• İstanbul 13 °C
  • Ankara 14 °C

Mustafa Miyasoğlu yazdı : İstanbul Ramazanları ve direklerarası eğlenceleri

Mustafa Miyasoğlu yazdı : İstanbul Ramazanları ve direklerarası eğlenceleri
Karagöz seyri değil, gözyaşı dökme ayı; "Bilinmez"i bilirler, bilseler ağlamayı...

mustafamiyasogluKaragöz seyri değil, gözyaşı dökme ayı;

"Bilinmez"i bilirler, bilseler ağlamayı...

Rahmetli Üstad Necip Fazıl'ın bir Tercüman'da yayınlanan Ramazan sayfasında yayınladığı bu "Noktalama" Ramazan'ı her şeyden çok bir eğlence ayı gibi görmeye alışan okur-yazarlarımıza ciddi bir uyarı mahiyetindedir. Maalesef İstanbul'daki belediyelerimizin birçoğu bu türden uyarılara müstahak hale gelmişlerdir. Çünkü bazı belediyecilerin tavrı, artık Ramazan'ın ruhaniyetinden çok, belediyelerin popülist faaliyetlerini propaganda malzemesi gibi görme eğilimlerini daha çok öne çıkarmaktadır. Buna dikkati çekmek istiyorum.

Esasen İstanbul Ramazanları her zaman renkli ve kültürel bakımdan zengin olmuştur. Bu renkliliği 12 Eylül'den sonra sadece Direklerası eğlencelere hasretmeye kalkarsanız, bu gerçekten Müslüman halkın tarihine de bugün yaşadığı hayata da zulüm haline gelir. Özellikle Milli Görüş çizgisinden gelerek bu hallere râzı olan belediyeciler için gerçek bir yozlaşma olarak nitelendirilebilir. Bizim bu yozlaşmaya dikkati çekişimiz, doğrudan bir dost ikazıdır. Bu yolda yaptığımız dost ikazına, Üstadın Noktalamasını hatırlatarak yozlaşmaya dikkati çekmemizi isteyen Erzincan eski milletvekili kadim dostumuz Naci Terzi'nin telefonla katkısını da ifade edelim. Yukarıdaki veciz ifade, Ramazan ayının ruhaniyetini daha iyi nasıl kavrayacağımızı gösteren temel idrak noktalara dikkati çekiyor. Eğlenerek değil, ağlayarak idrak edeceğimiz şeyler var; bunları soytarılıklara bel bağlayarak elde edemeyiz elbette...

Askeri vesayetten sistemi kurtarmaya çalışan Referandum döneminde bazı şeylere artık tepeden tırnağa gözden geçirmemizde fayda var. 12 Eylül benzeri askeri dönemlerde yöneticilerin halkın eğlence düşkünlüğü ile futbol azgınlığını destekleyerek insanların kendi gündemlerini ve hassasiyetlerini unutturma çabalarından kurtulma zamanı çoktan gelmiştir.

Ramazan'ın ruhaniyeti

Bu ayın her türlü güzelliği ön plana çıkaran, oruçla birlikte gelen ruhaniyeti yanında, ibadet ve sohbetlerle genişleyen bir kültürel atmosferi vardır. Üç kıtanın yemek kültüründen süzülmüş iftar sofralarının en güzelleri İstanbul'da düzenlenir ve iftar davetleri de her zaman dillerde dolaşır. Çorbasından böreğine, ketesinden güllaçına kadar benzersizdir.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Valiliği'nin işbirliğiyle hayata geçirilen ve "Ramazan İstanbul" adı altında bir ay boyunca düzenlenecek etkinlikler kapsamında konserden, kitap fuarlarına kadar onlarca farklı seçenek bulunuyor. Sultanahmet'teki kitap fuarı Beyazıt'a taşınırken Küllük Sohbetleri Sahaflar'ın yakınındaki Çınaraltı'nda eski Marmaratörlerin katılımıyla başladı.

Bu sohbetlerin bir kısmı televizyonlardan da canlı yayın yapılarak İstanbul dışındaki seyircilere de ulaştırılarak, sohbetler ve gösteriler bütün Türkçe televizyon izleyen seyircilere de ulaştırılmaya çalışılıyor. Böylece Osmanlı'nın son döneminde Direklerarası'nda görülen eğlencelerin bir kısmı televizyonlardan bütün dünyaya gösterilebilmektedir. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın da girişimleriyle, her yıl Sultanahmet Meydanı'nda düzenlenen Ramazan Etkinlikleri'nin bu yılki adresi Beyazıt Meydanı oldu. İstanbul'un "Avrupa Kültür Başkenti" unvanıyla anıldığı 2010 yılında Ramazan etkinlikleri, İstanbullulara olduğu kadar yerli ve yabancı turistlere de kapsamlı bir program sunuldu.

Böylece, Beyazıt Meydanı'nda, İstanbul Üniversitesi'nin önünde düzenlenen Dinî Yayınlar Fuarı, Sultanahmet Camii çevresindeki kalabalıktan ayrılarak Sahaflar yanındaki kitaplarla kültür adamlarını, yazarlarla şairleri okuyucularıyla buluşturma imkânını da sağlamış olmaktadır. Bunlar İstanbul'un "Avrupa Kültür Başkenti" unvanını hak ettiğini gösteriyor. Sonraki yıllarda tarihi yarımada, İstanbul'un tarihine yakışan bir kimliğe kavuşacaktır.

Bütün bunlarla, sadece İstanbullular ve yerli turistlere değil, yabancı turistlere de pek çok alternatif sunuyor. Etkinliklerle, İstanbul'un zengin geleneksel ve kültürel mirasını gelecek nesillere taşımanın yanında; Kültür Başkenti'nin sanat, eğlence ve kültür algılarının yükseltilmesi için daha paylaşımcı ve eğlenceli bir program ile katkı sağlanması hedefleniyor.

Eski Galata Köprüsü üzerinde düzenlenen 20 bin kişilik iftar sofrasının bir benzeri Ümraniye'de düzenlenirken, sıcaktan evlerinde iftar edemeyenlerin de İstanbul sokaklarında komşularıyla yemek sırasında sohbeti tercih etmeleri dikkate değer. Bu türden iftarların  Eyüp ve Üsküdar semtlerindeki renkli görüntüleri, Beyazıt Camii ile Meydandan başlayan Ramazan kalabalığının Sultanahmet Camii'ne kadar genişlemesi de güzel oldu. Belli başlı bütün semtlerde ve ilçe merkezlerinde Ramazan havası görüldü, İstanbul'u mekân edindi...

Osmanlı iftarları  ve  direkler arası

Osmanlı tarihi boyunca İstanbul Ramazanları her zaman renkli olmuştur. Son yıllarda yeniden tarihi kimliğimize ait kültürel değerlere daha çok önem verildiği için, Ramazan ayı boyunca yapılan iftarlarla fuar türünden şenliklerin yanında, dost sohbetlerinin de arttığı görülüyor. Bu türden faaliyetler her yıl biraz daha artarak geleneksel hale gelecek sanıyoruz. Nedense bu yıl daha çok televizyon iftar programı hazırladığı halde, çok azının seyredilecek kadar vukuflu misafirlerle iftar sofralarımıza renk kattığını söyleyebiliriz.

Önceki yıllarda Osmanlı İstanbulunun Ramazanlarını Direklerarası eğlenceleri ile özdeşleştirenler, artık yeni bir yüzyılda büyüyen İstanbul'un iftar çadırlarından sokaklara ve ana mekânlarına kadar genişleyen yeni şenliklere ilgi göstermeye başladılar. Bunların iyi ve gençleri eğlendirirken eğitme niyetlisi olanlarının ne kadar özenle hazırlandığı bilinmiyor.

Gerek radyo ve televizyonlarda gerekse iftar çadırlarında yapılan Ramazan sohbetleri ruhen bu toplumun dinamizmini artırıyor, ama daha çok da Kur'an ve Sünnet ile Tasavvuf alanında ilgilerin artmasına sebep olmasını bekliyoruz. Bunlar da İslâm'a olan alakayı teşvik ederse, Ramazan'ın ruhaniyetine uygun hale gelebilir.

Bu eğlenceler hazırlanırken popülist tavırlarla şuursuz sanatçılar eliyle değil, bu alanda ehil olduklarını ispat etmiş çilekeş sanatçılarımıza öncelik tanınması gerekir. Çünkü eğlendirirken eğitmeyi bilmeyen ve gülümsemeyi değil de kahkahayı hedef edinen popüler sahne sanatçılarının faydasından çok zararı olduğun iyi bilmeliyiz.

İyi değerlendirilirse, Ramazan yalnız af ve mağfirete ulaştıracak ibadetlerle terâvih, sadaka ve zekât ayı değil, aynı zamanda dinî ve tasavvufi sohbetlerle İslâm'ın hakikatlerine ve tasavvufi irfanın sırlarına alaka duymaya zemin hazırlayan mutlu bir zaman olabilir. Bu aylarda hazırlanan iftar çadırlarının sohbetlere ve eğlencelere zemin hazırladığı biliniyor ama kültürel arka plandan yoksun olan her faaliyet gibi, Ramazan sohbetleri ve eğlenceleri de tarihi bilgilerden ve mekanlardan uzakta yapılırsa, geleneksel kültürden uzakta kimliksiz olur. Osmanlı'nın son döneminde Direklerarası'nda görülen sohbet mekânlarının en önemlilerinden olan Semai Kahveleri'ni de önümüzdeki yıllarda ihya edildiğini görürüz elbet. Belediyeci dostlara Osmanlı İftarlarıyla bütünleşen faaliyetlere dikkati çekmek ve Direklerası'nı tek başına Ramazan'ın alameti gibi görmemeleri gerektiğine hatırlatmak istiyorum. Eğer belediyelerimiz başarılarının arkasına halkı almak istiyorsa, tarihimizle bütünleşmek zorunda, yoksa halka ulaşmak için seçeceğiniz yollar sizin halkı karşınıza almanıza yol açabilir. Bir belediye, halkın değerlerini zorlayan sorumsuzluklarının bedelini, bir daha seçilememek, dolayısıyla hizmete devam edememek cezasıyla öder. Bu da kimseyi şaşırtmaz.

Özellikle Milli Görüş çizgisinden gelen belediyelere Osmanlı iftarlarının fakir-fukarayı gözetmeyi ilke edinen, iftara çağırdıklarına "Diş Kirası" adıyla hediyeler dağıtan ve kolaycılığa kaçmayan bir tutumu benimsemelerini tavsiye ediyorum. Bu dost sesidir tabii...

Şimdi burada anlatmaya çalıştığımız konuda şu sözü hatırlamadan edemiyoruz:

Bir şey kokarsa tuzlarsınız; ya tuz kokmaya başlarsa ne yaparsınız? Yerinden yönetim konusunda daha çok yetki isteyen belediyeler, bu yetkiyi halkın kimliğine ters düşerek nasıl talep gerçekleştirebilirler? Eğlencenin bile kültürü olduğu gerçeği nasıl ihmal edilir?

İstanbul Ramazanlarında ibadetlerimizle geleneklerimizi ihya etmek yakışıyor.

Annemin vefatı dolayısıyla cenazeye iştirak eden veya telefonla arayan, başsağlığı dileyen tüm dostlara teşekkür ederim.

22.08.2010 Milli Gazete
Bu haber toplam 453 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim