Nuh Gönültaş'tan: Hoş geldin Muezza...

Nuh Gönültaş'tan: Hoş geldin Muezza...
Mayıs başından beri dairemizin kapısı önünde bulunan paspasın tam yedi adet misafiri var. Bir anne kedi ve altı yavrusu her gece bizim paspasın üzerinde koyun koyuna sabahlıyorlar.

Çok seviyoruz onları. Süt veriyoruz, komşu daireler de kedi maması almışlar, onlar da beslenmelerine yardımcı oluyorlar.

Gerçekten çok tatlı yaratıklar kediler. Kedi yavruları çok sevimliler. Birbirleri ile oynamalarını, patilerini kapıyı kapatmayalım diye kapı aralığına koymaları, kapımız açılınca hep beraber içeriye girmeye çalışmaları bizi çok mutlu ediyor.

Zaman zaman yavruların yüzüne bakıp "Ey güzellik, söyle bakalım seni kim yarattı" diye soruyorum, cevabını bildiğim soruyu.

Yavruların yüzüne bakmak içime inşirah veriyor, "Allah'ım ne güzel yaratmışsın, sen ne büyüksün, ne muhteşemsin, bu ne muhteşem bir sanat" diyor iç sesim.

Bu kediler Allah'a olan inancımı kuvvetlendiriyor. Peygamber Efendimiz'in kedileri sevdiğini bilmek de onları daha fazla sevmeme yol açıyor. Allah'a şükrediyorum, bize böyle tatlı, güzel, kendisini ve Peygamberimiz'i hatırlatan misafirler yolladığı için!

Bazen kayboluyorlar, dışarı çıkıyorlar sanırım. Onları görmeyince merak ediyoruz. Dışarı çıktıklarında otomobillerin altında ezilmelerinden endişe ediyoruz.

Efendimiz'in kedilerinden birinin adı Muezza imiş. Bir gün Efendimiz otururken Muezza da Efendimiz'in elbisesi üzerinde uyumuş. Efendimiz kalkmak istemiş ama Muezza'yı uyandırmaktan çekindiği için elbisesini keserek kalkmış.

Bir defasında Efendimiz abdest almak için hazırlık yapar. O sırada bir kedi gelip Efendimiz'in abdest alacağı suçu içmeye başlar. Efendimiz kedi suyu içene kadar bekler ve onu asla ürkütmez. Abdestini kedi suyunu içip gittikten sonra alır ve sorular üzerine kedinin suyu kirletmediğini, kedilerin evin bir ferdi olduğunu söyler.

Şimdi...

Yeminle söylüyorum, bu kedi ailesinin bize misafir gelmesinden daha güzel bir olay yaşamadım şu son aylarda.

Nasıl da mutlu ediyorlar bizi. Nasıl da güzel duygulara yol açıyorlar.

Her şey Allah'ındır "hakikat"ini nasıl da varlıkları ile ifade ediyorlar.

Şeriat, tarikat ve hakikati anlatan rahmetli şair Necip Fazıl Kısakürek'e atfedilen bir söz var, bilirsiniz:

"Benimki benim seninki de senin, bu şeriattır.

Seninki senin, benimki de senin, bu tarikattır.

Ne benimki benim, ne seninki senin, hepsi Allah'ındır, bu da hakikattir."

Bu kediler bana bunları anlatmak için mi misafir geldiler acaba?

İyi ama bu kedilere bağlanmaya başladık biz. Biraz büyüyünce çekip gidecekler.

O halde üzülmemek için "sahiplenmeyeceksin" diyeceğiz çünkü hakikat bize ait olan hiçbir şeyin olmadığıdır:

"...İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim" diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin... Mesela

gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın." (Can Yücel, Bağlanmayacaksın.)

4 Haziran 2011 Bugün Gaz.

Bu haber toplam 447 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim