• İstanbul 13 °C
  • Ankara 14 °C

Mustafa Özçelik Yazdı: Evliya Çelebi Seyahatnamesi

Mustafa Özçelik Yazdı: Evliya Çelebi Seyahatnamesi
Sıra dışı bir eser EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ   Bir imparatorluk seyyahı Cumhuriyet nesilleri, tarihi büyüklerimizi tanıma konusunda büyük bir talihsizlik yaşadılar.

 

Seyahatname

Evliya Çelebi, edebiyatımızda seyahatname türünde bir ilki teşkil eder. Zira, onun eserine kadar Zira bu esere kadar tam anlamıyla seyahatname denilecek bir eserimiz yoktur. Bu türdeki ilk eserlerimiz tercüme eserlerdir. Klasik Osmanlı devrinin bugüne kadar bilinen ilk seyahatnamesi Seydi Ali Reisin “Miratül Memalik” adlı eseridir. Daha sonra Tokatlı Tacir Ahmet bin İbrahim’in “Acayibül Hindistan”, kimi özellikleriyle bir seyahatname sayılabilecek olan Katip Çelebi’nin “Cihannüma”sı vardır. İşte Evliya Çelebi’nin eseri, Orhan Şaik Gökyay’ın da belirttiği gibi “seyahatname” adını hak eden ve doğu ve batı kültürlerinde yazılmış en ünlü seyahatnamelerle boy ölçüşecek nitelikte ilk eserdir.

 

Nedir seyahatnameyi, bu denli önemli kılan? Doğrusu bu sorunun cevabını böylesi sınırlı bir yazıda verebilmek oldukça zor. Ancak bir kaç yönüne temas edilebilir Eserinin adı seyahatname olduğuna göre bu eseri her şeyden önce “seyahat edebiyatı” kategorisi içinde incelemek ve bir seyahatname, bir gezi kitabı saymak gerekir. Fakat Robert Dankoff’un da dediği gibi içeriğine bakıldığında bu eserin doğrudan doğruya bir yolculuk eseri olmadığı görülecektir.

 

Dankoff’u böyle düşündüren sebep ise; eserin çok değişik başlıklar altında incelenebilecek geniş ve zengin muhtevasıdır. Bu muhtevada tarihten coğrafyaya; mimarlıktan musikiye, filolojiden teolojiye….hemen her alanda malumat vardır. Bu başlıklar, evliya menkıbelerinden mitolojik olaylara; yemek kültüründen halkın giyim tarzlarına, geçim kaynaklarına, mesleklerine…..kadar uzanır. Bütün bunlar bir arda düşünüldüğünde bu esere asıl özelliğinden dolayı her ne kadar seyahatname denilse bile onu zaman zaman bir tarih, bir coğrafya, bir dil, bir folklor, bir biyografi….eseri olarak görmek gerekir. Bu da onu bir anlamda maddeler halinde yazılmasa bile bir ansiklopedik eser niteliğine büründürür ki eserin türsel anlamda asıl zenginliği işte bu yanıdır. Seyahatname, işte bütün bu özellikleriyle tarih, şehir monografisi, biyografi, tezkire, menakıpname, letaifname, vb. özellikleri taşıyan anıt bir eser olarak karşımıza çıkar.

 

Otobiyografik bir eser

Seyahatname, aynı zamanda otobiyografik bir eserdir. Eserin asıl kahramanı olarak Evliya Çelebi; ailesinin geçmişinden başlayarak kendi hayat hikâyesini samimi bir dille anlatır. Yazar, bütün zaafları, korkuları, sevinçleri, hayalleri ve bir başkasının itiraf etmekten çekineceği özel bilgileri vermekten çekinmez. Söyle söylersem “yanlış anlaşılırım” korkusunu taşımaz. Bu yüzden bu eseri okurken J.J.Rousseau'nun “İtiraflar”ını hatırlamamak mümkün değildir.

 

Üstelik bu yalın ve samimi itiraflar ve kişisel bilgiler, başkaları için de verilir. Mesela velinimeti olan Melek Ahmed Paşa gibi serdarların bile kusurlarını büyük incelikle açığa vurmaktan çekinmez. Devrinin pek çok olayını ve bu olayların kahramanlarını yine aynı incelikle eleştirir. Bu yüzden Seyahatname, 17. yüz yılın “aynası” bir eser olarak da dikkat çeker. Yani hem şahsının hem de devrinin bir aynasıdır Seyahatname…Keşke her yüzyılda böyle bir eser yazılabilseydi o zaman bütün bir Osmanlı tarihini daha nesnel, daha detaylı, üstelik daha renkli tanıma imkanı bulabilseydik. Çünkü; Evliya Çelebi’nin gözlemleyerek bize aktardıkları, ait olduğu dönemin kronik tarih yazarlarından daha ayrıntılı ve canlı bilgiler sunmaktadır.

 

Bir tahkiye eseri olarak Seyahatname

Seyahatname’yi eline alanlar, kendilerini sürükleyici bir maceranın yahut olaylar dizisinin içinde bulacaklardır kendilerini..Klasik hikaye ve roman türlerinin giriş, gelişme, sonuç bölümlerinin çok ustaca düzenlendiği, okurun merak duygusunun doruğa çıkartıldığı bir eser olarak görebileceğimiz Seyahatname, sağlam olay kurgusu ve fantastik anlatımıyla da dikkati çeker.

 

Bu fantastik anlatım evliya menkıbeleriyle, efsanevi olaylarla, eşkıya hikayeleriyle ve tabi ki yazarın abartılı anlatımıyla verilir. Böylece okur kimi zaman tahta kılıcıyla bin bir başlı ejderha ile savaşan bir dervişle, kimi zaman aklın alamayacağı baskın ve savaş olaylarının kahramanlarıyla karşılaşır. Çelebi, bu anlatımında Macera kahramanlarını da, portre ve karakter bakımından roman kişileri gibi canlandırır. Çevre tasvirlerine, ruh tahlillerine yer verir. Öyle ki kimi zaman da kendinizi bir film karşısında bulursunuz. Çünkü anlatım bir o kadar canlı ve heyecanlıdır.

Dili ve üslubu

Seyahatname’nin en az konusu kadar önemli yanı dili ve üslubudur. Klasik edebiyatımızın nesir geleneği içinde değerlendirilebilecek bu eser, devrine göre sade bir dille kaleme alınmış, tamamen konuşma dili ile yazılmıştır.

 

Evliya Çelebi, bunu yaparken konuşma dilinde olmayan kelimeleri kullanmamış, böylece eserinin her seviyedeki insan tarafından okunabilirliğini sağlamıştır. Yine konuşma dilindeki bazı sentaks ve gramer kurallarının dışına çıkmaktan da çekinmemesi esere çok özel bir nitelik kazandırmıştır. Bunlara ilave olarak eserde görülen.canlı tasvirler, orijinal benzetmeler, anlatılanlara büyük bir renk katmıştır.

 

Mübalağalı ve mizahi anlatımın kolay okunurluğu sağladığını da bunlara eklemek gerekir. Hatta bu yüzden anlatılanların bir masal havasına büründüğü görülür. Yer yer şiirlerle süslenmesi ise eserin bir başka özelliği olarak karşımıza çıkar.

Şehir her şeydir

Burada Evliya Çelebi’nin maceraperest bir seyyah değil bir imparatorluk seyyahı olduğunu bir kez daha hatırlayalım. Çünkü, bir şehrin ruhunu okumak, her ayrıntısını görebilmek ve gördüklerini aynı şekilde anlatabilmek hem bir bilgi hem de bir bilinç işidir. İşte Çelebi’de bunu görüyoruz. O bir şehre giderken yazılı ve sözlü kaynaklardan ön bilgiler edinir. Bu yüzden şehre girdiğinde onunla bir ön tanışmayı gerçekleştirmiş biri olarak girer. Bu durum, ona şehrin şifrelerini çözmede büyük kolaylık sağlar. Çünkü şehir ona ruhunu açmıştır artık.

 

Evliya Çelebi için bir şehir, her şeyiyle bir şehirdir. Kalesi, camileri, dergâhları, kiliseleri değirmenleri, imaretleri, mektepleri, çeşmeleri, sebilhaneleri, hanları, hamamları, köprüleri ile tam bir şehir fotoğrafı buluruz onda. Tabi bununla da yetinmez. Şehrin asıl unsuru olan insanlar ve onlarla ilgili her şey hakkında bilgi verilir. Dilleri, dinleri, kıyafetleri, yiyecek, içecek kültürleri, alışkanlıkları, mizaçları, yetiştirdikleri bilginler, kahramanlar, ermiş ve dervişler….eserde yer alır. Yine şehirlerin dağları, nehirleri, bitki örtüsü gibi özellikler de ihmal edilmez. Dolayısıyla Seyahatname, şehrin ruhunu, mekanın ve zamanın dilini kavramış bir yazarın eseri olarak karşımıza çıkar.

 

Evliya Çelebi’yi bu yüzden bir “şehir tarihçisi” olarak da görebiliriz. Eseri de işte bu yüzden sunduğu bu çok zengin malzeme ile bir çok bilimsel, edebi, tarihi, folklorik araştırmaya kaynak olabilecek bir özellik taşır.

Eserin coğrafyası

Evliya Çelebi, eserinin son cildinde “İhtimam-ı Seyahatname-i Küstahane” başlığı altında anlatımındaki çeşitliliğe de vurgu yaparak şöyle der: “Mısır’da derviş hırkaları gibi renk renk olan perişan evrakımız burada tamam oldu.” Ardından da şunu ekler. “Seyahat edeli elli bir sene olmuş idi.”

 

Evliya Çelebi, işte bu yarım asırlık süre içinde yine kendi ifadesiyle “yedi iklim, dört bucak”ı gezer.Onun gezdiği coğrafya, kıta olarak Asya, Afrika ve Avrupa’yı kapsar. Bu üç kıtada neredeyse görmediği hiçbir yer kalmaz. Doğup büyüdüğü İstanbul’dan başlayarak-ki o zaman 19 yaşındadır-Bursa ve İzmit’le devam eden yolculuğu Doğudan Erzurum’a Batıdan Edirne’ye, Kuzeyden Trabzon’a güneyden Antalya’ya kadar uzanır. Öyle ki bugün Anadolu coğrafyasında herhangi bir şehirde yaşayanlar, yaşadıkları şehrin dün’ü hakkında malumat vermek istediklerinde söze mutlaka Evliya Çelebi ile başlarlar.

 

Asıl mekân Anadolu gibidir ama Çelebi’nin yolculukları bu coğrafyayı çoktan aşmıştır. Kafkaslar, Ortadoğu, Mısır, Sudan, Habeşistan, Balkanlar, Almanya, Avusturya ve Macaristan’a kadar uzanan çok geniş bir coğrafya, onun kalemiyle tarihe mal olmuştur.

Sözün sonu

 

Evliya Çelebi, eserinin biraz önce aktardığımız bölümünde kitabının tamam olduğunu söylüyordu. O bölümün sonunda ise anlatılanların bitmeyeceğini ifade eden şöyle bir dörtlük yer almaktadır:

 

Bihamdillah ki bu evrak-ı defter

Tamam yazılıp kalmadı ebter

Nihayet yoğ iken böyle bir kelama

İrişti hatm ile ahir tamam

 

Biz de diyoruz ki, Evliya Çelebi ve eseri bahsinde söz bitmez. En iyisi, kadri bilinmemiş bu eserle tanışalım. Sayfaları arasında dolaşarak o gezi heyecanını biz de yaşayalım. Ama daha önemlisi, bu eser sayesinde bir medeniyetin ne manaya geldiğini daha iyi idrak edelim. Biliyoruz ki, altı asırlık Osmanlı tarihi, bize neredeyse sadece savaşlardan ibaret bir tarih olarak öğretildi. Seyahatname’yi okuyalım ki hadisenin bundan ibaret olmadığını görelim. Tabi bu arada bize bu imkânı verecek olan eserin müellifine bir fatiha göndermeyi da unutmayalım.

Bu haber toplam 675 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim