• İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C

Ödülü yana koy civanım!

Ödülü yana koy civanım!
Millî Gazete Kültür Sanat Sayfası, Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü aldı. Gazete adına görev bendeydi. Gittim, gördüm ve yazdım. Türkiye'nin değerleri ödüllerini alırken sevindik, kazananları tebrik ettik.

Vakit ilerlerken eğer yazılacak bir yazım varsa Ahmet Mithat Efendi gibi olacağımı fark ettim. Bol malumata yer vereceğim yazı için 'uzun okuyamayanlar'dan af dileyelim, peşrev çekip satır aralarından ilerleyelim.

Türkiye Yazarlar Birliği bu yıl vereceği ödül için Kızlarağası Medresesi'ni seçmiş. Sultanahmet'i severim, o mekânı da, ama acaba yeterli gelir mi diye düşünmeden edemedim. Vardığımda açılış konuşması için Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan kürsüdeydi ve heyecanı yüksek bir konuşma yapıyordu. Hay Allah, ben gazeteci olarak gitmemiştim oraya. Toplantının bitiminde yüzümü ağarttım ve konuşma notlarına sahibinden ulaştım. D. Mehmet Doğan'ı biraz tanıyanlarınız varsa bilirler, onun yanında her daim güvendesinizdir. Hele de benim gibi çocukluktan ilk gençliğe geçerken tavan arasında gazeteden kupürlerini kestiğiniz yazıları varsa, hiç yabancılık çekmezsiniz. Batılılaşma İhaneti'ni, Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu kitaplarını okumayanlar varsa mutlaka okusunlar. Tamam Doğan, Ankara'dadır ve İstanbul'a arada bir uğrar, ya da biz onu ancak toplantılarda görürüz. Öte yanına geçtiğinizde ise onun çabalarıdır Türkiye Yazarlar Birliği'ni bugün halen kurumsal kimliğiyle dikkate değer kılan. Toplantıdan bir gün önce Millî Gazete'ye nezaket ziyareti gerçekleştiren TYB Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz, İrfan Çalışkan, Ahmet Fidan, Ahmet Şenol ve D. Mehmet Doğan'a yolun uzununu tarif ederek sabır testinden geçirmekle beraber Genel Yayın Yönetmenimiz Necdet Kutsal ve Yayın Danışmanımız Ekrem Kızıltaş'la muhabbetlerine kulaklarımı ev sahibi yaptım. Bu arada İbrahim Ulvi Yavuz Ankaralıları sevindirecek bir haber verdi. TYB yeni yerine taşınıyor. Vadi ve Kurtuba müdavimlerini de, oturup sohbet edecek mekan sıkıntısı çekenleri de mutlu edecek bir haber.

Türkiye mücazatta ipin ucunu kaçırdı

TYB ödül töreninde D. Mehmet Doğan'ın konuşması çok önemli bilgiler ve uyarılar içeriyordu. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da dikkatini bu konuşmaya çekmek istiyorum. Neler mi dedi Doğan? Bakalım: "Önümüzdeki yıl otuzuna basacak bir Türkiye taramasının; edebiyatımız, sanatımız, yayın hayatımızla ilgili kalıcı bir değerlendirmenin sonucunda seçilen kıymetli şahsiyetlerin bir araya gelmesi vesilesi ile burada bulunuyoruz. Her yıl çekilen bir Türkiye resmi, yarına kalacakların resmi 29. defa çekildi; bu kareye giren eser sahiplerini canı gönülden tebrik ediyorum. İnsanoğlu mükafatla da, mücazatla da sınanır. Önemli olan bu sınamalardan dengelerini muhafaza ederek geçmektir. Toplumların mükafat ve mücazat dengesini kurabilmeleri çok önemlidir. Mükafat verilecek yerde mücazat yoluna gidiliyorsa veya mücazat edilecek yerde mükafat sözkonusu oluyorsa, o toplumda insanlık ciddi hasar görüyor demektir. Türkiye mücazatta ipin ucunu kaçırdı. Kültürümüze, sanatımıza hizmeti geçen, eser ortaya koyan neredeyse hiçbir isim yöneticilerin, sistemin mücazatından kurtulamadı. İstiklâl Marşı şairi dahi!

Cumhuriyet meşhur marşta belirtildiği üzere, kanla irfanla kuruldu. Bugün irfan kelimesi unutuldu, zaten bugünkü dilde karşılığı da yok! Kan, cumhuriyettin mücazat yönünü ifade etmeye devam ediyor. Yeni Türkiye mücazat esası üzerine kurulurken, zaman zaman mükafat mevzuu da unutulmadı. Mesela 1930'lu yıllarda "Gazi Mükafatı" ihdas edildi. Fakat mükafatlandırılabilecek kimse bulunamadı! Harf inkılabı, dile müdahale düşünce ve edebiyat alanını istikrarsızlaştırdı. 1930'lu yıllarda gerçekten zikre değer eserler ortaya konulamadı. Düşünenler düşündüklerini nasıl ifade edeceklerini bilemediler. 1940'larda CHP mükafatları verilmeye başlandı. Tek parti, ödüllendirme yoluyla edebiyat ve sanat alanını tanzim etmek istedi. 1949'da Sakarya Türküsü'nü yazan Necip Fazıl, şiiri yayınlarken bu ödüle aday olmadığını açıklamak ihtiyacını hissetti. Demokrasi döneminde de tek partinin, CHP'nin ödülleri devam etti. Seçilmiş yönetimlere karşı, milletin değerlerine karşı ödüllendirmeler 1950'den sonra da sürdürüldü. Bu şemsiyenin altına 1960'larda, 70'lerde koyu ideolojik ödüller de girdi. Değere değil, tarafa, tarafgirliğe; ideolojik çarpıtmalara ödül verildi. Böylece birçok ödüllü sahte şöhret üretildi. Bu sahte şöhretlerin hiç biri günümüze gelemedi. Türkiye Yazarlar Birliği'nin 1980'in başlarında bu ödüllendirme sistemine karşı çıkışı bir isyandı. Değerler adına, gerçekler adına bir isyan. Yunus Emre gibi, şehre varmış ve feryad ü figan koparmıştık. "Kastım budur şara varam/ Feryad ü figan koparam." TYB'nin yaptığı bir ödüllendirme değil, değerlendirmedir. Ödül kelimesine de, sahte şöhret düzenini besleyen ödüllendirmelere de karşı idik. Bu yüzden yılın yazarlarını, fikir adamlarını ve sanatçılarını seçiyorduk. İşte bu yıl bu değerlendirmelerin 29. senesindeyiz. 29 yılda, yüzlerce kişi, değer ortaya koyan değer TYB'nin listesinde yer aldı. Bu isimler, yakın dönemde edebiyatımızın, düşüncemizin, sanatımızın gerçek yapıcılarıdır. TYB on yıllar boyunca görülmeyeni, kör olunanı, sağır kalınanı, yok sayılanı gördü ve gösterdi. Millete gerçek değerleri tanıtmaya çalıştı. Bu ödüllendirme sisteminde para yok. Jüri kulisi yok. Al gülüm ver gülüm yok. Müracaat yok, başvuru yok... Mesleki bir kuruluşun geniş zeminli değerlendirmesi var.

Aziz misafirler, yılın yazarları, fikir adamları ve sanatçıları. Elbette yaşadığımız günün, zamanın konularının dışında değiliz. Bugünlerde Türkiye, Anayasası ile mücadele ediyor. Gerçek bir anayasa arayışının, aidiyetle meşruiyet dengesini kurabilecek bir mutabakat metninin oluşturulması için ilk ciddi adımlar atılıyor. 60 artı 80 askeri anayasalarını, mücazat anayasalarını muhafaza ve müdafaa etmekte kararlı olan oligarşik kesimler cansiperane bir mücadelenin içindeler. Kime karşı? Elbette halka karşı!

Türkiye'nin, halkın gerçek bir meşruiyet tanımına dayanan bir anayasa ile ödüllendirilmesini asla istemiyorlar.

"Mücazat sürsün, bu halk mükafattan anlamaz!" diyorlar. Onlara göre halk ancak mücazatla idare edilir! Halkın üzerinden baskıyı, kamçıyı eksik etmeyeceksin!

Şortlu Noel Baba bizim derdimiz değil

Kültür hayatımızın gerçek değerleri olan sizler kültürel alanın ciddi bir yoksullaşma ve zafiyetle karşı karşıya olduğunun elbette farkındasınız. Binlerce eser yayınlanıyor, okuyucusunu bulamadan, asıl ulaşması gerekenlere ulaşmadan unutuluşun karanlığına savruluyor. Mevcut kültür bakanı Türkiye'nin kültürünün cahili, değerlerinden bi behre. Mevcut bakan kültürümüzün mücazat kutbu. Fatih Sultan Mehmed Vakfı Ayasofya'yı hangi dinlere tahsis edeceğini bilemiyor! Eğer İstanbul fethedilmişse, bu fethin varisi isek, İstanbul'daki varlığımızdan şüphe etmiyorsak, Ayasofya'nın ne olması gerektiği hususunda da bir şüphemiz olmaz, olamaz.

Bakanın Ayasofya ile ilgili ayaküstü açıklamaları, cehaletin ve şuur yoksunluğunun en açık örneği. Bakan Noel babayı karlar ülkesinden güneşler ülkesine getirmek için beyhude mesai harcıyor. Noel babayı şortlu veya kürklü tasavvur etmek bizim işimiz veya derdimiz değil. Farklı bir medeniyetin ve kültürün değeri, figürü üzerinde tasarruf hakkı iddiası saçmalıktan başka bir şey olamaz. Batının ölü kültürünün bakanı kültürümüzün hiçbir gerçek meselesinin çözümü için kılını kıpırdatmıyor. Bu bakan, hükümetin kültür siyasetinin, hatta görüşünün olmadığının tecessüm etmiş bir numunesi

Değerli misafirler, bu sene TYB'nin resmine giren, yani ödül alan isimlerle ilgili bilgilere dikkat edilirse, 1930 ila 1974 yılları arasında doğanların aynı listede yer aldığı görülecektir. Evet, seksenlik gençler ve otuz beşlik delikanlılar! Ulu çınarlar ve ululuğa namzet çınarlar! Bu listede yer alanların çoğunluğu 1970 sonrasında doğmuş. Yarının Türkiyesine olan ümidimizi teyid etmek için çok güçlü bir sebebimiz var!"

Ödüllere geçildi konuşmalardan sonra. Ödülü takdim edilenler duygu ve düşüncelerini aktardılar. Ödüller konusunda şaşkınlar safındayım ben. Alışık olmadığım bir durum. Biliyorum geçtiğimiz yıl ESKADER ödülü gazetemizin kültür sanat sayfasına verilmişti. Bu yıl Türkiye Yazarlar Birliği ödülü layık görüldü sayfaya. Gazeteyi temsilen oradaydım. Şunun farkındayım elbet. Millî Gazete'nin kültür sayfası çok eskilerde de şimdi de en diri sayfalar arasında. Bunda benim payım yok. Daha ziyade gazetenin verdiği değerle, okurların ilgisiyle alakalı bir durum. O yüzden temsil ettiğim sayfaya ödül verilmesi elbette hoşuma gitti. Eh, ben de magazinin tüm boyutlarıyla medyaya çöktüğü bir dönemde gazetelerden neredeyse çekilmek üzere olan kültür sanat sayfaları adına aldım takdim edilen ödülü. Gazetemiz adına toplantıyı takip eden Selami Çalışkan, bir yandan koca fotoğraf makinesini tutarken bir yandan da kürsüden inen yaşlı büyüklerimize yardımcı oluyordu, çok mutlu oldum. Haber mi insan mı derseniz, Selami Çalışkan derim!

Bizi 'kültür'den koparanlar affetsin!

Sonrasında ESKADER'in ödül törenine gitmek üzere bu kez haberci olarak Ali Emiri Kültür Merkezi'ne yola koyuldum. Ödül alanları tebrik ettik, dostlarla hasbihal eyledik. Abdurrahman Şen, Şükrü Kamber, Ömer Çakkal, Elif Çakır, İsmail Demirci ve Nesime Ceyhan'la çay soda içtik, sohbeti kâr saydık. Ardından tekrar Kızlarağası'na. Çünkü Naat Akşamı vardı ve şairler "Efendimiz"e yazdıkları şiirleri okuyacaklardı. İçerde şiir dinledik, dışarıda şairlerle 'dem'lendik. Çaylar güzeldi bu arada. İbrahim Tenekeci 'sözü yormadı' Masanın etrafındaki sandalyeler hiç boş kalmadı. Adem Turan'la Gazze üzerine konuşmadan edemedik. Uzun süredir göremediğimiz dostları kendimize 'yakîn' eyledik. Dünya Bizim'den Elif Karacan'a ayaküstü bir söyleşi verdik. Çok zor konularda konuşturdu beni. Eleştiriler ağırsa bizi 'kültür'den koparanlar affetsinler beni!

Geceyi Üstad Sezai Karakoç'un yanında bağlayalım dedik. Zafer Acar'la yola çıktık. Bir grup şairi üstadı beklerken bulduk. Üstadı ve sohbetini özlemişim.

Ertesi gün gazetelere baktım. Millî Gazete her zamanki gibi tevazuunu koruyordu. Alınan ödülle ilgili haberler beklediğim gibi ilgilisinin bulabileceği kadar verilmişti. Bu kadar tevazu fazla diyenler olabilir, ama biz böyleymişiz ne yapalım! Vakit, yazarı Abdurrahman Dilipak'ın aldığı ödülü büyük görmüştü. Hüseyin Kulaoğlu'nun haberi de 'işte bu!' dedirtti. Darısı bizim başımıza dedik.

İşte bir ödül macerası. Gelecek nesiller ödül nasıl bir şeymiş, hangi duyguları yansıtırmış alanlara, merak ederlerse diye yazdım bunları. Dudağımda bir türkü, sırtımı sıvazladım kendimin ve 'yürü' dedim. Birlikte yürüyoruz!

Kaynak: Milli Gazete

Bu haber toplam 959 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim