Ninelerin sandığındaki iyilik tohumları

Kerime YILDIZ

Ankara’nın dışında yaşayan bir arkadaşımın bahçesine, geçen sonbahar çiçek soğanları ektim. “Çiğdemler başını çıkardı, gel gör!” deyince geçen hafta pazar fırlayıp gittim. 

Bahçelerin toprağı kabarmış; ağaçlar çiçeğe durmuş. Sarı, beyaz, mor.. Her renkten çiğdem açmış. Bahçelerde kendiliğinden çıkanlar da vardı. Toprağa sevdâmı bilen arkadaşım, bana bir bahçe buldu. Bu sene domatesler bahçeden inşallah. “Hafta sonları gelir, bütün elektriğimi bırakır giderim. Gerisi sizin köyün meselesi!” dedim gülerek. O da güldü. O köyü çarpacak kadar elektrik yüklendiğimi nereden bilsin?

Birkaç gün evvel otobüsten indim. İçim kararmış; tadım tuzum yok! Nasıl tadım olsun? Başbakanımızın, “Evet oyu da hayır oyu da başımız gözümüz üstüne!” dediğinin ertesi günü, hayır diyenlere gözdağı vermek isteyen ikbâl arsızı bir köşe yazarı, utanmadan, “Referandumdan sonra baş bir yana; leş bir yana!” cümlesini yazmış. Kastettiği, PKK’lılar veya FETÖ’cüler değil;  kararsızlar! Vatan, millet, devlet derdi yok. Makam gidecek diye ödü patlıyor. (Laf aramızda, böylelerinin kripto olduklarına ve millet, bu üslûbdan korkup hayır versin diye mahsûs yaptıklarına inanmıyor da değilim.)

Kesinlikle evet diyecek olan bir hocam, “Evlâdım, fikrim değişmesin diye karşı tarafın gazetelerini okuyorum. Bizim tarafı okursam oyum, hayıra dönebilir. Kötü bir üslûbumuz var maalesef!” dedi.

Hakikaten üslûb sorunumuz var. Sonucu kararsızların belirleyeceği kesin. Kararsızlar böyle mi iknâ edilecek? Başbakan Binali Yıldırım’ın ötekileştirmeyen üslûbu herkese örnek olmalı. Nitekim Kılıçdaroğlu, aynı cümleleri tekrar etti.

Ne çıkarsa çıksın berâber yaşamaya devâm edeceğimizi unutanlar var. Yazdıklarımızın, önümüze geleceğini unutanlar var.  

Ben, Gezi günlerinin çirkin, ahlâksız ve benim gibilerin hayatını tehdîd eden üslûbunu hiç unutmadım. Dönemin başbakanının eşine yapılan küfürleri hiç unutmadım. O küfürbazlar, şimdi de Nilhan Osmanoğlu’na küfrediyorlar. Fakat ben, o menfûr günlerde bir akşam tepemde çın çın tava çalan komşuma isyan ettiğimde hanımının bana gönderdiği mektûbda yazanları da hiç unutmadım. “Ben sizi bahçeye ektiğiniz çiçeklerden biliyorum. Sizi rahatsız ettiğimi düşünemedim. Özür dilerim komşum.” yazıyordu.  Bu mektûbu hâlâ saklıyorum. Gün olur da herkesi aynı kefeye koyan bir üslûba esir olurum diye…

Neyse, bizim durağa dönelim.

Eve doğru giderken bir de baktım ki iki binâ ötemizde boş bir yer çevrilmiş; toprağı kabartılmış. Apartman görevlisini sürekli bahçede uğraşırken gördüğümden onun işidir diye düşündüm. Yaklaşınca fark ettim. Gölgeye sandalye atmış oturuyor. Yanında da mahalleden yaşlı bir teyze. Dayanamadım sordum:

“Yoksa bostan mı yapacaksınız?”

“Bir şeyler ekeceğim. Ben çalışmayı, toprağı seviyorum.”

“Nerelisiniz?”

“Âşık Veysel’in memleketindenim. Şarkışla.”

“Ben de Sivaslıyım. Biz, topraksız duramayız!”

Teyze, bana döndü ve şöyle dedi:

“Toprak dedin de bi tuhaf oldum kızım.”

“Teyze, siz nerelisiniz?”

“Sungurlu”

İyi bilirim bu teyzeleri. Bahar gelince şehre sığmazlar. Havalara güven olunca doğru köye…

Apartman görevlisi, bu bahar benim de bostan ekeceğimi duyunca, “Size yüz yıllık tohumdan domates fidesi vereyim.” dedi. Heyecanlandım.

“Nereden buldunuz?”

“Bir teyzenin sandığından”

Muhtemelen, köyündeki bir teyzenin sandığındandır. Bu bir âdettir. Sinema okuyan bir öğrencinin kısa filminde görmüştüm. Ninesinin köyüne gidip sandıkta saklanan ve nesilden nesile aktarılan domates tohumunun kısa filmini çekmişti. GDO’lu tohumlara meydan okumak için.

“Hani nerede?” dedim heyecanla.

“Şimdi içeride çimleniyor. Bir süre sonra fide olur. O zaman gelin alın!” dedi adam.

İçim, toprak deyince irkilen teyze gibi bir tuhaf oldu.

Ben bu milletin sandığında asırlardır muhâfaza ettiği iyilik tohumlarının asla bitmediğine; günü geldiğinde doğru ellere teslim edilip yayıldığına inananlardanım.

Buna inanmadan yaşayamayız. Buna inanmadan ayakta kalamayız. Sakın iyilikten ümidinizi kesmeyin!

Siyâsetin üslûbu yanlış olabilir. Bu işin doğasında baskın çıkma var. Ucu kaçabiliyor. Fakat Nureddin Topçu’nun isyan ahlâkını sakız gibi çiğneyen felsefecilerimiz neredeler? İsyan ahlâkını, Nihat Keklik’in sessizliği zanneden veya bir mevki kapmak için politize olan felsefecilerden ümidim yok. Şâirlerden ise hiç ümidim yok!

Evet, benim ümidim teyzelerin sandığında asırlardır saklanan ve sâdece toprak sevdâlılarına hediye edilen iyilik tohumlarında… Bu topraklardan elde edilen ve yine bu topraklara ekilen iyilik tohumlarında… Yerli, millî, GDO’suz…

Unutmadan yazayım.  Bana domates fidesi verecek olan adam hayırcılardan. Başörtüye de karşı. Ama ikimiz de Âşık Veysel’in toprağındanız.

Allah, hepimizi iyilerle karşılaştırsın!

Bu yazı toplam 370 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim