Ocağımız Sönmesin

Ocağımız Sönmesin
Atalarının yüzyıllar önce geldiği topraklara sırf ocakları sönmesin diye geri gelenlerin hatırasını yazar Refik Özdek, okuyucularına yaşatmaktadır. Bir tarihî roman okuyucusu için ancak bu kadar güncel olabilir.

Köstence Türklerinden Refik Özdek’in Ocağımız Sönmesin romanı, 1989 tarihinde kaleme alınmış ve 2017 tarihinde baskısı Ötüken Neşriyat tarafından yeniden gerçekleştirilmiştir. Özdek bu ünlü çalışmasında tarihî bir dönemi hikâye etmekten fazlasını yapmaktadır. Birçok insana nereli olduğunu sorduğumuzda “Şuralıyım, ama biz 93 muhaciri imişiz” cevabını almamız olağandır. İşte bu insanları anlatan eser, tarihî roman okumayı tercih etmeyenleri dahi heyecanlandıracak bir arka plâna sahiptir. Bugün Anadolu’da muhacir, resmi ve tarihî evrakta Evlâd-ı Fâtihân olarak anılan insanları, onların zamanına ermeden görmeyi, yaşadıklarını yüz elli yıl sonra dahi güncel tutmayı başarmış önemli bir eserdir.

Ocağımız Sönmesin romanını okuduktan sonra Balkan Coğrafyasından gelen büyüklerimizin torunlarına daha farklı bir nazarla bakmak, onları anlamak mümkün olabilecektir.

Eserin konusu; 93 harbinin (1877-78 Osmanlı Rus Savaşı) çıkmasıyla birlikte, bugün Romanya sınırlarında bulunan Tulça’dan Edirne’ye göç eden, onlarca onurlu insanın yer aldığı Şevki Usta önderliğindeki kervanın zor yolculuğu ve bu kervandaki genç bir sevgili çiftin, Rasim ile Mesude’nin, sonsuzluğa eren ayrılığı üzerine kuruludur. Romana adını veren simge ise ailelerin Kırım’dan Deliorman bölgesindeki Tulça’ya gelirken muhafaza ettikleri bir ateşten ilham alarak bir Türk geleneğine yapılan vurgudan üretilmiştir.

Yüzyıllardır suyunu içtikleri, ekinini biçtikleri, mübarek gecelerinde camilerinde sabahladıkları, atalarından kalan mezar taşlarının bile tarihî eser haline geldiği vatan topraklarının işgali üzerine, insanlar anavatana doğru yola çıkmışlardır. Kahramanlarımızın köylerinden yola çıkan kafile de sayısız kervandan birisidir.

273 kişiyle çıkılan yolculuk, Ak Toprak adını verdikleri bölgedeki Edirne’ye varıldığında 10 kişiyle tamamlanmıştır. Evlâd-ı Fâtihân’ın Anadolu’ya geri gelişi hep böyle olmuştur. Elbette bu kervanın göç süreci de kolay olmamıştır. Karınları deşilen hamile kadınlar, komitacılarca önü kesilip kaçırılan insanlar, yol üstündeki Müslüman köylerinde rastladıkları katliamlar, onlarla birlikte sürüklenen kafileler…

Eserde “ocak” kavramı hem başlıkta hem de metinde, romanın ruhuna sirayet edecek şekilde yerleştirilmiştir. Türk tarihinde ve töresinde ocak kutsal bir kavramdır. Orta Asya’dan beri bu kavram hayatımızda önemli bir yer tutmuştur.  Ocak, yuva anlamında kullanıldığı gibi aynı şekilde söndürülmesi halinde bir felâketin kapıda olduğu anlamına gelir. Halk hekimliğinde dahi ocak kavramı kullanılmaktadır. Türk’e göre ocak sönerse orada varlık kalmaz, yuva kalmaz. Ocak söner de yuva kalmazsa Türk’ün varlığı da görünmez olur. Genç bir çiftin yuva kurmasının da bu odakla bağdaştırıldığı romanda ocaktaki korun sönmemesi için verilen mücadele, şehitlik mertebesi, ayrılıklar ve göç ekseninde ustaca anlatılmıştır.

Romanın akıcı anlatımı, herkese tanıdık gelecek ama her okunduğunda orijinalliğini yineleyecek kurgusu, muntazam işlenmiştir. Hem dönemin sosyolojik gerçeklerinin ele alınışı hem de tarihsel şuurun bugün bile okuyucusuna kendini aksettirmesi etkileyicidir. Kendisi de anlattığı bölgenin insanı ve muhacirliği yaşamış bir insan olan Refik Özdek, gördüğünü duyduğunu anlatmış ve romandaki karşılıklı konuşmaları halkın konuşma tarzıyla ele almıştır. Bunu Türkçe konuşan, yazan herhangi bir insanın anlayacağı düzeyde anlatması da onun ustalığını göstermektedir. Çünkü yazar, söylemek istediklerinş eserine tam olarak yansıtmış ve halkını anlatmıştır. Vatan hasretini başka yollarla telâfi etmeye çalışan ama her seferinde başka bir yerden sürgün veren cümleler, yazarın şu ifadelerinde kendisine yer bulur. “Ölmek kolay, katlanmak zor, görerek katlanmak daha zor !” (s.118). 

Künye: (Ocağımız Sönmesin-Refik Özdek-Ötüken Neşriyat, 2017,  264 s. )

                                                                                                                     Selçuk MOĞUL

Bu haber toplam 868 defa okunmuştur
  • Yorumlar 9
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
  • Her Şey Mümkün30 Ağustos 2019 Cuma 14:18
  • Son Ayak İzi16 Ağustos 2019 Cuma 13:35
  • Huzur07 Ağustos 2019 Çarşamba 15:08
  • Yalnızız29 Temmuz 2019 Pazartesi 11:49
  • Bülbülü Öldürmek22 Temmuz 2019 Pazartesi 13:22
  • Deli Kadın Hikâyeleri16 Temmuz 2019 Salı 12:31
  • 40 Şehir Portresi13 Temmuz 2019 Cumartesi 10:55
  • Ocağımız Sönmesin12 Temmuz 2019 Cuma 15:21
  • Tek Kitapta Farklı Tarzlarda Öyküler ‘Taşın Dediği’11 Temmuz 2019 Perşembe 12:50
  • Ebu Bekir Razi'nin Ahlâk Felsefesi09 Temmuz 2019 Salı 13:29
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim