Okurunu akl-ı selime, kalb-i selime ve zevk-i selime davet eden bir kitap: Geldik Sayılır

Okurunu akl-ı selime, kalb-i selime ve zevk-i selime davet eden bir kitap: Geldik Sayılır
Bir insanda varlık bilinci ne kadar güçlüyse, varlığın hikâyesini anlatma kabiliyetinin de o kadar güçlü ve derinlikli olduğunu görüyorsunuz, İbrahim Tenekeci’nin Geldik Sayılır adlı kitabını okurken.
“İnsanın aslı olan tabiat”tan uzak bir yaşam standardıyla muallel olan ve bunun neticesinde kiraz ağacı ile vişne ağacını dahi birbirinden ayırt edemeyecek kadar tabiata yabancılaşan modern şairlerin varlığının günümüz şiirinde inandırıcılık sorununu da beraberinde getirdiğini düşünen yazar, hepimizi “Allah’ın tabiatının” bir parçası olarak görüyor ve parçası olduğumuz şeyden habersiz yaşamamızın en azından edebiyatçılara yakışacak bir davranış biçimi olamayacağını ısrarla vurguluyor. 
 
Yazar iki bölümden oluşan kitabının birinci bölümünde yaptığı yolculuklardan ama çoklukla dağlara olanlarından bahsediyor. Bu yolculukların hiç birine kendi başına çıkmıyor yazar, hep, aynı dili konuşan ve birbirini sadece konuşurken değil susarken de dinleyip anlayabilen bir ekip ile hareket ediyor. İlgili satırları okurken farkında olmadan siz de kendinizi o ekibin içinde buluyorsunuz. Kararlaştırılan yere vasıl olabilmek için daha gün doğmadan onlarla beraber yola düşüyor, onlarla beraber günün ilk ışıklarında mütevazı bir mekânda çoğunlukla çorbadan oluşan bir menüyle kahvaltı yapıyor, dumanı üstünde mis gibi çayı yudumluyor, onlarla beraber tabana kuvvet dağa tırmanıyor, rakım yükseldikçe ve yoruldukça nefes nefese kalıyor, vücudunuza işleyen karın ve rüzgârın etkisiyle iliklerinize kadar donuyor, onlarla beraber çalı çırpı toplayıp ateş yakıyor, o ateşin bir kenarında siz de ısınıyor ve közde pişen çay eşliğinde saatlerce süren ve tadına doyum olmayan emsalsiz muhabbetlere dahil oluyorsunuz.
 
En büyük handikaplarımızdan biri olsa gerek eşyanın hakikatini sadece zahirde görünende aramak... Hâlbuki hakikat ancak maddi/fiziksel nitelikler aşıldığı zaman kendini izhar ediyor. Elbette varlıkların hakikati sabittir ve müstakil bir anlama sahiptir. Âlem, bir hayal yahut yanılsama değildir. Fakat akıl sahibi varlıklar olarak aramamız gereken hakikat görünen suretlerin ötesindedir. İşte bir eşyanın, bir varlığın zahirde göründüğünden daha fazlasının nasıl olabildiğini, daha fazlasıyla nasıl okunabildiğini müşahede ediyorsunuz, gözleriniz Geldik Sayılır’ın satırları üzerinde gezerken.
 
Dağların zarif elbisesi: Kar
 
Mesela dağ deyip geçmemek gerektiğini fark ediyorsunuz. “İnsan çeşit çeşit, yer damar damar” denmiş. Dağların da öyle olduğunu görüyorsunuz; kuru bir yükseltiden ibaret olmadığını, her şeyden önce bir kültür, Hüsrev Hatemi’den mülhem duygusal bir canlı olduğunu idrak ediyorsunuz. Yine kimi dağların eli sıkı, kimilerinin ketum, kimilerinin ise geçimsiz olduğunu öğreniyor, silahın bile şakası söz konusu olabilecekken dağların şakasının asla söz konusu olmayacağı gerçeğiyle irkiliyorsunuz. Dağ ile baba imgesinin birbirini tamamladığını, çünkü her ikisinin de güven ve korku verdiğini kendi deneyim ve tecrübelerinizi de işin içine dâhil ederek onaylıyor, dağların da bir siyasi kimliğinin olduğunu, mesela Erciyes ve Ilgaz dağlarının sağ görüşlü, ama ülkemizdeki dağlarının çoğunluğunu sol görüşlü olanlarının oluşturduğunu okurken şaşa kalıyorsunuz. 
Bu haber toplam 95 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim