Nilgün Eliküçük: Çin Tehdidi Retoriğine Karşı bir Barışçıl Benlik Üretimi: Ahenkli Dünya ve Çin Rüyası

Nilgün Eliküçük: Çin Tehdidi Retoriğine Karşı bir Barışçıl Benlik Üretimi: Ahenkli Dünya ve Çin Rüyası
TYB Akademi 20 / Eylül 2017

Çin Tehdidi Retoriğine Karşı bir Barışçıl Benlik Üretimi: Ahenkli Dünya ve Çin Rüyası

Nilgün ELİKÜÇÜK[1]

 

 

Giriş

Mao 1956 yılındaki parti birliğinin güçlendirilmesi konuşmasında, Çin’in amacının ABD’yi ekonomik ve askerî olarak geçmek, geride bırakmak olduğunu söylemektedir.  Ekonomik anlamda millî gücü ise çelik üretimi ile özdeşleştirmiştir. 1950’lilerin tipik arayı kapatma, geride kalmama mantalitesinin sebebi, Çin’in başarısının çelik üretimi, GSMH gibi modernleşmenin kabul edilmiş uluslararası standartlarıyla ölçülmesinin bir sonucudur. Çin çelik üretiminde 1995 yılında ABD’ni geçmiş, 1996 yılında ise çelik üretiminde dünya lideri olmuştur. Ama Mao’nun öngördüğü gibi materyal kapasite dünya düzeninin değişmesine yetmemiştir. Aksine Çin’in 1978 reform ve açılım döneminden bu yana devam eden ekonomik yükselişi, uluslararası sistemdeki diğer büyük güçler için bir tehdit algısı yaratmıştır. Nitekim Çin’in yükselişinin Batı liderliğindeki uluslararası sisteme karşı tehdit doğurup doğurmayacağı üzerine bir akademik yazın oluşmuştur. Bu yüzden tehdit retoriği karşısında Çin, uluslararası statünün sadece materyal kapasite ile kazanılmadığını görmüştür. Statü ne gücün dışında ne de güç ile eşittir. Çin’in ekonomik gücünün statüsünü yükseltmek yerine tehdit olarak görülmesi ve onaylanmaması, bu algıyı değiştirecek bir takım arayışları da beraberinde getirmiştir. Çin içerde reformların devam etmesini sağlamak ve dışarıda ise tanınırlığını arttırıp tehdit algısını kırmak için barışçıl bir imaj geliştirmeye çalışmaktadır. Bu çalışmada, tehdit retoriği karşısında barışçıl bir benlik imajı geliştirmeye çalışan Çin’in uluslararası statü mücadelesi, sosyal kimlik kuramı uyarınca ele alınmaktadır. Sosyal kimlik kuramının üç stratejisinden biri olan sosyal yaratıcılık, Çin’in “Ahenkli Dünya” ve “Çin Rüyası” politikalarını anlamlandırmak için kullanılmaktadır. Çin’in yaratıcılık stratejisinin temelinde Batı dış grubu tarafından pozitif sosyal kimliğine meydan okunması vardır. Çin’in Mao döneminden beri gücünün küçümsenmesine bağlı olarak hissettiği aşağılanma duygusu, günümüzde yerini Çin’in yükselişinin yani gücünün kabul edilip, bu gücün mevcut sistem için tehdit olarak görülmesine bırakmıştır. Bu yüzden “yaratıcılık”, Çin’in tehdit edilen yükselen güç statüsünün, tehdit algısının parametrelerini değiştirerek, yeniden tanımlanmasıdır. Ahenkli Dünya ve Çin Rüyası tasavvurları Batı materyalizmi karşısında Doğu ahengine vurgu yapan tehdit algısını kırmaya yönelik barışçıl bir benlik imajı, pozitif kimlik edinimidir. Çalışmada öncelikle Ahenkli Dünya ve Çin Rüyasının Konfüçyanizm’den türetilen felsefi temelleri incelenecektir.  Ardından her iki politika da uluslararası sistemde yaratılmak istenen etki üzerinden değerlendirilecektir.

1. Çin Tehdidi Retoriği

Çin’in uluslararası sistemin doğasına yönelik tepkilerini Çin felsefesindeki değişime daima “hazır olma” prensibiyle açıklayan Wang Gungwu, bu prensip ile olayların/şeylerin sıklıkla ya da birdenbire değişmediğini vurgular. Kurumların ve değerlerin beklenmeyen bir şekilde ama mutlaka değişeceğini ifade eder. [2] Xuetong ise, Çin’in yükselişini bir değişim değil kaybedilmiş bir statünün tekrar kazanılması olarak görmektedir.[3] Çin’in yükselişinin tehdit algısı yaratması dış politika analizleri ile uluslararası ilişkiler teorilerini birbirine bağlayan bir köprü görevi görmektedir. Uluslararası sistemde farklı bir medeniyet merkezi olarak yükselen Çin’in, değişimi ve geri kazanımlarını nasıl yöneteceği ya da tehdit retoriğine vereceği tepkinin hangi değişkenlerden etkilendiği gibi dinamik bir siyasi sürecin parçasını analiz eden yaklaşımlar ciddi bir tartışma literatürü oluşturmaktadır. Çin’in yükselişinin tehdide dönüşüp dönüşmeyeceği üzerine ikiye bölünen uluslararası ilişkiler literatürü bir kısmı devlet merkezli ana akım uluslararası ilişkiler teorileri etrafında yapılan Çin mevcut sistemin bir parçası mı olacak yoksa onu alaşağı mı edecek tartışmalarından oluşmaktadır. Diğer bir kısmı ise bu sistemik tartışmanın içine kültür ve medeniyetin uluslararası stratejiyi belirlemedeki önemine atıfta bulunarak katkı yapan stratejik düşünce okullarıdır. Klasik güç geçişi teorilerine göre, güçlü bir ülkenin önderliğinde işleyen mevcut uluslararası sisteme bir meydan okuyucu dâhil olduğunda sonuç genellikle çatışmadır. Çin gibi yükselen güçler sadece sınırların değişmesini istemekle kalmayıp, zayıf oldukları dönemlerde koyulan kurallar ve normların da değişmesini isterler. Her büyük gücün temel amacı dünyadaki güç paylaşımından maksimum pay almak ve nihai olarak sisteme hükmetmektir. [4] Fakat bir devlet için tüm dünyaya hükmetmek neredeyse imkânsız olduğundan, kendi bölgesine hükmetmek yani bölgesel güç olmak modern dünyada hegemonya kurmanın tercih edilen bir formudur. Dünyaya hükmetmenin mümkün olmadığı bir zamanda, bölgesel hegemon diğer bölgelerde kendi gibi bir hegemonyanın kurulmasını istemez. Bunun yerine diğer bölgelerdeki birkaç büyük güç arasında çatışma olmasını tercih eder. [5] Güç değişimi teorilerine göre devletlerarası rekabet sıfır toplamlıdır ve Çin’in Doğu Asya’daki yükselişi kaçınılmaz olarak ABD‘nin etkisini ve duruşunu değiştirecektir. [6] Çin’in barışçıl yükselişi ve statüko gücü olmak gibi nihai çatışmayı öngörmeyen iddialarına karşı, devletlerin ilerideki niyetlerinin mevcut davranışlarına bağlı kalarak tahmin edilemeyeceğini öne süren Mearshimer, Çin’in yükselişini Amerikan hegemonyasına tehdit olarak değerlendirmektir.[7] Benzer şekilde Christensen, Çin’i Soğuk Savaş sonrası dünyada realpolitiğin “yüksek kilisesi” ilan etmiş ve Çinli politika analistlerinin çoğunun çağdaş Batılı muadillerinin aksine daha çok geleneksel güç dengesi kuramcıları gibi düşündüklerine dikkat çekmiştir.[8] Güç geçişi teorilerinin neredeyse hepsi devlet davranışlarına yönelik sistemik zorlamalar ve güç kaymalarına odaklanmaktadır. Bu yüzden, Çin’de her büyük güç gibi, mevcut güç dengesi sistemini değiştirmek için mücadele verecektir.

            Realistlerin aksine neo-liberaller uluslararası kurumların ve karşılıklı bağımlılığın devlet saldırganlığını kısıtlayacağı varsaymaktadırlar. Bu yüzden Çin’in yükselişi yıkıcı bir hegemonik değişimi tetiklemek zorunda değildir.[9] ABD ve Çin arasındaki güç değişimi geçmişteki güç değişimlerinden farklıdır. Çin’in içinde bulunduğu mevcut uluslararası sistem tarihteki yükselen güçlerin ait olduğu sistemlerden farklıdır. [10] Günümüzdeki Batılı dünya düzenine adapte olmanın, sistemin açık ve şeffaf olması sebebiyle daha kolay olduğunu vurgulayan Ikenberry, Dünya Ticaret Örgütüne üye olmayan bir ülkenin dünya gücü olamayacağını ifade etmektedir. Batılı dünya düzeninin çok taraflı ekonomik kurumlarına dikkat çeken yazar, realistlerin bir adım ötesine geçerek eğer bir çatışma yaşanacaksa ABD-Çin arasında değil, Batı önderliğindeki liberal uluslararası düzen ile Çin arasında yaşanacağını ifade etmektedir. Bu savaşın kaybeden tarafı olmamak için Çin mevcut sistemin tam teşekküllü bir üyesi olmak zorundadır. [11]

            İnşacılar da neo-liberaller gibi Çin’in yükselişinin nihai bir çatışma yaratmayacağını iddia etmektedirler. İnşacılar uluslararası sistemdeki devlet tercihlerinin sadece yeteneklerin dağılımı ile belirlenmediği, davranış ve çıkarların devlet kimliği tarafından da şekillendirildiğini savunurlar.  Devletin kimliği ise diğer devletlerle kurduğu etkileşim yoluyla şekillenir.[12] Johnston’a göre diğerleriyle kurduğu ilişkilerle şekillenen Çin devlet kimliği, Çin’in uluslararası kurumlara katılımı ile gittikçe sosyalleşen ve sistemin kurallarını kabul eden bir forma bürünecektir.[13] Katzenstein ise, kimliği devletle değil medeniyet ile özdeşleştiren bir medenileşme süreciyle ele almaktadır. Çin’in yükselişiyle tekrar gündeme gelen Doğu Asya’nın Çinlileşmesini (Sinizasyon) çatışmaya yol açacak tek yönlü bir süreç değil, ben ve öteki arasındaki etkileşimle değişecek bir yeniden birleşimdir.[14] Modern uluslararası ilişkiler sisteminde medeniyetler birbirinden bağımsız, ayrı varlıklar olmadığı için, medeniyetler arası etkileşim hem toplumları hem de devlet kimliğini dönüştüren, çatışmayı azaltıcı bir ilişki biçimidir. Bu aynı zamanda Çin’in bölgesel hiyerarşinin en üst noktasında olduğu zaman ile mevcut uluslararası statüsü arasında bir denge kurmasını sağlayan adaptasyon sürecidir.        Evelyn Goh, Soğuk Savaş sonrası dönemde Doğu Asya’yı uluslararası toplum perspektifinden ele alarak, gücün sosyal boyutunu ön plana çıkarmaktadır. Bölge devletleri arasında kurulan düzen bir toplum sözleşmesine dayanmaktadır. Bu toplum sözleşmesinin koyduğu bir takım normlar ve kurallar vardır. [15] Doğu Asya’daki bölgesel düzen ABD tarafından inşa edilen küresel liberal düzenin bir parçasıdır ve hegemonik güç ile daha küçük devletlerarasında yapılan bir sözleşme sonucu kurulmuştur. Amerika liderliğindeki açık düzen ile Çin liderliğindeki kapalı bölgeselcilik arasındaki kurumsal rekabette, her iki gücü de ehlileştirmeye çalışan küçük devletlere odaklanan Goh, bölgenin yeniden müzakereye açılan normatif yapısını güç değişimi değil, düzen değişimi olarak tanımlamaktadır.  Goh, bölgede yaşanan değişimlerin mevcut hegemon ile yükselen güç arasındaki bir güç değişiminden ziyade, bölgedeki devletlerin her iki güç ile kuracağı bir toplum sözleşmesiyle düzen değişimine yol açacağını savunmaktadır.[16] Çin hegemonyasını rıza şartına dayandıran Goh, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan liberal düzeninin bölgede açık bir toplum sözleşmesiyle kurulduğunu varsaymaktadır.  Fakat kurumsal olarak küresel liberal düzenin ülkelerin iç siyasî ve ekonomik düzenlemelerine nüfuz edemediğini, bu ülkeler tarafından içselleştirilemediğini gözden kaçırmaktadır. Güç geçişi teorilerinin aksine, düzen değişimi, parametrelerinin bölge devletleri tarafından belirlendiği bir sözleşmeye dayanmaktadır. Fakat yine de bu geçiş süreci çatışmadan tamamen uzak bir istikrar vaat etmemektedir. Prantl, yine toplum sözleşmeci perspektiften küresel liberal düzeni tartışmaya açmakta ve Batı’nın resmi kurumları yerine alternatif bir kolektif eylem biçimi olarak resmi olmayan kurumların, hegemonik güç ile çatışma yerine onu ehlileştirme yoluna gittiğini savunmaktadır. Resmi olmayan kurumlara örnek olarak G-x gruplaşmalarını (G20 vb.) göstermektedir.[17]Resmî olmayan uluslararası kurumlar, arabulucu ve dönüştürücü olarak ikiye ayrılmakta ve sırasıyla birleştirici ve ayrıştırıcı müzakere stratejileri uygulanmaktadır. Buna göre birleştirici strateji düzenin devamını sağlarken, ayrıştırıcı strateji düzeni dönüştürmek ister.[18] Çin’in de yer aldığı BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti) gibi resmî olmayan kurumlar, doğrudan çatışma yerine, kamu yararını gözetmediği/gözetemediği durumlarda alternatif bir mekanizma olarak devreye girmektedir.[19]

            Çin’in yükselişinin nasıl bir uluslararası strateji tarafından yönetileceğini tarihsel pratiklerden etkilenen bir kültürel stratejinin parçası olarak tartışmaya açan ikinci grup ise stratejik kültür okullarıdır. Çin’in davranış stratejisini Konfüçyüsçü pasifizm ve kültürel realizmle açıklayan iki farklı stratejik kültür okulu vardır. Maddi faktörlerin stratejik kültür ile bir arada, stratejik davranışı tamamen açıklayabileceğini düşünen Johnston[20], kültürel realizm çalışmasını ampirik olarak Ming Hanedanı (1368-1644) dönemi olaylarına dayandırmıştır. [21] Johnston’a göre, Konfüçyüs-Mençius ideal-politiğinin savaş karşıtlığı, ahlakilik ve şiddetten kaçınma gibi temel kriterlerinin Çin’in komşuları ve yabancılarla olan ilişkilerinde barışçıl bir politika izlemesine neden olduğu iddiaları tarih-dışı ve yanıltıcıdır. Çin’in büyük stratejisini etkileyen stratejik kültür “parabellum” yani saldırgan realizmdir ve Batılı reel politik düşüncesiyle benzer özellikler gösterir.[22] Çin geleneksel kültürünün barışçıllığının, stratejik kültür ekolünün öncüsü olan Johnston tarafından mit olarak değerlendirilmesi, tehdit retoriğinin daha da yaygınlaşmasına sebebiyet vermiştir. Çin’i “Sam Amca”yı taklit etmekten alıkoyacak şeyin onun daha ahlaklı olması mı diye soran Mearshimer, Çin stratejisinin Batı reel politiğinden farklılaşmadığını iddia eden bir diğer isimdir.

Devletin dış tehditlere karşı askeri güç kullanımının kültürden ne ölçüde etkilendiği sorunsalından yola çıkan Wang ise, Konfüçyüsçü öğretinin hâkim olduğu Song Hanedanı dönemini incelemiştir.[23] Konfüçyan kültürün insancıl ve pasifist fikirlerinin Çin’in stratejik seçimlerine etkisi olmadığını savunan Wang, Çin’in tarihi stratejisinin reel politik olduğu konusunda Johnston ile aynı fikirleri paylaşsa da, reel politiği kültürün değil anarşik sistemin ürettiği bir stratejik düşünme biçimi olarak görmektedir.[24] Song ve Ming Hanedanların dönemindeki saldırgan ve savunmacı politikaları, Çin’in görece zayıf ve güçlü olmasıyla açıklayan Wang, yapısal realizmin kültürel bir arka plana ihtiyaç duymadan Çin stratejisini açıklayabileceği savunmaktadır. Stratejik düşünme biçimi ister kültürle ister sistemin yapısıyla bağlı olsun hem yapısal hem de kültürel realistlerin buluştuğu ortak nokta Çin’in uluslararası sistemde tehlikeli bir meydan okuyucu olduğudur. Çin’in Ahenkli Dünya politikasından yola çıkan Yu Bin, Wang ve Johnston’ın argümanlarını birleştirerek tarihsel/realist[25] olarak tanımladığı bir analiz yapmaktadır. Kültür tarafından belirlenen davranış varsayımına iki kültür dışı değişken olan Çin’in modernleşme deneyimi ve göreceli olarak istikrarlı ve güçlü olduğu reform dönemlerini katmaktadır. [26] Ahenkli dünya politikasının Çin’in göreceli olarak istikrarlı ve güçlü olduğu bir dönemde ortaya atılması ve politikanın bağlı olduğu Konfüçyüsçü prensip sadece tarihi-kültürel referanslarla değil, Çin’in Mao dönemi sonrası geçirdiği reform süreciyle de alakalıdır. Çin’in uluslararası stratejisini sadece kültürle değil daha dinamik bir siyasin sürecin parçası olarak gören Bin’in, Ahenkli Dünya politikasını istikrara ve güce bağlı olarak değerlendirmesi, yapısal ve kültürel realistlere karşı savunmacı stratejik kültürü benimseyen ekole daha yakın durduğunu göstermektedir.

            Konfüçyüsçü pasifizmden yola çıkarak Çin’in stratejik kültürünün savunmacı olduğunu iddia eden Feng, stratejik kültürün Çin karar alıcılarını nasıl etkilediğiyle ilgili bir operasyonel kod analizi yapmaktadır.[27] Buna göre, Çin stratejik kültürü “Konfüçyan” ve “Parabellum” olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu iki kültürün içinde hem saldırgan hem de savunmacı özellikler vardır. Çin tarihinde birinin diğerine üstün olduğunu iddia etmenin liderlerin inanç ve kişisel deneyimlerini göz ardı etmek manasına geldiğini vurgulayan yazar, Mao’yu savunmacı ama provoke edildiğinde güç kullanıma yatkın bir lider, Zhou Enlai’yi ise savunma ve saldırı arasında ama daha çok barış-eğilimli bir diplomat olarak tanımlamaktadır. Deng Xioaping ise Mao’nun gölgesinden kaçan bir Konfüçyan liderler silsilesinin ilk temsilcisidir. Çin stratejik kültürü genel itibariyle savunmacıdır fakat liderlerin inançlarının statik değil, zamanla ve olaylara bağlı olarak değişebilen yapısı, sadece savunmacı ya da saldırgan gibi basitleştirmelerin ötesinde analiz gerektirmektedir.[28] Liderlerin inançlarını etkileyen faktörlerde, stratejik kültür önemli bir yer tutmasına rağmen, yazarın Mao örneğini verirken belirttiği gibi gibi, savunmacılığın provoke edilmesi, bazen saldırgan bir tutuma yol açabilmektedir. Bu bakımdan Feng kültürel farklı olarak, stratejik kültürü liderlerin düşük ve yüksek tehdit altında hissettikleri baskılarla şekillenen inanç sistemleri ile birleştirmiştir. Bu analizden yola çıkarsak, Çin’in uluslararası sistemde bir tehlike arz etmesi için, savunmacı yapısına yönelik bir meydan okuma gelmesi gerekir. Bu yüzden Çin’in yükselişinin bir tehdide dönüşmesi, içsel değil dışsal dinamiklere bağlıdır. 

            Konfüçyan pasifizminin 20. yüzyılda yaratılmış bir mit olduğunu belirten Zhang, İmparatorluk döneminin büyük stratejisinin savunmacı ya da uzlaşmacı bir Konfüçyanizm tarafından belirlenmediğini vurgulamaktadır.[29] Feng’in aksine Konfüçyusçu dış politikayı savunmacı ve saldırgan gibi Batılı uluslararası ilişkiler terminolojisi ile değil, Çin felsefesindeki ilişkisellik prensibinden türettiği kapsayıcılık (inclusivism) ve dışlayıcılık (exclusivism)  gelenekleriyle açıklamaktadır. Kapsayıcılık, Sinomerkezcilik ve Konfüçyanizmin daha esnek ve kozmopolitan bir dış politika geleneğidir. Bu politika, Çin’in güvenlik ve otoritesine yönelik bir dış tehdit olmaması gibi temel bir koşul yanında maddi güç ve güçlü yönetim gibi iki tamamlayıcı koşul sağlandığında devreye girer.[30] Dışlayıcılık ise, kendi içinde ideal politik ve reel politik olarak ikiye ayrılmaktadır. İdeal politikte, dış tehdit imparatorluğun hayatta kalmasına yönelik ciddi bir tehdit oluşturmuyorsa, gereksiz acı ve kayıplara sebebiyet vermemek için savaştan kaçınılır.

Ming döneminde Moğollar ile olan ilişkileri örnek olay gösteren Zhang, ideal-politik stratejisinin çıkar ve gereklilik hesaplarından öte bir ahlakilik prensibine dayandığını öne sürer. Fakat dış tehdit, hanedana yaşam alanı bırakmayacak kadar ciddi bir boyuta oluşursa, yöneticiler reel-politiğe dönüş yapar. Fakat dışlayıcı reel politik sadece siyasi bir pragmatizmi değil, düşmana karşı kültürel ön yargı ve dışlamaları da beraberinde getirir. Konfüçyanizmin siyasi felsefesi yüksek tehdit durumlarında kültürel yıkıcılığı da beraberinde getirdiği için, kimi zaman gerektiğinden daha fazla çatışmaya yol açabilmektedir. [31] Bu iki stratejiden hangisinin seçileceğini ise yapısal realistlerde olduğu gibi sistemin yapısı ya da kültürel realistlerin iddia ettiği gibi verili, statik bir stratejik kültür belirlemez. İki aktör arasındaki ilişki, ilişkisellik belirler. Son dönemde Çin’in dış politikasının karşılıklı fayda, kazan-kazan, ortak gelişme gibi kavramsal retoriğini kapsayıcı ilişkisellik olarak değerlendiren Zhang, eğer Çin’in dış politikasının kapsayıcı olarak devam etmesi isteniyorsa, diğer devletler de Çin’in güvenlik ve egemenliğine dair bir endişeye mahal vermemelidirler.[32] Çin’in stratejik kültürünü saldırgan/dışlayıcı ya da savunmacı/kapsayıcı biçiminde tanımlayan her iki düşünür de, Çin’in yükselişinin bir çatışma yaratma ihtimalini ancak bu ülkenin kendisine yönelik ciddi bir dış tehdit hissetmesi halinde mümkün görmektedirler.

Çin’in uluslararası davranışlarının stratejik kültür ya da tamamen kültürden bağımsız sistemik zorunluluklar tarafından belirlendiğini iddia eden bu tartışma literatürünün dışında Eisenstadt’ın Çin siyasi sistemi ile kültür mirasını birleştiren yaklaşımı farklı bir perspektif sunmaktadır. Eisenstadt’a göre, stratejik davranışı belirleyen şey, Komünist rejimin, sosyal statüye dayalı, geleneksel dönemden bağımsız bir sosyal grup organizasyonu ya da sosyal tabakalaşma yapısı geliştirmediğine dayanan sosyal yapı mirasıdır.[33] Çin’de, rejim-seçkinler ve literati dâhil-  ile halk arasında modernleşmenin katmanlaşma yapısına uygun bir aracı kurum ya da organizasyonun olmadığı iddia eden yazar, güçlü siyasi ve ideolojik merkezin belirlediği sosyal tabaklaşma yapısının modernleşmeden etkilenmediğini vurgulamaktadır.[34] Modernleşme sürecinin ülkenin sosyal katmanlaşmasında statü farkı doğurmamasının uluslararası politikadaki izdüşümü ise medeniyet merkezi olma iddiasının-statünün değişmesi değil- kaybedilmesidir. Çin’in yükselişini sosyal kimliğin bir parçası olarak statü kapsamında inceleyen sosyal psikoloji literatürü diğer yaklaşımlara nazaran daha geniş bir siyasi süreçte şekillenen Çin devlet ve toplum kimliğinin sosyal boyutlarına odaklanmaktadır. Sosyal kimlik teorisinin temel argümanlarına başvurulmasının amacı, kültürü dışarıda bırakmak değil, medeniyeti bizatihi sosyal kimliğin bir benlik algılaması olarak değerlendirerek, kapsayıcı bir analizin parçası haline getirmektir.

2. Sosyal Kimlik Teorisi ve Gruplar arası Davranışlar: Sosyal Yaratıcılık

Deng, Çin’in hem iç hem dış politikasındaki davranışının realistler öngördüğü gibi sadece yapı tarafından dikte edilmediğini uluslararası politikadaki küreselleşme yönelimi ile etkileşim sonucunda belirlendiğini savunur. Bu yüzden realist paradigmanın uluslararası sistemde tek amaçlı, göreli gücün peşinde koşan devlet varsayımı, Çin’in uluslararası davranışını açıklamak için yeterli değildir.[35] Çin lider ve akademisyenlerinin statüye dış politikanın asil ve tek amacı gibi bir anlam yüklerken, kavramın muhtevasıyla ilgili bir açıklama yapmadıklarını belirten Deng, Çin’in uluslararası politikada bir statü mücadelesi verdiğini iddia edip bu mücadelenin diğerlerinden ayrılan yönlerini analiz etmeye çalışır.[36] Statü ne gücün dışında ne de güç ile eşittir. Güç olmadan tanınma olmayacağı gibi, onaylanmayan bir güçte tehdit algısına yol açacaktır. Çin’in statü mücadelesi, içerde reformların devam etmesini sağlayacak bir uluslararası çevre yaratma,  dışarıda ise, gücünü ve tanınırlığını arttırarak temel çıkarlarını güven altına alma üzerinedir.[37] Deng’in Çin dış politikasını güç yerine statü mücadelesi üzerinden açıklaması, uluslararası sistemin gayri resmi hiyerarşik yapısını sadece yeteneklerin dağılımı açısından inceleyen literatüre önemli bir karşı argümanken, bu analizde statü mücadelesinin sistemdeki yönelimlerin parametresini değiştirebilecek bir alternatif düzen kurup kuramayacağı açık değildir.  Çin’in küreselleşme ya da demokratikleşme gibi yönelimlere verdiği tepkiler, mücadele ve kıyaslamadan ziyade, yeni yönelimler yaratmak, var olan yönelimlerin boyutlarını değiştirmek ve bu yönelimlerin tanınması sağlamak üzerinedir. Bu bağlamda Çin’in iki uluslararası stratejisi olan Ahenkli Dünya ve Çin Rüyası, büyük güç statüsünün sağlanmasında, -mevcut hegemonla olan kıyaslamaların realistlerin öngördüğü gibi-çatışma ya da-liberallerin iddialarında olduğu gibi-sisteme uyum değil bir yaratıcılık formu ortaya çıkarmaya çalışmaktadır.  Sosyal kimlik teorisinin yaratıcılık stratejisinin benimsendiği bu politikalar, aynı zamanda dayandıkları kültürel zeminle, yaratıcılığın temelinde medeniyetin bir benlik algılaması olarak ön plana çıkarıldığını göstermektedir. Çin’in uluslararası stratejisini ve bu stratejiye yön verenlerin kültürel kodlarla şekillenmiş kimliklerini anlamak için, stratejik kültür okulunun ve inşacıların yaptığı gibi sadece kültürel determinizme ya da verili kimliklere saplanmak yeterli değildir. Milletler değil bireyler hareket eder. Bu yüzden Çinlilerde diğer tüm insanlar gibi ne doğuştan pasifist ne de çatışmaya programlıdırlar.[38] Bu kültürün daha dinamik bir siyasi süreç içinde şekillendiği, kimliğin nasıl oluştuğu ve nasıl değiştiğini anlamak için Tajfel ve Turner’ın sosyal kimlik kuramına başvurulacaktır. Sosyal kimlik kuramı, kognitif bir teori olmasına rağmen, indirgemeci değildir. Bireylerden ziyade gruplar arası ilişkilere odaklanan kuram, grup fenomenini birey davranışının toplamına indirgemek yerine, grubu bireysellikten soyutlayarak yeni doğan, ortaya çıkan bir şey olarak tanımlar.[39] Sosyal kimlik bireyin üyesi olduğu sosyal grupla ilişkilendirdiği bilgi, değer ve duygusal etkileşimlerin bütünüdür.[40] Sosyal gruplar milliyet, etnisite, meslek, sınıf ve cinsiyeti içermektedir. Gruplar bireylerin sosyal dünyalarını düzenleme ve sınıflandırmalarına yardımcı olan sosyal kategorilerdir.[41] İki millet ya da etnik kategorinin karşılıklı şahsi üyeliklerine saygı temelinde kurulan bir etkileşim gruplarlar arası ilişkidir. Fakat grup üyeliği, grup içindeki üyelerle sık etkileşime ya da rol ilişkilerine dayanan bir sistem değildir. Sosyal psikoloji perspektifinde grup üyeliğinin temel kriteri bireyler daha büyük çapta sosyal kategoriler ile karşılaştığında, kendini diğer gruplara belirli bir grubun üyesi olarak tanıtması ve onlar tarafından da öyle tanımlanmasıdır.[42] Sosyal gruplar bireylere kendilerini sosyal terimlerle tanıtma imkânı verirler. Bu kimlik edinimi bireylerin kendilerini diğer sosyal grup üyelerinden “daha iyi” ya da “daha kötü” olarak tanımlamalarına neden olduğu için karşılaştırmalı ve görecelidir. Sosyal kimlik ve gruplar arası davranışlar teorisinin üç temel prensibi şunlardır;

1. Bireyler pozitif sosyal kimlik elde etmek ya da elde edilen kimliği devam ettirmek için mücadele ederler.

2. Pozitif sosyal kimlik büyük ölçüde iç grup ve ilişkili olduğu bir dış grup arasında yapılan olumlu karşılaştırmalara dayanır: İç grup dış gruptan pozitif olarak farklılaşmış ya da ondan ayrı olarak algılanmalıdır.

3. Sosyal kimlik tatmin edici olmayıp yetersiz kaldığında, bireyler ya mevcut gruptan ayrılıp daha pozitif bir kimliğe sahip olan farklı gruba katılmak ya da mevcut gruplarını pozitif olarak farklılaştırmak için mücadele ederler. [43]

Grupların sahip oldukları kimlikleri statü üzerinden açıklayan Tajfel ve Turner, statüyü güç, refah gibi bir emtia ya da kıt kaynak olarak değil, gruplar arası karşılaştırmaların sonucu olarak görmektedir. Statü, grubun göreli pozisyonunun bazı değerlendirme boyutları üzerinden karşılaştırılmasıdır.[44] Düşük statü grubuna mensup, diğerlerinden olumsuz olarak farklılaşan ya da kimliği tehdit edilen iç grubun, pozitif kimlik kazanmak için verdiği tepkiler üç strateji altında toplanır; sosyal hareketlilik, sosyal yaratıcılık ve sosyal rekabet. Sosyal hareketlilik kendi düşük statü grubundan memnun olmayan bireylerin yüksek statü grubuna geçmeye çalışmasıdır.[45] Sosyal yaratıcılık grup üyelerinin iç grup için pozitif bir farklılık yaratmak amacıyla karşılaştırmanın parametrelerini yeniden tanımlaması ya da değiştirmesidir. Sosyal rekabet ise grup üyelerinin pozitif sosyal kimlik kazanımı için dış grupla doğrudan rekabete girmeleridir.[46] Sosyal yaratıcılık, bireylerin öznel olarak statükoya kognitif bir alternatif olmadığını düşündüğü zamanlarda devreye girer. Yaratıcılık, bireylerin kendi grupları dışında herhangi bir sosyal düzene ait olmayı tahayyül edemedikleri durumlarda tercih edilir. Bu algı yanılsaması, dini ideolojilerin grup üyeliğini kader ile ilişkilendirmeleri ( Kast Sistemi) gibi, baskın-yüksek statülü grubun yarattığı bir ideolojiyle de desteklenebilir.[47] Sınır geçirgenliğin mümkün olmadığı ve grup kimliğinin açık bir tehdide maruz kalması sonucu uygulanan bir yaratıcılık stratejisinin klasik örneği 1960’lı yıllarda Afro-Amerikalıların ortaya attığı “Siyah Güzeldir” sloganıdır.[48]

            Statünün Çin dış politikası ve bu politikaya yön veren teorileştirme faaliyetlerinde nasıl bir önemi olduğuna analitik rehberlik yapacak bir uluslararası ilişkiler teorisi bulunmamaktadır. Uluslararası ilişkilerde sosyal kimlik kuramına uygun olarak statü isnadı üç farklı dışlayıcı süreç yoluyla yaratılabilir. İlk isnat, uluslararası sistemdeki devletler diğer devlet gruplarını büyük güç olma statüsünü elde etmiş olarak tanıdıklarında meydana gelir. İkinci süreç, bir devletin diğer büyük güçler tarafından kendi iç grubuna ait olarak tanınması ve kabul edilmesinin yol açtığı statü isnadıdır. (iç grup statü isnadı).  Üçüncü statü isnadı ise, self –referans yoluyla meydana gelebilir. Bu isnat, diğerleri tarafından tanınan değil, hatta diğerleri bu devlete daha az statü atfetse dahi, o devletin karar alıcılarının kendilerine büyük güç olarak değer biçmeleridir.[49] ABD’nin Büyük Britanya tarafından iç gruba dâhil edilerek büyük güç olarak tanınması, ya da Soğuk Savaş’ın ilk dönemlerinde SSCB’nin Çin’i Batı iç grubu karşısında kendi grubuna dâhil ederek, ona bir statü atfetmesi bu isnatların somut örnekleridir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise Rusya’nın kimi zaman sosyal rekabete dönüşen statü arayışları self-referans isnadına uygun bir örnektir.[50]

Çin’de sosyal kimlik kuramı uyarınca milletinin onuruna,  ya da pozitif sosyal kimliğine meydan okunduğunda, kendini diğer milletlerle kıyaslama yoluna gitmiş ve kimliğini olumlamak için farklı zamanlarda hareketlilik, yaratıcılık ve rekabet stratejilerine başvurmuştur. Larson’a göre, Çin’in statü mücadelesi, Mao döneminde yurtta ve dünyada devrime dayanan bir sosyal rekabet stratejisidir. 1949-1970 yılları arasında Çin’i sosyal rekabet stratejisi izlemeye iten koşullar ise uluslararası statü hiyerarşisinin istikrarsız ve gayri meşru olduğunun düşünülmesidir. [51] Larson, 1978 reform ve açılış döneminden 1989 Tiananmen Meydanı olaylarına kadar, Deng Xioaping’in izlediği stratejiyi sosyal hareketlilik, Tiananmen olaylarından 1995-1996 III. Tavyan Boğazı Krizine kadar olan dönemi ise yine sosyal rekabet olarak tanımlamaktadır.[52]   Larson’ın aksine Lee, Xioaping döneminde Çin’in Batı elit grubunun normlarına uymadığını bu yüzden sosyal hareketlilik stratejisi uygulanmadığını vurgulamaktadır. Ayrıca, Çin’in bu dönemde statü hiyerarşisini değiştirmek gibi bir amacı da olmadığını iddia etmektedir. Lee’ye göre, Çin’in modernizasyonu vurgularken,  sosyalist devlet kimliğinin katı bir şekilde korunması hareketlilikten farklı bir boyutta statü aramasıdır. Bu yüzden sosyal yaratıcılıktır.[53] Lee, Xiaoping dönemini sisteme entegre olmakla birlikte demokrasinin benimsenmemesini yaratıcılık olarak tanımlarken, mevcut sisteme alternatif, sistem içi bir değişimden bahsetmemiştir. Parametreleri değiştirilmeyen bir entegrasyon yaratıcılık yerine hareketliliği imlemektedir. Açılım ve reform döneminin hareketlilik mi yoksa yaratıcılık mı olduğu tartışmalı olmakla beraber, III. Tayvan Boğazı Krizinden sonra başlayan ve günümüze kadar gelen dönem genellikle Çin’in statü mücadelesinde yaratıcılık stratejisi olarak adlandırılmaktadır. [54] Yaratıcılık stratejisini izleyen bir devlet, yumuşak güç, kalkınma modeli, diplomatik arabuluculuk ve yeni uluslararası normların tesis edilmesi gibi jeopolitik rekabetin dışında bir prestij elde etmeye çalışır. Bu prestij kazanımı genellikle, devlet liderlerinin uluslararası sahne de aktif olarak yer almasını gerektirir. [55] Çin’in yaratıcılık stratejisinin temelinde dış grup tarafından “Çin tehdidi” ile pozitif sosyal kimliğine meydan okunması yatar. Çin tehdidi karşısında pozitif bir devlet kimliğini edinebilmek için Çinli entelektüeller ve karar alıcıların dâhil olduğu bir elit grubu tarafından izlenen yaratıcılık stratejisi, Ahenkli Dünya ve Çin Rüyası siyasal kozmolojilerine başvurarak somutlaştırılmaya çalışılacaktır. Çin pozitif kimlik kazanmak için eski karşılaştırma boyutlarının değerini yeniden tanımlamaktadır. Mao döneminde feodal ve gerici olarak yaftalanan Konfüçyanizm Çin’in şanlı uygarlık geçmişinin merkezi olarak yeniden gündeme getirilmiştir. Konfüçyanizm, artık benlik saygısına tehdit olmak yerine onu besleyen ve yücelten bir değerdir. Çin’in gelecekteki uluslararası düzen varsayımı/self-imajı Konfüçyüsçü değerlere dayanır. Çin’in meşruiyet stratejisinin temelinde Ortodoks Konfüçyanizm kültürelciliği vardır. Ahenkli Dünya ve Çin Rüyası, geleneksel Çin dünya düzeninden devşirilen iki siyasi kozmolojidir.

3. Ahenkli Dünya

Ahenkli dünya, 2005 yılında dönemin devlet başkanı Hu Jintao tarafından Birleşmiş Milletlerin 60. Yıldönümü zirvesinde ortaya atılan bir politika formülasyonudur[56]. Jintao, Çin Komünist Partisinin 17. Kongresinde (2007), barış ve kalkınmayı zamanın teması olarak tanımlamış, kalıcı barış ve ortak refah için tüm ülkelerin ahenkli dünyanın inşa edilmesine katkıda bulunması gerektiğini vurgulamıştır.[57] Dış politika alanında ahenkli dünya, karar alıcıların Çin’in dünyadaki pozisyonuna yönelik anlayışları ve buna bağlı olarak izlenen uluslararası stratejisinin değişmesinde önemli bir dönüm noktasıdır. [58]Jintao’nun barış ve kalkınmaya yaptığı vurgu, uluslararası statü hiyerarşisinin Mao dönemindeki gibi istikrarsız ve eşitsiz algılanmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Bu yüzden Jintao döneminde Çin sosyal rekabet stratejisi yerine yaratıcılık stratejisine yönelmiştir. Ahenkli dünya siyasi söyleminin önemi barışçıl yükseliş, barışçıl gelişme gibi popüler kavramların uluslararası camiada “tehdit” ile ilişkilendirilmesinin önüne geçmektir.[59] Ahenkli dünya politikasının barışçıl yükselişten ayrılan yönü niteliksel bir gelecek dünya düzeni tasavvuru olmasıdır. Politikanın yaratıcılık stratejisi olarak adlandırılmasına imkân veren medeniyetsel temeli Konfüçyanizme dayanmaktadır. Ahenkli dünya kavramı antik Çin felsefesindeki “He He (和合)” prensibine dayanmaktadır. İlk karakterdeki 和 (he) ahenk diğer karakterdeki he 合 ise birliği, birleşmeyi temsil etmektedir. Dainian, ahengi iki şarkıcı/okuyucu arasındaki koordinasyondan doğan bir Konfüçyüsçü müzik ritüeli olarak tanımlamaktadır. .Yani ahenk antik felsefede bir müzik ritüelinde benzer olmayan iki nesnenin iki sesin birleşiminde doğar. Bu yüzden “he” farklılıktan doğan birliği ve ahengi temsil etmektedir.[60] Ahenkli dünya politikası da bu felsefeye atıfla, devletlerarasında farklılıktan doğan ahenk, tek tipleşmeden sağlanan birlik olarak tanımlanmaktadır. Bu bakımdan Ahenkli Dünya, Çin’in milletler arasındaki farklılıklara saygı duyacağı ve aynı şekilde Çin’in farklılığına da saygı duyulması gerektiğini vurgulamaktadır.[61] Nordin, Ahenkli Dünya politikasında yapılan ben ve diğerleri/Çin ve diğerleri ayrımını Çin’in Batı modernitesinden etkilenmesi ile bağdaştırır. Bu yüzden ahenkli dünya Konfüçyanizmi ön plana almasına rağmen birim yani devlet temelli bir kozmolojidir. Ahenkli dünya, merkezde Batı yerine Çin’in olduğu, Çin için ulaşılması gereken bir amaçken, diğer ülkeleri de bu amaca hizmet etmeye davet eden bir siyasi kozmolojidir.[62] Fakat ülkesellik yerine Konfüçyanizmin ahenk prensibinin öne çıkarılması Çin’in uluslararası sistemde niceliksel bir rekabet yerine, istikrarı korumak için niteliksel ara formüllere başvurduğunu göstermektedir. Ahenkli dünya aynı zamanda Çin’in uluslararası meselelerden uzak durma politikası yerine daha çok sorumluluk almayı tercih ettiğini ima etmektedir. Nitekim Jintao’nun BM konuşmasında ahenkli dünyanın inşası için ortaya koyduğu politika önerileri bunu doğrular niteliktedir. [63]

1. Çok taraflılık: “Soğuk Savaş mantalitesinden çıkılıp, güven, karşılıklı yarar, eşitlik ve işbirliğine dayalı, savaş ve çatışmayı önlemeyi amaçlayan yeni güvenlik kavramları üretilmeli ve adil ve etkili bir kolektif güvenlik sistemi kurulmalıdır.” Jintao’nun çok taraflılık önerisinin Çin dış politikasına yansıması ise ittifak sistemi yerine stratejik ortaklık, yeni tip büyük ülke ilişkileri, başta Doğu Asya’da olmak üzere, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ayrımı yapılmaksızın bölgesel işbirliği gibi konularda kendini göstermektedir. Çin’in askeri ittifak yerine yeni tip stratejik ortaklıkta vurguladığı önemli noktalardan biri üçüncü bir ülkeye karşı ittifak sistemi içine girilmemesidir. İhtilafların istişare ve diyalog yöntemi ile barışçıl bir şekilde çözülmesi ise vurgu yapılan diğer bir önemli noktadır. [64] Karşılıklı güven, karşılıklı yararlılık ve eşitliğe yapılan vurgu ise Çin’in açıkça saldırgan olmayan ulusal savunma politikasını devam ettireceğini göstermektedir. [65]

2. Ortak refah için kazan kazan prensibine dayalı karşılıklı yararlılık sağlamak: “Açık, adil ve dışlayıcı olmayan çok taraflı ticaret sistemi kurmak ve geliştirmek için çalışılmalıdır. Enerji güvenliği ve enerji pazarının istikrarını devam ettirmek için dünya çapında bir enerji diyalogu ve işbirliği kurulmalıdır.”

3. Kapsayıcılık- tüm medeniyetlerin ahenkli bir şekilde bir arada yaşaması: “İnsanlık tarihi boyunca, tüm medeniyetler, kendi yöntemleriyle, insanlığın gelişmesi için olumlu katkılarda bulunmuşlardır. Dünya uygarlıkları yaş bakımından farklılık gösterebilirler fakat hiçbiri diğerinden daha iyi ya da daha üstün değildir. Uygarlıklar arasındaki farklılıkları eşitlik ve açıklık ruhuyla korumaya, uluslararası ilişkileri daha demokratik yapmaya ve tüm medeniyetlerin bir arada ve birbirlerine uyum sağlayacağı, ortaklaşa bir ahenkli dünya inşa etmek için gayret göstermeliyiz.” Ahenkli dünya politikasının medeniyetlerin bir arada ve üstünlük yarışına girmeden var olabilmesine verdiği önem, yine Çin tehdidinin kültürel boyutunu oluşturan medeniyetler çatışması[66] tezine bir tepkidir. Bunun yanında, Çin kültürünü tanıtmak ve medeniyetler arasında karşılıklı anlayışı geliştirmek için kurulan Konfüçyüs Enstitüleri, Ahenkli Dünya politikasının bir uzantısıdır.[67]

4. BM reformu: “BM’nin otoritesini devam ettirmek etkinliğini arttırmak yeni tehdit ve meydan okumalar karşında kapsamını genişletebilmek için rasyonel reformlara ihtiyacı vardır. “ Jintao’nun BM’nin uluslararası güvenlik bağlamında rolünün güçlendirilmesi ve onun himayesinde ortak güvenliğin sağlanmasına yaptığı vurgu, Çin tehdidi algısının bertaraf edilmesine yönelik bir politika önerisidir.[68]

Sonuç olarak, Ahenkli dünya’nın temel amacı istikrarlı bir uluslararası çevre yaratabilmekken ikincisi ve konumuz açısından önemli olanı ise tehdit retoriği karşısında, Çin’in yükselişinin ve gücünün barışçıl olarak yönetileceğini dünya kamuoyuna anlatabilmektir. Barışçıl yükselişte olduğu gibi yeni bir büyük gücün sisteme meydan okuyucu olarak dâhil olması ya da yükselen güçlerin nihai çatışması gibi anlamları çağrıştırmamak adına ortaya atılan medeniyet temeli ile dışlayıcılığı değil kapsayıcılığı ön plana alan bir tasavvurdur.

 

4. Çin Rüyası

            Çin Rüyası, 2012 yılında yönetimi devralan Xi Jinping’in ortaya attığı bir kavramdır. Jinping Çin Rüyasını Çin ulusunun güçlenmesi/canlanması, eski gücüne yeniden kavuşması olarak tanımlamaktadır.[69] Jinping, Çin Rüyası fikrini öne süren ilk lider olsa da, ulusal canlanma kavramı pek çok Çinli lider tarafından daha önce kullanılmıştır. Sun Yat-sen’den Chiang Kai-shek’e, Jiang Zemin’den Hu Jintao’ya kadar neredeyse her jenerasyonda devrim ya da reformların halktan destek bulması amacıyla ulusal aşağılanma ve yeniden canlanma söylemine başvurulmuştur.[70] Jinping’in neden diğer liderler tarafından da kullanılmış eski bir söyleme başvurduğu sorunsalına geçmeden önce, Çin Rüyasının kavramını nereden esinlendiği de önemli bir konudur. Çin Rüyası kavramı Jinping yönetime gelmeden önce 2010 yılında Çinli bir askeri uzman ve akademisyen olan Liu Mingfu tarafından ortaya atılmıştır. Büyük güçlerin strateji ve düşünüş biçimleri üzerine bir kitap yazan Mingfu, Çin Rüyasını Sun Yat Sen, Mao ve Xiaoping’in Çin’i dünyanın önde gelen ülkelerinden biri yapmaya yönelik hayallerinin toplamı olarak değerlendirir. Buna göre, Çin rüyasının temel amacı olan Çin ulusunun güçlenmesi ise ekonominin güçlü bir ordu ile desteklenmesiyle mümkündür.[71] Çin Rüyasının ekonomik boyutuna eğilen Hu Angang ise, Çin’in 2020 ve 2030 yılı hedeflerini ele aldığı kitaplarında, Çin Rüyasını, Çin Halk Cumhuriyetinde ortak refahı dünyada ise büyük uyumu hedefleyen bir politika olarak değerlendirir.[72] Angang Çin rüyasının temeli olan dünyada sağlanacak büyük uyumu açıklarken, Konfüçyanizmin beş büyük klasiklerinden biri olan “Ayinler kitabındaki” “Datong (大同)” yani büyük uyum geleneğine atıf yapar[73] . Hexie Shijie yani Ahenkli Dünya farklılıkların uyumu iken (he er bu tong), Datong yani büyük uyum ahenksiz birlik, benzerliktir. (sameness without harmony). Her iki felsefe de aynı değerler üzerinden yola çıkmakla birlikte, önerdikleri sosyal düzen ya da dünya düzeni birbirinden oldukça farklıdır. He er bu tong, çeşitliliğin var olmasına teşvik ederken, Datong, farklılığın olmadığı kapsayıcı bir birlik manasına gelmektedir[74] Jinping’in Çin Rüyası politikasını oluştururken en azından kavram bazında bu düşünürlerden etkilendiği aşikârdır. Çin rüyası ulusal kamuoyuna yönelik bir politika olmasına rağmen, dünyanın bu politikayı nasıl anladığı daha önemli bir husus haline gelmiştir. Mingfu’nun ordunun güçlendirilmesine yönelik sunduğu Çin Rüyası perspektifi, Çin’in statükodan revizyonizme mi kaydığı gibi sorularını beraberinde getirmiştir.[75] Wang Yiwei ise diğerlerinden farklı olarak Çin Rüyasının arkasındaki temel fikrin “Simbiyotik Ahenk” olduğunu ileri sürer. Çin Rüyası, Amerikan Rüyasını dışlamayan onunla paralel gelişebilecek bir fikirler bütünüdür.[76] Yiwei’nin büyük devlet sorumluluğunu ön plana alan yaklaşımı Jintao’nun dış politika vizyonunun Jinping döneminde de devam ettiğini imlemektedir. Jinping ile Jintao’nun inanç sistemlerini karşılaştıran bir operasyonel kod analizi,[77]Jinping’in dış politika inanç sisteminin selefinden büyük oranda farklılaşmadığını göstermektedir. Jinping’in Çin Rüyasını gerçekleştirmek için barışçıl kalkınmayı devam ettirmeye yaptığı vurgu ve Çin’in kalkınmasını dünyanın refahı ile eş tutan yaklaşımı[78] simbiyotik ahenge daha yakın durduğunu göstermektedir. Simbiyotik ahenk, tehdit algısına karşı Çin’in barışçıl bir dünya gücü imajı geliştirmesine katkıda bulunmaktadır. Fakat Datong, büyük uyum, Amerikan Barışı’na (Pax Amerikana) mukabil ve ondan daha iyi bir gelecek vizyonu olarak Çin’in büyük uyum dünyasını ön plana çıkarmaktadır. Çin rüyası kavramının hangi fikirler kapsamında inşa edildiği tartışmalı olmakla birlikte Jinping Çin rüyasının hegemonyadan ziyade, barış, kalkınma, işbirliği ve kazan kazan ilişkisi olduğunu vurgulamaktadır. Jinping’e göre zamanın temasını küresel barış ve kalkınmadır. Küresel barış zamanında Çin ve ABD tarihi büyük güçlerin çatışmalarından farklı olarak birbirine saygılı, karşılıklı yarara dayanan, kendi insanları yanında tüm dünya insanlarına fayda sağlayacak yeni tip büyük güç ülke ilişkileri geliştirmelidirler. Çin Rüyası, Amerikan Rüyası gibi ülkeye refah ve zenginlik getirecek tüm güzel rüyalarla ortak yönlere sahiptir.[79] Bir kuşak bir yol projesiyle tarihi ipek yolunun canlandırılmasını Orta Asya ülkeleri ile komşuluk ilişkileri kapsamında değerlendiren Jinping, Çin rüyasını bölge ülkelerinin iç işlerine müdahale etmeden nesilden nesile aktarılacak, karşılıklı faydaya dayalı bir arkadaşlık, komşuluk ilişkisi olarak tanımlamaktadır.[80] Jinping’in Çin Rüyasını Yiwei paralelinde bir Simbiyotik Ahenge dayandırdığı düşünülürse diğer bir deyişle, Çin Rüyası, Datong prensibine dayalı bir dünya hegemonyası öngörmüyor ise Ahenkli Dünya’dan farkı nedir? Çin Rüyasının daha önce pek çok lider tarafından kullanılan ulusun yeniden canlanması üzerine kurulması sadece ulusal politika değil uluslararası politikada da önemli bir argümandır. Jinping, Çin rüyasının ulusun yeniden canlanmasına bağlayarak, Jintao’nun yükseliş yerine kullandığı Ahenkli Dünya yaratıcılık stratejisinin başka bir formunu ortaya atmaktadır. Yükseliş yerine canlanmaya yapılan vurgu, Çin’in yeni bir şey elde etmek yerine, kaybettiği güç ve uluslararası statüyü tekrar kazanmak istediği manasına gelmektedir. Güney Çin Denizindeki Diaoyu/Senkaku adaları meselesinde, Çin’in son dönemlerdeki davranışları pek çok gözlemci tarafından saldırganlık olarak değerlendirilmiştir. Fakat Çin perspektifinden bu eylemler ataları tarafından bırakılan bir toprak parçasını korumak ve orada hak iddia etmekten ibarettir. Bu yüzden eylemlerinin saldırgan değil savunmacı olarak düşünmektedirler.[81] Ulusun yeniden canlanmasıyla dünyaya verilmek istenen mesaj uluslararası statü hiyerarşisinde Çin’in hak ettiği yeri tekrar almak istemesidir. Bu yüzden Çin Rüyası diğerleri üzerinde bir kazanç ya da üstünlük elde etmekten ziyade, sistemin adil bir şekilde işlemesi manasına gelmektedir. Çin Rüyası yükseliş gibi sisteme dâhil olan yeni bir meydan okuyucu imajı yerine sosyal yaratıcılık formu olarak düşünülse de, uluslararası toplum tarafından kabul edilmediği sürece her daim çatışma riskini bünyesinde barındırmaktadır.

 

Sonuç

Ahenkli Dünya ve Çin Rüyası uluslararası stratejileri sosyal kimlik teorisi çerçevesinde Çin tehdidine karşı bir yaratıcılık formu olarak değerlendirilmiştir. Çin’in Mao döneminde uyguladığı sosyal rekabet stratejisi uluslararası statü hiyerarşisinin istikrarsız ve gayri meşru algılanmasının bir sonucuyken, Hu Jintao ve Xi Jinping dönemlerinde bu hiyerarşi meşru ve istikrarlı görüldüğü için yaratıcılık benimsenmiştir. Her iki strateji de Çin’in uluslararası sisteme bir meydan okuyucu olarak dâhil olmasını değil, mevcut sistemin farklı alternatiflerle istikrarının korunmasını amaçlamaktadır. Her iki politikanın da temelinde Çin’in materyal kapasitesinin, uluslararası sistemde algı yönetimi dışında, norm ve yapı değişikliğine de tek başına yetmemesidir. Bu yüzden niteliksel bir gelecek dünya düzeni inşası gerekli görülmüştür. Bu inşanın temelinde ise Konfüçyanizmin ahenk ve büyüm uyum geleneği vardır. Ahenkli Dünya Jintao döneminin sona ermesiyle ömrünü tamamlamış bir stratejidir. Çin Rüyası ise uluslararası sistemde yine ahenge vurgu yapan bir politika olarak Ahenkli Dünya’nın tamamen terk edilmediğini göstermektedir. Fakat Çin uluslararası ilişkiler akademisindeki tartışmalar Simbiyotik Ahenk ya da Büyüm Uyum örneğinde olduğu gibi dış politika karar alıcılarının inanç sistemlerini etkilemeye devam etmektedir. Barışçıl imajın ne zaman terk edileceği de bu tartışmaların hangisinin benimseneceği ve uluslararası toplumun bu imaja ikna edilip edilemeyeceği ile alakalıdır. Barışçıl dış politika ve yaratıcılık stratejisinin karar alıcıların akademik tartışmalardan etkilemesi gibi içsel boyutu yanında bir de dışsal boyutu vardır. Çin’in izlediği yaratıcılık stratejisi mevcut sistemi değiştirmeyi değil, sistem içinde değişiklikler yapmayı arzu eder çünkü sistem meşru ve istikrarlıdır. Çin’in sistemi ya da uluslararası statü hiyerarşisini ne zaman gayri meşru algılayacağını Lee, saygı ve saygısızlık kavramları üzerinden açıklamaktadır. Bir devlet, yüksek statülü diğer devlet tarafından, ülkesel bütünlük ve egemenlik gibi temel çıkarlarına yönelik bir saygısızlık yapıldığında, askeri çatışma riski olsa dahi, saldırgan eylemlerde bulunmakta tereddüt etmez. [82] Bir devletin kendine yönelik saygısızlık yapıldığı hissine kapılması, sadece fiziksel bütünlük değil, fikirler, değerler ve takdir edilmeyen başarılar gibi çeşitli şekillerde meydana gelebilir. Çin’in ekonomik mucizesi karşısında, Çin’den bir ekonomiste neden Nobel ödülü verilmediği gibi başarının küçümsendiğini düşündürten olaylar, dış grup tarafından, iç grubun arzu ettiği statüye saygı duymaması olarak tanımlanmaktadır.[83] Tabii ki statüye yönelik her saygısızlık çatışma doğurmamaktadır.  Lee, sadece egemenlik ve toprak bütünlüğü konularında Çin’in çatışmaya girebileceğini, diğer saygısızlık biçimlerinin ise yaratıcılık stratejisinin terk edilmesi için yeterli öfke/dış grup nefreti doğurmayacağını vurgulamaktadır.[84] Ahenkli Dünya ve Çin Rüyası politikalarının temel argümanları olan farklılıklara saygı, üçüncü bir devlete karşı ittifak sistemi içine girmeme, karşılıklı güven, eşitlik gibi prensiplerdir. Bu prensiplerin öne sürülmesinde Çin’in egemenlik ve ülke bütünlüğü gibi konularda hassas davranacağının sinyalleri verilmektedir. Jinping, bir kuşak bir yol projesinde Orta Asya ülkelerinin önemine değinirken, iç işlerine müdahale etmemenin temel bir şart olduğundan bahsetmektedir. Bu şart Çin’in diğer devletlerin iç işlerine müdahale etmeyeceği ve aynı şekilde Çin’e de müdahale edilmemesi gerektiğini ima etmektedir. Bu yüzden Çin’in egemenlik haklarına ve özellikle Tayvan meselesi gibi iç işlerine yönelik bir ihlal yaratıcılık stratejisinden rekabet stratejisine geçilmesine sebebiyet verebilir.

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynaklar

ANGANG Hu, China in 2020: A New Type of Superpower, Brooking Institution Press. 2011.

ANGANG Hu ve diğerleri, China 2030, Springer Science &Business Media, 2014.

BİN Yu, “China’s Harmonious World: Beyond Cultural Interpretations” Journal of Chinese Political Science,  2008, sayı: 13(2). s.119-141.

CALLAHAN William, "Harmony, Unity and Diversity in China’s World." The Newsletter, 2012, sayı: 60. s.22-23.

CALLAHAN William A., “History, Tradition and the China Dream: Socialist Modernization in the World of Great Harmony, Journal of Contemporary China, sayı: 24(96). 2015. s.983-1001

CAO Cong, “Chinese Science and the Nobel Prize Complex”, Minerva, 2004, sayı: 42(2), s.151-172.

CHRISTENSEN, Thomas J., “Chinese Realpolitik” Foreign Affairs, 1996, s.37-52.

DAİNİAN Zhang, Key Concepts in Chinese Philosophy, çev.: Edmund Ryden, Foreign Languages Press, Beijing, 2002.

DELLIOS Rosita, China’s Harmonious World (Hexie Shijie) Policy Perspective: How Confucian Values are Entering International Society, International Confucian Association (ICA), Pekin 2009.

DENG Yong, China’s Struggle for Status: the Realignment of International Relations, Cambridge University Press, 2008.

EISENSTADT Samuel N., Traditions, Change, and Modernity: Reflections on the Chinese Experience. In P. Ho, T. Tsou (Edit.) China in Crisis: China’s Heritage and the Communist Political System, sayı:1 The University of Chicago Press, 1968.

FENG Huiyun, Chinese Strategic Culture and Foreign Policy Decision-Making. Routledge, 2007.

FRIEDBERG, Aaron L., A Contest for Supremacy: China, America, and the Struggle for Mastery in Asia, New York: W.W. Norton& Company Inc. 2010.

GOH, Evelyn, Struggle for Order: Hegemony, Hierarchy, an Transition in Post-Cold War East Asia, Oxford University Press, 2013.

GRIES Peter, ”Social Psychology and the Identity-Conflict Debate: Is a ‘China Threat’ Inevitable?”,  European Journal of International Relations, 2005, sayı: 11(2). s.235-265

GUNGWU, Wang, China and the International Order: Some Historical Perspectives. In Wang Gungwu and Zheng Yongnian (Edit.), China and the New International Order.  Routledge, 2008.

HAO Su, “Harmonious World: the Conceived International Order in the Framework of China’s Foreign Affairs”, Foreign Affairs, 2008, sayı:87(1).

HE Kai, FENG Huiyun, “ Xi Jinping’s Operational Code Beliefs and China’s Foregin Policy”, The Chinese Journal of International Politics, 2013, sayı: 6(3), s. 209-231.

HOGG Michael A., ABRAMS Dominic, Social Identification: A Social Psychology of Intergroup Relations and Group Process. Routledge, 1998.

HUNTINGTON Samuel P.,  Clash of Civilizations and the Remaking of World Order, Penguin Books India, 1997.

IKENBERRY, John G. “The Rise of China and the Future of the West: Can the Liberal System Survive. Foreign Affairs, 2008.

JİNPİNG Xi, The Governance of China, Foreign Language Press, Pekin 2014.

JİNTAO Hu, “Building Towards a Harmonious World of Lasting Peace and Common Prosperity”  Speech at the Plenary Meeting of the United Nations 60th Session, New York, United Nations, 2005.

JOHNSTON, Alastair I. Thinking About Strategic Culture. International Security, 1995a,  sayı: 19(4), s.32-64.

JOHNSTON, Alastair I. “China’s New Old Thinking: The Concept of Limited Deterrence”, International Security, 1995b, sayı: 20(3), s.5-42

JOHNSTON, Alastair I. Social States: China in International Institutions:1980-2000, Princeton University Press, 2014.

KATZENSTEIN, Peter,“China’s Rise: Rupture, Return, or Recombination” In P. Katzenstein (Edit), Sinicization and the Rise of China. Routledge, 2012.

LAMPTON, David M, “The Stealth Normalization of US- China Relations” The National Interest, 2003, Sayı: 73, s. 37-48.

LARSON Deborah W., SHEVCHENKO Alexei, “Status Seekers: Chinese and Russian Responses to US Primacy”, International Security, 2010, sayı: 34(4), s. 63-95

LARSON Deborah W, “How Identities Form and Change: Supplementing Constructivism with Social Psychology”, Shannon V.P, Kowert, P.A (Edit.) Psychology and Constructivism in International Relations: an Ideational Alliance, The University of Michigan, 2012, s. 57-75.

LARSON Deborah W., Will China Be a New Type of Great Power?. The Chinese Journal of International Politics, 2015, sayı: 8(4), s. 323-348

LEE James J., “Will China’s Rise Be Peaceful? A Social Psychological Perspective”, Asian Security, 2016, sayı: 12(1), s.29-52

MEARSHIMER John, “The Gathering Storm: China’s Challenge to US Power in Asia, The Chinese Journal of International Politics,  2010, Sayı: 3(4) s. 383-385.

MEARSHIMER, John, The Tragedy of Great Power Politics. New York: W.W. Norton &Company Inc, 2010.

MINGFU Liu, The China Dream: Great Power Thinking and Strategic Posture in the Post-American Era, CN Time Books, New York, 2010.

NORDIN, Astrid Time, Space and Multiplicity in China’s Harmonious World, yayınlanmamış doktora tezi, University of Manchester, Faculty of Humanities, 2012.

PRANTL Joseph, “Taming Hegemony: Informal Institutions and the Challenge to Western Liberal Order”, The Chinese Journal of International Politics, sayı: 7(4),s. 449-482.

ROY, Denny, Return of the Dragon: Rising China and Regional Security. Columbia University Press, 2013.

TANG, Rachel, China’s Steel Industry and its impact on United States: issues for congress, Washington DC: Congressional Research Service, 2010.

TAJFEL Henri, “Some Developments in European Social Psychology. European Journal of Social Psychology, 1972, sayı: 2(3), s.307-321.

TAJFEL Henri, “Social Identity and Intergroup Behavior.” Information (International Social Science Council), 1974, sayı:13(2), s.65-93.

TAJFEL Henri, TURNER John, “The Social Identity Theory of Intergroup Behaviour”, Jost, J.T., Sidanius, J. (Edit.) Political Psychology: Key Readings, New York: Psychology Press, 2004.

TSE-TUNG, Mao, Selected Works of Mao Tse-Tung, Pergamon Press, 1977.

VOLGY Thomas J. ve diğerleri, “Major Power Status in International Politics. In Volgy, T.J.ve diğerleri (Edit.), Major Powers and the Quest for Status in International Politics, US: Palgrave Macmillan, 2011.

WANG, Yuan-Kang, Harmony and War: Confucian Culture and Chinese Power Politics, Columbia University Press.2010.

WANG Zheng “ The Chinese Dream: Concept and Context” , Journal of Chinese Political Science, 2014, sayı: 19(1), s. 1-13.

WENDT, Alexander “Anarchy is What States Make of It: the Social Construction of Power Politics. International Organization, 1992, sayı: 46(2), s.391-425.

XIAOTING Li, “Applying Offensive Realism to the Rise of China: Structural Incentives and Chinese Diplomacy Towards the Neighbouring states” International Relations of the Asia-Pacific, 2015 September, s.1-31.

XUETONG, Yan, “The Rise of China in Chinese Eyes.” Journal of Comtemporary China, 2001, Sayı: 10(26), s.33-39.

YİWEİ Wang, Yi He He Gongsheng Shixian Sanchong Chaoyue- Zhongguo de Xinxing Daguo Guanxi Lilun Jishi, Xueshu Qianyan, 2013, sayı: 12.

ZHANG Feng, “The Rise of Chinese Exceptionalism in International Relations” European Journal of International Relations, 2013 sayı:19(2), s.305-328.

ZHANG Feng, “Chinese Exceptionalism in the Intellectual World of China’s Foreign Policy”, In R. Foot (Edit), China Across the Divide: The Domestic and Global in Politics and Society, Oxford University Press,2013.

ZHANG Feng, “Confucian Foreign Policy Traditions in Chinese History” The Chinese Journal of International Politics, 2015, sayı: 8(2), s.197-218.

ZHENG Yongnian, TOK Sow Keat. "Harmonious Society and Harmonious World: China’s Policy Discourse under Hu Jintao." Briefing Series 26, 2007.

Hu Jintao’s political report, Full Text of Report Delivered by Hu Jintao at 17th Party Congress October 15, 2007.

http://news.xinhuanet.com/english/2005-09/16/content_3496789.htm (erişim: 06.04.2017)

http://foreignpolicy.com/2015/06/04/col-liu-and-dr-pillsbury-have-a-dream-the-inevitable-clash-between-china-and-america/ (erişim: 06.04.2017)

 

 

[1]Araştırma Görevlisi, Gazi Üniversitesi, İ.İ.B.F, Uluslararası İlişkiler Bölümü, nilgun_elikucuk@hotmail.com

 

Gönderi Tarihi: 05.04.2017 - Kabul Tarihi: 20.04.2017

[2] Wang Gungwu, China and the International Order: Some Historical Perspectives. In Wang Gungwu and Zheng Yongnian (Edit.), China and the New International Order.  Routledge, 2008, s.24.

[3] Yan Xuetong, “The Rise of China in Chinese Eyes.” Journal of Comtemporary China, 2001, Sayı: 10(26), s.34

[4]John Mearsheimer, The Tragedy of Great Power Politics. New York: W.W. Norton &Company Inc, 2010.

[5] A.g.e., s.162.

[6] Aaron L. Friedberg, A Contest for Supremacy: China, America, and the Struggle for Mastery in Asia, New York: W.W. Norton& Company Inc. 2010. , Denny Roy, Return of the Dragon: Rising China and Regional Security. Columbia University Press, 2013.

[7] John Mearsheimer, “The Gathering Storm: China’s Challenge to US Power in Asia, The Chinese Journal of International Politics,  2010, Sayı: 3(4) s.383-385.

[8] Thomas J. Christensen, “Chinese Realpolitik” Foreign Affairs, 1996, s.37-52. Çin’in strateji seçimini saldırgan realizm ile açıklayan anakaradan bir çalışma için bkz. Li Xiaoting, “Applying Offensive Realism to the Rise of China: Structural Incentives and Chinese Diplomacy Towards the Neighbouring states” International Relations of the Asia-Pacific, 2015 September, s.1-31.

[9] David M. Lampton, “The Stealth Normalization of US- China Relations” The National Interest, 2003, Sayı: 73, s.37-48.

[10] John G. Ikenberry, “The Rise of China and the Future of the West: Can the Liberal System Survive. Foreign Affairs, 2008, s.24.  

[11] A.g.m., s.37.

[12] Alexander Wendt, “Anarchy is What States Make of It: the Social Construction of Power Politics. International Organization, 1992, sayı: 46(2), s. 405-406

[13]Alastair I. Johnston, Social States: China in International Institutions:1980-2000, Princeton University Press, 2014.

[14] Peter Katzenstein, “China’s Rise: Rupture, Return, or Recombination” In P. Katzenstein (Edit), Sinicization and the Rise of China. Routledge, 2012, s.9.

[15]Evelyn Goh, Struggle for Order: Hegemony, Hierarchy, an Transition in Post-Cold War East Asia, Oxford University Press, 2013, s.202.

[16] A.g.e.,s.7-19

[17]Joseph Prantl, “Taming Hegemony: Informal Institutions and the Challenge to Western Liberal Order”, The Chinese Journal of International Politics, sayı: 7(4), s.3.

[18] A.g.m.,s.6.

[19] A.g.m., s.32.

[20] Alastair I. Johnston, Thinking About Strategic Culture. International Security, 1995a,  sayı: 19(4), s.32-64.

[21] Alastair I. Johnston, “China’s New Old Thinking: The Concept of Limited Deterrence”, International Security, 1995b, sayı: 20(3), s.29.

[22] A.g.m., s.31.

[23] Yuan-Kang Wang, Harmony and War: Confucian Culture and Chinese Power Politics, Columbia University Press,2010, s.34-77.

[24] A.g.e., s.24.

[25] Yu Bin, “China’s Harmonious World: Beyond Cultural Interpretations” Journal of Chinese Political Science,  2008, sayı: 13(2), s.119.

[26] A.g.m., s.123.

[27] Huiyun Feng, Chinese Strategic Culture and Foreign Policy Decision-Making. Routledge, 2007. Feng’in incelediği karar alıcılar Mao Zedong, Zhou Enlai, Deng Xiaoping, Jiang Zemin, Hu Jintao ve Wen Jiabao’dır.  s.6.

[28] A.g.e., s.121-123.

[29] Feng Zhang, “Confucian Foreign Policy Traditions in Chinese History” The Chinese Journal of International Politics, 2015, sayı: 8(2),  s.199-200.

[30] Zhang, a.g.m., s.208.

[31] Zhang, a.g.m., s.205-208.

[32] Zhang, a.g.m., s.217., Feng Zhang, “The Rise of Chinese Exceptionalism in International Relations” European Journal of International Relations, 2013 sayı:19(2), s.305-328, Feng Zhang, Chinese Exceptionalism in the Intellectual World of China’s Foreign Policy, In R. Foot (Edit), China Across the Divide: The Domestic and Global in Politics and Society, Oxford University Press,2013, s.43-72.

[33] Samuel N. Eisenstadt, Traditions, Change, and Modernity: Reflections on the Chinese Experience. In P. Ho, T. Tsou (Edit.) China in Crisis: China’s Heritage and the Communist Political System, sayı:1 The University of Chicago Press,1968, s.774.

[34] Eisenstadt, a.g.m., s.753-774.

[35]Yong Deng, China’s Struggle for Status: the Realignment of International Relations, Cambridge University Press, 2008, s.2.

[36] A.g.e., s.21-68.

[37] A.g.e., s.21.

[38] Peter Gries,”Social Psychology and the Identity-Conflict Debate: Is a ‘China Threat’ Inevitable?”,  European Journal of International Relations, 2005, sayı: 11(2),  s.257.

[39] Deborah W. Larson, “How Identities Form and Change: Supplementing Constructivism with Social Psychology”, Shannon V.P, Kowert, P.A (Edit.) Psychology and Constructivism in International Relations: an Ideational Alliance, The University of Michigan, 2012, s.57-62.

[40] Henri Tajfel, “Some Developments in European Social Psychology. European Journal of Social Psychology, 1972, sayı: 2(3), s.307-321.

[41] Henri Tajfel, John Turner, “The Social Identity Theory of Intergroup Behaviour”, Jost, J.T., Sidanius, J. (Edit.) Political Psychology: Key Readings, New York: Psychology Press, 2004, s.283. Michael A. Hogg, Dominic Abrambs, Social Identification: A Social Psychology of Intergroup Relations and Group Process. Routledge, 1998, s.18-19.

[42] A.g.m., s.283.

[43] A.g.m., s.284., Hemri Tajfel, “Social Identity and Intergroup Behavior.” Information (International Social Science Council), 1974, sayı:13(2), s.70-71.

[44] Tajfel, Turner, a.g.m. s.286., Hogg, Abrams, a.g.e., s.13.

[45] Tajfel, Turner, a.g.m. s.286, Hogg, Abrams, a.g.e., s.25.

[46] Tajfel, Turner, a.g.m. s.286-288.

[47] Hogg, Abrams, a.g.e., s.25-26.

[48] Tajfel, Turner, a.g.m., s.287.

[49] Thomas J. Volgy ve diğerleri, “Major Power Status in International Politics. In Volgy, T.J.ve diğerleri (Edit.), Major Powers and the Quest for Status in International Politics, US: Palgrave Macmillan, 2011, s.7-8.

[50] Deborah W. Larson, Alexei Shevchenko, “Status Seekers: Chinese and Russian Responses to US Primacy”, International Security, 2010, sayı: 34(4), s.63-95.

[51] Deborah W. Larson, Will China Be a New Type of Great Power?. The Chinese Journal of International Politics, 2015, sayı: 8(4), s.333.

[52] Larson, Shevchenko, a.g.m., s.77.

[53] James J. Lee, “Will China’s Rise Be Peaceful? A Social Psychological Perspective”, Asian Security, 2016, sayı: 12(1), s.37.

[54] Gries, a.g.m., Larson,a.g.m.,Lee, a.g.m. 

[55] Larson, a.g.m., s.67.

[56] Hu Jintao, “Building Towards a Harmonious World of Lasting Peace and Common Prosperity”  Speech at the Plenary Meeting of the United Nations 60th Session, New York, United Nations, 2005.

[57] Hu Jintao’s political report, Full Text of Report Delivered by Hu Jintao at 17th Party Congress October 15, 2007.

[58] Yongnian Zheng, Sow Keat Tok. "Harmonious Society and Harmonious World: China’s Policy Discourse under Hu Jintao." Briefing Series 26, 2007.

[59] Astrid Nordin, Time, Space and Multiplicity in China’s Harmonious World, yayınlanmamış doktora tezi, University of Manchester, Faculty of Humanities, 2012, s.38.

[60] Zhang Dainian, Key Concepts in Chinese Philosophy, çev.: Edmund Ryden, Foreign Languages Press, Beijing, 2002, s.266-270.

[61] William Callahan, . "Harmony, Unity and Diversity in China’s World”, The Newsletter, 2012, sayı: 60,s.22.

[62] Nordin, a.g.e., s.126.

[64] Su Hao, “Harmonious World: the Conceived International Order in the Framework of China’s Foreign Affairs”, Foreign Affairs, 2008, sayı:87(1), s.36.

[65] Rosita Dellios, China’s Harmonious World (Hexie Shijie) Policy Perspective: How Confucian Values are Entering International Society, International Confucian Association (ICA), Pekin 2009, s.15.

[66] Samuel P. Huntington,  Clash of Civiizations and the Remaking of World Order, Penguin Books India, 1997.

[67] Zheng, Tok, a.g.m.

[68] Dellios, a.g.m., s.9.

[69] Xi Jinping, The Governance of China, Foreign Language Press, Pekin 2014, s.37-39

[70] Zheng Wang, “ The Chinese Dream: Concept and Context” , Journal of Chinese Political Science, 2014, sayı: 19(1), s.2.

[71] Liu Mingfu, The China Dream: Great Power Thinking and Strategic Posture in the Post-American Era, CN Time Books, New York, 2010.

[72] Hu Angang, China in 2020: A New Type of Superpower, Brooking Institution Press. 2011. Hu Angang ve diğerleri, China 2030, Springer Science &Business Media,2014.

[73] Angang ve diğerleri, a.g.e., s.146.

[74] William A. Callahan, “History, Tradition and the China Dream: Socialist Modernization in the World of Great Harmony, Journal of Contemporary China, 2015, sayı:24(96), s.994.

[76] Wang Yiwei, Yi He He Gongsheng Shixian Sanchong Chaoyue- Zhongguo de Xinxing Daguo Guanxi Lilun Jishi, Xueshu Qianyan, 2013, sayı: 12, s.60.

[77] Kai He, Huiyun Feng, “ Xi Jinping’s Operational Code Beliefs and China’s Foregin Policy”, The Chinese Journal of International Politics, 2013, sayı: 6(3), s.209-231.

[78] Jinping, a.g.e., s.62.

[79] Jinping, a.g.e., s.306.

[80] Jinping, a.g.e., s.316.

[81] Weng, a.g.m., s.9. 

[82] Lee, a.g.m., s.34.

[83]Cong Cao, “Chinese Science and the Nobel Prize Complex”, Minerva, 2004, sayı: 42(2), s.151-172.

[84] Lee, a.g.m.,s.45.

Bu haber toplam 136 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim