Nâzım Hikmet’in, Atatürk Sağken Tahliye Edildiği Yalanı

Kerime YILDIZ

Bir önceki yazımda TKP’nin 30 Ağustos açıklamasından bahsetmiştim. Açıklamanın bir kısmı şöyle:

“Hayır, 30 Ağustos’u hep birlikte kazanmadık. Yoksul Anadolu halkı ve bir grup devrimcinin kararlı mücadelesidir Anadolu'yu zafere taşıyan. Onların karşısında emperyalistler, işbirlikçileri, saltanat ve hilâfet yanlısı yobaz tayfası vardı.

Biz kazandık, onlar yenildi.

30 Ağustos'un bir asır sonra anlamı budur ve hâlâ güncelliğini korumaktadır. İşte bu nedenle yeniden ve yeniden kazanılmalıdır.

30 Ağustos'un yaratıcılarına, Başkomutan Mustafa Kemal'e, emperyalist işgale karşı savaşan halkımıza selam olsun.”

İstiklâl Harbi şehid ve gâzilerine, bundan daha büyük bir iftira atılamaz. Maraş Kalesi’nden Türk bayrağı indiği vakit Avukat Mehmed Ali Bey, hasta yatağında ne yazmıştı, hatırlayalım:

"Âlem-i İslâm'a Hitap

Ey millet-i necîbe-i Osmâniye, vaktine hazır ol! 1300 küsür seneden beri Hz. Allah ve Peygamber-i Zîşân'ının hizmetine râzı ettiğin bir din ölüyor...”

Emperyalist işgâle karşı bu ruhla ayaklanan bir milletin savaşını komünist ihtilâli olarak göstermeye çalışıp, yeniden yeniden kazanılması gerektiğini savunanlara, yeniden ve yeniden şu soruları sormaya devam edeceğiz:

Mustafa Suphi, niçin ve nasıl öldürüldü? Atatürk, Eskişehir nutkunda komünizm hakkında ne dedi? Nâzım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı ve Kemal Tâhir’in Donanma Dâvâsı’ında mahkûm olmalarına Atatürk niçin sessiz kaldı?

Bunlar, Kemalist solcuların cevâbını vermek istemedikleri veya vermek zorunda kalınca yalana sığındıkları sorular.

Özellikle Donanma Dâvâsı, ısrarla üzeri örtülmeye çalışılan bir konu. Kemalist solun dilinden düşürmediği Nâzım Hikmet’in nasıl yargılandığını, ne cezâ aldığını merak edenler, Emin Karaca’nın “Sintine’nin Dibinde”yazı serisine internetten kolayca ulaşabilirler. Bu seri, 1993’de Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı.

Kemalist solcular, mezkûr yazarların Atatürk’ün sağlığında uzun yıllar hapse mahkûm oluşlarını şöyle açıklıyorlar: Atatürk, ölüm döşeğinde olduğundan haberi olmadı.

Oysa Donanma Dâvâsı, 1938’in haziranında başladı ve bu târihte Atatürk ayaktaydı.

Murat Bardakçı’nın kısa bir süre önce yayınladığı belgelere göre Nâzım Hikmet’in durumu Atatürk’e ulaşmıştı.

Yalandan kim ölmüş? Konuyu araştırırken, “Atatürk’ün haberi yoktu.” yalanının ortaya çıkması ihtimâline karşı başka bir yalanla tedbir alınmış olduğunu fark ettim.

 

Mâdem Atatürk meseleden haberdardı, o zaman bu mahkûmları tahliye ettirdiği, fakat o ölünce tekrar tutuklandıkları yalanı durumu kurtarırdı. Nasıl olsa kimse gerçekleri okumuyor, târihlere bakmıyor. 

“Atatürk’ün haberi vardı ve tahliye ettirdi.” yalanı, yatsıyı beklemeyecek kadar ucuz bir yalan.

Bahsettiğim yazı serisini okursanız böyle bir şey olmadığını, Atatürk’ün hastalığı ve ölümü sırasında mezkûr yazarların Sultanahmet Cezâevi’nde olduklarını göreceksiniz. Tahliye meselesi, hava değişimi bahânesiyle 1939’da oldu.

Peki, bu beyhûde gayret niye?

Bu millet, asla ve asla komünizme geçit vermeyeceğine göre itiraz edilmeyecek bir yoldan yürümek, daha uyanıkça herhâlde. İtiraz edilmeyecek olan nedir? Atatürkçülük!

Aklı başında olan bir solcunun Kemalist olması imkânsızdır. Aklı başında bir Kemalistin de komünist olması... 

Çünkü Atatürk, komünizme karşıydı.

Bu millet, İstiklâl Harbi’ni Allahuekber sesleriyle kazandı. 30 Ağustos’un bir asır sonra anlamı budur; on asır sonra da anlamı bu olacaktır.

TKP, Millî Mücâdele kahramanlarına iftira etmekten utanmalıdır. Komünizm diye samimi bir derdi varsa Kemalizm zırhına bürünerek, kaçak güreşmeyi bırakmalıdır. Kendi kızıl rengiyle ortaya çıkmalıdır. Türk bayrağının kızılını, başkalarının kızıl renkleriyle karıştırmamalıdır.

Yeni nesil bilmeyebilir ama bizler, başka bayraklara selâm durulan günleri unutmadık.

Bu meseleye, Atatürk’ün Eskişehir nuykuyla devam edeceğiz.

Bu yazı toplam 138 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim