Naci Gümüş ile söyleşi

Naci Gümüş ile söyleşi
Naci Gümüş ile söyleşi

Naci Gümüş ile şiir üzerine…

Şair Naci Gümüş ile şiiri masaya yatırdık. Gümüş, şiirin his ve düşünce hayatımıza etki ettiğini ve yüzyıllardır gücünü koruduğunu ifade ederek, hiç okuma yazma bilmese de şiirsel ifade kullanmamış tek bir insanın olamayacağını söyledi

http://www.ilksesgazetesi.com/haber/naci-gumus-ile-siir-uzerine-21318.html

ÖZEL HABER-TANER UYANIKER

Şiir, makale, hikaye, deneme, inceleme-araştırma yazıları ile tanınan Türkiye Yazarlar Birliği İzmir Şubesi Başkan Yardımcılığı ve aynı zamanda edebiyat üzerine yayın yapan Gönül sitesi sahibi Naci Gümüş ile bir araya geldik. Edebiyat ve şiir üzerine güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

Yıllarca Anadolu’nun farklı illerinde öğretmenlik görevini yürüten ve buradaki kültürle şiirini yoğuran Gümüş, dikkatle takip edilen şairler arasında yer alıyor. Şiirin dışına çıkarak kaleme aldığı “Gün Batmadan Hayat, Hatıra ve Hayal” adlı anı kitabıyla da kendine edebiyat çevresinde önemli bir yer edinen Gümüş, emekliliğinde de boş durmayarak yazmaya, üretmeye devam ediyor.

ŞİİR HER YERDE

İlk önce şiirle nasıl tanıştığını sorduğumuz Gümüş, şiirle tanışıklığının doğumdan itibaren başladığını söyledi. Gümüş, şiirin her yerde olduğunu belirterek, “Annemin ninnisi, suların şırıltısı, kuşların cıvıltısı, rengârenk çiçekler, masmavi gök, o kirlenmemiş doğa hep şiirdi. Komşuların sesi, babanın sesi; sevginin sesiydi ve sevginin sesi şiirdi. Az büyüyünce tekerlemeler, ninniler, şiirimsi hikayeler, menkıbeler, ocak başı sohbetleri hep şiir gibiydi. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda şiir revaçtaydı. İlkokul, ortaokul ve lise yıllarında şiir okuma müsabakaları yapılırdı. Dergi ve gazeteler şiirsiz olmuyordu. Şairleri anma günleri de oluyordu. Mutlaka üzerimizde bunların da tesirleri vardır” dedi.

BÜYÜLÜ SÖZLERE ŞİİR DENİR

Gümüş, şiiri ise şöyle tarif etti: “Dilin doğuşuyla birlikte kendine özgü gizemli bir ifadeyle ortaya çıkan, asırlardır insanları etkileyen, estetik bir anlatımla musiki ile yakın ilişkisi olan, ruhu etkileyen Platon’un ifadesiyle ‘Büyülü Sözler’e şiir diyoruz. Aslında tarih boyunca şiirin kesin, net ve tek tanımı yapılamamış, yapılamaz da… Şiir nedir, yüzyılların taşıdığı en zor soru olmuştur. Voltaire ‘Şiir ruhun müziğidir’ der. Aristo ‘Eşya ve hadisleri taklittir’ ifadesini kullanırken Aragon ‘Şiir sanatı eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir’ der. Şiiri tunçtan daha güçlü gösterenlerin yanında şairi de ‘Güzellik teknisyeni’ olarak tasvir edenlere de rastlarız. ‘Çile’ ve ‘Kaldırımlar’ gibi güçlü şiirlerin sahibi Necip Fazıl Kısakürek ‘Bizce şiir mutlak hakikati arama işidir’ gibi bir ifade kullanır. Bu itibarla yeni şiir kitabım ‘Aşkın Gölgesinde’ yazdığım önsöz metnin başlığını ‘Gizemli Sözler ve Ruhun Müziği’ diye attım.”

ŞİİR VE MUSİKİ

Şiirin his ve düşünce hayatımıza etki ettiğini ve yüzyıllardır gücünü koruduğunu ifade eden Gümüş, hayatında iki mısra mırıldanmamış, iki satır şiir yazmamış ya da hiç okuma yazma bilmese de şiirsel ifade kullanmamış tek bir insanın olamayacağını söyledi. Gümüş, “Sevinçli, hüzünlü, kederli, acılı anlarında bu dili bir şekilde kullanmıştır insanoğlu. Ya da Nazan Bekiroğlu’nun dediği gibi ‘Anlatamamaktan doğuyor şiir. Anlatamadıkça canı acıyor şairin, canı acıdıkça şiir geliyor.’ Bu açıklamaya şunu ilave edebiliriz sanırım; çaresizliğine ağlamak da bir çeşit şiir söylemektir. Mehmet Akif Ersoy’un ‘Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem/ Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım!’ mısraları konuyu kapattıracak kadar derin ve bütün konuyu idrakimize sığdıracak kadar anlamlıdır. Şiirin musiki ile olan bağı ise ayrı bir araştırma konusudur. Konularına, teknik özelliklerine, edebi akımlara ve üretildiği dönemlere göre şiir tasnif edilse de, türlere ayrıştırılsa da şiir şiirdir. Valéry’in ifadesiyle ‘Gerçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur. Kendisinde başlar, kendisinde biter. Bütün soyluluğu da buradan gelir.’” ifadelerini kullandı.

HAYATIMIN EN ZOR ESERİ OLDU

“Gün Batmadan Hayat, Hatıra ve Hayal” adlı kitabıyla ilgi çeken ve bu kitapla yaşadığı dönem boyunca değişen toplumsal yapıyı ele alan Gümüş’e kitabını sorduğumuzda şunları söyledi: “Yıllardır kafamda kurduğum, ancak üç anahtar kelime ile (Hayat, hatıra ve Hayal: Var olmanın, birey yaşamanın koordinatları. Üç (H) ile kodlanmış bir şifre sanki) hafızada tuttuğum, gerçekten anlatılmasında fayda bulduğum hatıralarımı diyeyim son 55 yıldaki çevreyi, insanı, toplumu anlatmak; coğrafya, tarih ve zamana içinden gelerek anlam yüklemek, değişim, gelişim ve yenilik sürecini menfi ve müspet taraflarıyla sıkılmadan okunacak tarzda kayda geçmek düşüncesiyle bir otobiyografi olarak değil; benim için, çocuklarım, akraba çocukları, torunlarım için bir hatıra özelliği taşır, yaşıtlarım ve daha yukarı yaştakiler için belki özlemli bir zaman yolculuğu olur. Gençler ve orta yaşlılar için duyum ve yorum farklılığı olacağı muhakkak. Günlük, deneme tadı çıkaranlar da olacaktır. Ama bunların hiçbiri değil, fakat hepsi… Bir iddia olarak değil. İçimden geldiği gibi yaşadığım gibi hissettiğim şekilde bir rezonans üslubu, sarsan, etkileyen en önemlisi; tecrübe öğreten, dünü, bugünü, yarını gösterebilen mesajlar çıkarmak ve sunmak isteği. Böyle bir şey işte. Goethe; ‘İnsan kendini adadığı an, ilahi takdir de harekete geçer’ demişti. Öyle bir ümitle işe başladım. Bu eser bütün yazı hayatımın en zor, en ıstırap veren çalışması oldu. Diriliş düşünce akımının üstadı o büyük şair Sezai Karakoç Diriliş dergisinde 1988 yılında hatıralarını yazmaya başlarken ‘Baştan beri bir daha yaşamak demek olan hatıralarının gözden geçirmek, ateşten bir azap demek… Geçmiş çok azizdir bende. Fakat onu yeniden yaşamak ıstırap kaynağı …’ diyordu. ‘Ama öyle de olsa tecrübelerimizden yararlanacak birkaç kişi çıkacaksa bu azaba katlanmaya değer’ satırlarıyla hayat hikayesine kapıları açıyordu. Evet, en tatlı anılar dahi burkuntular verebilecek; hüzün, gözyaşı ikincil yaşamada kendinden geçme ile buluşacak. Hayat safhaları sayfa sayfa yeniden başka bir boyutta yaşanacak olsa da; hayatımız pırıl pırıl, hatıralarımız temiz, hayallerimiz güzel olsun niyetiyle bu eseri öğretmenlere, dedelere, babalara ithaf ederek; çocuklara, gençlere ve geleceğe bağışlıyorum.”

BÜYÜK BİR BADİREYİ ATLATTIK

Bir araştırmacı olarak FETÖ yapılanmasını ve toplumun ve devletin içinde bu yapının büyümesini sorduğumuz Gümüş, bu durumunçok can sıkıcı olduğunu belirterek, devletimizin ve milletimizin büyük bir badireyi atlattığını darbe veya işgal denilebilecek bir kalkışmayı püskürttüğünü söyledi. Gümüş, “Türkiye bir aydan fazladır bu meşum (uğursuz) olayın tesiri altındadır. Vatandaşlarımızdan 241 şehit verdik, iki binden fazla yaralı var. Aslında bu FETÖ ile birlikte global bir saldırıydı. Sorunuza gelince Fetö’yü toplum yalnız başına yaratmadı. Bu yapının oluşmasında geçmişte bir şekilde devletin de, dış güçlerin de katkısının olduğu maluma ayandır. Onlarca yıl millet jakobenci, despot, ceberut yönetim anlayışının boyunduruğu altında, özellikle inançlar noktasında maruz kaldığı muamele, yaşadıkları mağduriyetler nedeniyle din-iman adına hareket eden oluşumlara maddi ve manevi destek verdi. Başlangıç itibariyle altın nesil söylemiyle, yüksek idealler etrafında gençler toplandı, çocuklar devşirildi. Zamanla büyüyen hareket, kapalı bir örgütlenme yapısı içinde stratejik taktiklerle, takiyeci tutumu ve sistemli çalışmasıyla güç kazandı. Zaten psikolojik arazları olan örgüt lideri ve etrafını saran menfaat şebekesi güç zehirlenmesi yaşayınca zıvanadan çıktılar. Olan, bunlara inanan saf, temiz Anadolu insanına oldu. İnançları iğfal edildi. Bu konuda sayfalar dolusu çok şeyler yazılabilir, söylenebilir” dedi.

MAZLUM MİLLETLERİN UMUDUYUZ

15 Temmuz’un milletin direniş ve dirilişine, birlik ve beraberliğine de vesile olduğunu belirten Gümüş, 15 Temmuz hadisesinin ise birçok şeyi de değiştirdiğini sözlerine ekleyerek, “Toplum ve aydınlar farklı açıdan bakmayı öğrenmiş, farklı düşünmeye başlayanlar olmuştur. Bundan sonra ideolojilerin rengi değişecek, her fikir itibar görmeyecek, dini söylemler biçim değiştirecektir, diye düşünüyorum. Bu olay nedeniyle on binlerce gözaltı, görevden uzaklaştırma, görevden almalar, tutuklamalar gün itibariyle mantıklı, tutarlı görünse de ileride yeni mağdurların türemeyeceğini, sosyal travmaların, psikolojik travmaların yaşanmayacağını kimse iddia edemez. Bu konuda hukukun üstünlüğü esas alınmalı, adalet terazisi şaşmamalı. Bundan sonra devletin çeşitli kurumlarında, organlarında istihdam edilecek kişilerde, yönetici makamına atanacaklarda adalet-emanet bilinci içerisinde liyakat ve sadakat esası baz alınarak hareket edilmeli. Adaleti tesis edeceksin, emaneti ehline vereceksin. İlahi öğreti de bu, insanlık yönetim tarihi de bunun en güçlü ispatıdır. Liyakat ve sadakat. Ama parti veya hükumete sadakat değil. Devlete, millete sadakat. Partiler, hükumetler geçicidir. ‘Devlet-i ebed müddet’ idraki, ‘Halka hizmet, Hakka hizmettir’ anlayışını öncelleyen kriterden bahsetmek istedim. Bundan sonra bizi ne mi bekliyor? Valla, Ülkemiz global bir saldırı altındadır. Tabii savaş yöntemleri değişmiştir. Dünyanın neredeyse yarısını yönetmeye çalışan, tanrısı para olan global çete Ortadoğu’ya istediği şekli vermede Türkiye’yi engel görüyor. Büyük oranda halk desteğini almış boyun eğdiremediği, alt edemediği bir lider ve iktidar var karşısında. Türkiye’nin bu coğrafyada etkili ve yetkili olmasını istemiyor. Zira Türkiye’nin kardeş olduğu bu coğrafyadaki mazlum ve mağdur milletlerin umudu, idolüdür Türkiye. Bu itibarla serada yıllarca yetiştirdikleri terör örgütleriyle, hem de saldırdığı coğrafyaların insanlarını avına düşürerek istediği zaman, istediği biçimde kullanıyor. İhale veriyor, silah veriyor, lojistik destek veriyor, para veriyor, saldırtıyor. Türkiye için tehlike her zaman vardır. Fakat birlik ve beraberlik ruhuyla, iyi bir diplomasiyle, bilim ve teknoloji üstünlüğünü elde etmeye çalışarak, devletin üst aklının geliştireceği stratejilerle, uyanık bir bilinçle inşallah her türlü tehdit ve tehlikeyi bertaraf ederiz” şeklinde konuştu.

Naci Gümüş Kimdir?

Hayat öğrencisi mustarip, garip bir öğretmen emeklisi. Şiir yazan, acılarını içine akıtan, fikir çilesini yazıya döken, derin düşüncelerini psikolojik ve sosyolojik nedenlerle kendine saklayan sessiz, mahzun, duygulu, duyarlı bir insan. 1951 Ergani doğumlu. İlk, orta, lise ve Öğretmen Okulu’nu Ergani’de bitirdi. Lisansını Anadolu Üniversitesi Türkçe Bölümü’nde tamamladı. Hatay, Elazığ ve İzmir illerinde 15 yıl köy öğretmenliği yaptı. 1976 yılından bu yana İzmir ilinde değişik okullarda tam 44 yıl öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Kültür, sanat ve edebiyat çalışmalarına ortaokul sıralarında başladı. Şiir, makale, hikaye, deneme, inceleme-araştırma yazıları ve desenleri; Türk Edebiyatı, Hisar, Fikir ve Sanatta Hareket, Mavera, Kırkikindi, Yağmur, Yeniden İnkişaf, İzmir İzmir, Yeni Dergi, Yediiklim, Ay Vakti, Kuşluk Vakti, Işığın Kaynağı ve Milli Eğitim dergilerinde; Ergani, Çiğli, (Yerel Gazeteler), Yeni Devir, Ortadoğu, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde yayınlandı. Şiir, hikaye ve anı dallarında birincilik ödülleri aldı. 2000 yılında yayına soktuğum “Gönül Sitesi” isimli web sitesi de internet dünyasında önemli bir yere sahip. Işığın Kaynağı Dergisi’nin yayın kurulu üyesi ve daimi yazarlarından. 17 Ocak 1996 tarihinde İzmir Konak Zafer Müfredat Laboratuar İlkokulu müdürü iken emekliye ayrıldı. Tam bir yıl aradan sonra sevdiği mesleğine açıktan atama ile yeniden başladı. 4 Ocak 2016 tarihinde, görevlendirilmeyle kurucu müdürü olduğu eğitim müzesinden ikinci kez yaş haddinden emekliye ayrıldı. Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İzmir Şubesi’nin kurucu üyelerinden ve Yönetim Kurulu üyesi. Evli ve 3 çocuk babası, dört torun dedesi.

 

Şiirin değeri azalmaz

Şair Naci Gümüş ile şiir ve edebiyat üzerine söyleşimiz bugün de devam ediyor. Gümüş, son zamanlarda şair sayısın da bir azalma olduğunu ama bunun şiiri yere düşüremeyeceğini belirterek, şiirin okuyanı olmasa bile değerini kaybetmeyeceğini söyledi

http://www.ilksesgazetesi.com/haber/siirin-degeri-azalmaz-21337.html

 

ÖZEL RÖPORTAJ-TANER UYANIKER

Şiir, makale, hikaye, deneme, inceleme-araştırma yazıları ile tanınan Türkiye Yazarlar Birliği İzmir Şubesi Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda edebiyat üzerine yayın yapan Gönül isimli internet sitesinin kurucusu Naci Gümüş ile bir araya geldik. Edebiyat ve şiir üzerine güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

Edebiyat üzerine konuşmamızda yayınevlerine sitemde bulunan Gümüş, yayın dünyasının ağırlıklı olarak ticari kaygılarla hareket ettiğini iddia ederek, “Yayınevleri popülarite arıyor. Çok satsın, çok satan istiyor. Meşhur isim arıyor, kalite değil. Çok yayıncı var lakin Türk edebiyatına ciddi anlamda hizmet eden yayıncı yok denecek kadar az” dedi.

Son zamanlarda Türkiye’de şair yetişmiyor diye bir kanı var. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk şiir tarihinde bu dönem hangi çağını yaşıyor?

Son zamanlarda iyi şairlerin yok denilecek kadar az olduğu doğrudur. Ancak şiir hiçbir zaman yere düşmez. Okuyanı olmazsa şiir değer kaybeder mi? Etkisi, gücü devam eder mi? Şiir şiirliğini sürdürür mü? Yoksa Âşık Veysel’in ‘Güzelliğin beş para etmez/Bu bendeki aşk olmasa’ dediği gibi, okuru olmazsa şiir hiç mi olur? Fakat böyle bir şey olmamıştır, olmayacağını da rahatlıkla söylemek mümkün. Duygular körelir, insanlık yok olursa böyle bir ihtimalden bahsedilebilir kuşkusuz. Bu ihtimali de ihtimal olmaktan çıkaran şiirdir belki. Şiiri doğuran öğelere baktığımızda belki kelimesini ortadan kaldırabiliriz. Nedir şiiri doğuran ve besleyen öğeler? Duygu, imge, esin, düş, hayal ve derin düşünce… Aşkı da en tesirli bir unsur olarak ayrıca ilave etmek gerekir. Geçtiğimiz süre zarfında meydanlarda tutulan demokrasi nöbetlerinde veya milletin “Direniş ve Diriliş” mitinglerinde şiir, gücünü tekrar gösterdi. Bence şiire yönelişi sağlayacak bir tesir bıraktı. Sezai Karakoç’tan, Arif Nihat Asya ve Mehmet Akif’ten nefis şiirlerle milletin milli ve manevi duyguları depreşti. Milli mücadele yıllarında ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında devletin yeniden inşası zamanında da Mehmet Akif, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Süleyman Nazif, Necmettin Halil Onan’ın şiirlerinin millete verdiği dinamizm anılmaya değer. Bugün de yeni Türkiye’nin inşasında aynı olgu ile karşı karşıyayız.

BENİ EN ÇOK ETKİLEYEN ŞAİR SEZAİ KARAKOÇ’TUR

Sizi en çok etkileyen şair kimdir? Neden?

Beni en çok etkileyen şair Sezai Karakoç’tur. Ortaöğrenim sıralarında Fuzuli, Yahya Kemal, Ziya Gökalp ve Mehmet Akif’in etkisini yok sayamam. Sezai Karakoç şiiri ile lise öğrencisi iken tanıştım. Çok farklı şiirlerle buluşmuştum. Sade bir dil, akıcı bir üslup, gelenekten uzak durmayan modern şiir. Kültür ve medeniyetimizin ürünlerini, seslerini çağdaş yorumlarla, temiz bir Türkçe ile Hızır gibi fısıldıyordu sanki. Bahar yüzlü, ‘Anadolu tebessümlü’ bu güzel adamla ben 18 yaşında, O 36 yaşında iken tanıştım. Derin bir tefekkür, zengin bir kültür, hem doğuyu hem batıyı dilleriyle, medeniyetleriyle bilen bir bilge adam. Erdemli, onurlu…

Sezai Karakoç hem dünün, hem bugünün ve de yarının sesidir. Üç kuşağı etkilemiş yaşayan tek şairdir. Ve hala günümüzde geçmişten gelen sesi geleceğe taşıyan, kültür ve medeniyetimizin figürlerini, motiflerini en canlı şekilde sanatı ile muhafaza eden, şiirleriyle milletimizin hissiyatının tercümanı olan, huzur ve mutluluk yollarını, çıkış yolunu göstermeye çalışan Sezai Karakoç şairin ve şiirin görevini, işlevini bize gösteren en canlı örnektir.

BAZI KİTAPLAR ISMARLAMA YAZILIYOR

Türk edebiyatının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle çok satan kitaplar üzerinden toplumun okumada ki seçiciliğine nasıl bakıyorsunuz?

Edebiyat; olay, düşünce, duygu ve hayallerin sözlü veya yazılı olarak güzel bir üslupla, estetik bir biçimde dile getirilmesidir. TDK sözlüğünde edebiyat; ‘Sanatça, yani insanda estetik duyguyu heyecana getirecek değerde meydana getirilmiş şiir, sahne eseri, hikaye, roman, söylev gibi nazım veya nesir halindeki eserlerin hepsi. Bu eserlerin yer aldığı sanat kolu’ olarak tanımlamaktadır. Edebiyat aynı zamanda bilimdir. Tarih, sosyoloji, felsefe, psikoloji ve coğrafya ile sıkı ilişkisi vardır. Günümüzde merkezde ve taşrada sayısız edebiyat dergisi yayınlanmaktadır. Edebiyat dergilerinin edebiyat sanatını sevdirmesi ve genç kabiliyetleri yetiştirici özellikleri vardır. Gerçekten de çok güzel sanat ve edebiyat dergileri yayınlanmakta lakin okuyucu sayısı çok sınırlı. Çok satan veya okunan edebi eserlere baktığımızda popüler kitapların revaçta olduğunu görüyoruz. Bunların bir kısmı ısmarlama yazdırılıyor. Çerez türünden gidiyor. Yayın dünyası ağırlıklı olarak ticari kaygılarla hareket ediyor. Popülarite arıyor. Çok satsın, çok satan istiyor. Meşhur isim arıyor, kalite değil. Çok yayıncı var lakin Türk edebiyatına ciddi anlamda hizmet eden yayıncı yok denecek kadar az.

Son yıllarda İhsan Oktar Anar’ın, Oğuz Atay’ın, Sabahattin Ali’nin keşfi, Türkiye Yazarlar Birliği’nin şair ve yazarlara verdiği değer, okuma yazma ile alakalı yaptıkları etkinlikler ve yayınlar umut vericidir. Bu anlamda TYB İzmir Şubesi de çok katkı sağlamaktadır. İzmir’de yaşayan şair ve yazarlarımızla tanışma, eserlerinin yazılış serüvenini dinleme, tanıtımını yapma, edebiyatçı akademisyenlerin edebi konularda söyleşide bulunmasına imkân hazırlamakta, özgün konuları gündemine taşımaktadır. Yönetim Kurulu üyelerimizin tanınmış yayınevleri olmasa da çok güzel kitapları yayınlanmaktadır. Ve bu eserler piyasada on binler satan kitapların fevkindedir. Mahir Adıbeş’in ‘Veliaht’ romanı, ‘Duvar’ hikâye kitabı, benim ‘Gün Batmadan ve Aşkın Gölgesinde’, Levent Ertekin kardeşimizin bir düzine yerel tarih araştırmaları külliyatı gibi.

Kitap kainatı yaratan yüce Allah’ın ezeli ve ebedi kelâmıdır ve doğduğumuz andan itibaren hayatımızı kuşatan bir sevgilidir. ‘Ikra’ bismi rabbikellezî halak.’ ‘Yaratan, insanı embriyodan yaratan Rabbinin adıyla oku! Öğren-öğret!’ bu itibarla kitap insanlığın en asil, en kıymetli buluşu. İnsanlığın kültür ve medeniyet tarihinin hafızası, muhafızı, söz ve yazının ölümsüz anasıdır. Üstat Cemil Meriç’in ifadesiyle; ‘Seçiş hürriyetimizin sınırsız olduğu tek dünya, kitaplar Dünyası’dır.

OKUMAMAK YAZARLIĞA İHANETTİR

Genç yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Öncellikle çok okumak. Okumadan yazmak iyi bir yazarlığa götüremez. Bence okumamak yazarlığa ihanettir. Doğu ve Batı klasiklerini okumak. Sanat ve edebiyat dergilerini takip etmek, abone olmak. İmla kılavuzunu kullanma alışkanlığını edinmek. Kelime defteri tutmak, okuma notları almak, günlük yazmak gerekir. Üstatları okurken kullandıkları üsluba, tekniğe dikkat etsinler. Yazdıklarını demlemeye bıraksınlar, bir müddet sonra tekrar okusunlar. Yerel ve evrensel değerler göz ardı edilerek de yazın olmaz. Gelenekten tümüyle kopan da kalıcı olamaz. Bir ağaç kökleri üzerinde yükselir, dal, budak verir.

Size 10 kitap seçin desem bu listeye neleri koyarsınız?

Zor bir soru. Zor çünkü sevgilim kitaptır. Kaç bin kitap okudum, kaç bin kitap satın aldım, hesabını ben de yapamıyorum. O kadar güzel kitaplar var ki… Ama zorunlu bir sıralama yapmam gerekirse ilk aklıma gelen eserlerden şöyle bir liste verebilirim:

1.         Gün Doğmadan -Sezai KARAKOÇ

2.         Yitik Cennet: Sezai KARAKOÇ

3.         Bir Ömür Boyunca: Refik Halid KARAY

4.         Minelhab İlelmihrap: Refik Halid KARAY

5.         Safahat: M. Akif ERSOY

6.         Zeytin Dağı: Falih Rıfkı ATAY

7.         Umrandan Uygarlığa: Cemil MERİÇ

8.         Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Stefan ZWEİG

9.         Dünün Dünyası: Stefan ZWEİG

10.       Yaşamımdan Şiir ve Hakikat : Goethe

Tabii bu listeye dâhil olmayan, çok beğeni ile okuduğum ve sevdiğim hiç olmazsa birkaç şair-yazar adını saymazsam vefasızlık olacak. Kim bunlar; Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan, Erdem Bayazıt, Abdurrahim Karakoç, Necip Fazıl, Yahya Kemal, A. Nihat Asya ve Tanpınar. Klasiklerimizden Şeyh Galip, Baki ve Fuzuli. Günümüzde de yerli yabancı önemli eserler peyderpey yayınlanmaktadır. Amin Maalouf, Gabriel Garcia Marquez, Khaled Hossein okunabilir yazarlardır.

Naci Gümüş Kimdir?

Hayat öğrencisi mustarip, garip bir öğretmen emeklisi. Şiir yazan, acılarını içine akıtan, fikir çilesini yazıya döken, derin düşüncelerini psikolojik ve sosyolojik nedenlerle kendine saklayan sessiz, mahzun, duygulu, duyarlı bir insan. 1951 Ergani doğumlu. İlk, orta, lise ve Öğretmen Okulu’nu Ergani’de bitirdi. Lisansını Anadolu Üniversitesi Türkçe Bölümü’nde tamamladı. Hatay, Elazığ ve İzmir illerinde 15 yıl köy öğretmenliği yaptı. 1976 yılından bu yana İzmir ilinde değişik okullarda tam 44 yıl öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Kültür, sanat ve edebiyat çalışmalarına ortaokul sıralarında başladı. Şiir, makale, hikaye, deneme, inceleme-araştırma yazıları ve desenleri; Türk Edebiyatı, Hisar, Fikir ve Sanatta Hareket, Mavera, Kırkikindi, Yağmur, Yeniden İnkişaf, İzmir İzmir, Yeni Dergi, Yediiklim, Ay Vakti, Kuşluk Vakti, Işığın Kaynağı ve Milli Eğitim dergilerinde; Ergani, Çiğli, (Yerel Gazeteler), Yeni Devir, Ortadoğu, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde yayınlandı. Şiir, hikaye ve anı dallarında birincilik ödülleri aldı. 2000 yılında yayına soktuğum “Gönül Sitesi” isimli web sitesi de internet dünyasında önemli bir yere sahip. Işığın Kaynağı Dergisi’nin yayın kurulu üyesi ve daimi yazarlarından. 17 Ocak 1996 tarihinde İzmir Konak Zafer Müfredat Laboratuvar İlkokulu müdürü iken emekliye ayrıldı. Tam bir yıl aradan sonra sevdiği mesleğine açıktan atama ile yeniden başladı. 4 Ocak 2016 tarihinde, görevlendirilmeyle kurucu müdürü olduğu eğitim müzesinden ikinci kez yaş haddinden emekliye ayrıldı. Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İzmir Şubesi’nin kurucu üyelerinden ve Yönetim Kurulu üyesi. Evli ve 3 çocuk babası, dört torun dedesi.

 

 

Bu haber toplam 307 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim