• İstanbul 32 °C
  • Ankara 29 °C

Önemine binaen ”Ortadoğu’nun Türkçesi” kitabının sunuşu

Önemine binaen ”Ortadoğu’nun Türkçesi” kitabının sunuşu
Arap dünyası, İslâm âlemi... Katar meselesi ile bir daha görüldü ki, içi boş ve mânasız lâfızlardan ibaret. Hiç bir zaman vahdeti gözetmeyen, sürekli tevhidi boşlayan bir dünyadan söz ediyoruz.

Bunların dini imanı ne? Yalnız ve ancak dünya iktidarı! Servet biriktirmek, bu biriktirdiklerini Avrupa’nın, Amerika’nın gücüne güç katacak şekilde kullanmak. Zayıf Müslüman kardeşini gözetmek bunların kitabında asla yazmaz. Bugünkü dünyada sadece Müslüman görünme yarışı var, Müslüman olma teferruat! Bu âlemde siyaset madden sürekli büyüttükleri, manen devamlı küçülen koltuklarından, tahtlarından ibaret. Stratejik akıl, dünya hükümranlarına karşı dik duracak omurga geçmişte mevcut değildi, şimdi de yok!

Böyle bir vasatta, önemine binaen D. Mehmet Doğan’ın Ortadoğu’nun Türkçesi kitabının sunuşunu yayınlamak ihtiyacını duyduk.

 

Sunuş: Ortadoğu’yu Türksüz yönetmek kolay!

*

Geçen Yüzyılın savaşı, Birinci Cihan Harbi bitmedi! Bu savaş, açık konuşalım: İslâm dünyasından Türkleri tecrit etme savaşı idi. İngilizlerin 1940’larda verdiği isimle “Ortadoğu” denilen İslâm’ın merkez topraklarını bin yıldan fazla Türkler yönetti. Eğer bu dönemi tanımlarken etnikliği aşan “Türk” kavramını unutursak, hakikat temelli bir tarih yorumu ortaya koyamayız.

İslâm dünyasında Abbasî hilafetinin son döneminde başlayan Türk hanedanlı/yönetimli devletler Mısır’dan İran’a, Orta Asya’ya, Hindistan’a ve hatta Doğu Avrupa’ya kadar yayıldı. Selçuklular Anadolu’yu İslâm’a kazandırdı, Osmanlılar bu hâkimiyeti Balkanlara ve Akdeniz’e yaydı. 

Sömürge imparatorluğu İngiltere’nin 19. yüzyılda bu coğrafyalardan Türkleri tecrit harekatı, önce Hindistan’da başarıya ulaştı. Timur soyundan gelen Hindistan yönetimi tasfiye edildi, Hindistan böylece sömürgeleştirildi.

Fakat asıl “yılanın başı” Osmanlı idi... Sultan Abdülhamid, halife sıfatıyla bütün İslâm dünyasına ulaşabiliyor, en kıyı bucak camilerde bile hutbelerde onun ismi zikrediliyordu. İslâm dünyasında emperyalizme karşı oluşan ve “İttihad-ı İslâm” olarak adlandırılan ortak şuurun merkezinde Osmanlı Devleti vardı.

İngilizler, 19. yüzyılın sonunda Müslümanlar arasında Osmanlı Devleti’ne teveccühün hızla yükselmesi üzerine, kuzeyde gelişen ve esasen menfaatlerini haleldar eden Rus tehdidini bir kenara bıraktılar, Osmanlıyı yok etmeyi ön plana aldılar. Bu raddede Osmanlı mülkünü Ruslarla paylaşmak İngiliz menfaatlerine daha uygun bulundu. Çünkü sömürgeciler için İslâm dünyasının uyanışını durdurmak her şeyden önemliydi.

Birinci Dünya Savaşı İngilizlere bu fırsatı verdi. Osmanlı Devleti’ni tam bir İngiliz hinliği ile Türklere yıktırdılar! Can düşmanı bir kurumu, hilafeti bize ilga ettirdiler. Hilafetin ilgası bütün İslâm âleminde büyük bir sukutuhayale yol açtı. Hindistan Müslümanları emperyalizme karşı mücadelelerinin manevî dayanağını kaybetti. Millî Mücadele’ye muazzam destek veren Hilafet Komitesi’nin yöneticileri, Ankara’ya ısrarlı telgraflar çektiler, “bunun İngiliz yalanı olduğunu açıklayın” diye...

Bu İngiliz yalanı değil, tam anlamıyla İngiliz oyunu idi!

Türkiye, bin yıllık manevî, kültürel ve coğrafî bağlarından tecrid edildi. Türkler Araplara, Araplar Türklere düşman hâle getirildi. Yüz yıl böyle geçti. Bu bağların yeniden kurulduğu 21. yüzyılın başında emperyalist odaklar, Türklerin hızlı seyreden bölge ile yakınlaşmasını durdurmak için harekete geçti. Suriye ve Irak’ta Türkiye’yi yalıtmak için bulunan yol, bu ülkelerin kuzey bölgelerini terörist kürtçü örgütlere havale etmek şeklinde gelişti. “Kürtlere” demiyoruz, terörist stalinist kürtçülere... Çünkü Türklerle Kürtlerin bin yıllık beraberliği ancak bu şekilde bozulabilir! Şimdi terörist kürtçü unsurlar Araplarla Türkler arasında bir tampon olarak konumlandırılmak isteniyor.

Türkler yüz yıl sonra yeniden İslâm dünyasından tecrid edilirse, emperyalistler açısından Ortadoğu’yu yönetmek hiç zor olmayacak!

Yüz yıl önce 2. Abdülhamid Han ve Osmanlı için yürütülen kirli propaganda bugün Tayyip Erdoğan ve Türkiye için tezgâhlanıyor. Türklerin bulunmadığı bir İslâm dünyasının yönetilmesinin zor olmadığını, bizzat kendileri itiraf ediyorlar. Bu bağlamda eski ABD Büyükelçisi James Jeffrey’in açıklamaları dikkatle okunmalı.

ABD Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sevmiyor; elbette Avrupa da! Neden? Bir sürü olumsuzluk öne sürülüyor, mesela “otoriterlik” ve hatta “diktatörlük” gibi. Fakat bunlar gerçek olduğundan değil, karalama kampanyalarında ihtiyaç duyulduğundan. Asıl sebep, Erdoğan’ın ABD’nin, Avrupa’nın yöneticilerini dinlememesi. Dinlemiyor, üstelik çelişkilerini yüzlerine vuruyor; dost olmak için yaltaklanmıyor!

Jefferey, bir gazetecinin Mesele sadece Erdoğan mı yani?” sorusunu şöyle cevaplıyor: “Erdoğan’ın da ötesinde Washington’da genel olarak Türklerden hoşlanmama durumu da var. Türk ordusu çok zor, selâm çakıp IŞİD’le savaşmaya gitmiyorlar, aylar süren müzakereler oluyor. Başka ülkeler ise 4 uçak gönderip IŞİD’le savaşıyorum diyor. Aslında hiçbir şey yapmıyorlar ama olumlu puan alıyorlar.”*

Türkiye, Cumhuriyet’le terk ettiği “Türk refleksi”ne döndü! Boyun eğmemek, güce ram olmamak, hakkın davacısı olmak…İslâm dünyasında bu tavrı gösteren/gösterebilen devlet yok. Aslında İslâm dünyasında gerçek anlamda “devlet” yok! İran elbette istisna. Kısmen Mısır. Bu devletler güçlü bir Türk yönetimi mirasının üstüne oturuyorlar. Geri kalanlar her türlü talimata, tesire, yönlendirmeye teşne. Devlet sadece ülkeyle, parayla, halkla, bayrakla, marşla… olmuyor. Devlet yönetmek ayrı bir sanat, bu sanatı cedlerimizden tevarüs ettik. O yüzden Tayyip Erdoğan gibi bir lider Türkiye’den çıkıyor.

Batılılar dünya üzerindeki zorba yönetimleri için tek direnç unsurunun Türkiye olduğunu gayet iyi biliyorlar, o yüzden Türkiye’yi İslâm dünyasından yalıtmak için ne gerekirse yapıyorlar.

Bu konuyu TYB Akademi Dergisi’nin Ortadoğu sayısında (Eylül 2015) uzunca bir makalede ele aldık. Uzun makalemizin başlığı “Ortadoğunun Türkçesi” idi. Bu kitapta bu makalenin geliştirilmiş hâli ile birlikte, bilhassa Suriye krizinin başlamasından sonra yazdığımız bazı yazıları bir araya getirdik. Bugünün dünyası içinde İslâm âleminin konumu ve Türkiye’nin kendine mahsus ağırlığı artık örtbas edilemeyecek şekilde kendini gösteriyor. Türkiye yok edilmeden, Türkler etkisizleştirilmeden İslâm dünyasını tam mânasıyla kontrol altına almak mümkün değil. Bu şartlar bizi savaş hali diyebileceğimiz bir vasatta tutuyor. Güney sınırlarımızda sürdürdüğümüz harekat bir yandan, içeride Türkiye’nin etkisizleştirilmesini hedefleyen terör öte yandan zihinlerimizi karıştırıyor. Kendimizin farkında olmak zorunda olduğumuz gibi bu savaşın da farkında olmak zorundayız. İşte bu kitap bu anlamda bir farkındalık bildirisi gibi görülmeli!

 

D. Mehmet Doğan

 


* Cansu Çambel’in mülakatı, Hürriyet 14.8.2016

Bu haber toplam 631 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim