Ömer Lekesiz yazdı : Tezsiz edebiyat tezi

Ömer Lekesiz yazdı : Tezsiz edebiyat tezi
Yetmişli yıllarda üretilmiş edebî bir "altın kâse"dir, "tezli / tezsiz edebiyat!" terimi.
omerlekesizYetmişli yıllarda üretilmiş edebî bir "altın kâse"dir, "tezli / tezsiz edebiyat!" terimi.

Küçümseyici bir söyleyiş tonu vardır; güya tezsiz yani "has" edebiyat taraftarları, Müslümanların ve Sol'un dini ve ideolojik kaygılarla ürettikleri edebiyatı sınıflandırmak için kullanırlar bu terimi.

Sol edebiyat içinde elbette bir karşılığı vardır tezli / tezsiz edebiyatın.

"Köy Enstitülü yazarlar"ın köy vaazlarından oluşan roman, öykü, şiir tanımlı kitapları toplansa bir kağıt fabrikasının on yıllık hammadde ihtiyacını karşılar.

Asım Bezirci, "toplumcu gerçekçi" olmayan yazarı, değil yazar adam yerine bile koymaz.

Bir de Moskova tarafı vardır konunun.

Örneğin, Alain Badiou'nun kelimeleriyle- Stalin çeşnili bir Platoncu olan Brecht'in Platon'a özenerek sanatları iyi ve kötü diye sınıflandırmakla yetinmeyip, didaktik (Platoncu) sanatın içinkin kurallarını oluşturmak üzere harcadığı emeği bizim solcularımız beğeniyle izlemek zorunda kalırlar.

Plehanov da var ama onun görüşlerini anlatmak için bu sütun yetmez; onun görüşlerini merak edenler "Sosyalist Açıdan Toplum Sanat Eleştiri" adlı kitabına bakabilirler.

Hal böyle olunca Sol'un tezli / tezsiz edebiyat ayrımını önemsemesi, bu terimleri kendisine göre iyi edebiyatın önünü açmak için kullanması normaldir.

Sakız gibi çiğnenerek çürütülmüş, 12 Eylül'den sonra da ruhuna Fatiha okunmuş "toplumcu gerçekçilik"in bir zamanlar Bezirci, Fethi Naci ve Ahmet Oktay tarafından yüceltilmesi de şaşırtmasın sizi; Sol tezsiz edebiyatı bile bir tez çevresinde savunmanın ötesinde, şunca yıldır kalemini bir kez olsun tezsiz edebiyat için oynatmamıştır. Oğuz Atay da buna dahildir.

Bu "altın kâse" konusunda beni asıl şaşırtan Müslümanların, en azından bir zamanlar Müslümanların elinden kahve içenlerin onu gündelik yorum, değerlendirme işlerinde aynı rahatlıkla kullanabiliyor olmalarıdır.

Solcu bir yazar söz konusu terimi, iyi ve kötü edebiyatı tasnif etmek için kullanabilir ama bir Müslüman kullanamaz.

Çünkü, daha edebiyatın tanımından başlayan giderilemez bir farklılık vardır aralarında.

Son tahlilde Müslümanların dünya hayatını güzelleştirmeyen, idraklerini parlatmayan, düşüncelerini renklendirmeyen, söyleme biçimlerini güçlendirmeyen, farkı farketmelerini sağlamayan bir edebiyat, öte tarafta verilecek hesabı güçleştiren mâlâyâni bir uğraş olmaktan başka bir değer ifade etmez.

Bu tam da tezli / tezsiz edebiyat ayrımlarını gereksizleştiren bir yaklaşımdır.

İyi ve güzel sözün ölçütü Kelâm-ı Kadîm'dir. Kelâm-ı Kadîm, kötü sözün varlığını kabul eder ancak ona uygulama alanı bırakmayarak onu geçersizleştirir. Dünya kelâmı da ancak bu ölçüte olan uygunluğuna göre sınıflandırılır.

Müslüman yazarın derdi edebiyat(la) bir şey yaratmak değildir; kendisinden önce söylenmiş olanı, zamanına uygun anlayış ve formla illâ ki estetik düzeyde yeniden, güya yeniymiş, ilk kez söyleniyormuş gibi tekrarlamaktır.

Müslüman yazar, tekrarı tekrarlayarak tekrarlanamaz(mış) gibi olana ulaşır.

Ölçüt, amaç ve uygulama böyle olunca tezli / tezsiz edebiyat terimi, Müslümanlar nezdinde "nesebi gayrisâhih bir terim"e dönüşür.

O halde, tezli / tezsiz edebiyat terimini Müslümanların edebiyat müktesebatına uygulamaya kalkışanların gözettikleri yarar ne olabilir?

Farklı -câzip- bir şey söyleyerek görünür olmayı hedefliyor olabilirler.

Veya, kendi kafa karışıklıklarını, aşınan kimliklerini, nesebi gayrisâhih düşüncelerini, entelektüel bir çaba içinde örtme niyeti taşıyor olabilirler.

Ya da ödünç terimlerin, Batılı teorisyenlerden aşırılmış cafcaflı epigrafların içini doldurmaya ancak kifayet edebilen zihnî kâbiliyetlerini, indirgemeci bir algıyla yanlış yer ve zamanda ve yanlış olarak kullanıyor olabilirler.

Bu yarar avcılarına, Doğu'nun ve Batı'nın şaheserlerini yazmış olanların yazma niyet ve eylemlerini anlamalarını tavsiye etmekten başka bir şey gelmez elimden.

Kafka'ya baksınlar örneğin, Tevradî bir trajediyi edebiyata tercüme eden Kafka, kıyametin eşiğini göstermeye çalışmaktan başka ne yapar?

Tolstoy'a, Dostoyevski'ye baksınlar; İncil'in dramatik özünden hareketle, insanın binbir yüzünü keşfe çalışmazlar mı?

Attar'a, Hafız'a, Hayyam'a baksınlar; hikmet ve bilginin söz terazisini bir emanet olarak taşımaktan ve devretmekten başka bir görev üstlenmişler midir?

Ah evet, basit bir hinlikle, "biz tezli / tezsiz ayrımıyla Mustafa Kutlu'nun ve Hekimoğlu İsmail'in edebiyatını kastediyoruz" diye savunacaklardır kendilerini.

Konu buraya dayanınca ne düşündüğümü açık açık söyleyeyim mi?

Minyeli Abdullah'ı, tezsiz edebiyat sahtekârlığıyla üretilmiş bin kitaba değişmem.

Mustafa Kutlu'nun tezsizliği içinde bereketlenen ulvî tezi de bunu fark etmekten aciz olanlarla tartışmam.

Çünkü "tez'i olmak", ontolojik bir seçimdir.

Ancak modern teorileri, ödünç terimleri kendilerine put edinenler bu seçimin nedenini bilemezler.

07.02.2011

Yeni Şafak

Bu haber toplam 599 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim