Ömer Lekesiz yazdı : Yeniden "Devlet Ana"

Ömer Lekesiz yazdı : Yeniden "Devlet Ana"
Kemal Tahir'in Devlet Ana'sı 1967'de yayınlanmıştı. Devlet Ana'yı ilk okuduğumda, Yozgat İmam Hatip Okulu'nun son sınıfındaydım; yıl: 1976.

omerlekesizKemal Tahir'in Devlet Ana'sı 1967'de yayınlanmıştı. Devlet Ana'yı ilk okuduğumda, Yozgat İmam Hatip Okulu'nun son sınıfındaydım; yıl: 1976.

1976'yı, iyiden iyiye keskinleşen sol, sağ ve Müslüman ayrımlarının taşradaki okullara da sıçradığı yıl olarak hatırlıyorum. Nasıl olmuşsa olmuş, daha düne kadar kol kola gezdiğimiz arkadaşlarımızdan bazıları Müslüman, bazıları da ülkücü oluvermişlerdi. Ben Müslümanlardandım, yani ülkücü olan arkadaşlarımızı ümmet düşmanı bir kürdün (Ziya Gökalp'in) iğvasına uymakla suçlayanlardan...

Solcular mı? İmam-Hatip'te solcu ne gezer! Onlar zaten "toptan kafir" olarak bizi "dışarıdan" kuşatmaya çalışan diğer düşmanlarımızdı.

Bu hal ve vaziyette Devlet Ana'yı neden ve nasıl okuduğum malum...

Solcunun biri, kitabında Yunus Emremize şarap içiriyordu ve ben o bilgiyi edinmiş olmanın verdiği gayretle tüm solcuları İslâm düşmanı olarak damgalama yetkisini güya üstlenmiş bulunuyordum.

12 Eylül darbesine çıkan günlerde Devlet Ana'yı tekrar okuyuşumsa farklı bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştı.

Devlet Ana yüzünden Müslümanlarca aforoz edilen Kemal Tahir'in, yaşarken yayınlanan son romanı "Yol Ayrımı" yüzünden de kemalist-solcularca aforoz edilmesi bana hayli ilginç gelmiş ve bu "aforozda eşitlenme"den işkillenmiştim.

Kemal Tahir konusunda ya solcular yanılıyor olmalıydılar ya da Müslümanlar veya ikisi birden...

Ve Devlet Ana'yı ikinci okuyuşumda gördüm ki, Kemal Tahir konusunda iki taraf da yanılıyordu.

Devlet Ana'yı şimdi tekrar okuyorum.

Bu defa, heterodoksi ile ilgili tartışmaların yeniden alevlenmesi yüzünden...

Bunu derken, heterodoksi (Bektaşilik-Alevilik) konusunun benim üstünde kalem oynatmayı düşünemeyeceğim kadar derin bir konu olduğunu da hemen söylemeliyim; hazır Ahmet Yaşar Ocak'ın heterodoksi ile ilgili çalışmalarını topluca okumuşken, onun Kemal Tahir tarafından roman diliyle sunuluşunu da yeniden hatırlamak için okuyorum Devlet Ana'yı...

Merhum Selçuk Eraydın, sülûk silsilesi bakımından, Peygamber (sav)'den gelen üç tarikat kolunun, "Yeseviyye Tarikatı"nın kurucusu Ahmed Yesevi'de son bulduğunu belirterek, şu bilgiyi verir: "Nakşbendiyye Tarîkati'nin, Aldü'l Hâlik Gücdüvânî'nin mânevî terbiyesiyle yetişen Bahâeddin Nakşbend tarafından te'sisi ve bu tarîkatin Yesevî nüfuz sahasında intişârı, âdâp ve erkanının da o tarikate çok benzediği göz önünde bulundurulursa, Ahmed Yesevî'nin Nakşî Tarîkati'ne uygun bir görüşe sahip olduğu anlaşılır." (Tasavvuf ve Tarikatlar, İFAV, İstanbul 2008)

Kemal Tahir de yeni devletin kurucu unsuru olan "Anadolu mayası"nı, doğrudan Yesevilik'le ilişkilendirirken, yeni yurt edinilen topraklardaki Hristiyan halkı "ürkütmeyen" bir din dilinin ve uygulamasının esas alındığını Osman Bey'in şu sözleri üstünden somutlaştırır:

"... Bu zamana kadar hiç görmediği, bilmediği bir düzeni götürüp Bizans köylüsünü şaşırtıp ürkütmek de yok! Köleliğe karşı Frenk soygununa, zulmuna, ırz düşmanlığına karşı biz hoşgörü, dayanışma, can, ırz, mal güvenliği sağlayacağız. Alınteriyle çalışanlar bizden yana olacak ister istemez... Bizim, suyumuzun akarı budur, Şeyhim, şimdilik de günbatıyadır. (...) Batıya yöneleceğiz! Talan etmeyeceğiz! Din yaymaya çabalamayacağız. Tersine herkesin inancına saygı göstereceğiz! İnsanlar arasında din, soy, varlık bakımından hiçbir üstünlük tanımayacağız! Günbatının Karanlık Dünyası, karanlığını yüzyıllardan beri, sınırımıza sürmekte, bizi boğmaya çabalamaktadır. Yolunu kesene kuduz it gibi salacaktır. Bu sebeple yükleneceğimiz iş ağırdır. Gireceğimiz geçit derindir."

Devlet Ana, ilgili konularda cevapladığından çok daha fazla sorunun sorulmasına neden olduğu için yeniden ve yeniden okunmalıdır asıl...

Olgu ve olayların kendi bütünlüğü ve kendi tarihsel şartları içinde yeniden kavranması için...

Bunu sağladıktan sonra, Abdurrahman Arslan'ın şu belirlemesine kendiliğimizden zihin yormaya başlayacağız:

"Osmanlı'nın kuruluş başlarında mutlak bir otoriteden çok, tarikat anlayışı ve bu hususta bilgi sahibi olan insanların ortak katkıları ve desteklerinin oluşturduğu bir yapıdan bahsetmek mümkündür. Fakat süreç, bilhassa İstanbul'un fethinden itibaren otoritenin, başta sultan olmak üzere ondan sonra gelen tek tek şahıslardan çok; kendi içsel hukukunu da var eden, dışarıya kapalı bir 'tüzel kişilik', 'iktidar alanı' olarak tanımlanabilecek yapıya evrilmiştir. Bu yapının günümüz Cumhuriyet döneminde de kendini belli eden en açık özelliği otoriter ve tahakkümcü olmasıdır." (Modern Dünyada Müslümanlar, İletişim, İstanbul 2010)

O halde buyurun, yeniden Devlet Ana!

Ve yeniden Kemal Tahir!

11.10.2010 Yeni Şafak
Bu haber toplam 915 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim