan Yunanistan, Lübnan-İsrail-Filistin; kan gölüne dönen Irak, sonra Mısır, domino etkisi ile Yemen, Körfez ülkeleri, Umman, Cezayir, Fas, Pakistan, Afganistan, Azerbaycan, Gürcistan, ve İran.

Ve bütün bunların arasında, yani dünyada yeni bir iktisadi ve siyasi denge-düzen-paylaşım kurulurken siyasi ve iktisadi istikrarı yakalamış, kaç yıldır sürekli büyüyen, güven veren bir Türkiye.

Bunlar büyük işler.

Büyük işlerin altında ufak işler yatar.

Bakınız düne kadar işportada satılan, hem satanın hem alanın fukaralığına işaret eden "simit" şimdi "saraylara" taşınıyor. Simit sarayları kısa zamanda her yeri kapladı. Ve o ufacık halkanın nasıl büyük bir işe, bir mağazalar zincirine dönüştüğü görüldü. Tıpkı Maraş'tan çıkan "Mado" dondurması gibi. Şimdi ihracata başlamış. Simitçiler de Yunanistan'da şubeler açmaya girişmişler. Bunlardan daha hoş, daha tatlı bir ilana rastladım. Bir çiğköfte üreticisi "bayilikler" vermek üzere teklifte bulunuyor. Yani "çiğköfte" mağazaları zinciri kuracak.

Yukarıda Türkiye'yi donatan imparatorluk bakiyesi unsurları saydım. Bunlardan her birinin kendine mahsus bir yiyeceği, bir giyeceği vardır. Yakında mesela "çiğ börek" dükkanları açılabilir. Erzurumlular zaten "kadayıf dolması" nı ülkenin her yanına anında ulaştırıyorlar. "Döner" aldı başını gitti; hamburgeri, çizburgeri fersah fersah geçip Avrupa'yı dahi fethetti.

Türk mutfağı dediğimiz ( dünyanın Çin ve Fransızlarla beraber üçüncü mutfağıdır) şey işte bu zenginlikten oluşuyor. Tatar böreği, Arap aşı, Selanik gevreği, Özbek pilavı, Çerkez Tavuğu diye saymaya başlasak sonunu getiremeyiz.

Bütün bunları "ufak iş" olarak görmeyin. "Hamburger" dediğiniz nedir ki; yuvarlak iki küçük pide arasında bir köfte. Salça, salata, peynir, bitti. Bütün dünyayı sardı.

Bu açıdan Yunanistan'a "Simit sarayı" kurmayı düşünenleri alkışlıyorum. Bakınız "saray" metaforu nelere kadir. Adam lahmacun fırını açsa adını "saray" koyuyor. Veya düğün salonu açsa yine "saray".

Saray, yani güç ile lüksün birleşimi. Modern devlet dahi bunu yıkmak bir yana ondan nemalanıyor. "Beyaz Saray", "Adliye Sarayı" vesaire.

İşin içine "saray" girdi mi, ufak-büyük kalmaz. Sarayın çekim gücü Turkcell'i sollar. Biz'de çok adam bulunur demiştim. Bu zenginlik bizi besler. Beslemekle kalmaz Türkiye'yi bir "fırsatlar ülkesi" ne çevirir.

Misal: Simit Sarayı

13.04.2011 Yeni Şafak

Bu haber toplam 725 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim