Ömer Lekesiz'den: Göstere göstere göstermemek

Ömer Lekesiz'den: Göstere göstere göstermemek
Uzun zamandır resim sergilerine uğramamıştım. Geçen gün peşpeşe 5 resim sergisini gezdim, pişman oldum. Kelime nimetinin incinebileceği endişesiyle, o sergilerin ressamlarını ve temalarını bildirmeyeceğim.

Ama yaptığım daha çok iki alanın arasındaki sınırla ilgiliydi, diğer alana ayak basmam ise yakın zamanda almaya başladığım minyatür eğitimiyle oldu" diyor ve "minyatür evreninin çizgilerini telle takip etmeyi" denediğini belirtiyor sergisiyle ilgili kısa bilgi notunda.

"Diğer alan" dediği İslam Sanatları.

Batı Sanatını "isteyerek", İslam Sanatlarını ise "eksiklik duygusuyla" öğrenen biri olmakla, kendisiyle aynı tutum içindeki diğer yerli sanatçıların çelişkilerini, zorluklarını ve problemlerini de temsil ediyor bir bakıma Şermet...

Çünkü, Batı'yı "asıl", "İslam"ı "ek" saymakla başlıyor edebiyatından, çinisine kadar "yerli sanat"ın problemi.

Kötü niyetlisi oryantalist, iyi niyetlisi ise sıradan bir kiracı oluyor sonuçta.

Şermet, "eğitiminin dışındaki alana" yeni ayak bastığı için bu sonuçlara tâbi değil henüz; öğreniyor ve yeni şeyler yapmaya çalışıyor.

Sanatta seçkinleşmek açısından merakını anlıyorum, öğrendiklerinin ne olduğunu ise ancak tahmin edebilirim ama son sergisinden hareketle "iki alanın arasındaki sınırla ilgili" açık bir görüşe sahip olmadığını söyleyebilirim:

Minyatür, hat ve şiir'le bağlantılıdır. Hat'ta sürekli olanla simültane olanın birlikteliği, divan şiirindeki beyit'in işlevi, minyatürde çizgi ve renk dengesi, hareketin "sağ"dan başlaması... İslami sanatların kodları olarak öğrenilmez ve daha da önemlisi kültürel planda özümsenmezse "tel"le yaptığınız minyatür de olsa olsa tel-karikatür (veya telkâri-katür) olabilir.

Şermet, doğal olarak "kendi çağından" besleniyor. İlginç olan asıl büyük probleminin tam da bu ilk çıkış noktasından kaynaklanıyor olmasıdır.

Örneğin, özü itibariyle non-figüratif olan İslam sanatlarına mahsus minyatürdeki renkle uyumlu olan çizgiyi, salt çizgi olarak (kemikten eti sıyırır gibi) sıyırıp almakla kalmayıp, onu yeni bir yüzeye aktarırken hak ettiğinden fazla "belirginleştirmek", salt çizgiye değil, bakış'a da eziyet etmek oluyor.

Nesne, sınırı olan-dır. Ancak nesne, sınırlı oluşundan çok daha fazlasıdır. Bu yüzden, biz nesneyi -Marleau-Ponty'nin kelimeleriyle- "neredenin apaçıklığı" olan "uzay"da sınırlarıyla idrak ederiz ama sınırsızlığıyla (tüm öz-el-likleriyle) kavrarız.

Bu denge abartılı olarak ihlal edildiğinde, nesne ya sınırların silikleştirilmesi yoluyla vuzuhsuzluk kazanarak bakışımıza değ(e)meyip kendini geçersizleştirir ya da sınırlarının belirginleştirilmesi yoluyla bakışımıza "abanak" onu doğal bir tepkiyle görüş alanımızın dışına itmemize neden olur.

Her iki durum da "göstere göstere gösterememenin" açık bir sonucudur.

Demem o ki, Şermet, İslam sanatlarını öğreniyor, üstünde düşünüyor, bir Batılı olarak, yeni öğrendikleriyle yeni neler yapabileceğine zihin yormakla kalmıyor, bir karara varıp ince ince "sentez işleri" yapıyor.

Sentez ise bir ara yoldur; çözümsüzlükte bir çözüm bulmaktır ancak ille de göstererek görünmek (ki sanat biraz da budur) niyetiyle yapılan sentez farklı iki sanat anlayışını katıştırarak bulanıklaştırmanın, yanyana durmaya zoraki ikna etmenin ötesinde bir değer ifade etmiyor; dolayısıyla ortaya konulan çaba ve zahmet "göstere göstere gösterememe"nin karşılığına dünüşüyor.

Bunlara rağmen, Şermet'in, "...bir tür muğlak sınır olarak tanımlanan bir ülkenin çocuğu olarak" kendine ait olanı arama niyetinden umutlu olmak da gerekiyor.

"Muğlak sınır", bir idrak zafiyetidir; Batılı ve/ya Doğulu bir sanat anlayışının içinde, dışında, içinin dışında, dışının içinde, içinin içinde ve dışının dışında olup olmama kararsızlığıdır.

Şermet'in bu doğrultuda "kendi içinde olup bitenleri anlayabilmek için" yaptığı son ürünler –yukarıda belirttiğimiz nedenlerle- henüz silik bir eşik hükmündedir.

Ama bu eşiğin giderek netleşmesi sadece Şermet'in değil, yerli sanatın da kazancı olacaktır.

 23.05.2011 Yeni Şafak

Bu haber toplam 406 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim