Olmak ve Yapmak

S. Cenap BAYDAR

Küçük bir çocuk gördük mü sorarız:

- Büyüyünce ne olacaksın?

Bu soru yanlış bir sorudur.

Bu soru, kültürel genlerimizin derinliklerine sinmiş, sakat bir varlık kavrayışının yansımasıdır aslında.

Çocuğa "büyüyünce ne olmak istediğini" değil, "büyüyünce ne yapmakistediğini" sormak gerekir.

Olmak pasif bir eylemdir. Öznesinin çabası olmadan dış faktörlere, özellikle de zamanın akıp geçmesine bağlı olarak gerçekleşir.

Kavun olur, karpuz olur, kızılcıklar olur, yaz olur, tatil olur ama insan "olmaz"!

İnsanı insan yapan "yaptıklarıdır".

Ama nasılsa bizde oluşlar, emeklerin değil beklemenin neticesinde gerçekleşir.

Eğitim fakültesine kapağı atarsan, biraz da atama beklersen eninde sonunda öğretmen olursun.

Askerlikte harbokulundan mezun olduktan sonra "arazi olup" bir maraza çıkarmadan yeteri kadar beklersen komutan olursun.

Üniversitede asistan olduktan sonra asla suya sabuna dokunmadan yeterince beklersen profesör olursun.

Nüfuzlu bir dayın varsa, düzenli olarak suyu verilen bir saksı çiçeği misali solana kadar bir köşeyi sessiz sedasız işgal eden, daha sonra unutulup giden bir memur olursun.

Ama bu oluşlardan, kendin, ülken, inancın, insanlık ve yaşadığın dünya için "ne yaptın" sorusuna bir cevap çıkaramazsın.

Olmak tek başına kıymetli bir şey değildir.

Kıymetli olan, yapmanın neticesinde gerçekleşen oluştur.

Kafamızdaki insan tasavvuru, bir ucunda "olmak" diğer ucunda "yapmak" olan bir skalada kendimize seçtiğimiz yere göre şekillenir.

Bugün yaşadığımız pek çok problemin temelinde, kendimize "yapmaktan" çok uzak, "olmaya" pek yakın bir yer seçmiş olmamız yatmaktadır.

İtikadımızı ele alalım mesela.

Kitabımıza[1] göre insan için sa'yından (çabasından, yapıp ettiklerinden) başka bir şey yoktur.

Ülkemizde genel geçer inanca göre ise Müslüman olmak için kelime-i şahadet cümlesini söyleyivermenin ötesinde bir şey "yapmak" lüzumsuzdur.

Çok garip değil mi?

Adil olmasak da, Allah'ın bizden ne istediğini öğrenmek için parmağımızı bile kıpırdatmasak da, muhtacın, fakirin, yetimin yardımına koşmasak da, namaz kılmasak da, oruç tutmasak da,  Müslüman "oluşumuza" bir halel geleceğini düşünmeyiz.

Yapılması gerekenleri yapmakta başarısız olduğumuz gibi yapılmaması gerekenler konusu da pek umurumuzda değildir.

Velev ki bunlar dinin açıkça yasakladığı şeyler olsa bile!

Yalan söylesek de, hırsızlık yapsak da, cinayet işlesek de, zina etsek de, rüşvet alıp versek de, kumar masalarında sabahlayıp sarhoş gezsek de tastamam Müslüman kalabileceğimize inanırız. 

Halbuki Kur'an-ı Kerim'de yüzü aşkın ayette "inanmak" "salih amel"işlemekle, iyi ve doğru şeyleri "yapmakla" beraber anılır. Yani kuru kuru inanmak (olmak) yetmez, gerçekten inanmanın göstergesi o inanç doğrusunda ameller işlemek, yani "yapmaktır".

Eğer futbolcuysanız krampon giymeniz, sahaya çıkmanız, koşmanız, topa vurmanız gerekir. Ben bunları yapmayan bir futbolcuyum diyebilir misiniz? Yahut bunu söyleyen bir kişinin herhangi bir futbol takımında kendine yer bulmasını bekleyebilir misiniz?

İnşallah bu konuya devam edeceğiz.

 

 

[1]             Necm Suresi 39.ayet

Bu yazı toplam 392 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim